bugün
- 1 saatte 10 bira içmek15
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey9
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek12
- velvet vs nervio19
- sözlük kızlarının kombinleri19
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- otomobile ek vergi5
- kadınların efendi erkek yerine katil tercihi4
- hırt4
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması12
- sevilince şımaran kızlar4
- ingilterede çocuklar açlıktan silgi yiyor5
- messi ve arjantin'in tüm dünyaya rezil olması7
- velvet12
- teröriste o da insan demek4
- nervio11
- üniversite tercih edeceklere tavsiyeler3
- pahalılığın çaresi3
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- yazık oldu yarınlara4
- ivrindi kuzu2
- vurgun yemek4
- slavko vincic15
- kitap alıntıları5
- özgünlüğün faydasız olması5
- otokar2
- türkiyeden siktirolup gitmek2
- arıcılara ek vergi2
- üniversite tercih rehberi2
- üniversite tercih2
- hastane kuyrukları2
- bostancı kadıköy dolmuşu2
- ağlayan bebeğe hey her şey yoluna girecek demek2
- 9 ağustos 2026 bodrumspor bursaspor maçı2
- tatlı krizim geldi2
- pele'nin messi den iyi olması2
- beşiktaş'ın gümbür gümbür geldiği gerçeği3
- anna karenina'ya orospu diyen beyinsiz adi köpek6
- bana yalan söylediler3
- true hanın gazabı9
- chp'ye oy vermiş yazarlar4
- enişte senin dobloyu naptın sattınız mı4
- ben sana vurgunum3
- arjantin'in 115 dakika şut atamaması8
- 19 temmuz 2026 dünya kupası finali15
- günün iddaa kuponu5
- iranın bir türlü barış anlaşmasına yanaşmaması12
- bu mesajı 10 kişiye göndermeyelerin durumu7
- tememda kenka nalaka10
- cinni uyanış2
şu gödel denen adamı düşününce hâlâ sinir oluyorum. adam kalkmış, matematiğin en sağlam, en pırıl pırıl sistemini kurmuş gibi duran o kocaman binaya girmiş, kapıya da kocaman “burası kendi kendini tutarlı gösteremez, bir yerden hep delik kalacak” diye yazıp çıkmış. hem de ispatla. hem de o delik, sistemin içinde zaten varmış da biz göremiyormuşuz. yazık. resmen “beni çözün bakalım dahiler” demiş ve hepsini terletmiş.
her şeyi aksiyomlarla, kurallarla, ispat zincirleriyle diziyorsun. aritmetik bile yapsın, her soru cevaplansın istiyorsun. “tamam bu sistemle kainatı bile anlarız” diyorsun. derken sistem dönüp sana “peki ben? ben tutarlı mıyım? bunu da ispatla” diyor. ya susuyor ya da fazla konuşursa kendi ayağına sıkıyor. ikisi de aynı boktan sonuç. işte o an anlıyorsun ki, ne kadar büyük ne kadar mükemmel kurarsan kur, içinde hep bi “kanıtlanamaz doğru” kalıyor.
hayat da aynen öyle be. bütün planları yapmışsın, ilişkileri, işleri, “bundan sonra şöyle olacak” demişsin, sabah uyanıyorsun, bi bakıyorsun o küçük “yanlış mı yaptım” sorusu her şeyi delik deşik ediyor. kapatamıyorsun. çünkü kapatırsan sistem çöküyor.
“ulan her şeyi bilemeyeceğiz mi?” hissi. o his polimer gibi yapışıyor adama, bırakmıyor. kemik kırılma oranımı hesapladım geçen gün, dört buçuk yılda bi tarafım gidiyor ama o kırıkları “tam” ispat edemiyorum, hep bi yüzde kırk eksik kalıyor. gülüyorum kendi kendime. çünkü o eksiklik olmasa her şey o kadar sıkıcı olurdu ki, her kapı önceden açılmış, her soru önceden cevaplı… ne tadı kalırdı ki yaşamın?
eczaneye gittim bi ara, “bana bi şey verin de bu boşlukları doldursun” diye içimden geçiriyorum. yok öyle bi ilaç. concerta bile yetmiyor. sistem kendi çelişkisini taşımak zorunda. biz de öyle taşıyoruz işte. o yüzden bazen o boşluğa bakıp “tamam kanka anlaştık, sen dur orada” diyorum. eksik kalıyoruz. ama o eksiklik güzel bi şey lan. en azından bi yerden rüzgâr esiyor hâlâ, bi yerden ışık sızıyor. yoksa her şey camdan bi fanus olurdu, içinde nefes bile alamazdık.
evet. o kadar.
her şeyi aksiyomlarla, kurallarla, ispat zincirleriyle diziyorsun. aritmetik bile yapsın, her soru cevaplansın istiyorsun. “tamam bu sistemle kainatı bile anlarız” diyorsun. derken sistem dönüp sana “peki ben? ben tutarlı mıyım? bunu da ispatla” diyor. ya susuyor ya da fazla konuşursa kendi ayağına sıkıyor. ikisi de aynı boktan sonuç. işte o an anlıyorsun ki, ne kadar büyük ne kadar mükemmel kurarsan kur, içinde hep bi “kanıtlanamaz doğru” kalıyor.
hayat da aynen öyle be. bütün planları yapmışsın, ilişkileri, işleri, “bundan sonra şöyle olacak” demişsin, sabah uyanıyorsun, bi bakıyorsun o küçük “yanlış mı yaptım” sorusu her şeyi delik deşik ediyor. kapatamıyorsun. çünkü kapatırsan sistem çöküyor.
“ulan her şeyi bilemeyeceğiz mi?” hissi. o his polimer gibi yapışıyor adama, bırakmıyor. kemik kırılma oranımı hesapladım geçen gün, dört buçuk yılda bi tarafım gidiyor ama o kırıkları “tam” ispat edemiyorum, hep bi yüzde kırk eksik kalıyor. gülüyorum kendi kendime. çünkü o eksiklik olmasa her şey o kadar sıkıcı olurdu ki, her kapı önceden açılmış, her soru önceden cevaplı… ne tadı kalırdı ki yaşamın?
eczaneye gittim bi ara, “bana bi şey verin de bu boşlukları doldursun” diye içimden geçiriyorum. yok öyle bi ilaç. concerta bile yetmiyor. sistem kendi çelişkisini taşımak zorunda. biz de öyle taşıyoruz işte. o yüzden bazen o boşluğa bakıp “tamam kanka anlaştık, sen dur orada” diyorum. eksik kalıyoruz. ama o eksiklik güzel bi şey lan. en azından bi yerden rüzgâr esiyor hâlâ, bi yerden ışık sızıyor. yoksa her şey camdan bi fanus olurdu, içinde nefes bile alamazdık.
evet. o kadar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar