bugün
- kabak tatlısını sevenler15
- sözlük erkeklerinin biraz şey olması6
- arkadaşlar çok sıkıcısınız3
- fingirdek sözlük erkeği6
- hizmetçiliğini yaptığı iş adamı öz babası çıktı5
- tanju çolak samimiyetsizliği3
- okan yalabık'ın son hali5
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali5
- erkeksi bayan buse'nin melek mosso'ya benzemesi3
- kocam aldatıyor ama olsun ekmeğimi yemeğimi veriyo3
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- taksim delisi cenk7
- sarı tekere gelinlik giydirmek2
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- sözlük erkekleri aranıyor mu3
- anın görüntüsü25
- sözlüklerde gezinen erkekler namusuz diyen yazar2
- hector cuper2
- sudekiray'a soralım2
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- seni sevmekten başka neydi benim günahım2
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- lucas torreira2
- elmas bey birader'in online olmaması3
- terrifier'in yasaklanması gerekliliği2
- allah vardır diyenlerin kanıtları3
- pazar akşamları3
- 8 kasım 2026 beşiktaş gençlerbirliği maçı2
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- bafra pidesi4
- beşiktaş a çıkmayan kırmızı kart2
- kafanın çok büyük olması8
- sözlük sevgilisi2
- göksel'in memeleri4
- nat rothschild4
- kasımda aşk başkadır6
- kaz fobisi2
- hambeles2
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- narlı lokum2
- ismet gurbuz 20244
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı3
- erecto kral reyiz3
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- nervio33
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- nervio'nun gerçek yüzü4
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
lars von trier'in yönettiği, bir grup çatlağın maceralarını anlatan belgesel tadında eglenceli film.
aynı zamanda altın kalp üçlemesinin 2. filmidir. incelemesi,
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
modern hayatın bilgilerini, kurallarını yıkmak üzere kendilerine küçük bir komün kuran bir grubun hikayesini anlatan etkileyici bir filmdir. Stoffer karakterinin modernitenin ideolojik versiyonlarını sürekli eleştirmesine rağmen gruptaki misyonu ve tavırları dikkate alındığında tipik bir modernite insanı olduğu görülüyor. yine diğer karakterlerin filmin sonunda düştüğü ikilem ve gerçek hayattaki sosyal statülerinden ödün verememeleri de tipik bir orta sınıf davranışı olarak kodlanmalıdır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
lars von trier'in, özetle konusu her biri alanında yükünü tutmuş, okuyup doktor akademisyen vs olmuş bir grup kankanın biz gerizekalığıyız ayağına milleti makaraya almalarını anlatan dogma akımı örneği film.
dogma manifestosuna uygun çekilmiş ikinci film; birincisi ,Thomas Vinterberg in Şölen idir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
zeki olduklarını düşünen hatta olan,, birçoğu eğitimli,, oyun oynamayı seven,, kömün hayatı yaşayıp,, modern yaşam ve burjuva ahlakı ile dalga geçmeye pek bi bayılan bir güruh,, aralarına karen adlı bir hatunu da alırlar bir gün, oyun oynadıkları bir cafe den,, sıradan ve eğtimsiz karen i,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
sadece cesur sahneleriyle değil,izleyicinin kafasına kafasına vurmasıyla sinema tarihindeki en ironik filmlerden biri olmayı başarmıştır.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
1998 yapımı lars von trier filmi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com