bugün
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- sözlükler arası savaş çıksa11
- çay içen kız10
- ütü13
- evde yapılabilecek aktiviteler3
- aklınıza gelen şarkı sözü4
- duyulan en ilginç isim5
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek2
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- düşün ki o bunu okuyor5
- oralet içen erkek5
- yerinde dur3
- kalem4
- selam sözlük2
- yelpaze3
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- taşaklardan birinin kayıp olması2
- smallville'deki konuk oyuncular3
- çaya şeker atan erkek5
- dolma kalem3
- doa otomatı3
- yıkık yazarlar4
- ona bir şey söyle13
- patates kızartması4
- latte içen erkek4
- köpektapar2
- telefona cevap vermeyen kız3
- bik bik bik bik bik bik diye öten horoz2
- uludağ sözlük çeteleri9
- gece ormanda birisi tarafından takip edilmek3
- oturunca göbeği kat kat olan kız3
- anın fotoğrafı14
- mehdi nereye inecek sorunsalı3
- siyah2
- en gey özelliğiniz3
- galatasaray5
- aylık 425 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- en boktan on yıl7
- ayrılık8
- galatasaray 3 rennes 32
- iq düşüren şeyler3
- gocu bak bi5
- gocu ben gocu2
- manifest grubu2
- canım adanalım2
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı2
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- sözlü kızları cinsel ihtiyacını nasıl karşılıyor3
- renault vel satis3
- sanat2
geçenlerde ülkücü bir arkadaşla tartıştım hrant dink hakkında. adam tutturmuş türklüğe hakaret ediyor diye, dedim yazısını okudun mu, tahmin edersiniz ki okumamış. gerçi koca koca hakimler bile yazıyı okumadan bir cümleye ceza vermişlerdi, pek de yadırgamadım ama uyarım şudur ki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın.
tanım: devletin ihmalleri(yüksek ihtimal parmağıyla) katledilmiş güzel insan.
tanım: devletin ihmalleri(yüksek ihtimal parmağıyla) katledilmiş güzel insan.
Türkiyeliyim... Ermeniyim... iliklerime kadar da Anadoluluyum. Bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip, geleceğimi "Batı" denilen o "Hazır özgürlükler cennetinde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere, sülük misali yamanmayı düşünmedim.
Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu. Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çeteleriyle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim. Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum. Ama artık...
Birilerinin "Bizim Ermenilerimiz" pohpohlamalarından da, "içimizdeki hainler" kışkırtmasından da bıktım. Normal ya da sıradan yurttaş olduğumu unutturan dışlanmışlıktan da, boğarcasına kucaklanılmaktan da usandım...
Ne 24 Nisanlar'da yürüyebildim, ne de atalarımın anısına anıtlar dikebildim. Ama ne onları o günlerde bıraktım, ne de bugünlerde taşlaştırdım. "Onları yaşamımda yaşamayı" sırtladım... Gücümün yettiğince de yaşatarak taşıdım. Bu taşımama sekte vurmaya "Ne?" ya da "Kim?" yeltendiyse onlarla amansızca boğuştum.
Tabii ki atalarımın başına gelenleri biliyorum. Buna kimileri "Katliam", kimileri "Soykırım", kimileri "Tehcir", kimileri de "Trajedi" diyor. Atalarım Anadolu diliyle "Kıyım" derdi... Ben ise "Yıkım" diyorum. Ve biliyorum ki eğer bu yıkımlar olmasaydı, bugün benim ülkem çok daha yaşanılır, çok da imrenilir olurdu.
Yıkıma sebep olanlara da, maşa olanlara da lanetim bundandır. Lakin lanetim geçmişedir. Elbette tarihte olan biten her şeyi öğrenmek istiyorum ama o nefret, ne menem bir rezillikse o... Onu tarihteki karanlık inine bırakıyor, "Olduğu yerde kalsın, onu tanımak istemiyorum" diyorum.
Benim geçmiş tarihimin ya da bugünkü sorunlarımın, Avrupalar'da, Amerikalar'da, sermaye yapılması zoruma gidiyor. Bu öpmelerin ardında bir taciz, bir tecavüz seziyorum. Geleceğimi geçmişimin içinde boğmaya çabalayan emperyalizmin, alçak hakemliğini, kabul etmiyorum artık.
O hakemler geçmiş çağlarda arenalarda köle gladyatörleri birbiriyle vuruşturan, onların vuruşmasını büyük bir iştahla seyreden, sonunda da kazanana, yaralının işini bitirmesi için başparmaklarıyla işaret veren diktatörlerin ta kendileridir. Bunun için de, bu çağda, ne bir parlamentonun hakemliğe soyunmasını kabul ediyorum, ne de bir devletin.
Gerçek hakem halklar ve onların vicdanlarıdır. Benim vicdanımda ise hiçbir devlet erkinin vicdanı, hiçbir halkın vicdanı ile boy ölçüşemez. Benim tek isteğim canım Türkiyeli arkadaşlarımla ortak geçmişimi alabildiğine etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek.
Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de Türkiye ile Ermenistan'ın kendi aralarında da herbirşeyi rahatlıkla konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, "Size de artık üç nokta düşer" diyeceğim günleri iple çekiyorum.
Dünya Ermenileri 1915'in 90. yılını anmaya hazırlanıyor. Ansınlar... Haklarıdır. Yukarıdaki satırlar da bendenizin ruh halidir...
Arz ederim."
Kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu. Ülkem Sivas için ağlarken, ağladım. Halkım çeteleriyle boğuşurken, boğuştum. Kendi kaderimi ülkemin özgürlüğünü yaratma süreciyle eşledim. Şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ da ödüyorum. Ama artık...
Birilerinin "Bizim Ermenilerimiz" pohpohlamalarından da, "içimizdeki hainler" kışkırtmasından da bıktım. Normal ya da sıradan yurttaş olduğumu unutturan dışlanmışlıktan da, boğarcasına kucaklanılmaktan da usandım...
Ne 24 Nisanlar'da yürüyebildim, ne de atalarımın anısına anıtlar dikebildim. Ama ne onları o günlerde bıraktım, ne de bugünlerde taşlaştırdım. "Onları yaşamımda yaşamayı" sırtladım... Gücümün yettiğince de yaşatarak taşıdım. Bu taşımama sekte vurmaya "Ne?" ya da "Kim?" yeltendiyse onlarla amansızca boğuştum.
Tabii ki atalarımın başına gelenleri biliyorum. Buna kimileri "Katliam", kimileri "Soykırım", kimileri "Tehcir", kimileri de "Trajedi" diyor. Atalarım Anadolu diliyle "Kıyım" derdi... Ben ise "Yıkım" diyorum. Ve biliyorum ki eğer bu yıkımlar olmasaydı, bugün benim ülkem çok daha yaşanılır, çok da imrenilir olurdu.
Yıkıma sebep olanlara da, maşa olanlara da lanetim bundandır. Lakin lanetim geçmişedir. Elbette tarihte olan biten her şeyi öğrenmek istiyorum ama o nefret, ne menem bir rezillikse o... Onu tarihteki karanlık inine bırakıyor, "Olduğu yerde kalsın, onu tanımak istemiyorum" diyorum.
Benim geçmiş tarihimin ya da bugünkü sorunlarımın, Avrupalar'da, Amerikalar'da, sermaye yapılması zoruma gidiyor. Bu öpmelerin ardında bir taciz, bir tecavüz seziyorum. Geleceğimi geçmişimin içinde boğmaya çabalayan emperyalizmin, alçak hakemliğini, kabul etmiyorum artık.
O hakemler geçmiş çağlarda arenalarda köle gladyatörleri birbiriyle vuruşturan, onların vuruşmasını büyük bir iştahla seyreden, sonunda da kazanana, yaralının işini bitirmesi için başparmaklarıyla işaret veren diktatörlerin ta kendileridir. Bunun için de, bu çağda, ne bir parlamentonun hakemliğe soyunmasını kabul ediyorum, ne de bir devletin.
Gerçek hakem halklar ve onların vicdanlarıdır. Benim vicdanımda ise hiçbir devlet erkinin vicdanı, hiçbir halkın vicdanı ile boy ölçüşemez. Benim tek isteğim canım Türkiyeli arkadaşlarımla ortak geçmişimi alabildiğine etraflıca ve de o tarihten hiç de husumet çıkarmamacasına özgürce konuşabilmek.
Bunu bir gün tüm Türklerle Ermenilerin de kendi aralarında konuşabileceklerine yürekten inanıyorum. Özellikle de Türkiye ile Ermenistan'ın kendi aralarında da herbirşeyi rahatlıkla konuşabilecekleri ve düzeltebilecekleri ve onlar konuşurken, benim ilgisiz üçüncülere dönüp, "Size de artık üç nokta düşer" diyeceğim günleri iple çekiyorum.
Dünya Ermenileri 1915'in 90. yılını anmaya hazırlanıyor. Ansınlar... Haklarıdır. Yukarıdaki satırlar da bendenizin ruh halidir...
Arz ederim."
Dink ailesi Çağlayandaki duruşmalara katılmayacak
Dink ailesi, Çağlayanda bugün yeniden görülmeye başlanacak olan cinayet davasının duruşmalarına katılmayacağını duyurdu. Aile tarafından yapılan açıklamada Yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı ifadelerine yer verildi.
Dink ailesi, Çağlayanda bugün yeniden görülmeye başlanacak olan cinayet davasının duruşmalarına katılmayacağını açıkladı. Yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı ifadelerine yer verilen açıklama şöyle:
Dink ailesi olarak, bundan böyle, bizlerle alay eden devlet mekanizmalarının oyununa alet olmayacak ve cinayet davasının yeniden görülmeye başlanan duruşmalarına katılmayacağız. Daha fazla kirlenmemek adına, yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı o duruşma salonlarına, artık girmeyeceğiz.
19 Ocak 2007de Hrant Dinkin katledildiği günden bu yana Türkiyede sistem, yargısıyla, kolluğuyla, asker ve sivil bürokrasisiyle, siyasi kurumlarıyla, bizimle adeta alay etti. Adına devlet denen suç ittifakı, adaleti arar görünürken, gün gün, celse celse, cinayeti yeniden ve yeniden işledi. Bu ittifak, cinayeti planlayan ve sonra da üzerini örten suç örgütünün ta kendisidir.
Cinayetten sonra savcılığa verdiğimiz ilk dilekçede, bugün Ergenekon üyesi olarak mahkûm edilen pek çok kişinin adını verip soruşturulmalarını istedik. Hiçbiri soruşturulmadı. Bu davanın hiçbir aşamasında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Devletin tüm kurumlarının dahil olduğu bir cinayette kim hangi soruşturmayı etkili yürütebilirdi ki?
Şimdiye kadar defalarca mahkemelere girdik çıktık. Üzerimize gülündü, hakaret edildi, Ya sev ya terk et denildi. Ama en büyük alayı mahkeme, Cinayette örgüt yoktur diyerek etti. Son olarak Yargıtayın yerel mahkemenin kararını bozan hükmü, sinsice hazırlanmış yeni bir oyunla, var olduğunu tespit ettiği örgütü birkaç milliyetçi gençle sınırlayarak bizlerle bir kez daha alay etti. Yetmezmiş gibi, Yargıtayın bu kararı sanki olumlu bir adımmış gibi yansıtılarak kamuoyu bir kez daha yanıltıldı. Bu Yargıtay, Hrant Dinki sağlığında, türlü hukuksuzluklarla Türklüğe hakaretten mahkum eden Yargıtayın ta kendisiydi.
Bu davada, devletin cinayet mekanizmalarının ve suç ittifakının ortaya çıkarılması konusunda gereken tek şey siyasi iradeydi. Siyasi iktidar, kamuoyu önündeki türlü sözlerine ve vaatlerine karşın, bu iradeyi göstermekten ısrarla kaçındı. irade göstermek bir yana, cinayette rol alan veya katilleri yücelten devlet görevlilerini terfi ettirdi, emniyet müdürü, müsteşar, vali, ombudsman olarak atadı; bazılarını da kendi bünyesine katarak, milletvekili, bakan yaptı.
Muhalefet partileri ise, kah 301. maddeye ilişkin tutumlarıyla, kah ülkedeki milliyetçi-ulusalcı dalgalanmaları körüklemeleriyle, kâh tetikçileri yetiştirdikleri ocaklarıyla, zaten cinayet ikliminin baş aktörleriydi.
iktidar, kendi döneminde işlenen bu cinayeti namus meselesi haline getirmek yerine koz olarak kullanmayı, silah sadece kendilerine doğrultulunca suçluları yargılamayı, Cumhuriyet tarihi boyunca yüksek sesle insan hakları mücadelesi vermiş tek Ermeninin öldürülmesini yok sayıp Bizim zamanımızda faili meçhul cinayet olmamıştır diye böbürlenmeyi seçti. Cinayetin hemen ardından Bu kurşun Türkiye'ye sıkılmıştır! demek, ama sonra bu icraatı göstermek, onursuzluktur. Doğrudur! Bu cinayet faili meçhul değildir: Fail, muhalefeti ve iktidarı, askeri, polisi, istihbaratı ve yargısıyla, devlettir.
Biz artık bu müsamerede yokuz. Bu mahkemenin kararı şundan iyiymişlerden, bu savcı şunda daha doğru demişlerden, bu yapmak istiyormuş da yapamıyormuşlardan, şu yapabilirmiş de yapmıyormuşlardan, şu aslında iyiymiş de çevresi kötüymüşlerden sıkıldık.
Ne bekliyorduk ki. Bir tek bizim mi başımıza gelmişti? Daha önce ne olmuştu ki şimdi ne olacaktı. Ama olsundu. Belki bu kez farklı olurdu. Belki önceki davalara, belki sonraki cinayetlere de bir faydası olurdu. Bir de biz deneyelim dedik. Denedik, olmadı. Acıda akraba olduklarımızın yanındaki yerimizi çoktan aldık. Türklüğe hakarete girmesin diye Türk adaleti demekten özenle kaçındığımız bu şey, adı her neyse, biz artık yokuz. Önünde ya da arkasında devlet olan herhangi bir şeyden, bir beklentimiz yok.
Hrant Dink, en yüksek yargı makamı olarak halkların vicdanını görürdü. Bütün bu yaşananlar içinde bizlere gelecek adına hâlâ umut veren tek şey, halkın çok geniş bir kesiminin bu cinayeti vicdanlarında mahkûm etmesi; ona yüreklerinde yer açması oldu.
Bu dava sadece ailemizin değil, Türkiyede demokrasiye inanan, ayrımcılığı ortadan kaldırmak isteyen, devletin şeffaflaşmasını arzu eden, yüzleşmeden ve barıştan yana herkesin davasıdır. işte bu insanlar adına avukatlarımız davayı şeklen takip etmeyi, sahipsiz bırakmamayı sürdürecekler.
Bizler olduğumuz ve olmamız gereken yerde olacağız. Öyle ya da böyle, devlet eliyle, sopasıyla, copuyla, bombasıyla öldürülenlerin yakınlarının yanında. Daha iyisinin değil, iyinin kavgasında. Salonlarda değil, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda... insanına, vicdanına inandığımız bu toplumun içinde, onlarla birlikte, bu vicdanı temsil eden gerçek adaletin tecellisi için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
kaynak: agos.com.tr
Dink ailesi, Çağlayanda bugün yeniden görülmeye başlanacak olan cinayet davasının duruşmalarına katılmayacağını duyurdu. Aile tarafından yapılan açıklamada Yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı ifadelerine yer verildi.
Dink ailesi, Çağlayanda bugün yeniden görülmeye başlanacak olan cinayet davasının duruşmalarına katılmayacağını açıkladı. Yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı ifadelerine yer verilen açıklama şöyle:
Dink ailesi olarak, bundan böyle, bizlerle alay eden devlet mekanizmalarının oyununa alet olmayacak ve cinayet davasının yeniden görülmeye başlanan duruşmalarına katılmayacağız. Daha fazla kirlenmemek adına, yalanın su gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı, doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı o duruşma salonlarına, artık girmeyeceğiz.
19 Ocak 2007de Hrant Dinkin katledildiği günden bu yana Türkiyede sistem, yargısıyla, kolluğuyla, asker ve sivil bürokrasisiyle, siyasi kurumlarıyla, bizimle adeta alay etti. Adına devlet denen suç ittifakı, adaleti arar görünürken, gün gün, celse celse, cinayeti yeniden ve yeniden işledi. Bu ittifak, cinayeti planlayan ve sonra da üzerini örten suç örgütünün ta kendisidir.
Cinayetten sonra savcılığa verdiğimiz ilk dilekçede, bugün Ergenekon üyesi olarak mahkûm edilen pek çok kişinin adını verip soruşturulmalarını istedik. Hiçbiri soruşturulmadı. Bu davanın hiçbir aşamasında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Devletin tüm kurumlarının dahil olduğu bir cinayette kim hangi soruşturmayı etkili yürütebilirdi ki?
Şimdiye kadar defalarca mahkemelere girdik çıktık. Üzerimize gülündü, hakaret edildi, Ya sev ya terk et denildi. Ama en büyük alayı mahkeme, Cinayette örgüt yoktur diyerek etti. Son olarak Yargıtayın yerel mahkemenin kararını bozan hükmü, sinsice hazırlanmış yeni bir oyunla, var olduğunu tespit ettiği örgütü birkaç milliyetçi gençle sınırlayarak bizlerle bir kez daha alay etti. Yetmezmiş gibi, Yargıtayın bu kararı sanki olumlu bir adımmış gibi yansıtılarak kamuoyu bir kez daha yanıltıldı. Bu Yargıtay, Hrant Dinki sağlığında, türlü hukuksuzluklarla Türklüğe hakaretten mahkum eden Yargıtayın ta kendisiydi.
Bu davada, devletin cinayet mekanizmalarının ve suç ittifakının ortaya çıkarılması konusunda gereken tek şey siyasi iradeydi. Siyasi iktidar, kamuoyu önündeki türlü sözlerine ve vaatlerine karşın, bu iradeyi göstermekten ısrarla kaçındı. irade göstermek bir yana, cinayette rol alan veya katilleri yücelten devlet görevlilerini terfi ettirdi, emniyet müdürü, müsteşar, vali, ombudsman olarak atadı; bazılarını da kendi bünyesine katarak, milletvekili, bakan yaptı.
Muhalefet partileri ise, kah 301. maddeye ilişkin tutumlarıyla, kah ülkedeki milliyetçi-ulusalcı dalgalanmaları körüklemeleriyle, kâh tetikçileri yetiştirdikleri ocaklarıyla, zaten cinayet ikliminin baş aktörleriydi.
iktidar, kendi döneminde işlenen bu cinayeti namus meselesi haline getirmek yerine koz olarak kullanmayı, silah sadece kendilerine doğrultulunca suçluları yargılamayı, Cumhuriyet tarihi boyunca yüksek sesle insan hakları mücadelesi vermiş tek Ermeninin öldürülmesini yok sayıp Bizim zamanımızda faili meçhul cinayet olmamıştır diye böbürlenmeyi seçti. Cinayetin hemen ardından Bu kurşun Türkiye'ye sıkılmıştır! demek, ama sonra bu icraatı göstermek, onursuzluktur. Doğrudur! Bu cinayet faili meçhul değildir: Fail, muhalefeti ve iktidarı, askeri, polisi, istihbaratı ve yargısıyla, devlettir.
Biz artık bu müsamerede yokuz. Bu mahkemenin kararı şundan iyiymişlerden, bu savcı şunda daha doğru demişlerden, bu yapmak istiyormuş da yapamıyormuşlardan, şu yapabilirmiş de yapmıyormuşlardan, şu aslında iyiymiş de çevresi kötüymüşlerden sıkıldık.
Ne bekliyorduk ki. Bir tek bizim mi başımıza gelmişti? Daha önce ne olmuştu ki şimdi ne olacaktı. Ama olsundu. Belki bu kez farklı olurdu. Belki önceki davalara, belki sonraki cinayetlere de bir faydası olurdu. Bir de biz deneyelim dedik. Denedik, olmadı. Acıda akraba olduklarımızın yanındaki yerimizi çoktan aldık. Türklüğe hakarete girmesin diye Türk adaleti demekten özenle kaçındığımız bu şey, adı her neyse, biz artık yokuz. Önünde ya da arkasında devlet olan herhangi bir şeyden, bir beklentimiz yok.
Hrant Dink, en yüksek yargı makamı olarak halkların vicdanını görürdü. Bütün bu yaşananlar içinde bizlere gelecek adına hâlâ umut veren tek şey, halkın çok geniş bir kesiminin bu cinayeti vicdanlarında mahkûm etmesi; ona yüreklerinde yer açması oldu.
Bu dava sadece ailemizin değil, Türkiyede demokrasiye inanan, ayrımcılığı ortadan kaldırmak isteyen, devletin şeffaflaşmasını arzu eden, yüzleşmeden ve barıştan yana herkesin davasıdır. işte bu insanlar adına avukatlarımız davayı şeklen takip etmeyi, sahipsiz bırakmamayı sürdürecekler.
Bizler olduğumuz ve olmamız gereken yerde olacağız. Öyle ya da böyle, devlet eliyle, sopasıyla, copuyla, bombasıyla öldürülenlerin yakınlarının yanında. Daha iyisinin değil, iyinin kavgasında. Salonlarda değil, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda... insanına, vicdanına inandığımız bu toplumun içinde, onlarla birlikte, bu vicdanı temsil eden gerçek adaletin tecellisi için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
kaynak: agos.com.tr
Bu halkın kıymetini bilemediği asil insandır. Şimdi meleklerle bulutların üstünde Türkiye ye yerleşen demokrasi ile gülüyorsun asil insan.
"Ermeni olduğum için, hayatımda birçok ayrımcılık yaşadım. Bunlardan biri de askerlik yaparken oldu. Devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra, erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni ayırıp; er olarak bıraktılar. iki çocuk sahibi koca bir adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Amma velakin, fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu paylaşırken, teneke barakanın arkasında tek başıma saatlerce ağladım. Elimde tuttuğum anahtarı, ağladığım duyulmasın diye oluklu tenekeden barakaya sürtüyordum yürürken. Bir o yana, bir bu yana yürüdüm, yürüdüm ve ağladım
" demiştir.
eğer yanılmıyorsam faili meçhul suikaste son kurban giden yazar. sonrasında türkiye'de faili meçhul suikast olmamamıştı galiba.
edit: yazar deyince aklıma bizim sözlük yazarları geldi amk. saipsiz evine gönderilen bomba ile , kukla ıssız bir ormanda tecavüz edilerek öldürüldü gibi.*
edit: yazar deyince aklıma bizim sözlük yazarları geldi amk. saipsiz evine gönderilen bomba ile , kukla ıssız bir ormanda tecavüz edilerek öldürüldü gibi.*
--spoiler--
gecenin bu saatinde aklıma gelmiş, fikirlerinin arkasından değil önünde duran adam nitekim fikirler kurşun geçirmezler.. allah rahmet etsin.
''
affetmedi bu ermeni vatandaş
kürt dağlarında babasının kesilmesini
fakat seviyor seni çünkü sen de affetmedin
bu karayı sürenleri türk halkının alnına
''
Nazım hikmet.
--spoiler--
gecenin bu saatinde aklıma gelmiş, fikirlerinin arkasından değil önünde duran adam nitekim fikirler kurşun geçirmezler.. allah rahmet etsin.
''
affetmedi bu ermeni vatandaş
kürt dağlarında babasının kesilmesini
fakat seviyor seni çünkü sen de affetmedin
bu karayı sürenleri türk halkının alnına
''
Nazım hikmet.
--spoiler--
bir grup şakirt, milliyetçi tarafından unutulmaya başladığı iddia edilen güzel insan. faşizme inat, kardeşimsin hrant.
güvercin tedirginliği ile aramızda dolaşırken katledilen insan.
alçak insanlar tarafından öldürülmeseydi belkide fransaya en güzel dersi o verecekti.
(bkz: hrant dink cinayeti davası)
(bkz: hrant dink cinayeti davası)
kaç senedir ölmedi gitti ulan bu ülkede okadar çok faili meçhul cinayet var ki bu kadar peşinden gidilmedi gidilmesi için ilaa ermeni mi olalım amk!
mehmet ali birand abimizin cenaze törenine karısı teşfik etmiştir.
Hrant öldürüldüğünden beri özgürlük, umut, kardeşlik sırtından vurulmuş, yatıyor öylece. güvercinler uçurmalı bugün. tedirgin güvercinler... Hrant daha çok yaşasın diye, Hrant sonsuza dek yaşasın diye.
buradayız ahparig! hep burada olacağız, seninle çoğalacağız, bir olacağız.
biber gazları, kurşunlar, iftiralar, saldırılar, vahşetler, katliamlar ayıramaz bizi.
https://www.youtube.com/watch?v=wq_S76C710E
buradayız ahparig! hep burada olacağız, seninle çoğalacağız, bir olacağız.
biber gazları, kurşunlar, iftiralar, saldırılar, vahşetler, katliamlar ayıramaz bizi.
https://www.youtube.com/watch?v=wq_S76C710E
devlet dersinde öldürülmüştür.
bedeninde ölüm çiçeklenenlerdendir.
bedeninde ölüm çiçeklenenlerdendir.
6 yıl önce yanımızdan uçup giden barış güvercini.
ölüm şekli enteresan bir şekilde talat paşa'nın ölümünü anımsatan ermeni asıllı tc vatandaşı.
ölümünün 6. yılında halen kendisi hakkında cahilce konuşulduğu günleri yaşıyoruz. sevgilisi rakel'in dediği gibi biz hala''bu karanlığı'' sorgulayamadık, bu da bizim ayıbımız olsun, sen huzurla uyu abi, ahparig
''kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıktır." hrant dink
güvercin olmayan kişi. davası için öldü. o gün tetiği çeken bir türk olabilir ama arkasında gerçekten türk milliyetçileri mi var yoksa asala tipi bir yoldaşını kurban verip çokça şey kazanacak bir örgüt mü var? bu cinayet kime yaradı? 6 yıl önce ana akım medyada çok cılız çıkan ermeni soykırımı iddiaları bugün davul zurna eşliğinde dile getiriliyor. bir cinayet kimin işine geliyorsa o'nun tarafından işlenmiştir. misal neden hakkında açılan davalar bu kadar haber konusu oldu? neden ondan yana gözükenler bile o yazıların tam metnini vermeden sadece bahsi geçen cümleyi kullandı?
Davayı bitirmeyeceğiz apharig! yakalarındayız her daim.
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız...
Nevzat Çelik
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız...
Nevzat Çelik
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar