bugün
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi4
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- iskilipli atıf hoca8
- millette manyak para var21
- handjob3
- anın görüntüsü32
- zenci uşağın aniden içeri girmesi5
- yere düşen araba anahtarı3
- nar tanelemek5
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor3
- nar2
- koltukaltını maymun gibi kaşımak3
- erken uyanmak4
- quentin tarantino nun en iyi filmi3
- papatya çayı içen erkek11
- kardeşlik2
- boşandığı eşine araba alan adam7
- tbmm de sanayi ve teknoloji bakanlığı bütçesi3
- sözlük kürdü54
- kezoya baştan aşağı hayır duaları yağdırmak2
- kuzey buz denizi3
- birader de biraderilyö3
- 6 yaşındaki kızını satan anne10
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- platon un mağara alegorisi2
- cuckold2
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar13
- insan olmaya çeyrek kala tarzı entry girmek10
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması13
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil14
- 30 liraya satılan tavuk döner13
- yazılımcının flört edememesi2
- ben tevratı da okudum incili de12
- 33 ülkenin stok yapın çağrısı2
- abd arabuluculuğunda ukrayna rusya müzakereleri2
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek8
- ananı mı dinlersin karıyı mı11
- volkswagen passat10
- pankek yiyen erkek6
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük7
- traş olmaya üşenmek7
- kale3112'deki 3112'nin anlamı nedir sorunsalı5
- türkiyeli kahvesi8
- ismail kartal19
- evde kalmış 30 yaşında kız22
- 007 tarzı entry girmek4
- osman pamukoğlu14
- 20075
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
1998 yapımı lars von trier filmi
sadece cesur sahneleriyle değil,izleyicinin kafasına kafasına vurmasıyla sinema tarihindeki en ironik filmlerden biri olmayı başarmıştır.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
zeki olduklarını düşünen hatta olan,, birçoğu eğitimli,, oyun oynamayı seven,, kömün hayatı yaşayıp,, modern yaşam ve burjuva ahlakı ile dalga geçmeye pek bi bayılan bir güruh,, aralarına karen adlı bir hatunu da alırlar bir gün, oyun oynadıkları bir cafe den,, sıradan ve eğtimsiz karen i,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
dogma manifestosuna uygun çekilmiş ikinci film; birincisi ,Thomas Vinterberg in Şölen idir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
lars von trier'in, özetle konusu her biri alanında yükünü tutmuş, okuyup doktor akademisyen vs olmuş bir grup kankanın biz gerizekalığıyız ayağına milleti makaraya almalarını anlatan dogma akımı örneği film.
modern hayatın bilgilerini, kurallarını yıkmak üzere kendilerine küçük bir komün kuran bir grubun hikayesini anlatan etkileyici bir filmdir. Stoffer karakterinin modernitenin ideolojik versiyonlarını sürekli eleştirmesine rağmen gruptaki misyonu ve tavırları dikkate alındığında tipik bir modernite insanı olduğu görülüyor. yine diğer karakterlerin filmin sonunda düştüğü ikilem ve gerçek hayattaki sosyal statülerinden ödün verememeleri de tipik bir orta sınıf davranışı olarak kodlanmalıdır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
aynı zamanda altın kalp üçlemesinin 2. filmidir. incelemesi,
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
lars von trier'in yönettiği, bir grup çatlağın maceralarını anlatan belgesel tadında eglenceli film.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar