bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    fiziksel olarak büyük oranda insana benzemekle birlikte, kişilik özellikleri, tutum ve davranışları bakımından hayvanları aratmayan xx yada xy kromozomlu yaratık...
    1 ... ferrole
  2. 2.
    (bkz: maymun)
    ... baadir
  3. 3.
    evrim teorisine göre maymundan insana dönüş aşamasın da bulunan, yarı maymun yarı insan iki arada bir derede kalmış travma.
    1 ... jassmiana
  4. 4.
    insana benzeyen, insanı andıran, andropoit.
    antropoloji sözcüğü, insansı anlamına gelen andropoit'ten türemiştir. **
    ... arsmagna
  5. 5.
    küçüklüğünde fazla maymun belgeseli izlemiş kişilerin beyinlerindeki fonksiyonlarının bozulmasıyla aldıkları hâl.
    ... gelecegin bi yuzyil sonrasi
  6. 6.
    ing. hominid
    ... zedx
  7. 7.
    saçma sapan bir sözlük jargonu. insan demek istenirken kullananlar var, ayıp oluyor.
    ... sadettin kanyak
  8. 8.
    insan gibi. ama genelde olmayan. genelde android olurlar.
    ... novakatinamite
  9. 9.
    Ankara gazetesinde bugun bu konu ile ilgili bir yazi var...

    Bizim müşahedemize göre...

    "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı varlıklar" ifâdesi meleklerin o an için yeryüzündeki "insansı"ları ve onların yaşantılarını tesbit etmelerinden ileri geliyordu.. Çünkü o sıralar yeryüzünde ilk "insan" varolmamıştı ve yalnızca "insansı"lar yaşamaktaydı!.

    Dikkat edilirse, Kurân-ı Kerîm'de Adem'in ilk insan türünden bir varlık olduğuna dâir hiç bir âyet yoktur!. Kurân' daki bu açıklama "yeryüzünde Halife meydana getirileceği" yolundadır..

    O devirde yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..

    Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

    Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CiN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

    Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.

    Oysa, "Adem" ismiyle işâret edilen "şekillenmiş çamur" yani "hücresel beden" sahibi varlığa, yani, "insansı"ya, belli bir kıvama -sevveytu- geldikten sonra Allah "ruhundan üfle"miş; böylece o, bir "mutasyon" geçirmişti!.. Bundan sonra da "insansı"lar arasında da ilk "insan" olmuştu Hazreti Adem !.

    "Onu kıvama erdirip, ruhumdan üflediğim zaman" (Sâd: 72)

    Burada dikkat edilmesi gereken husus, öncelikle insan bedeninin, "insanî" hakikatı ortaya çıkartabilecek bir "kıvama", kemâle gelmesidir... Ki bu da yukarıdaki âyette ön oluşum olarak belirtilmiş; daha sonra da "ruhum" ifadesiyle "esmâ-i ilâhi'nin mânâları" anlatılmak istenmiştir! Bilindiği gibi "ruh" kelimesinin çok önemli bir anlamı da "mânâ"dır..

    "Allah, Adem'e bütün isimleri tâ'lim etmişti"!.

    "Ruh nefhi" ifadesiyle anlatılan, "esmâ-i ilâhi'nin" kapsamlı bir kapasiteyle ortaya çıkarılabilmesi yeteneğini oluşturan "mutasyon" olayı sonucunda, beyin kapasitesi Allah-u Teâlâ`nın "tâlim edilen" tüm esmâsının özelliklerini ortaya koyabilecek kemâlâta ulaşmış; böylece de cennet hâli diye bahsolan yaşama geçmişti Adem!..

    Yani, kendi esmâ-i ilâhi'sini, zâhiren ve bâtınen bütün boyutlarda ortaya çıkarabilecek kemâl üzere Adem`i meydana getirdiği için, bu kemâlinin neticesi olarak Adem, varlıkları, mevcûdâtı değerlendirmeğe gitmişti..

    Adem'in, bütün varlığı ve mevcûdâtı kendisindeki geniş mânâ kapasitesi ile değerlendirmesi sonucunda, melekler şaşırmışlar, hayrete düşmüşlerdir!... Ki bu da gayet doğaldır!. Çünkü kendi bileşimlerinde o isimlerin mânâları yok, ortaya çıkmıyor...

    Bunun neticesi olarak:

    "Sen mutlak olarak münezzehsin, biz ancak senin bizde izhâr ettiğin ilim kadar değerlendirme yapabiliriz..." (Bakara: 32)

    demişlerdir...

    yazinin tamami icin : http://www.ankaragazetesi.com/default.asp?page=yazar&id=508
    ... aynali baba
  10. 10.
    'insansı'lar şartlanma yollu ezberler gelen verileri ve doğruluklarını sorgulamazlar evrensel sistem içinde...

    Ölüm ötesi kavramları genellikle gelişmemiştir...

    Vahşi tabiatlıdırlar en gelişmiş toplum içinde ve o görüntüde olsalar dahi...

    Bazen müslüman bazen ateist olurlar, ama iç dünyalarında insanlara hükmetme, eziyet etme, işkence etme duygusu hiç kaybolmaz.

    'Müslüman' görünürler ama iman la alâkaları yoktur; hayallerindeki kendi varettikleri tanrılarına tapınırlar. Tanrıları uğruna da insanlara yapmadıklarını bırakmazlar!.

    Bir kısmı da yoğun şartlanmalı eğitim altında beyni yıkanarak yetişir...

    Düşünme ve sorgulamadan mahrum olarak, 'insan' olmayı anlamazlar.

    Yasakçı zihniyete sahip faşist anlayışla yetişirler.

    Herkesi hükümleri altına alıp, herkesi kendileri gibi yaşatmak için her yola başvururlar!.

    Fikir tartışmasına asla giremezler, çünkü ezberlediklerini tartışabilecek zihinsel derinlikleri yoktur!.

    Yaşam dünyadan ve bedensellikten ibarettir onlar için.

    'insansı'ların dünyasında en belirgin özellik, 'ZORLAMACI' ve 'HÜKMETMECi' olmalarıdır...

    Yaşamı boyunca cennetliklerin amelini işleyip; ölüme bir karış kala cehennemliklerin amelini ortaya koyup o hâl üzere ölenler de bu 'insansı' lardır işte.

    Bir mümine kâfir diyenin kendisi kâfir olur ve bu hâl üzere ölürse imansız olarak ölmüş olur.

    'islâm'ı anlamış ve 'Allah' adıyla işaret edilene iman etmiş olanlar, tasavvuf dünyasında görülen kemâl ehli zatların 'HOŞGÖRÜSÜ' ile yaşarlar ve asla dayatmacı olmazlar.

    Çünkü onlar 'insan'dır. a.h.
    1 ... aynali baba