bugün

dünyanın en güzel filmi... ayrıca nick imin de orijinidir.
azmin filmi
run forrest run repligini aklimiza kaziyan ilginc film...
shawshank redemption ı oscar dan eden filmdir, ama ikisini de çok sevdiğim için sövmelere kıyamıyorum...
gelmis gecmis en iyi filmler siralamasinda her zaman ust siralarda yer bulabilecek kaliteli film
lise hazırlık sınıfında sürekli okutulmaya çalışan winston groom kitabıdır aynı zamanda. stage zart mıydı zort muydu kaçtı bilemedim şimdi.
life is like a box of chocolates,you never know what you're gonna get
run,forrest,run!! cümlesiyle iki de bir bizi dürten müthiş üstü bir film..ayrıca okumayanlar için kitabının da ayrı bir tadı vardır,duyrulur..
Vietnam savasindan sonra insanlarin hayatinin nasil değistiği bazilarin nazi bazilarin hippi ve bazi sahislarinda kapitalist topluma ayak uydurduğunu yari ozurlu bir insanin gozunden neseli bir sekilde anlatan kult bir filmdir.Tom Hanksin oyunculugu harikadir ve 1995 de oscar almistir.
akılda kalan film olma özelligini gösteren filmlerden biridir. konusu çok güzel işlenmiş ve tom hanks'in yetenegini konuşturdugu filmlerden biri.
aklımda "run forest run" cümlesiyle yer etmis tom hanksin basrolünü oynadıgı kitaptan uyarlanan film
Tom Hanks'in müthiş oyunculuk sergilediği dönemin en iyi filmidir.
erol taş 'ı bile ağlatabilecek duygusal yogunluga sahip tek film.
Elvis'e dans etmeyi öğreten adamdır, beni de biri böyle sevseydi dememe sebep olandır. En iyi film ödülü dahil 6 oscar kazanmıştır bu film. Sene 1995. Sevgiliyle filme gidilmiş, askeri öğrenci olan sevgili run forrest run diyerek gaza getirip üniformayla forrest gibi koşturulmuştur. Heyy gidi gençlik *
hollywood eleştirmenlerinin bu filmi seyredenlerin hayata bakıs acısı değişecek dediği filmdir ve nitekimde öyle olmustur,kendimden biliyorum.
my name is forest forest gump (bkz: bond james bond)gibi, tom hanks basrolde
izlerken insanın aptal olasının geldigi bir film (bkz: gariban)
amacsızca kosmanın belli bir mantıga dayandırılabildigi film mantık da şu;
"sallanan sandalyede sallanırken bahce kapısına kadar koşayım dedim ,bahce kapısına kadar kosmusken kasabaya kadar kosayım dedim,kasabay kadar kosmusken kasabanın sonuna kadar kosayım dedim ,kasabanın sonuna kadar kosmusken alabamanın sonuna kadar kosayım dedim eyaletin sonuna kadar kosmusken okyanusa kadar kosayım dedım okyanusakadar kosmusken digertaraftakı okyanusa kadar kosayım dedim"

ayrıca adam oyle bır donemde yasamıstırkı inanılmaz elvis dansını forest gumpdan ogrenmıstır*
kısa özet geçilen amerikan tarihi gibi bir filmdir.60lardan itibaren amerikanın tarihinde olmuş iyi kötü olayları izlememize yardımcı olmuştur.tegmenine verdiği hayat sevgisinin yanı sıra sözünü tutması da güzeldir.aşkların en büyüklerinin nasıl yaşanması gerektiğini gösterir.erkek dediğin böyle yapar dedirten filmdir.herkes izlemeli arşivine kaldırmalı coluguna cocuguna izletmeli.
pulp fiction'la 1994 senesinde oscar için çekişen film.aslında oscarı kazandı diye kıl olmam lazım ama olamıyorum.*
belki de en sevdiğim film olan ucuz roman ın elinden oscarı kapmış olmasına rağmen izlediğimde çok güldüğüm tom hanks in başrol olduğu bir filmdir...tarantinonun bu film hakkındaki sözleri bilinmelidir...run forrest run repliği unutulmazdır...ve karidesçi arkadaşımızın karides çeşitelerini her sahnede anlatması en çok kopartan olaylardan biridir...
filmi izledikten sonra keşke forrest gump olsam dedigim harika bi film.
''my mama says; life is like a box of chocolate,you never know what you gonna get.'' , dedigi ve harika bi öyküsü olan tom hanks a ilk oscarını kazandıran ayrıca filme toplam 6 dalda oscar kazandıran harika bir öykü. mükemmel...
1994 yılında robert zemeckis in yönettiği filmdir... senaryosunu eric roth ve winston groom yazmıştır... başrollerinde tom hanks(forrest gump), robin wright(jenny) ve gary sinise(teğmen taylor) yer almıştır... tom hanks oyunculuk namına tüm yeteneklerini sergilemiştir... 1994 yılında, 67. akademi ödülleri töreninde en iyi film, en iyi yönetmen(robert zemeckis), en iyi erkek oyuncu(tom hanks), en iyi uyarlama senaryo(eric roth) ödüllerini kazanmıştır...
(bkz: tom hanks)
kitabıyla bir o kadar alakasız olan bir film.
ama en sevdiğim film.
bir ara nilüfer'in otobüsterinde de verilmekte olan izlenilmesini şiddetle tavsiye ettiğim film.
Harika bir film,harika oyunculuk,harika senaryo ne denilebilir ki hala izlemeyen varsa çok şey kaybetmiş demektir.
forrest annesinin yetiştirme tarzından ve forrest'a acı gerçekleri çok farklı ve olumluya yorumlanması farz olan şekilde anlatmasından ve yorumlamasından ötürü pek de korkak olmayan ama salak diye anılan ve sırf bu yüzden normal bir okula bile gidemeyecek olduğu için annesi fedakarlık* yapmak zorunda kalan bir insandır. asker olur, masa tenisçisi olur, savaşa gider, döner, balıkçı olur, büyük paralar kaldırır ve ünlü olur. hayat hikayesini anlatır insanlara bir otobüs durağında. azmi ile halletmeyi öğrenmiştir her şeyi ve o bitmek bilmeyen olumlu düşünme yeteneği ile. oscar ödülü almış bir filmdir.4 müydü 5 mi hatırlamıyorum hollywood'un biyografik filmleri sevmesinden olsa gerek; ama güzel filmdir, izlenilsindir.
Tom Hanks 'in oyunculuğunun zirvesidir ve hala oradaki performansının meyvelerini yemektedir
olmeden once seyredilmesi gereken 10 filmden birisidir.
(bkz: forrest gump tam çözüm) * * * * *

--spoiler--
filmi alıyorsunuz , açıp izlemey başlıyorsunuz. filmin başında banklardan oturan saf görünümlü bir adam var. orada öylecek kayıtsızca oturmakta. dünyadan bihaber , sanki hiç yaşamamış gibi bir hali var. birazdan yanına bir kişi geliyor ve bir şeyler anlatmaya başlıyor. tabi ki o vazgeçilmez giriş repliği eşliğinde ''my name is forrest. forrest gump''. daha sonra başlıyor olaylar dizisi... forrest bacakları pek de iyi çalışmayan ve beli de bir deveninkisi gibi eğri olan iq seviyesi 75 lerde seyreden biraz aptal bir cocuktur. bacaklarında metallerle yürüyebilmektedir. yalnız bir annesi vardır ki , ona her şeyi anlatmanın bir yolunu bilen birisidir... forrest'a her zaman ''sen de diğerleri gibisin. hiçbir farkın yok onlardan. eğer tanrı hepimizin aynı olmasını isteseydi , hepimizin bacağına tel takardı'' der. annesi ve forrest büyük bir evde yaşamaktadır. oradan geçen gezginlere büyük evlerinin , birçok odasını kiralayarak geçimlerini sağlamaktadırlar. forrest'ın annesi zeki bir kadındır. evlerinden misafirleri hiç eksik olmaz. bir keresinde orada kalmak için gelen bir gitarlı genç forrest'a gitarda bazı şeyer gösterir. forrest'ta o metal kapli bacakları ile dans ederken kim bilebilirdi ki o gitarlı genç bir gün kral olacak... like elvis... birkaç gün sonra forrest okula yazılacaktır. iq su 75 olduğundan ve normal cocuklardan düşük olduğı için okul müdürü onu okula almaz fakat annesi onu okula yazdırmaya kararlıdır. her ne pahasına olursa olsun... bu paha müdürle yatmak olsa dahi... forrest okula yazılır. okul otobüsünde hiçkimsenin yer vermediği forrest'a sadece jenny yer verir ve o günden sonra köfte ve patates gibi olurlar... günler geçer , jenny ve forrest hep beraberdir. her okulda olan vandal cocuklar , bir gün marien ve forrest'ı okul yolunda sıkıştırırlar. marien o unutulmaz repliği orada yaratır ''run forrest! run!''. forrest de run'ar tabi. öyle bir run'ar ki , ayağındaki metaller dahi kırılır ve arkadasındaki bisikletli cocuklar rüzgarına bile yetişemez... artık her yere koşarak giden bir forrest vardır... jenny'ın babası çok sevecen bir adamdır. onu ve kız kardeşlerini hep sevip okşuyordur... jenny her seferinde due etmektedir; ''yüce tanrım! burdan çok çok uzağa uçmam için beni kuş yap!''... ama tanrı onu kuş yapmaz...

artık büyümüşlerdir. forrest üniversite'ye gider. orada daldığı futbol sahasından bir amerikan futbolu oyuncusu olarak çıkabileceğini kim düşünebilirdi ki ama? ama çıkar işte. amerikan futbolu oyuncusu olur. topu eline verirler ve sadece koşar. koşar, koşar, koşar... rüzgar gibi koşar... saha bitmesine rağmen yine koşar! o arada takım koçunun söylediği söz ise seyirciyi 2'ye yarar ''yaşayan en aptal orospu çocuğu ama kesinlikle hızlı! muahah''...
üniversitede işler karışıktır. başkan vurulur...
üniversite çabuk bitmiştir. çünkü çok futbol oynuyordur *. hatta onu amerikan karması denen şeye bile çağırmışlardır. bütün takım beyaz sarayda kokteyle davetlidir. başkanla tanışmanın en iyi yanı ise tam 15 tane dr peppers içebilmenizdir *. başkan kennedy forrest'a sorar
- amerikan karmasında olmak nasıl bir duygu?
forrest bombalar;
- çişim var! *
daha sonra başkan yine vurulur... *

forrest orduya katılır. yine bir otobüs ve yine tanışacak bir kişi vardır elbette. bu sefer de bubba ile tanışır. onun bütün sülalesi karides işi ile ilgilenmektedir ve o da orduda işi bitince karides işine girecektir... bubba devamlı karideslerden bahseder durur, forrest da dinler. amaaaaa amaaa orduda bir eğitim çavuşu vardır ki , ulan ben hayatımda bir insana bu kadar gülmedim yaaa!!! yoktur lan böyle bir şey! adamın replikleri , tepkileri vs... direkt bombadır. film izlerken cok dikkat edilesi bir adamdır...
forrest ve arkadaşları vietnam'a gönderilir. orada teğmen dan komutasındaki bir birliğe verilirler. teğmen dan'ın dedeleri savaşlarda ölmüştür. yani çok tecrübelidir *. bir gün bubba forrest'a onunla karides işine girip girmeyeceğini, yüzden 50-50 ortak olacaklarını ve kabul edip etmediğini sorar. forrest da kabul eder.. daha sonra birgün çatışmaya girerler , bütün müfreze yaralanır... forrest yine koşarak uzaklaştığı için sadece kıçından vurulmuştur. ama bubba yoktur! forrest bubba'yı bulmak için o çatışma alanına girer. her seferinde başka birisini kurtarır ama bubba yoktur. bir seferinde de teğmen dan'ı kurtarır. en sonunda bubba'yı da bulur. bubba yaralıdır. onu da kurtarır ama bubba çok geçmeden ölür... teğmen dan'ın ayakları yoktur artık , forrest da kıçından yaralanıp tam 1 milyon dolar almaya hak kazanmıştır fakat o paranın zerresini göremez. galiba ordu paraya el koymuştur *. forrest orda ping pong'a başlar. ona çok doğal gelmiştir. hayvan gibi de oynar zaten... bu arada teğmen dan'ı da eve yollamışlardır. bir süre sonra da forrest'ı... forrest başkent washington d.c'ye gider. orda yine jenny'i bulur. yine köfte ve patates gibi olurlar. fakat uzun sürmez. marien yine gider...
forrest'a şeref madalyası vermişlerdir. artık ünlü biridir de... televizyon'a çıkar. hatta john lennon'dan bile ünlüdür!

forrest new york'a gider. orada teğmen dan ile karşılaşır. yılbaşı yaklaşmaktadır. o yılbaşını teğmen dan ile geçirir. teğmen tekerlekli sandalyeye bağımlı , otelde kalan sakat bir adamdır. forrest ona karides işine gireceğini söyler , o da pek sallamaz fakat ''sen eğer karides teknesi kaptanı olursan , ben de senin ikinci kaptanın olacağıma söz veriyorum'' der. ping pong'da cok ünlü olan forrest amerikan ordu takımındadır ve yine başkanla görüşür. başkan sonra yine vurulacaktır tabi...

forrest artık terhis olmuştur. eve döner. o artık ünlü biridir. sponsor firmalardan birisi , onların ürünlerini överse ona tam 25 bin dolar vereceklerini söyler ve parayı bırakırlar. forrest parayı alır. verdiği bir söz vardır ve bunu tutacaktır. tabi ki karideş işine girecektir... parasının 24.562,47 $ ile karideş işine girer. kendisine bir tekne satın alır. teknesini ismi yoktur. isimsiz bir tekne uğursuzluk getirir. teknesinin ismi '' jenny'' olacaktır. forrest çok uğraşır fakat en fazla 5 tane karides yakalar *. bu bir süre daha devam eder... bir gün limanda birisi belirir. bu da kimdir? tabi ki teğmen dan!!! bu filmde herkes sözünü tutar! o da söz verdiği gibi 2.kaptan olmak için forrest'ın yanına gelmiştir. artık 2.kaptan teğmen dan'dır... birlikte sefere çıkarlar ama pek de bir şey değişmez. yine hiçbir şey yakalayamıyorlardır... derken; günlerden bir gün , büyük bir fırtına çıkar! her zaman ''tanrı nerede? hani nerede?''
diyen teğmen dan'a tanrı kendisini göstermiştir. tanrı ordadır! ama filmin burasında kayış kopar. teğmen dan o fırtına da geminin direğien çıkar öyle laflar söyler ki , şahsen ben gülmekten yarıldım lan * *. fırtına da batmamışlardır fakat kendileri haricindeki herkesin teknesi zarar görmüştür. artık tek karides teknesi onlardır! bütün karidesleri tek başlarına yakalarlar ve bir sürü gemi alıp , koca bir filo kurarlar... paraya da para demez i money derler! çünkü onlar gavur *. teğmen dan da artık tanrı ile barışmıştır sanki...bunu hiç söylemez ama forrest anlar...
devam*

ansızın bir haber gelir. forrest'ı annesi hastalanmıştır. hemen koşarak gider * annesi kanser olmuştur. aralarında geçen konuşma çok acıklıdır. annesi ''tanrının sana verdikleri ile en iyisini yapmak zorundasın. her insan kendi kaderini kendisi çizer'' ve ''hayat bir çikolata kutusu gibidir... içinde ne olduğunu asla bilmezsin...'' der... annesi forrest'a bazı şeyleri anlatmak için mutlaka bir yol bulurdur zaten... bir salı günü de annesi ölür...

alabama eyaleti'nin ileri gelenleri bu savaş kahramanı , ulusal şöhret , karides teknesi kaptanı , profesyonel ping pong oyuncusu adama bir iş teklif eder. o da futbol sahasının cimlerini biçmek * işi kabul etmiştir. hem de bedavaya biçmektedir! parasının bir kısmını da bir mevye şirketine yatırmıştır. ismi de galiba apple dı. onu aramışlar ve ''artık para konusunda sıkıntınız kalmadı'' demişler. * annesinin demesine göre ''insanın ancak ihtiyacı kadar serveti olabilir. gerisi gösterişe girer''miş. o yüzden forrest da paranın bir kısmını kiliseye verir. yeni bir kilise yaptırır. bir miktarını da hastaneye... yalnız asıl bomba burdadır. bir miktar parayı da bubba'nın annnesi verir!
aynı anlaşmada olduğu gibi. %50 sini !!! *

artık annesi de gitmiştir. forrest'ın geceleri yapacak biryokken düşündüğü tek kişi vardır, o da jenny! ve bir gün; çıkar gelir jenny! yeninde köfte ve patates gibi olurlar! forrest ona evlenme teklif eder ama kabul etmez. fakat kendini de forrest'a sunar bir gece... ertesi gün de ortadan kaybolur...
sabah uyandığında jenny'yi bulamaz. o gün hiçbir neden yokken içinden kosma isteği geçer ve koşmaya başlar. oradaki replikler aynen;
'' yolun sonuna kadar koştum ve oraya varınca kasabanın sonuna kadar koşayım dedim. sıcaklardan bitkin düşen başkan carter , oraya vardığım zaman greenbow bölgesi'ni boydan boya koşayım dedim. oraya kadar koştuğuma göre bari büyük alabama eyaleti'ni koşarak geçeyim dedim. ben de öyle yaptım. alabama'yı koşarak geçtim. ortada hiçbir neden yokken koşmaya devam ettim. okyanusa kadar koştum. * sonra oraya vardığımda hazır oraya gelmişken , geri dönüp yoluma devam edeyim dedim. başka bir okyanusa gelmişken hazır buraya kadar gelmişken geri dönüp yoluma devam edebilirim dedim. uykum geldiğinde uyudum , acıkınca yemek yedim. şeye gitmem gerekince... bilirsiniz... gittim.'' *- yani sadece koştun?
- evet

koşarken sadece jenny'yi düşünen forrest amerikayı en son 4.kez geçiyordu benim gördüğüm kadarıyla. daha sonra onun yaptığını bir tepki olarak görüp ona katılanlar ve ondan yardım istemek için gelenler oldu. sonra daha cok katılan oldu. birileri bütün insanlara umut verdiğini söyledi.
kendisine yardım etmesini isteyen ve tampon etiketi işindeki bir adam yanında koşarken aralarında şöyle bir dialog geçer;
- bana yardım edebilir misin acaba? tampon etiketi işindeyim. bana iyi bir slogan lazım ve siz insanlara umut verdiğiniz için bana yardım edebileceğinizi düşünmüştüm.
- hey ahbap az önce kocaman bir köpek bokuna bastın! olur böyle vakalar! * *
- ne, bok mu?
artık tamponlarda ''shit happens'' yazmaktadır. birkaç yıl sonra duymuştur ki , adam o işten çok para kazanmış ve zengin olmuş.

yine öyle koştuğu başka bir gün; tüm parasını t-shirt işinde kaybeden bir adam yüzünü bir t-shirt'e basmak istedi. ancak pek iyi çizemiyordu ve fotoğraf kamerası da yoktu. o arada oradan geçmekte olan bir kamyon, onu ve adamı çamur içinde bıraktı. adam elinde getirdiği t-shirt ü verdi ve ''al bunu kullan. zaten bu rengi kimse beğenmiyor!'' dedi. forrest da yüzünü t-shitt'e sildi. adam t-shirt'ü geri aldığında üzerinde beliren : ) işareti işi bitirmişti zaten... birkaç yıl sonra duymuş ki , o adam da t-shirt için güzel bir fikir bulmuş ve çok para kazanmış... *

artık forrest'a eşlik eden tonlarca adam vardır. hepsi de arkasından koşar. annesi hep derdi ki ''ilerlemeden önce hep geçmişini arkana al.'' sonra düşündü ve koşmasının nedeninin bu olduğunu anladı. 3 yıl 2 ay 14 gün 16 saat koşmuştu...
ve bir anda durdu!!! ve ağzından şu cümleler çıktı;

- çok yoruldum. galiba eve gideceğim...

arkasındakiler şaşkındır. ''peki biz ne yapacağız?'' dediler, cevap vermedi. evine döndü. ve başka yine vurulmuştu * *
jenny'den bir mektup almıştı. onu ziyaret edip edemeyeceğini soruyordu. o da şu anda bunun için o bankta oturuyordu. otobüsünü bekliyordu. yanındaki kadın adresi sordu. o da söyledi. kadın ona otobüse binmesinin gereksiz olduğunu , gideceği yerin bir iki sokak ileride oldugunu söyledi. o da hemen koşarak gitti *

jenny'yi buldu. bir de çocuğu vardı, forrest. forrest gump! onun çocuğuydu. jenny ile forrest'in. hem de cok zeki idi...
bir süre konuştular. jenny ona kendisinde bir virüs olduğunu ve doktorların bir şey yapamadığını söyledi. ardından da evlenme teklif etti! forrest kabul etti. evlendiler... bir süre beraber yaşadılar fakat... bir cumartesi sabahı jenny de gitmişti...

filmin sonu çok duygulsaldı. forrest jenny'yi her zaman oturdukları ağacın altına gömdürmüştü ve orda yaptığı konuşma...
''bir cumartesi sabahı öldün. ve ben seni ağacımızın altına gömdürdüm. babanın evini buldozerle yerle bir ettirdim. 'annem hep ölüm yaşamın bir parçasıdır' derdi. öyle olmamasını dilerdim. küçük forrest gayet iyi. yakında yine okula başlayacak.
ve ben hergün onun kahvaltısını , öğlen ve akşam yemeğini yapıyorum. hergün saçını taramasını , dişlerini fırçalamasını sağlıyorum. ona ping pong öğretiyorum. oldukça iyi. sık sık balık tutuyoruz. her gece bir kitap okuyoruz. o çok zeki jenny... onunla çok gurur duyardın. ben duyuyorum... sana bir mektup yazdı. benim okuyamayacağımı söyledi. okumamam gerekiyor... o yüzden senin için buraya bırakıyorum. * *. annem mi haklıydı yoksa teğmen dan mı bilemiyorum. herkesin bir kaderi var mı bilemiyorum. yoksa rüzgara kapılmış gibi tesadüfen oraya buraya mı sürükelniyoruz? bence her ikisi de doğru. belki ikisi de aynı anda oluyor... fakat seni özlüyorum jenny...
bir şeye ihtiyacın olursa , ben uzaklarda olmayacağım...'' der ve gider... arkasından bir anda bir sürü kuş uçuşur... beli de... evet evet oldu bence... *

daha sonra küçük forrest'ı okul otobüsüne bindirirken , kendisinin de bir zamanlar yaşadığı o klasik dialog yaşanır. otobüs şoforü kadın;
- bunun okul otobüsü olduğunun farkındasın değil mi?
- elbette. siz dorothy harris siniz ben de forrest gump'ım. *
babasına el sallar ve gider küçük forrest. orada öylece kala kalan forrest'ın ayağının dibinden havalanan küçük bir kuş tüyü çok şey anlatarak uzaklaşır ve izleyiciye de böyle harika bir filmi izlemiş olmanın zevkini doyasıya yaşamak kalır...

eveeett.. koskoca filmi anlattım ben burda. hayatımda birçbir filmi bu kadar ayrıntılı bir şekilde anlatmaıştım kimseye. sebebi de belki bundan önce bu kadar güzel bir film izlememiş olmamdı, bilemiyorum...
peki bu entry'yi kimin için yazdım?
bu filmi izlememişlerin burdan okuyup filmin ne olduğunu öğrenmesi için mi?
hayır kesinlikle değil. bu film izlenmeli. burdan okuyarak benim burda şu anda hissetiklerimi hissedemez kimse.
peki filmi izlemişler için mi?
o da değil galiba. zaten filmi izlemiş olanların bu entry'yi okuduklarında yüzlerinde küçük bir gülümseme belirecek. tıpkı filmi izlerken olduğu gibi...
peki kim için?
ben bu entry'yi kendim için yazdım arkadaş. subjektif bir entry evet. belki formata da aykırı ama hiçbir yerden kesip biçmeden , kendim yazdım... zaten bunu da subjektif diye silen birisi olursa sözlüğü bırakırım, sebebim de forrest olur *
hani forrest sebep yokken koşuyorya ben de sebep yokken yazdım işte... canım istedi.. şimdi de çok yoruldum. galiba ara vereceğim *

ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden bu film kesinlikle. sebebi de içerisinde saflık , temizlik , aile bağları , savaş , arkadaşlık vb.. ne ararsanız var. daha ne diyeyim izleyin işte... mutlaka izleyin..

--spoiler--
filmde anlatmak istediğini, tek bir tüy parçası ile özetleyen, forrest gump'ın direk idol bellendiği harika film ..
her bünyenin izlediğinde "keşke otistik olsaydım" diyerek yaratıcıya dua ettiği filmdir.
forrest gump'ı izledikten sonra ben gerizekalıyım diyebilmektir forrest, forrest gump!
kaderimiz seçimlerimizi önceden seçildiğini değil onları anlamamız gerektiği için vardır*. bu nedenle insan kaderini kendi çizer. filmin ana fikri de budur.
mükemmel bir soundtrack e sahip olan film.
amerika nın siyasal olaylarına imalı göndermeler yapan başyapıt. türkiye versiyonunu çekmek mükemmel olurdu.* * ama ne para nede siyasal yapı buna müsaade ederdi.
"forrest gumpı seyredelim" dediğim bir arkadaşın, filmin ismini "forest camp" olarak algılayıp filmin de bir savaş filmi olduğunu düşünerek, kendinden gayet emin bir şekilde "savaş filmi seyretmeyelim" dediği film.
ibrahim üzülmezi anımsatan film. (bkz: kooş ibo kooş!)
(bkz: ölmeden önce izlenecek filmler)
Üzerine filmde geçen bütün repliklerden daha fazla güzel cümle kurulabilecek mükemmel film. Sanırım <<- Aptal bir insanın hayatı ne kadar eğlenceli olabilirki ?>> sorusunun üstüne yazmışlar senaryoyu.
insanda filmi izledikten sonra sahile inip yakomoz'u izlerken bir sigara yakarak biranı yudumlarken hayata dair olayları düşünmesine sebep olan muhteşem film.
"merhaba,ben gump,forest gump.çikolata ister misiniz?ben bunlardan milyonlarcasını yiyebilirim.annem hep 'hayat bir kutu çikolatadır ve şansına ne çıkacağı belli olmaz'derdi..."
sadece koşmak istediği için kilometrelerce koşan iyi huylu, naif film kahramanı. (bkz: blowin in the wind)
tom hanks'in en kaliteli filmlerinden biri. gerçekten muhteşem. en iyi film dahil 6 oscar almış filmdir ayrıca.
ölümde hayatın bir parçası sözü sagopa kajmer'in bir peşimiştin gözyaşları şarkısında geçmektedir.
şahane göndermeleri ve giydirmeleri olan ama en çok da "başarı için temiz-boş bir kafa şart" dedirtmesiyle kendini sevdirmiş olan film.
--spoiler--
ben karides işinden annemin rahatsızlığı gerekçesiyle ayrıldıktan sonra, teğmen benim hisselerimi bir meyve şirketine yatırmış(kağıtta apple yazıyor), ve artık çalışmamın gereksiz olduğunu söylüyordu. bende artık bir milyoner olduğum için çimleri para almadan kesmeye başladım.
--spoiler--
...' mama always said ," put the past behind you before you can move on" '
izlenesi bir film, tom hanks in en iyi filmi bence...
güldürürken düşündüren harika bir yapım. tom hanks' ın, otistik ve iyi niyetli forrest gump rolünde harikalar yarattığı, dvd' nin yanında sürekli bulunması gereken eserlerden biri.

--spoiler--
run forrest run!
--spoiler--

jenny' nin, taşlardan kaçan forrest' e söylediği bu sözler, bir insanın, hayatın zorluklarına karşı verdiği mücadeleyi de içtenlikle ortaya koymaktadır.