bugün
- iremga9
- arkadaşlar hesabımı silesim var ya4
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- afrika nasıl kalkınabilir15
- honda civic5
- enel hak6
- arkadaşlar bakar mısınız20
- sözlükte bir yazarı övmek2
- meal kuran değildir3
- had bildirmek4
- bayan kelimesi neden rahatsız edici27
- kahverengi kokarcaya karşı samuray arısı4
- çırılçıplak şekilde tabancayla ateş etmek3
- imamoğlu'nun tutukluluğunun 100 günü16
- akp'nin türkiye'ye verdiği zararın kalıcı olması7
- derin mermerci3
- kart uzatınca nakit yok mu diyen esnaf3
- ayetleri eğip büken kitle7
- zenci öğrenci2
- kpss sınav ücretinin 800 tl olması4
- mustafa kemal atatürk3
- bennu gerede2
- 2028 avrupa kupası2
- kayıp uygarlıklar4
- elbise giyen erkek2
- ak parti2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz13
- yazarların en son bitirdiği kitap13
- kadınların piç erkek tercihi4
- turşunun iyisi limonla mı sirkeyle mi11
- abi kartta komisyon kesiliyor haberin olsun2
- chp nin illuminati nin bir ayağı olduğu gerçeği6
- arkadaşlar çok mutluyum2
- ekonomi13
- bisikletçi pipisi6
- anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az3
- dead internet teorisi3
- kadın ve paradan başka bir şey düşünmeyen erkek6
- sabah kahvaltısı5
- paralel evrenler3
- neli dondurma seversiniz14
- kürtçe zorunlu ders olmalıdır15
- avcı toplayıcıların harran etrafındaki t sütunları3
- 3 ağustos 2026 aykolik gocu buluşması19
- ayhan ışık4
- 2028 de genel seçim olmazsa ne yaparsınız4
- dünya 5 ten büyüktür5
- merkür den dünyaya elmas getirmek6
- zamanın göreceliliği5
- armut dibine düşer2
1998 yapımı lars von trier filmi
sadece cesur sahneleriyle değil,izleyicinin kafasına kafasına vurmasıyla sinema tarihindeki en ironik filmlerden biri olmayı başarmıştır.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
insanların özürlülere acıması fakat onları sevmemesi nden yola çıkmıştır yönetmen. karekterler insanların bu açığını müthiş bir şekilde kullanmış ve insanlarla dalgasını geçmiştir.
filmde kamera hataları örtülmemiş, hikaye ve oyunculukla iş bitirilmiş.ellerinden öpüyorum lars von trier.
zeki olduklarını düşünen hatta olan,, birçoğu eğitimli,, oyun oynamayı seven,, kömün hayatı yaşayıp,, modern yaşam ve burjuva ahlakı ile dalga geçmeye pek bi bayılan bir güruh,, aralarına karen adlı bir hatunu da alırlar bir gün, oyun oynadıkları bir cafe den,, sıradan ve eğtimsiz karen i,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
oyunlar giderek sertleşirken,, güvenli mesafelerden oyuna katılan elemanlar,, çatırdamaya ve düşmeye başlarlar zira aslında birçoğu, yine aslında saldırdıklarını söyledikleri şeyleri reddetmek ve değiştirmek için değil, (hatta onlara ait olarak) sadece eğlenmek için oradadır,,
sistem de eğitildi isen sisteminsindir, mi denmek istenir, bell key
ama sevgili karen, o temeli çekirdek aileden başlayan bir çürümeyi yaşamıştır bütün yaşamı boyunca ve diğerleri için sert gelen şeyler o nun özgürleşmesi demektir,, o eğlenmek için değil kurtulmak için oradadır,,
dogma manifestosuna uygun çekilmiş ikinci film; birincisi ,Thomas Vinterberg in Şölen idir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
Eylemin ilk şartı özgürlüktür ve bu eylem mevcut olan dünya görüşünü değiştirmeye yöneliktir. En azından idiotlar için bu böyledir. Ve gerçekleştirmek istedikler şey onları bu tür bir eyleme götürüyor: Özünün ötesinde varolmak!
Film, orta sınıfın içinde bulunmayı reddeden bir grup sanatçının idiot taklidi yaparak özgürce davranmasını ele alıyor. Daha ilk sahnede Stoffer oldukça lüks bir restaurantta idiot taklidi yapıp çevredeki masalara hafif rahatsızlıkla selam veriyor ama hiç kimse ona dostane bir yaklaşım sergilemiyor. Karen (Trier in bu filmdeki masumiyet azizesi) in bulunduğu masaya geldiğinde ise cana yakın bir tavırla karşılaşması Stoffer i etkiler ve restauranttan çıkıncaya kadar onun elini bırakmaz; artık Karen idiotların yanında yer alacaktı. Stoffer dialoglardan anlaşıldığı kadarıyla eski bir devrimcidir ve orta sınıfa çok kızgındır. Onlardan intikam almak için her şeyi yapabilecek bulantıya sahiptir. Amcasının satmak için vermiş olduğu eve tüm eski entelektüel (aralarında doktor ve sanat tarihçisi bile vardır) arkadaşlarını getirerek idiot taklidi yapıp özgür bir şekilde yaşamaya başlarlar (ki özgürlük mutluluktur). Onların bilincinde geçmişten gelen bir hesaplaşmadan ötürü dış dünya (orta sınıf) kendilerine negatif bir güç aktarmıştır, ve bunu yenmek için olmayan bir şey tasarlanmalıydı. Dostoyevskinin "bir insan umudunu ve yaşama amacını kaybetmeye görsün, sadece can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir" sözünde olduğu gibi onları da birer idiota çevirmişti. Bu idiot guruhunun orta sınıftaki bulantı barizliği idiotluğun mubah olduğu anlayışını da beraberinde getiriyordu. Üstelik buna bir de haz eklenince mutluğun en büyüğünü yaşamaya olanak veriyordu. Bu motif şimdiki an içinde anlamlaşmıştı çünkü kendilerinin dışında varolan idiotluk kendi egolarına sahip oluyordu ve mevcut olan bulantıyı yok ederek ruhun huzura kavuşmasını sağlıyordu. Bu aylak taifesinin belki de tek amacı orta sınıf bulantısından uzakta huzur içinde varolmak ve istediğini yapmaktı. Ama varolmak için kendilerini idiot olarak seçmişlerdi. Ki böyle bir seçim de ciddi bir orta sınıf eleştirisini beraberinde getiriyordu.
Bir azize olarak Karen'a döndüğümüzde ise müphem bir tabloyla karşılaşırız. Ne şu anki varlığı hakkında bir şeyler biliyoruz ne de geçmişi... Buradadır onların arasındadır ve onların arasında olmaktan son derece mutludur. Ana karekter olmasına rağmen film boyunca bir kağıt parçasını dolduracak kadar konuşmuyor; çoğu zaman "nerede bu kadın" diyecek kadar kamera bile üzerinde durmuyor. Seyircinin bildiği tek şey vardır: O ordadır ve orda olmaktan mutlu bir şekilde yaşıyor.
Elbette Trier pek Dogville de olduğu gibi olmasa da sinemasal dilini kullanarak bize sağlam bir finalle Karen'ı detaylara indirgeyecekti. Ama ondan önce nadir sahnelerin bir kaçında küçük ipucları vermekten kaçınmayacaktı. Örneğin orman sahnesinde Stoffer'in Karen a "dünyadaki en mutlu yaratıkların idiotlar" olduğunu söylemesine karşılık Karen'in "ama siz idiot değilsiniz sadece idiot gibi davranıyorsunuz" demesi ve ardından başlayan uzun bir suskunluk hem film kurgusu hem Karen hem de Stoffer için hakikaten bir dönüm noktası niteliğindedir.
Bu filmin karanlıkta dans ile aynı dönemde çekilmesi bir bakıma Trier için dışarıdaki tepkilere karşı bir kalkan görevi görmüştür. Çünkü karanlıkta dans ile yeminini tutmamakla suçlanan Trier, idiots la manifestoya tamamen sadık kalıyordu. Ve adeta bize kullandığı yöntemle pure minimal sinema dersleri veriyordu. Sanki bize işte bir Dogma filmi ancak böyle olur der gibidir.
lars von trier'in, özetle konusu her biri alanında yükünü tutmuş, okuyup doktor akademisyen vs olmuş bir grup kankanın biz gerizekalığıyız ayağına milleti makaraya almalarını anlatan dogma akımı örneği film.
modern hayatın bilgilerini, kurallarını yıkmak üzere kendilerine küçük bir komün kuran bir grubun hikayesini anlatan etkileyici bir filmdir. Stoffer karakterinin modernitenin ideolojik versiyonlarını sürekli eleştirmesine rağmen gruptaki misyonu ve tavırları dikkate alındığında tipik bir modernite insanı olduğu görülüyor. yine diğer karakterlerin filmin sonunda düştüğü ikilem ve gerçek hayattaki sosyal statülerinden ödün verememeleri de tipik bir orta sınıf davranışı olarak kodlanmalıdır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
filmin önemli karakterlerinden biri olan karen hem bireysel hem de sınıfsal olarak incelendiğinde ise karşımıza alt tabakanın vicdan algısı ve sokak dili çıkmaktadır. bir post modern okuma olarak değerlendirilebilecek filmde dikkat ceken diğer bir taraf ise zaman kavramının olmaması. post modernitenin önemli ölçütlerinden biri zaman kavramını bulanıklaştırması hatta kimi yerde tamamen saf dışı etmesi kabulunden hareketle filmde zaman meftumu bulunmamaktadır.
aynı zamanda altın kalp üçlemesinin 2. filmidir. incelemesi,
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
(bkz: http://www.kalemsuare.com...11/07/idioterne-1998.html)
lars von trier'in yönettiği, bir grup çatlağın maceralarını anlatan belgesel tadında eglenceli film.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar