bugün
- sözlüğün azması7
- filistin37
- kendini evleneceği kıza saklayan erkek6
- bir erko kişisi ile arkadaş olunur mu5
- özelden şeftalisini atan yazar14
- 10 ekim 2026 rizespor fenerbahçe maçı5
- ekmeği tuza bandırarak yemek4
- mantısıyla meşhur olan ilimiz10
- karnabahar5
- arkadaşlar bir şey soracağım12
- bir karpuz falan sikin de bitsin bu çile8
- bende sağlam patlıcan var diyen manavcı8
- pıttık fırlatma akımı6
- silvermist'e iki şey söyle20
- kayseri pastırması ile meşhur şehrimiz4
- nervio'nun canının devamlı yaprak çekmesi8
- antipanik'e bir şey söyle22
- tarhana çorbası10
- yanındakiyle yaşar aklındakiyle ölürsün4
- sözlük kızlarının kombinleri17
- parcalandim toparlanamiyorum323
- bana iyi geliyorsun diyen kız5
- uçağımı uçuracak pilot arıyorum4
- tavuk tantuni6
- bamya sever misin diyen yazar4
- geçmişte zina yapmış ama tövbe etmiş insan2
- karnabahar brokoli mantar yemeyen insan3
- sözlüğü boşverip plaja gitmek4
- whatsapptan beni tanıdın mı yazıp engelleyen insan3
- cumartesi günleri yalnızlığın daha beter olması4
- allah5
- sarapci koalayi denize atmak6
- aniden gelen adam tokatlama isteği3
- birazdan kalkacak3
- coleslaw2
- anın görüntüsü26
- koruk turşusu3
- traveler konuşursa sözlükte yer yerinden oynar8
- 44 yaşında psikolog olmak7
- çivi çiviyi söker diyen kız5
- bir yazar vardı canı sıkılan2
- galette3
- alttaki yazara bir şey söyle24
- canı damarlı manisa yaprağ çeken sözlük erkekleri2
- namazlı meal yazıp kuran da namaz var diyen avel7
- antalya5
- öğretmenler odasında kahve içmenin felsefesi4
- totosu karpuz gibi maşallah diyen tip2
- yoğurt mayalamak2
- muşlettin amca7
anlayamazsın ki...
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
mutlusun nasıl anlayacaksın.
ben mi? ben de mutluyum ama bazen.
o kadar mutluydum ki o gün portrede... ama sen nasıl anlayacaksın?
evimdeydim, uzun süreden sonra ilk kez; ölen annemin kokusu vardı hala yastıklarda ama bir o kadar da ürkütücüydü koridorun karanlığı.
tek başımaydım; afallamadım çünkü hayatta hep tek başımaydım. sadece değişik bir ürperti vardı içimde, garip bir tedirginlik, vücudum sıcacıkken sırt çizgimde dolaşan buz gibi parmak ucu gibi tüylerimi ürpetti ev. olmaz dedim. burası benim evim. gerek yok korkmaya...
içiyordum,müzik dinliyordum; nasıl da sevdiğim iki şey bir anda, aynı ortamda diye garipsedim; sonra hayatıma baktım.. son 8 aydır sadece bir günü yaşıyordum. içip ölmek istediğim, müzikle donanmış o günü.
son gün olabileceğini asla düşünmemiştim, zira olmadı da ama garip bi' gündü...
içiyordum işte, fonda kah moonspell - luna çaldı; kah pearl jam - black...
winampın azizliğine uğradım inanın, oysa sadece salakça basmıştım shuffle butonuna; düşünememiştim sonucunu.
babam şeker ve tansiyon hastasıydı. evde 9 aylık haplar vardı, üstünde neredeyse örümcek ağları. elimde müzik, kulağımda tınılar.
ayrıca dünya da boktan bi' yerdi,hep bilmiş ama polyannacılık oynamıştım. polyanna sanki on numara hatunmuş, ordinaryusmuş, dünya ekseni diye bir şey yerine dünya polyannası varmışçasına. mallıkta sınır tanımıyordum, sınırı gördüğümde görmezden geliyordum.
ne içtiğimi biliyorum ama ne kadar içtiğimi hatırlamıyorum. nasıl karar verdim bilmiyorum ama''evde kalınmaz' cümlesi verdirdi kararımı onu biliyorum.
kolaydı her şey.neden zor olsundu zaten, sonuçta olacak olan şey hep aynıydı. bir şekilde son nefes verilecekti.
bugün olsa kazançta olacaktım. ulan hayaımda bi' kez kazanacaktım. o da ölümle olacaktı.ne ironikti. ama olsun dedim.
oldu da...
kırmızı hapları hatırlıyorum. kırmzı kabloyu kesersek ölmüyoruz ya, bunları da içersek belki ölmeyiz diye düşünmedim inanın. yaklaşık 30 tane içtim ama; renksiz olan hayatım bari şu an renklensin diye daha fazla renge adadım kendimi.
kapsül haplar vardı; maviye bok yeşili. onlardan da içtim bi ton... yirmi üstünde olduğna eminim. beyazlar vardı; bir de yavru ağzı (renge bak mk) olanlar... her rengi denedim inanın.
uzandım yatağa, kime emanetsek artık... yarın ola hayrola dedik...
gece o bilinç yitimi ile uyanmış abdest almışım. demek ki kime emanet olduğumu bilinçaltımda biliyormuşum...
bornola gebermişim yatakta...
uyandım 2 gün sonra, burnumdaboru, bi yerimde sonda...
yoğun bakımmış, sanki ekmek kuyruğu amk.
hemşirelerde kaşar; kızın dövmesi de var, uuuuu entel diye dalga geçiyorlardı...
delirdim....
doktor zor sakinleştirdi.
katil olurdum, sorun yoktu.
babam geldi; neden dedi.
senin yüzünden mal demek yerine; kafamı çevirdim.
ölmedim, tünelin ucunda ışık mışık da görmedim.
bi ölen annemin hayalini gördüm, bi de vücudum haşat oldu. damar yollarım patlamış alkol ve ilaç bileşimi sebebiyle vücudumn yaşadığı ani titreme ve sarsılmalardan.
o günden beri düşünmedim dersem yalan söylerim. birinciyi yapana ikinci ya da üçüncü zor değil.
dövme gibi bu meret.canına kıymak, omzunakalp çizdirip içinden ok geçirmek kadar kolay.
ama yapmamaya gayret ediyorum.
inanın hayat bok tadında.
ben de gençlik bunalımını 10 yıl önce bıraktım.
ama ne zaman jilet görsem,ne zaman hap görsem, ne zaman üzgünken hap alsam...
gerip bi şey...
hani meth diyebi çocuk vardı ekşici, o çocuk atlayıp ölmesin diye çok dua ettim, o köprüde karar verirken ben de pc başındayken;
ama o çocuk kurtulsun da istedim bi taraftan... en fazla 40 saniye sürerdi sürmezdi...
halen bilemiyorum!
not: imlayı bi ara düzeltirim.
şu an değil.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar