bugün
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı53
- ispanya18
- lionel messi12
- 2026 dünya kupası23
- arjantin17
- futbol13
- ekonomi'nin 10 senedir berbat olması2
- dünya18
- messi'ye bir teselli ballon d or'u verilsin7
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali14
- en pahalı internetin türkiye de olması2
- bir kızın poposunu tokatlayarak cezalandırmak6
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- ispanya arjantin maçı kaç kaç biter7
- resim hocaları5
- ilk torun olmak2
- türkiyede güzel içecek satılmaması3
- le cola'nın 67 tl olması5
- sözlükle olan anlaşmayı fesh ediyorum4
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- uyudunuz mu arkadaşlar3
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- kahveye naber lan avradını siktiklerim diye girmek4
- şehir kurma oyunları5
- kemal kılıçdaroğlu7
- muşlettin amca bey birader bey3
- marc cucurella5
- sapık7
- türklerin ileri olduğu konular21
- uludağ sözlük diriltme operasyonu6
- gocu nerede8
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri7
- allah varsa beni milli yapsın7
- bir kadının en güzel bölgesi13
- haluk levent vs serdar ortaç6
- acile gidip acil sevgili arıyorum demek3
- donald trump6
- abd'nin iran'a girmesiyle olacak olan şeyler4
- ben geldim ayağa kalkın3
- haluk levent denince akla gelenler4
- rulette kazanma yolu2
- tefeciden borç almak4
- 2026 dünya kupası şampiyonu ispanya3
- birader yazarların birader bey yazarlar olmaları3
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı12
- şaka maka muhalif platform kalmaması4
- sözlük yazarlarının tatlıları4
- 50 tl ile rolling yapmak2
- arjantin milli futbol takımı6
en büyük günah olarak kabul edilmektedir.
kur'anda günahtır. çünkü allah'ın verdiği canı sadece allah alır.
Sonunda direk cehennem olması nedeniyle uzak durmak gerekir bari yaşarken bi şansımız var.
korkaklık ya da kaçış değil, 'alın bu sahte dünya yı götünüze sokun' deme biçmi.
günahtır.
Tanrıya son sözümü söyledim terbiye borcum yok dünyaya! diyerek çekip gitmektir
zordur bi kere ama hiç bir sebep de intihar ettiremez, ötanazi ayrı tabi.
bir insanın kendine yapabileceği iyiliklerin en başında gelmektedir sonuçta ainstein de cehennemde çoktan klimayı bulmuştur.
anlayamazsın ki...
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
aldığınız her nefes içinize zehir olarak ilemeye başlamışsa, dahası sizin küçük ve masum hayalleriniz başkalarının gerçekleriyse, yapılması gayet yerindedir.
ucuz ulan ucuz ! bin kere söyledik ya. hala aynı komiklik.
remeron diye ilaç var, reçetesiz veriliyor, iç 5 tane birden uyu. bir daha prens gelse kaldıramaz rahat ol.
remeron diye ilaç var, reçetesiz veriliyor, iç 5 tane birden uyu. bir daha prens gelse kaldıramaz rahat ol.
sürekli bir sonraki adımı düşünerek yaşamanın verdiği acı sonrası yaşanan öfke patlamasından mütevellit, alternatif kurtuluş yollarından biri olarak görülen olay.
ara sıra her insanın aklından geçen eylem. dünyanın yaşanılabilecek bir yer olup olmadığını sorgulamaya başladığınız an bu düşüncenin beyninizi kemirmesi an meselesidir.
edeceklere bir kez daha düşünmesi için ibretlik bir caps;
http://imageshack.us/phot...s/94/anansikimtwente.jpg/
bu adam hala yaşıyor. ona göre.
http://imageshack.us/phot...s/94/anansikimtwente.jpg/
bu adam hala yaşıyor. ona göre.
bencillik.
insanın kendi canından vazgeçebilecek kadar ne sorunu olabilir ki?
insanın kendi canından vazgeçebilecek kadar ne sorunu olabilir ki?
tek kelime ile salaklıktır.hayat ne kadar zorlarsa zorlasın bu dünyada tutunacak bir dalınız mutlaka vardır . zaten o da yoksa allah canını alırmış .
cesarettir. insan perişan bir halde de olsa kolay kolay vazgeçemez yaşamaktan. o yüzden eğer biri vazgeçiyorsa- akli dengesi bozuk olanlar hariç- acayip saygı duyuyorum, bir sanatçıya duyduğum gibi. belki ben garibim, bilmem.
arada bir düşünülen.
başına binbir türlü bela geldiği ve bunlardan aşırı derecede sıkılan insanların yaptığı (kendini yok etme) olarak tanımladığımız yanlış bir davranış biçimidir.
allahın verdiği canı sadece allah alabilir senin ne hakın var.
allahın verdiği canı sadece allah alabilir senin ne hakın var.
yolun sonu. umutsuzlugun dibi.
herkesin zaman zaman düşündüğü çaresizliğin son noktası.
her insanın aklının bir köşesinde daima bekleyen kaçış yoludur.
(bkz: acil çıkış)
(bkz: acil çıkış)
ölümünü seçebilmektir diye bir tanımına denk gelmiştim bir yerlerde hoşuma beğenmiştim.
bir de şöyle bir söz var;
"intihar umutsuzlukla cesaretin kesiştiği yerde gerçekleşir."
bir de şöyle bir söz var;
"intihar umutsuzlukla cesaretin kesiştiği yerde gerçekleşir."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar