bugün
- lahmacunu elle yiyen kız16
- milli takımımızın balonu patladı6
- kızına uygun elbise bulamayan annenin isyanı2
- üniversite sınavına geç kalmak4
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- balkonu camla kaplatmak6
- elmas bey biraderin çaylak olması3
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- hayvanlar aleminde en yakın akrabamız2
- en havalı ingilizce kelimeler4
- pornoyu bırakmak4
- güne bir şarkı bırak18
- 21 haziran 2026 ekvador curaçao maçı2
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- olduğundan genç göstermek2
- babalar günü5
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- 21 haziran 2026 ekvador curuçao maçı3
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- yahuda iskariyot2
- biraaaaaader3
- yazarların en sevdiği meyve9
- ciddi ilişki piyasasının çöküşü2
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek3
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda5
- asosyal olmanın sebepleri7
- rabbin para vermesi3
- avanos ta çömlek yapmayı denemek3
- ona bir şey söyle18
- 42 bin entry girmek5
- erkek parfüm önerileri3
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır2
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı50
- apo asılsın mı asılmasın mı4
- 21 haziran 2026 tunus japonya maçı3
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım2
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- öküz gibi içen boylu poslu kız3
- seni hayata bağlayan şey12
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı2
- kuran-ı kerim5
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- başına belayı satın almak5
- sarrah brahmi2
- sedat bey pekmez birader3
- 2026 dünya kupası15
- avrupa birliği3
- ismet gurbuz 20242
- sömürgeci batının barbarlık tarihi2
savaş filmi olduğu kadar gerilim filmi de sayılabilecek başarılı bir film. sonunda klasik ingiliz ve amerikan propagandası ve gazını vermişler, bence o muhabbetlere girmelerine gerek yoktu, ama geneli ilgiyle izlenen, zaman zaman oldukça yüksek gerilim düzeyine ulaşan; ayrıca da savaşın fecaatlerini ve ne kadar kötü bir şey olduğunu vesileyle bir kez daha anlamayı sağlayan bir film. insanoğlunun savaş denen hengamede içine düştüğü boşluğu ve zorluğu algılamak açısından ilgi çekici olabilir, seyredilesi bir film.
Benim begenmedigim filmdir. Boyle bir bayiklik var filmde. Savas atmosferini ve bunalimi vermek icin yapilan seyin izleyicinin seyir zevkini etkiledigini dusunuyorum. Belki de ben duz bir adamim biraz, bilemedim.
içtenlikle söyleyebilirim ki christopher nolan'ın en vasat ve en rezil filmidir. izleyene hiçbir şey katmaz.
insan alışınca memento, prestige, inception tarzı yapımlara bunda da öyle bir şey arıyor ama nafile.
diyalog sıfır, konu bütünlüğü sıfır. zaten nolan'ın filmde o one direction'daki topu oynattığını görünce direkt çaktım kepaze bir yapım olacağını.
izlemeyin, izlettirmeyin.
insan alışınca memento, prestige, inception tarzı yapımlara bunda da öyle bir şey arıyor ama nafile.
diyalog sıfır, konu bütünlüğü sıfır. zaten nolan'ın filmde o one direction'daki topu oynattığını görünce direkt çaktım kepaze bir yapım olacağını.
izlemeyin, izlettirmeyin.
an itibariyle, ikincil düzeyde öneme sahip olanlardan 3 adet oscar ödülünü kazanmış olan film.
Christopher Nolan filmleri açısından zayıf görünebilir ama izlerken hiç sıkılmadım, diğer savaş filmlerine göre çok farklıydı, hafiften gerildim sanki Se7en izliyormuşum gibi hissettirdi bana. Tek sıkıntı replikler zayıf, karakterler nerdeyse hiç konuşmuyor, özellikle Tom Hardy. Nolan'ın Tom Hardy'i bu filmde oynatmasının hiçbir anlamı yoktu bence, ünsüz bir aktör oynatsa değişen hiçbir şey olmaz film açısından. Tom Hardy oynamasa sadece "filmde Tom Hardy oynuyor izlemeliyim" diyen kesim filmi izlemezdi. Ben Tom Hardy'nin bu filmde oynamasının sebebini gişe olarak düşünüyorum çünkü Tom Hardy'nin filme hiçbir katkısı yok. Doğru düzgün repliği bile yok, suratı bile sonu hariç gözükmedi. Film hoşuma gitti ama özellikle Fionn Whitehead, Harry Styles'ın olduğu kısımlar. Ayrıca Tom Glynn-Carney'in olduğu kısımlar da bayağı hoşuma gitti. Harry Styles'ın performansını beğendim. Fionn Whitehead filmin en iyi karakteriydi bence.
Edit: Tom Hardy en sevdiğim aktördür.
Edit: Tom Hardy en sevdiğim aktördür.
Beynim de olusan tek olgu Büyük bir başarısızlık, bir de goring denen uyuşturucu bağımlısı.
Bizim icin buyuk bir utanc.
bir iki detay içinde bomboş film.
Ben bu filmi nedir kim çekmiştir bilmeden izledim. Uçaktaki kamera açısından Nolan olduğunu anladım. Götüm götüm kaçan ingiliz ordusunu anlatan bomboş film.
Christopher Nolan'in 2017 model 'sanat' filmi.
Bu film Nolan'in diğer filmlerine kıyasla daha sönük kalmış diyebiliriz. Filmde, herhangi bir filmin içermesi muhtemel konular olan aşk, kahramanlik, arkadaşlık gibi konulara değinmiyor. Ancak ana teması olan savaş psikolojisini hiç bu tür numaralara gerek duymadan pür bir şekilde aktarıyor.
Film izleyicisini sıkabilir gibi bir görünüm uyandırdı. Bu da filmin amacına ulaşmış olduğunu gösteriyor çünkü film zaten kahramanliktan arındırılmış bir savaş psikolojisini size gösteriyor. Dahası film kapana kısılmış bir ordu askeri konu aldığından sıkması çok daha olasi oluyor.
Sözün özü, Nolan yine iyi iş çıkarmış ancak kendisinden beklenenin altında kalmış gibi görünüyor.
Bu film Nolan'in diğer filmlerine kıyasla daha sönük kalmış diyebiliriz. Filmde, herhangi bir filmin içermesi muhtemel konular olan aşk, kahramanlik, arkadaşlık gibi konulara değinmiyor. Ancak ana teması olan savaş psikolojisini hiç bu tür numaralara gerek duymadan pür bir şekilde aktarıyor.
Film izleyicisini sıkabilir gibi bir görünüm uyandırdı. Bu da filmin amacına ulaşmış olduğunu gösteriyor çünkü film zaten kahramanliktan arındırılmış bir savaş psikolojisini size gösteriyor. Dahası film kapana kısılmış bir ordu askeri konu aldığından sıkması çok daha olasi oluyor.
Sözün özü, Nolan yine iyi iş çıkarmış ancak kendisinden beklenenin altında kalmış gibi görünüyor.
Şu, filmi savunanların yarısı eminim yönetmen Nolan değil de başka biri olsa bok atardı filme.. Nolan'ın en kötü filmi değildir, ama beklentilerin en çok altında kalmış filmdir..
Bomboş bir film, ne doğru düzgün bir hikaye örgüsü var , ne izleyiciye bir şeyler anlatmaya çalışan bir konusu ne de karakterleri. Arada bir zaman belirtiliyor, bazen olaylara ait sahneler bir ileri bir geri gidiyor ama ne mantıkla bunun yapıldığı meçhul.
fena olmayan nolan filmi.daha iyilerini gördük. mesela hacksaw ridge çok daha iyidir bence.
havalı bir afişe ve fragmana sahip olması da bir christopher nolan eseri olması da bu filmin itibarını kurtarmaya yetmez. başarısız kurgu, dağınık öykü. uzak durulması gerekir, zaman kaybından başka bir şey değil bu film.
ingiltere'ye giden Türk sığınmacıların bindikleri botlarla geçiş yaptıkları Fransız şehri.
Son bir yılda ingiltere'ye geçen türk sığınmacıların sayısı % 171 artarak 3.060'a yükseldi.
Elbette bunların bir kısmı Türkiye vatandaşlığını bir şekilde almış olan Afrikalı ve Orta Doğulu göçmenler.
Son bir yılda ingiltere'ye geçen türk sığınmacıların sayısı % 171 artarak 3.060'a yükseldi.
Elbette bunların bir kısmı Türkiye vatandaşlığını bir şekilde almış olan Afrikalı ve Orta Doğulu göçmenler.
görsel
dunkirk’ü ilk izlediğimde hemen hatırlattığı, her ne kadar konu ve tür bakımından çok farklı olsalar da, steven spielberg’ün war of the worlds (2005) filmiydi. bana göre dunkirk, christopher nolan’ın bugüne kadarki en iyi filmi, 20 yaşındaki war of the worlds'ü ise spielberg’ün en iyi filmlerinden biri olarak görüyorum. ne var ki her iki film de genel izleyici tarafından çoğu zaman hafife alınır ve listelerde üst sıralarda yer alamazlar.
1897-98 tarihli h. g. wells klasiği the war of the worlds romanı, uzaylıların (marslılar) dünya'yı (daha doğrusu britanya'yı) istilasını konu alır. kitap sayısız esere ilham verdi, vermeye de devam ediyor. (bunlardan biri de maalesef ki 2025'te görücüye çıkan ve yazarı mezarında ters çevirecek kadar iğrenç, ice cube'un başrolünde olduğu o feci adaptasyon; ama bu başka bir tartışma konusu) ancak wells'in hikayesinin 2005 tarihli modern ve serbest uyarlaması, yani steven spielberg’ün kuzey amerika merkezli destansı war of the worlds filmi, yalnızca bir bilim-kurgu değil, aynı zamanda dünya sonu paniğini bireysel hayatta kalma korkusuna indirgeyen bir travma filmiydi.spielberg, h. g. wells'in vizyonunu alıp onu çağdaş dünyanın kaygılarıyla harmanlayarak hem daha yakıcı hem de daha derinden sarsan bir anlatı yaratmıştı.
christopher nolan'ın dunkirk filmi için çekimlere başlamadan önce steven spielberg'den tavsiye istediği, spielberg'ün de ona saving private ryan (1998) filminin 35mm ham baskısını ödünç verdiği biliniyor, nolan daha sonra saving private ryan ile rekabete girmek yerine çareyi farklı bir anlatım yoluna gitmekte bulduğunu itiraf etmişti. ancak onun war of the worlds (2005) filmi ile ilgili ne düşündüğü bilmiyoruz, bu konuda bir yorumu hiç olmamış.
eleştirmen jordan hoffman’ın da dikkat çektiği gibi, dunkirk’te plajda gerçekleşen o bombardıman sahnelerinde askerlerin bedenlerini yerden havaya fırlatan patlamalar, spielberg’ün war of the worlds’ünde üç ayaklı dev makinelerin ısı-ışınlarıyla insanları anında küle çevirdiği sahneleri, bir bilim-kurguyu anımsatır. o nedenle dunkirk'ün atmosferi saving private ryan ya da başka bir savaş filminden daha çok war of the worlds'e yakın. iki filmde de kaçış, dehşet ve panik havası oldukça benzer. her iki filmde de ölüm aniden, görünmeden gelir; bir anda her şey yok olur. kamera, kahramanlık arayışına değil, panik, çaresizlik ve varoluşsal korkuya odaklanır.
spielberg’ün istilacı uzaylı makineleriyle nolan’ın bombardıman uçakları arasında yalnızca biçimsel bir benzerlik değil, ortak bir duygu zemini vardır: tanrısal güç karşısında tamamen savunmasız kalan insanın korkusu. war of the worlds’te bu güç kozmiktir; dunkirk’te ise insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir mekanik yıkımdır. fakat sonuç aynıdır. uygarlık birkaç saniyede çöker, hayatta kalma içgüdüsü tek yasaya dönüşür.
spielberg’ün 2005 tarihli war of the worlds’ünde tom cruise’un oynadığı, yaşamak için çalışan bir liman işçisi olan ray ferrier karakteri, sıradan bir amerikalıdır: bencil, sorumsuz, hazırlıksız, korkak.uzaylı istilası başladığında yapabildiği tek şey kaçmaktır. ne kahraman olur, ne de savaşa katılır. sadece çocuklarını hayatta tutmaya çalışır. nolan’ın tommy isimli genç askeri de savaşmaz; silahını bile neredeyse hiç kullanmaz. tek amacı, o cehennemden bir şekilde kurtulmak. her adımı korku ve çaresizlikle doludur. her iki karakter de kahraman olmayı reddeder.
bireysel hayatta kalma odağı; stratejik/askeri büyük planı göstermeme: her iki yönetmen de (farklı bağlamlarda) büyük resmi (ordu planları, devlet kararları, uzun vadeli strateji) izleyiciye doğrudan sunmak yerine, olayları sahnedeki kişiler üzerinden, anlık hayatta kalma deneyimi olarak veriyor. spielberg’ün war of the worlds’ü ray ve çocuklarının kaçışına odaklanır; film, askeri/siyasi ya da bilimsel çözüm süreçlerini bizden uzak tutar. benzer şekilde nolan, dunkirk’te tahliyeyi büyük bir tarih anlatısına dönüştürmek yerine, askerlerin ve sivillerin sahada yaşadığı anlık gerilimi ön plana çıkarıyor.
izleyiciyi bilgi ve güvenlik eksikliği ile birlikte sürükleme: iki filmde izleyiciyi karakterlerle aynı bilgi seviyesinde bırakıp belirsizlik ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. war of the worlds’te izleyici de saldırının nedeni ve kapsamı hakkında karanlıkta kalır. dunkirk ise zaman kesitleri ve sınırlı bakış açısından ötürü saha bilgisini parça parça verir. bu anlatım tercihi her iki filmde de gerilimi arttıran temel araçlardan.
görsel/işitsel yoğunlukla gerilim kurma:
nolan’ın dunkirk’ündeki ses tasarımı ve kurgusu gerilimi sürükler. spielberg ise görsel-işitsel şiddet ve ani yok oluş sahneleriyle kaotik paniği vurgular; her iki filmde de teknik (ses ve görüntü) gerilimi aktarmada merkezi rol oynuyor.
spielberg’ün filmi uzaylı istilası kılığında bir kıyamet öyküsü ise, dunkirk de bir savaş filmi kılığında neredeyse aynı kıyameti anlatır. ikisinde de medeniyet çöker, düzen dağılır, hayatta kalmak tek anlamlı hedef haline gelir.
dunkirk’ü ilk izlediğimde hemen hatırlattığı, her ne kadar konu ve tür bakımından çok farklı olsalar da, steven spielberg’ün war of the worlds (2005) filmiydi. bana göre dunkirk, christopher nolan’ın bugüne kadarki en iyi filmi, 20 yaşındaki war of the worlds'ü ise spielberg’ün en iyi filmlerinden biri olarak görüyorum. ne var ki her iki film de genel izleyici tarafından çoğu zaman hafife alınır ve listelerde üst sıralarda yer alamazlar.
1897-98 tarihli h. g. wells klasiği the war of the worlds romanı, uzaylıların (marslılar) dünya'yı (daha doğrusu britanya'yı) istilasını konu alır. kitap sayısız esere ilham verdi, vermeye de devam ediyor. (bunlardan biri de maalesef ki 2025'te görücüye çıkan ve yazarı mezarında ters çevirecek kadar iğrenç, ice cube'un başrolünde olduğu o feci adaptasyon; ama bu başka bir tartışma konusu) ancak wells'in hikayesinin 2005 tarihli modern ve serbest uyarlaması, yani steven spielberg’ün kuzey amerika merkezli destansı war of the worlds filmi, yalnızca bir bilim-kurgu değil, aynı zamanda dünya sonu paniğini bireysel hayatta kalma korkusuna indirgeyen bir travma filmiydi.spielberg, h. g. wells'in vizyonunu alıp onu çağdaş dünyanın kaygılarıyla harmanlayarak hem daha yakıcı hem de daha derinden sarsan bir anlatı yaratmıştı.
christopher nolan'ın dunkirk filmi için çekimlere başlamadan önce steven spielberg'den tavsiye istediği, spielberg'ün de ona saving private ryan (1998) filminin 35mm ham baskısını ödünç verdiği biliniyor, nolan daha sonra saving private ryan ile rekabete girmek yerine çareyi farklı bir anlatım yoluna gitmekte bulduğunu itiraf etmişti. ancak onun war of the worlds (2005) filmi ile ilgili ne düşündüğü bilmiyoruz, bu konuda bir yorumu hiç olmamış.
eleştirmen jordan hoffman’ın da dikkat çektiği gibi, dunkirk’te plajda gerçekleşen o bombardıman sahnelerinde askerlerin bedenlerini yerden havaya fırlatan patlamalar, spielberg’ün war of the worlds’ünde üç ayaklı dev makinelerin ısı-ışınlarıyla insanları anında küle çevirdiği sahneleri, bir bilim-kurguyu anımsatır. o nedenle dunkirk'ün atmosferi saving private ryan ya da başka bir savaş filminden daha çok war of the worlds'e yakın. iki filmde de kaçış, dehşet ve panik havası oldukça benzer. her iki filmde de ölüm aniden, görünmeden gelir; bir anda her şey yok olur. kamera, kahramanlık arayışına değil, panik, çaresizlik ve varoluşsal korkuya odaklanır.
spielberg’ün istilacı uzaylı makineleriyle nolan’ın bombardıman uçakları arasında yalnızca biçimsel bir benzerlik değil, ortak bir duygu zemini vardır: tanrısal güç karşısında tamamen savunmasız kalan insanın korkusu. war of the worlds’te bu güç kozmiktir; dunkirk’te ise insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir mekanik yıkımdır. fakat sonuç aynıdır. uygarlık birkaç saniyede çöker, hayatta kalma içgüdüsü tek yasaya dönüşür.
spielberg’ün 2005 tarihli war of the worlds’ünde tom cruise’un oynadığı, yaşamak için çalışan bir liman işçisi olan ray ferrier karakteri, sıradan bir amerikalıdır: bencil, sorumsuz, hazırlıksız, korkak.uzaylı istilası başladığında yapabildiği tek şey kaçmaktır. ne kahraman olur, ne de savaşa katılır. sadece çocuklarını hayatta tutmaya çalışır. nolan’ın tommy isimli genç askeri de savaşmaz; silahını bile neredeyse hiç kullanmaz. tek amacı, o cehennemden bir şekilde kurtulmak. her adımı korku ve çaresizlikle doludur. her iki karakter de kahraman olmayı reddeder.
bireysel hayatta kalma odağı; stratejik/askeri büyük planı göstermeme: her iki yönetmen de (farklı bağlamlarda) büyük resmi (ordu planları, devlet kararları, uzun vadeli strateji) izleyiciye doğrudan sunmak yerine, olayları sahnedeki kişiler üzerinden, anlık hayatta kalma deneyimi olarak veriyor. spielberg’ün war of the worlds’ü ray ve çocuklarının kaçışına odaklanır; film, askeri/siyasi ya da bilimsel çözüm süreçlerini bizden uzak tutar. benzer şekilde nolan, dunkirk’te tahliyeyi büyük bir tarih anlatısına dönüştürmek yerine, askerlerin ve sivillerin sahada yaşadığı anlık gerilimi ön plana çıkarıyor.
izleyiciyi bilgi ve güvenlik eksikliği ile birlikte sürükleme: iki filmde izleyiciyi karakterlerle aynı bilgi seviyesinde bırakıp belirsizlik ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. war of the worlds’te izleyici de saldırının nedeni ve kapsamı hakkında karanlıkta kalır. dunkirk ise zaman kesitleri ve sınırlı bakış açısından ötürü saha bilgisini parça parça verir. bu anlatım tercihi her iki filmde de gerilimi arttıran temel araçlardan.
görsel/işitsel yoğunlukla gerilim kurma:
nolan’ın dunkirk’ündeki ses tasarımı ve kurgusu gerilimi sürükler. spielberg ise görsel-işitsel şiddet ve ani yok oluş sahneleriyle kaotik paniği vurgular; her iki filmde de teknik (ses ve görüntü) gerilimi aktarmada merkezi rol oynuyor.
spielberg’ün filmi uzaylı istilası kılığında bir kıyamet öyküsü ise, dunkirk de bir savaş filmi kılığında neredeyse aynı kıyameti anlatır. ikisinde de medeniyet çöker, düzen dağılır, hayatta kalmak tek anlamlı hedef haline gelir.
Gündemdeki Haberler