bugün
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali13
- kemal kılıçdaroğlu6
- marc cucurella3
- haluk levent vs serdar ortaç6
- bilgisayardan anlıyorum hareketleri7
- benjamin netanyahu3
- bir kızın poposunu tokatlayarak cezalandırmak5
- siyonistlerin arjantin'i desteklemesi4
- kendinle alakalı ilginç bir bilgi ver3
- sapık7
- ben dersimli kemal im2
- merak etmemenin huzuru5
- uludağ sözlük diriltme operasyonu5
- bakkala sigara almaya yollanacak yazarlar4
- cevap niteliğinde entry giren yazarlar2
- duşta akla gelen şeyi çıkınca umutmak2
- seksen tane entry giren sözlük yazarı3
- atlantis3
- carlsberg3
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
- helin elveren3
- sözelci5
- gocu nerede8
- genellemeyi şahsi almak enayiliği2
- açık büfe olduğu halde tabağı doldurmamak9
- memduh başgan2
- kriyonik2
- iş beğenmiyolarsa neden fazla kurye var3
- bir kız tecavüze uğrarken onu izleyen tanrı11
- bugün sağlığın için ne yaptın13
- christopher nolan3
- siyah carlsberg3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı18
- allah varsa beni milli yapsın6
- sevgilisini aldatan doktor2
- ted bundy2
- mandy muse'nin poposu2
- aylık 464 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- bir kadının en güzel bölgesi13
- aldatan karıya nafaka ödemek zorunda kalan erkek2
- tadıldığına pişman eden şeyler7
- karaburun4
- bir kıza sevgilin var mı diye sormak4
- gocu bak bi2
- uludağ sözlük ü ayağa kaldıracak fikir3
- unutulmayan sadakat örnekleri2
- dünyanın en güzel tatlısı12
- gocu'nun heykeli4
- serbest vuruş pro2
- erdoğan'ın fedaisi olmak2
"Kurt Gödel" tarafından ortaya çıkartılan teoremdir.
kısa bir anlatımla;
"tutarlı biçimsel bir sistem kurallara ve aksiyomlara dayanıyorsa bu sistem kesinlikle karar verilemeyen (ne doğru ne de yanlış olduğu kanıtlanabilen) önermeler içerecektir." *
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eksiklik_Teoremi
kısa bir anlatımla;
"tutarlı biçimsel bir sistem kurallara ve aksiyomlara dayanıyorsa bu sistem kesinlikle karar verilemeyen (ne doğru ne de yanlış olduğu kanıtlanabilen) önermeler içerecektir." *
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eksiklik_Teoremi
ünlü matematikçi kurt gödel' in, çağdaşı hilbert' in, matematikteki tüm ispatları aksiyomatik bir sistemle elde edebileceği savını çürüttüğü teorem.
--spoiler--
1. elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı ise eksiksiz değildir.
2. elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistemin tutarlılığını sistemin kendi içinden ispatlamak mümkün değildir.
--spoiler-- * *
--spoiler--
1. elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı ise eksiksiz değildir.
2. elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistemin tutarlılığını sistemin kendi içinden ispatlamak mümkün değildir.
--spoiler-- * *
adı üzerinde bir teoremdir. içindeki unsurlar belirli bir şekilde yorumlandığı takdirde, aritmetiği içine alacak kadar kuvvetli bir formel dil dahilinde, ne kendisinin ne de tersinin "hypothetico-deductive" usulle ispatlanması mümkün olmayan hükümlerin var olduğu manasına gelir. Bu basit yorumlamanın ötesinde, bir ikinci derece denklemini dahi çözmekten aciz, sürüyle filozof bozuntusunun, süpermarket ulemasının, talk-show mütefekkirinin ürettiği ve şu anda da bir kanalizasyon patlaması şeklinde ortaya döktüğü zırva vardır ki, onlarla uğraşmak -bilhassa Türk piyasasındakilerle- sizin için ancak vakit kaybıdır.
basit bir dilden anlatılırsa ve matematikten çıkıp dünyaya uyarlanırsa eğer;
matrix filminde anlatılan olaydır. varlık var mıdır yok mudur ya da biz gerçek miyiz gibi soruları hep dünya içinden cevaplamaya çalışırız. fakat zaten kendi kendine göre kuralları olan bir evrenin içindeyiz. dolayısıyla bizim doğru cevap verdiğimiz sorular aslında zaten evrenin içindeki kurallara göre doğrudur ya da yanlıştır.
yani içinde bulunduğumuz evrenin kuralları yanlışsa, doğru diye gözlemlediğimiz cevaplar da yanlıştır.
örneğin bir çocuğu doğduktan itibaren bir odaya kapatsak, istediğimiz her kuralı ona doğru sandırabiliriz.
matrix filminde anlatılan olaydır. varlık var mıdır yok mudur ya da biz gerçek miyiz gibi soruları hep dünya içinden cevaplamaya çalışırız. fakat zaten kendi kendine göre kuralları olan bir evrenin içindeyiz. dolayısıyla bizim doğru cevap verdiğimiz sorular aslında zaten evrenin içindeki kurallara göre doğrudur ya da yanlıştır.
yani içinde bulunduğumuz evrenin kuralları yanlışsa, doğru diye gözlemlediğimiz cevaplar da yanlıştır.
örneğin bir çocuğu doğduktan itibaren bir odaya kapatsak, istediğimiz her kuralı ona doğru sandırabiliriz.
Eğer doğruysa ve eğer matematiksel bir evrende yaşıyorsak bilinçli organizmaların bulunamaması gerekirdi.
En basit tabirle Doğrulugu kanıtlanamayan matematiksel sonuclarin olduğunu söyleyen godel teoremi. Goldbach hipotezinin hala ispatlanamamis olmasi bu teorem yuzundendir. Bunun Fizikteki yansıması ise her şeyin teorisinin dogru olsa bile kanıtlanamaz oluşudur.
Eksiklik teoreminin ilgili olduğu bir başka konu ise bilinç, yani "ben" kavrami. Cunku bu teorem kendine referans iceren bir paradoks, Tipki russell paradoksu gibi. Matematik kendini kullanarak yine kendine ait bir onermenin doğruluğunun veya yanlışlığinin ispatlanamayacagina dair bir önermede bulunur. Bu bir çelişkidir ama doğrudur. Matematik aslında burada bilinçli bir varlıkmis gibi davranir. işte tam olarak bu sebeple incompleteness theorem bilinç ile yakindan ilişkilidir. Bilinç de kendine referans içeren bir paradokstan ibarettir. Kisinin kendine "Ben kimim?" dediğinde bir cevap bulamamasi da bu yüzdendir. Özetle sadece bu teoremden yola çıkarak "bilinc bir paradokstur" diyebiliriz. Doğada var olan tek paradoks.
Eksiklik teoreminin ilgili olduğu bir başka konu ise bilinç, yani "ben" kavrami. Cunku bu teorem kendine referans iceren bir paradoks, Tipki russell paradoksu gibi. Matematik kendini kullanarak yine kendine ait bir onermenin doğruluğunun veya yanlışlığinin ispatlanamayacagina dair bir önermede bulunur. Bu bir çelişkidir ama doğrudur. Matematik aslında burada bilinçli bir varlıkmis gibi davranir. işte tam olarak bu sebeple incompleteness theorem bilinç ile yakindan ilişkilidir. Bilinç de kendine referans içeren bir paradokstan ibarettir. Kisinin kendine "Ben kimim?" dediğinde bir cevap bulamamasi da bu yüzdendir. Özetle sadece bu teoremden yola çıkarak "bilinc bir paradokstur" diyebiliriz. Doğada var olan tek paradoks.
şu gödel denen adamı düşününce hâlâ sinir oluyorum. adam kalkmış, matematiğin en sağlam, en pırıl pırıl sistemini kurmuş gibi duran o kocaman binaya girmiş, kapıya da kocaman “burası kendi kendini tutarlı gösteremez, bir yerden hep delik kalacak” diye yazıp çıkmış. hem de ispatla. hem de o delik, sistemin içinde zaten varmış da biz göremiyormuşuz. yazık. resmen “beni çözün bakalım dahiler” demiş ve hepsini terletmiş.
her şeyi aksiyomlarla, kurallarla, ispat zincirleriyle diziyorsun. aritmetik bile yapsın, her soru cevaplansın istiyorsun. “tamam bu sistemle kainatı bile anlarız” diyorsun. derken sistem dönüp sana “peki ben? ben tutarlı mıyım? bunu da ispatla” diyor. ya susuyor ya da fazla konuşursa kendi ayağına sıkıyor. ikisi de aynı boktan sonuç. işte o an anlıyorsun ki, ne kadar büyük ne kadar mükemmel kurarsan kur, içinde hep bi “kanıtlanamaz doğru” kalıyor.
hayat da aynen öyle be. bütün planları yapmışsın, ilişkileri, işleri, “bundan sonra şöyle olacak” demişsin, sabah uyanıyorsun, bi bakıyorsun o küçük “yanlış mı yaptım” sorusu her şeyi delik deşik ediyor. kapatamıyorsun. çünkü kapatırsan sistem çöküyor.
“ulan her şeyi bilemeyeceğiz mi?” hissi. o his polimer gibi yapışıyor adama, bırakmıyor. kemik kırılma oranımı hesapladım geçen gün, dört buçuk yılda bi tarafım gidiyor ama o kırıkları “tam” ispat edemiyorum, hep bi yüzde kırk eksik kalıyor. gülüyorum kendi kendime. çünkü o eksiklik olmasa her şey o kadar sıkıcı olurdu ki, her kapı önceden açılmış, her soru önceden cevaplı… ne tadı kalırdı ki yaşamın?
eczaneye gittim bi ara, “bana bi şey verin de bu boşlukları doldursun” diye içimden geçiriyorum. yok öyle bi ilaç. concerta bile yetmiyor. sistem kendi çelişkisini taşımak zorunda. biz de öyle taşıyoruz işte. o yüzden bazen o boşluğa bakıp “tamam kanka anlaştık, sen dur orada” diyorum. eksik kalıyoruz. ama o eksiklik güzel bi şey lan. en azından bi yerden rüzgâr esiyor hâlâ, bi yerden ışık sızıyor. yoksa her şey camdan bi fanus olurdu, içinde nefes bile alamazdık.
evet. o kadar.
her şeyi aksiyomlarla, kurallarla, ispat zincirleriyle diziyorsun. aritmetik bile yapsın, her soru cevaplansın istiyorsun. “tamam bu sistemle kainatı bile anlarız” diyorsun. derken sistem dönüp sana “peki ben? ben tutarlı mıyım? bunu da ispatla” diyor. ya susuyor ya da fazla konuşursa kendi ayağına sıkıyor. ikisi de aynı boktan sonuç. işte o an anlıyorsun ki, ne kadar büyük ne kadar mükemmel kurarsan kur, içinde hep bi “kanıtlanamaz doğru” kalıyor.
hayat da aynen öyle be. bütün planları yapmışsın, ilişkileri, işleri, “bundan sonra şöyle olacak” demişsin, sabah uyanıyorsun, bi bakıyorsun o küçük “yanlış mı yaptım” sorusu her şeyi delik deşik ediyor. kapatamıyorsun. çünkü kapatırsan sistem çöküyor.
“ulan her şeyi bilemeyeceğiz mi?” hissi. o his polimer gibi yapışıyor adama, bırakmıyor. kemik kırılma oranımı hesapladım geçen gün, dört buçuk yılda bi tarafım gidiyor ama o kırıkları “tam” ispat edemiyorum, hep bi yüzde kırk eksik kalıyor. gülüyorum kendi kendime. çünkü o eksiklik olmasa her şey o kadar sıkıcı olurdu ki, her kapı önceden açılmış, her soru önceden cevaplı… ne tadı kalırdı ki yaşamın?
eczaneye gittim bi ara, “bana bi şey verin de bu boşlukları doldursun” diye içimden geçiriyorum. yok öyle bi ilaç. concerta bile yetmiyor. sistem kendi çelişkisini taşımak zorunda. biz de öyle taşıyoruz işte. o yüzden bazen o boşluğa bakıp “tamam kanka anlaştık, sen dur orada” diyorum. eksik kalıyoruz. ama o eksiklik güzel bi şey lan. en azından bi yerden rüzgâr esiyor hâlâ, bi yerden ışık sızıyor. yoksa her şey camdan bi fanus olurdu, içinde nefes bile alamazdık.
evet. o kadar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar