bugün
- tai lung vs gocu22
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği39
- kadınların reddedemediği teklifler5
- true nickli yazar19
- tuvaletin evin dışında olması5
- habire1227
- analı avratlı sözlük kavgaları7
- bir erkek ile yanlışlıkla göz göze gelmek5
- gocusuz bir sözlük3
- sözlüğün embesillerle dolu olması7
- ecevit döneminin kepazeliği5
- kürtler asimile edilmelidir11
- yanlışlıkla plaj şemsiyesine diklemesine oturmak6
- uludağ sözlük adalet sistemi5
- apocalypse tank3
- erkek kavgasının çok sıkıcı olması5
- binbir gece2
- meksika açmazı macerası5
- bottega3
- seviyenin bugün yükselmesi için ne yaptın5
- asrın soygunu2
- 1 gocu'ya 4 kişi dalması5
- sevgili ile deneme kabinine girmek2
- patso3
- lale belkıs3
- sözlüktekiler kaç yaşında8
- et döner dürüm9
- kavga bitti hadi yatağa3
- mod gelince civciv sürüsü gibi dağılmak3
- epoxis4
- nicki 4 harfli olanların tehlikeli olması3
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor21
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum8
- kanal avrupa2
- gammazlık3
- miiletin annesi namus değil mi3
- tinder algoritması2
- blendax mavisi2
- karton bardakta kola cips2
- kadir inanır'ın kendi ailesine miras birakmaması6
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- introsuyla bizi bizden alan şarkılar5
- sarı poşet kudurtması13
- manisada okul saldırısı17
- evliliği ayakta tutan güçler13
- diego dur allah ını seversen zaten ortalık karışık2
- eazy e2
- sözlükteki kemaliklerin birbirlerine dalaşması2
- kızlar bakar mısınız3
- sözlüğü sallayacak itiraf4
savaş filmi olduğu kadar gerilim filmi de sayılabilecek başarılı bir film. sonunda klasik ingiliz ve amerikan propagandası ve gazını vermişler, bence o muhabbetlere girmelerine gerek yoktu, ama geneli ilgiyle izlenen, zaman zaman oldukça yüksek gerilim düzeyine ulaşan; ayrıca da savaşın fecaatlerini ve ne kadar kötü bir şey olduğunu vesileyle bir kez daha anlamayı sağlayan bir film. insanoğlunun savaş denen hengamede içine düştüğü boşluğu ve zorluğu algılamak açısından ilgi çekici olabilir, seyredilesi bir film.
Benim begenmedigim filmdir. Boyle bir bayiklik var filmde. Savas atmosferini ve bunalimi vermek icin yapilan seyin izleyicinin seyir zevkini etkiledigini dusunuyorum. Belki de ben duz bir adamim biraz, bilemedim.
içtenlikle söyleyebilirim ki christopher nolan'ın en vasat ve en rezil filmidir. izleyene hiçbir şey katmaz.
insan alışınca memento, prestige, inception tarzı yapımlara bunda da öyle bir şey arıyor ama nafile.
diyalog sıfır, konu bütünlüğü sıfır. zaten nolan'ın filmde o one direction'daki topu oynattığını görünce direkt çaktım kepaze bir yapım olacağını.
izlemeyin, izlettirmeyin.
insan alışınca memento, prestige, inception tarzı yapımlara bunda da öyle bir şey arıyor ama nafile.
diyalog sıfır, konu bütünlüğü sıfır. zaten nolan'ın filmde o one direction'daki topu oynattığını görünce direkt çaktım kepaze bir yapım olacağını.
izlemeyin, izlettirmeyin.
an itibariyle, ikincil düzeyde öneme sahip olanlardan 3 adet oscar ödülünü kazanmış olan film.
Christopher Nolan filmleri açısından zayıf görünebilir ama izlerken hiç sıkılmadım, diğer savaş filmlerine göre çok farklıydı, hafiften gerildim sanki Se7en izliyormuşum gibi hissettirdi bana. Tek sıkıntı replikler zayıf, karakterler nerdeyse hiç konuşmuyor, özellikle Tom Hardy. Nolan'ın Tom Hardy'i bu filmde oynatmasının hiçbir anlamı yoktu bence, ünsüz bir aktör oynatsa değişen hiçbir şey olmaz film açısından. Tom Hardy oynamasa sadece "filmde Tom Hardy oynuyor izlemeliyim" diyen kesim filmi izlemezdi. Ben Tom Hardy'nin bu filmde oynamasının sebebini gişe olarak düşünüyorum çünkü Tom Hardy'nin filme hiçbir katkısı yok. Doğru düzgün repliği bile yok, suratı bile sonu hariç gözükmedi. Film hoşuma gitti ama özellikle Fionn Whitehead, Harry Styles'ın olduğu kısımlar. Ayrıca Tom Glynn-Carney'in olduğu kısımlar da bayağı hoşuma gitti. Harry Styles'ın performansını beğendim. Fionn Whitehead filmin en iyi karakteriydi bence.
Edit: Tom Hardy en sevdiğim aktördür.
Edit: Tom Hardy en sevdiğim aktördür.
Beynim de olusan tek olgu Büyük bir başarısızlık, bir de goring denen uyuşturucu bağımlısı.
Bizim icin buyuk bir utanc.
bir iki detay içinde bomboş film.
Ben bu filmi nedir kim çekmiştir bilmeden izledim. Uçaktaki kamera açısından Nolan olduğunu anladım. Götüm götüm kaçan ingiliz ordusunu anlatan bomboş film.
Christopher Nolan'in 2017 model 'sanat' filmi.
Bu film Nolan'in diğer filmlerine kıyasla daha sönük kalmış diyebiliriz. Filmde, herhangi bir filmin içermesi muhtemel konular olan aşk, kahramanlik, arkadaşlık gibi konulara değinmiyor. Ancak ana teması olan savaş psikolojisini hiç bu tür numaralara gerek duymadan pür bir şekilde aktarıyor.
Film izleyicisini sıkabilir gibi bir görünüm uyandırdı. Bu da filmin amacına ulaşmış olduğunu gösteriyor çünkü film zaten kahramanliktan arındırılmış bir savaş psikolojisini size gösteriyor. Dahası film kapana kısılmış bir ordu askeri konu aldığından sıkması çok daha olasi oluyor.
Sözün özü, Nolan yine iyi iş çıkarmış ancak kendisinden beklenenin altında kalmış gibi görünüyor.
Bu film Nolan'in diğer filmlerine kıyasla daha sönük kalmış diyebiliriz. Filmde, herhangi bir filmin içermesi muhtemel konular olan aşk, kahramanlik, arkadaşlık gibi konulara değinmiyor. Ancak ana teması olan savaş psikolojisini hiç bu tür numaralara gerek duymadan pür bir şekilde aktarıyor.
Film izleyicisini sıkabilir gibi bir görünüm uyandırdı. Bu da filmin amacına ulaşmış olduğunu gösteriyor çünkü film zaten kahramanliktan arındırılmış bir savaş psikolojisini size gösteriyor. Dahası film kapana kısılmış bir ordu askeri konu aldığından sıkması çok daha olasi oluyor.
Sözün özü, Nolan yine iyi iş çıkarmış ancak kendisinden beklenenin altında kalmış gibi görünüyor.
Şu, filmi savunanların yarısı eminim yönetmen Nolan değil de başka biri olsa bok atardı filme.. Nolan'ın en kötü filmi değildir, ama beklentilerin en çok altında kalmış filmdir..
Bomboş bir film, ne doğru düzgün bir hikaye örgüsü var , ne izleyiciye bir şeyler anlatmaya çalışan bir konusu ne de karakterleri. Arada bir zaman belirtiliyor, bazen olaylara ait sahneler bir ileri bir geri gidiyor ama ne mantıkla bunun yapıldığı meçhul.
fena olmayan nolan filmi.daha iyilerini gördük. mesela hacksaw ridge çok daha iyidir bence.
havalı bir afişe ve fragmana sahip olması da bir christopher nolan eseri olması da bu filmin itibarını kurtarmaya yetmez. başarısız kurgu, dağınık öykü. uzak durulması gerekir, zaman kaybından başka bir şey değil bu film.
ingiltere'ye giden Türk sığınmacıların bindikleri botlarla geçiş yaptıkları Fransız şehri.
Son bir yılda ingiltere'ye geçen türk sığınmacıların sayısı % 171 artarak 3.060'a yükseldi.
Elbette bunların bir kısmı Türkiye vatandaşlığını bir şekilde almış olan Afrikalı ve Orta Doğulu göçmenler.
Son bir yılda ingiltere'ye geçen türk sığınmacıların sayısı % 171 artarak 3.060'a yükseldi.
Elbette bunların bir kısmı Türkiye vatandaşlığını bir şekilde almış olan Afrikalı ve Orta Doğulu göçmenler.
görsel
dunkirk’ü ilk izlediğimde hemen hatırlattığı, her ne kadar konu ve tür bakımından çok farklı olsalar da, steven spielberg’ün war of the worlds (2005) filmiydi. bana göre dunkirk, christopher nolan’ın bugüne kadarki en iyi filmi, 20 yaşındaki war of the worlds'ü ise spielberg’ün en iyi filmlerinden biri olarak görüyorum. ne var ki her iki film de genel izleyici tarafından çoğu zaman hafife alınır ve listelerde üst sıralarda yer alamazlar.
1897-98 tarihli h. g. wells klasiği the war of the worlds romanı, uzaylıların (marslılar) dünya'yı (daha doğrusu britanya'yı) istilasını konu alır. kitap sayısız esere ilham verdi, vermeye de devam ediyor. (bunlardan biri de maalesef ki 2025'te görücüye çıkan ve yazarı mezarında ters çevirecek kadar iğrenç, ice cube'un başrolünde olduğu o feci adaptasyon; ama bu başka bir tartışma konusu) ancak wells'in hikayesinin 2005 tarihli modern ve serbest uyarlaması, yani steven spielberg’ün kuzey amerika merkezli destansı war of the worlds filmi, yalnızca bir bilim-kurgu değil, aynı zamanda dünya sonu paniğini bireysel hayatta kalma korkusuna indirgeyen bir travma filmiydi.spielberg, h. g. wells'in vizyonunu alıp onu çağdaş dünyanın kaygılarıyla harmanlayarak hem daha yakıcı hem de daha derinden sarsan bir anlatı yaratmıştı.
christopher nolan'ın dunkirk filmi için çekimlere başlamadan önce steven spielberg'den tavsiye istediği, spielberg'ün de ona saving private ryan (1998) filminin 35mm ham baskısını ödünç verdiği biliniyor, nolan daha sonra saving private ryan ile rekabete girmek yerine çareyi farklı bir anlatım yoluna gitmekte bulduğunu itiraf etmişti. ancak onun war of the worlds (2005) filmi ile ilgili ne düşündüğü bilmiyoruz, bu konuda bir yorumu hiç olmamış.
eleştirmen jordan hoffman’ın da dikkat çektiği gibi, dunkirk’te plajda gerçekleşen o bombardıman sahnelerinde askerlerin bedenlerini yerden havaya fırlatan patlamalar, spielberg’ün war of the worlds’ünde üç ayaklı dev makinelerin ısı-ışınlarıyla insanları anında küle çevirdiği sahneleri, bir bilim-kurguyu anımsatır. o nedenle dunkirk'ün atmosferi saving private ryan ya da başka bir savaş filminden daha çok war of the worlds'e yakın. iki filmde de kaçış, dehşet ve panik havası oldukça benzer. her iki filmde de ölüm aniden, görünmeden gelir; bir anda her şey yok olur. kamera, kahramanlık arayışına değil, panik, çaresizlik ve varoluşsal korkuya odaklanır.
spielberg’ün istilacı uzaylı makineleriyle nolan’ın bombardıman uçakları arasında yalnızca biçimsel bir benzerlik değil, ortak bir duygu zemini vardır: tanrısal güç karşısında tamamen savunmasız kalan insanın korkusu. war of the worlds’te bu güç kozmiktir; dunkirk’te ise insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir mekanik yıkımdır. fakat sonuç aynıdır. uygarlık birkaç saniyede çöker, hayatta kalma içgüdüsü tek yasaya dönüşür.
spielberg’ün 2005 tarihli war of the worlds’ünde tom cruise’un oynadığı, yaşamak için çalışan bir liman işçisi olan ray ferrier karakteri, sıradan bir amerikalıdır: bencil, sorumsuz, hazırlıksız, korkak.uzaylı istilası başladığında yapabildiği tek şey kaçmaktır. ne kahraman olur, ne de savaşa katılır. sadece çocuklarını hayatta tutmaya çalışır. nolan’ın tommy isimli genç askeri de savaşmaz; silahını bile neredeyse hiç kullanmaz. tek amacı, o cehennemden bir şekilde kurtulmak. her adımı korku ve çaresizlikle doludur. her iki karakter de kahraman olmayı reddeder.
bireysel hayatta kalma odağı; stratejik/askeri büyük planı göstermeme: her iki yönetmen de (farklı bağlamlarda) büyük resmi (ordu planları, devlet kararları, uzun vadeli strateji) izleyiciye doğrudan sunmak yerine, olayları sahnedeki kişiler üzerinden, anlık hayatta kalma deneyimi olarak veriyor. spielberg’ün war of the worlds’ü ray ve çocuklarının kaçışına odaklanır; film, askeri/siyasi ya da bilimsel çözüm süreçlerini bizden uzak tutar. benzer şekilde nolan, dunkirk’te tahliyeyi büyük bir tarih anlatısına dönüştürmek yerine, askerlerin ve sivillerin sahada yaşadığı anlık gerilimi ön plana çıkarıyor.
izleyiciyi bilgi ve güvenlik eksikliği ile birlikte sürükleme: iki filmde izleyiciyi karakterlerle aynı bilgi seviyesinde bırakıp belirsizlik ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. war of the worlds’te izleyici de saldırının nedeni ve kapsamı hakkında karanlıkta kalır. dunkirk ise zaman kesitleri ve sınırlı bakış açısından ötürü saha bilgisini parça parça verir. bu anlatım tercihi her iki filmde de gerilimi arttıran temel araçlardan.
görsel/işitsel yoğunlukla gerilim kurma:
nolan’ın dunkirk’ündeki ses tasarımı ve kurgusu gerilimi sürükler. spielberg ise görsel-işitsel şiddet ve ani yok oluş sahneleriyle kaotik paniği vurgular; her iki filmde de teknik (ses ve görüntü) gerilimi aktarmada merkezi rol oynuyor.
spielberg’ün filmi uzaylı istilası kılığında bir kıyamet öyküsü ise, dunkirk de bir savaş filmi kılığında neredeyse aynı kıyameti anlatır. ikisinde de medeniyet çöker, düzen dağılır, hayatta kalmak tek anlamlı hedef haline gelir.
dunkirk’ü ilk izlediğimde hemen hatırlattığı, her ne kadar konu ve tür bakımından çok farklı olsalar da, steven spielberg’ün war of the worlds (2005) filmiydi. bana göre dunkirk, christopher nolan’ın bugüne kadarki en iyi filmi, 20 yaşındaki war of the worlds'ü ise spielberg’ün en iyi filmlerinden biri olarak görüyorum. ne var ki her iki film de genel izleyici tarafından çoğu zaman hafife alınır ve listelerde üst sıralarda yer alamazlar.
1897-98 tarihli h. g. wells klasiği the war of the worlds romanı, uzaylıların (marslılar) dünya'yı (daha doğrusu britanya'yı) istilasını konu alır. kitap sayısız esere ilham verdi, vermeye de devam ediyor. (bunlardan biri de maalesef ki 2025'te görücüye çıkan ve yazarı mezarında ters çevirecek kadar iğrenç, ice cube'un başrolünde olduğu o feci adaptasyon; ama bu başka bir tartışma konusu) ancak wells'in hikayesinin 2005 tarihli modern ve serbest uyarlaması, yani steven spielberg’ün kuzey amerika merkezli destansı war of the worlds filmi, yalnızca bir bilim-kurgu değil, aynı zamanda dünya sonu paniğini bireysel hayatta kalma korkusuna indirgeyen bir travma filmiydi.spielberg, h. g. wells'in vizyonunu alıp onu çağdaş dünyanın kaygılarıyla harmanlayarak hem daha yakıcı hem de daha derinden sarsan bir anlatı yaratmıştı.
christopher nolan'ın dunkirk filmi için çekimlere başlamadan önce steven spielberg'den tavsiye istediği, spielberg'ün de ona saving private ryan (1998) filminin 35mm ham baskısını ödünç verdiği biliniyor, nolan daha sonra saving private ryan ile rekabete girmek yerine çareyi farklı bir anlatım yoluna gitmekte bulduğunu itiraf etmişti. ancak onun war of the worlds (2005) filmi ile ilgili ne düşündüğü bilmiyoruz, bu konuda bir yorumu hiç olmamış.
eleştirmen jordan hoffman’ın da dikkat çektiği gibi, dunkirk’te plajda gerçekleşen o bombardıman sahnelerinde askerlerin bedenlerini yerden havaya fırlatan patlamalar, spielberg’ün war of the worlds’ünde üç ayaklı dev makinelerin ısı-ışınlarıyla insanları anında küle çevirdiği sahneleri, bir bilim-kurguyu anımsatır. o nedenle dunkirk'ün atmosferi saving private ryan ya da başka bir savaş filminden daha çok war of the worlds'e yakın. iki filmde de kaçış, dehşet ve panik havası oldukça benzer. her iki filmde de ölüm aniden, görünmeden gelir; bir anda her şey yok olur. kamera, kahramanlık arayışına değil, panik, çaresizlik ve varoluşsal korkuya odaklanır.
spielberg’ün istilacı uzaylı makineleriyle nolan’ın bombardıman uçakları arasında yalnızca biçimsel bir benzerlik değil, ortak bir duygu zemini vardır: tanrısal güç karşısında tamamen savunmasız kalan insanın korkusu. war of the worlds’te bu güç kozmiktir; dunkirk’te ise insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir mekanik yıkımdır. fakat sonuç aynıdır. uygarlık birkaç saniyede çöker, hayatta kalma içgüdüsü tek yasaya dönüşür.
spielberg’ün 2005 tarihli war of the worlds’ünde tom cruise’un oynadığı, yaşamak için çalışan bir liman işçisi olan ray ferrier karakteri, sıradan bir amerikalıdır: bencil, sorumsuz, hazırlıksız, korkak.uzaylı istilası başladığında yapabildiği tek şey kaçmaktır. ne kahraman olur, ne de savaşa katılır. sadece çocuklarını hayatta tutmaya çalışır. nolan’ın tommy isimli genç askeri de savaşmaz; silahını bile neredeyse hiç kullanmaz. tek amacı, o cehennemden bir şekilde kurtulmak. her adımı korku ve çaresizlikle doludur. her iki karakter de kahraman olmayı reddeder.
bireysel hayatta kalma odağı; stratejik/askeri büyük planı göstermeme: her iki yönetmen de (farklı bağlamlarda) büyük resmi (ordu planları, devlet kararları, uzun vadeli strateji) izleyiciye doğrudan sunmak yerine, olayları sahnedeki kişiler üzerinden, anlık hayatta kalma deneyimi olarak veriyor. spielberg’ün war of the worlds’ü ray ve çocuklarının kaçışına odaklanır; film, askeri/siyasi ya da bilimsel çözüm süreçlerini bizden uzak tutar. benzer şekilde nolan, dunkirk’te tahliyeyi büyük bir tarih anlatısına dönüştürmek yerine, askerlerin ve sivillerin sahada yaşadığı anlık gerilimi ön plana çıkarıyor.
izleyiciyi bilgi ve güvenlik eksikliği ile birlikte sürükleme: iki filmde izleyiciyi karakterlerle aynı bilgi seviyesinde bırakıp belirsizlik ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. war of the worlds’te izleyici de saldırının nedeni ve kapsamı hakkında karanlıkta kalır. dunkirk ise zaman kesitleri ve sınırlı bakış açısından ötürü saha bilgisini parça parça verir. bu anlatım tercihi her iki filmde de gerilimi arttıran temel araçlardan.
görsel/işitsel yoğunlukla gerilim kurma:
nolan’ın dunkirk’ündeki ses tasarımı ve kurgusu gerilimi sürükler. spielberg ise görsel-işitsel şiddet ve ani yok oluş sahneleriyle kaotik paniği vurgular; her iki filmde de teknik (ses ve görüntü) gerilimi aktarmada merkezi rol oynuyor.
spielberg’ün filmi uzaylı istilası kılığında bir kıyamet öyküsü ise, dunkirk de bir savaş filmi kılığında neredeyse aynı kıyameti anlatır. ikisinde de medeniyet çöker, düzen dağılır, hayatta kalmak tek anlamlı hedef haline gelir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar