bugün
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı16
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması11
- g i l d e d l i l y19
- hayatın kuralları9
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- kadın olmanın avantajları16
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- yaşamak istenilen şeyler10
- nervio23
- sözlükteki fenerbahçeliler8
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- fenerbahçe7
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- geceye bir şarkı bırak10
- penisi seks objesi olarak görmek7
- türkiye'ye geldim11
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- kankadan sevgili olur mu5
- ismail kartal4
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- kurtar bizi müsavat16
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- friedrich hegel la bi cay icek7
- zengin olunca yapacaklarınız3
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- kürtsüz türkiye4
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin5
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- dil dalak beyin böbrek yiyen kız2
- gençlerbirliği4
- alkolsüz sosyalleşmede zorlanmak4
- galatasaray'ın fenerbahçe'yi yine altına alması3
- sözlükteki fanatik fenerlilere giren kazık3
- aldığınız en büyük risk3
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- düşük zeka belirtisi2
- yaşamak istenilen şehir2
- trans kadın çekiciliği5
- alevi kızların alev alev yanması13
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi2
- arkadaşlar ben drama queen miyim4
- anın görüntüsü30
- sevgiliyle sabaha kadar çığlık serisini izlemek3
- sevişirken mastürbasyon yaptığını hayal etmek4
- kadıköy solcusu4
- devran dönecek8
geçen haftalarda, peder bey, halamla çay sohbetindeyken benim kitaba ilişmiş olacak ki gözü; "bak, * klasikleri mi okuyorsun?, bu çeviriler tehlikeli evladım, çok tehlikeli bu yayın evi" dedi. Okuduğum ise, ölüler evinden anılardı. Dostoyevski kadar durum tahlilini, insan psikolojisini bu kadar - adeta gerçek- yansıtabilen bir yazarı okumadım. ideolojisini hazmetmek veyahut anlamak çok zor olmayacaktır ancak, ideolojisini diyelim ki bir kenara attık, Dostoyevski olmadan rus edebiyatı eksik kalır. Dünya edebiyatı da.
eserlerinde acı duymak, dert, tasa, keder, halk tabakası kavramları mutlaka vardır. Kendisi de fakir bir mahallede ölmüştür.
eserlerinde acı duymak, dert, tasa, keder, halk tabakası kavramları mutlaka vardır. Kendisi de fakir bir mahallede ölmüştür.
" Baylar, yemin ederim,her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır;
hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.
Fazlasıyla bilinçli olmak, bilincin her türlüsü hastalıktır."
hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.
Fazlasıyla bilinçli olmak, bilincin her türlüsü hastalıktır."
andré suarès:
“dostoyevski'nin sanatı sezgi (intuition) in doğrudan
doğruya resmedilmesidir. ı̇şte bu, her şeyin onda çok hakiki iken niçin rüyaya benzediğinin tam bir izahını verir. onu iyice duyabilmek için tam ölçüde toparlanmış ve nüfuz etmiş olmak lazımdır.”
“dostoyevski'nin sanatı sezgi (intuition) in doğrudan
doğruya resmedilmesidir. ı̇şte bu, her şeyin onda çok hakiki iken niçin rüyaya benzediğinin tam bir izahını verir. onu iyice duyabilmek için tam ölçüde toparlanmış ve nüfuz etmiş olmak lazımdır.”
André Suarès:
“Dostoyevski kırk iki yaşından evvel değerli hiç bir şey meydana getiremedi. Bütün büyük eserleri kırk ile öldüğü altmış yaşının doluluğu arasında yaratılmışlardır. Öteki Ruslar pek vaktinden evvel yetişmişlerdir: Puşkin, Lermantov ve Gogol az fakat ateşli bir hayat yaşadılar.
Dostoyevski bu gençlerden değildir.
Rusya onu kaybetmeden az bir zaman evveli müstesna, kendini Dostoyevski'de tekrar tanımamıştır. O milletinin kahramanı, düşünen adam, ırkı için çarpan kalb olmuştu ;amma ölümünden ancak beş altı sene evvel bu,
nihayet anlaşılabilmişti.
Bizzat Tolstoyun varmağa muvaffak olamadığı muazzam mertebeyi almak için yine de o uzak gayeye dokunması gerekmişti. Tolstoy yarım asra yakın bir zamanını memleketinin büyük sanatkarı olarak geçirebilmişti.
Dostoyevski ise yalnız birkaç mevsim boyunca, seven, kinlenen, düşünen, istiyen ve her şey için konuşan; evin sayılan büyük oğlu, bütün kardeşlere önder, Rusyanın adamı olmuştu.”
“Dostoyevski kırk iki yaşından evvel değerli hiç bir şey meydana getiremedi. Bütün büyük eserleri kırk ile öldüğü altmış yaşının doluluğu arasında yaratılmışlardır. Öteki Ruslar pek vaktinden evvel yetişmişlerdir: Puşkin, Lermantov ve Gogol az fakat ateşli bir hayat yaşadılar.
Dostoyevski bu gençlerden değildir.
Rusya onu kaybetmeden az bir zaman evveli müstesna, kendini Dostoyevski'de tekrar tanımamıştır. O milletinin kahramanı, düşünen adam, ırkı için çarpan kalb olmuştu ;amma ölümünden ancak beş altı sene evvel bu,
nihayet anlaşılabilmişti.
Bizzat Tolstoyun varmağa muvaffak olamadığı muazzam mertebeyi almak için yine de o uzak gayeye dokunması gerekmişti. Tolstoy yarım asra yakın bir zamanını memleketinin büyük sanatkarı olarak geçirebilmişti.
Dostoyevski ise yalnız birkaç mevsim boyunca, seven, kinlenen, düşünen, istiyen ve her şey için konuşan; evin sayılan büyük oğlu, bütün kardeşlere önder, Rusyanın adamı olmuştu.”
insan bilincini tahlil etme bir yana bunu romanları aracılığıyla topluma sunma konusunda da hayli iyi olan yazar. Birçok düşünür ve psikoloğa ilham vermiş, bir başlangıç noktası sağlamıştır.
(Bkz: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)
(Bkz: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)
normal insanlardan farkı olmayan kişi.
Kaptırır giderim romanlarında.bazen neden ben ailemle yemek yediğimde böyle güzel konuşmalar yapmıyorum diye de hayıflandığım çok olur. *
"insan en iyi dostunu karşısında küçülmüş görmekten zevk duyar." der Kumarbaz kitabında Dostoyevski.
Aslında ezik karakterli insan için söyletir bunu.
sebebi bellidir, çünkü kişinin ezik karakterini tatmin etmenin tek yolu budur. insan tüm tükenmişliğini ve içinde bulunduğu aciz durumu sadece dost bildiğine açar, o kişinin ise egosunu tatmin etmek için bulunmaz bir fırsattır bu.
Aslında ezik karakterli insan için söyletir bunu.
sebebi bellidir, çünkü kişinin ezik karakterini tatmin etmenin tek yolu budur. insan tüm tükenmişliğini ve içinde bulunduğu aciz durumu sadece dost bildiğine açar, o kişinin ise egosunu tatmin etmek için bulunmaz bir fırsattır bu.
“Bir öksürük nöbetiyle tıkandı, ama çıkışması işe yaramıştı. Kiracıların ondan çekindikleri anlaşılıyordu. Gerisingeri odadan çıkmaya başladılar: Beklenmedik bir felaket anında, bu felaketin dışında kalan insanlarda hep görülen, dile getirdikleri en içten acıma, acıları paylaşma duygularına rağmen, hiç kimsenin, en yakınlarımızın bile, kapılmaktan kendilerini alamadıkları tuhaf bir sevinç duygusu içindeydiler.”
Bakın arkadaşlar bu cümleleri ancak tek kişi yazabilir.
Bakın arkadaşlar bu cümleleri ancak tek kişi yazabilir.
şu sıralar gündemdeki olaylara baktığımda, karamazov kardeşler'de geçen şu sözleri aklıma gelmiştir.
"canavarlar cehenneme gidecekmiş; cehennem yaptıkları kötülüğü, mahvettikleri hayatı geri getirebilir mi?"
"canavarlar cehenneme gidecekmiş; cehennem yaptıkları kötülüğü, mahvettikleri hayatı geri getirebilir mi?"
Türk düşmanı yazar, dünyada kalemi en güçlü yazar.
kumarbazdır, en sevdiklerimdendir, kumarbazların amk.
instagram, twitter ve facebookta sık sık sözlerine denk geldiğimiz rus asıllı bir yazar.
Ben raskolnikov değilim, sen de sonya değilsin.
Benim vicdanen çekeceğim bir cezam yok, senin de sonya gibi bir kalbin.
Benim vicdanen çekeceğim bir cezam yok, senin de sonya gibi bir kalbin.
--spoiler--
günlük yaşamlarında hemşireler gibi olan kadınlar vardır. onlardan hiçbir şeyinizi, en azından ruhunuzdaki acılarınızdan hiçbirini gizleyemezsiniz. acımız olduğunda cesaretle, umutla, onları sıkacağımızdan korkmadan gideriz onlara. ayrıca, bazı kadınların kalbinde belki de ne sınırsız sabırlı bir sevgi, merhamet, her şeyi bağışlama bulabileceğimizi de çok azımız biliriz. bu temiz kalplerde bütün bir sempati, avutma, umut hazinesi vardır. ne var ki, onların çok seven, çok acı çeken kalplerinin de sık sık yaralandığı olur. ama bu yara, meraklı gözlerden ne denli gizlenirse gizlensin, derin hüzün kendini daha derine saklar, gizler.
--spoiler--
günlük yaşamlarında hemşireler gibi olan kadınlar vardır. onlardan hiçbir şeyinizi, en azından ruhunuzdaki acılarınızdan hiçbirini gizleyemezsiniz. acımız olduğunda cesaretle, umutla, onları sıkacağımızdan korkmadan gideriz onlara. ayrıca, bazı kadınların kalbinde belki de ne sınırsız sabırlı bir sevgi, merhamet, her şeyi bağışlama bulabileceğimizi de çok azımız biliriz. bu temiz kalplerde bütün bir sempati, avutma, umut hazinesi vardır. ne var ki, onların çok seven, çok acı çeken kalplerinin de sık sık yaralandığı olur. ama bu yara, meraklı gözlerden ne denli gizlenirse gizlensin, derin hüzün kendini daha derine saklar, gizler.
--spoiler--
Açık ara en iyi yazardır.
"gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egoların bile üstünde tutulmasını isterim"
turganyev'i gömmeye gerek yok, babalar ve oğullar tek başına yeter.
"Bu dünyada doğruyu söylemekten daha zor, dalkavukluk yapmaktan daha kolay bir şey yoktur."
bir de doğrularla yüzleştirmeyecek kadar ezikliğin egosu vardır.
bir de doğrularla yüzleştirmeyecek kadar ezikliğin egosu vardır.
ADAMDIR. TOLSTOY'UN mk.
''ya hatalarınla yüzleşir, ya da hatalarınla yüzsüzleşirsin. cahil olmak ayrı, pislik olmak ayrıdır.''
Ölü evinden anılar adlı kitabını beğenerek okuduğum yazardır.
Ecinniler’deki toplantı sahnesiyle anarşistlerin trajikomik hâllerini şahâne resmetmiştir.
(M-me Virginskaya:
— Ben sadece: “Biz toplantıda mıyız?” sorusunun oya konulmasını teklif ediyorum, dedi.
Sesler duyuldu:
— Ben de iştirak ediyorum, ben de.
Virginski:
— Sanırım ki daha ziyade intizam olur, diye tasdik etti.
Ev sahibesi:
— Öyleyse oya geçiyoruz, diye ilâve etti. Lyamşin, rica ederim piyanonun başına geçin: oyunuzu oradan da verebilirsiniz.
Lyamşin:
— Gene! diye bağırdı; size yeteri kadar çaldım.
— Sizden ısrarla rica ediyorum, oturun çalın; davaya faydalı olmak istemiyor musunuz?
— Sizi temin ederim ki, Arina Prohorovna, dışarıdan kimse dinlemez. Bu sadece sizin kuruntunuz. Hem pencereler de yüksek, hem zaten dinleyecek bile olsalar bir şey anlayamazlar ki.
Bir ses:
— Meselenin ne olduğunu kendimiz bile anlamıyoruz, diye homurdandı.
— Bense her zaman ihtiyatlı olmak gerek, diyorum. Yani olur da hafiyeler dinlerse, diyerek manalı manalı Verhovenski’ye baktı, varsın bizde doğum günü kutlandığını ve müzik çalındığını duysunlar.
Lyamşin:
— Hay, Allah kahretsin! diye küfretti, piyanonun başına geçti ve tuşlara hemen hemen yumruklarıyla vurarak boşuna bir vals çalmaya başladı.
M - me Virginskaya:
— Toplantı olmasını isteyenlerin sağ ellerini havaya kaldırmalarını teklif ediyorum, dedi. Bazıları kaldırdı, bazıları kaldırmadı. Ellerini önce kaldırıp sonra yine indirenler, indirdikten sonra yine kaldıranlar oldu.
Bir subay:
— Hay Allah kahretsin! Ben bir şey anlayamadım, diye bağırdı.
Bir başkası:
— Ben de anlamadım, diye bağırdı.
Üçüncüsü:
— Hayır, ben anlıyorum, dedi evet ise el havaya kalkacak.
— iyi ama evet ne demek?
— Toplantı olsun demek.
— Hayır, olmasın demek.
Lise talebesi, M-me Virginskaya’ya:
— Ben toplantı için oy verdim, diye bağırdı.
— Öyleyse niçin elinizi kaldırmadınız?
— Hep size bakıyordum, siz elinizi kaldırmayınca ben de kaldırmadım.
— Ne manasızlık, ben teklif sahibi olduğum için elimi kaldırmadım. Baylar, yeniden aksini teklif ediyorum: toplantı olmasını isteyenler, varsın yerlerinde otursunlar ellerini de kaldırmasınlar, istemeyenler sağ ellerini kaldırsınlar.
Liseli:
— istemeyenler mi? diye tekrar sordu.
M-me Virginskaya öfke içinde:
— Siz mahsus mu yapıyorsunuz? diye bağırdı.
— Hayır, müsaade buyurun, isteyenler mi, yoksa istemeyenler mi, bunu daha açıkça belirtmek gerek.
— istemeyenler, istemeyenler.
Bir subay:
— Peki ama ne yapmamız gerek istemeyen olursa elini kaldıracak mı, kaldırmayacak mı? Diye bağırdı.
Binbaşı:
— Hey gidi, anayasaya henüz alışmadık! diye işaret etti.
Topal öğretmen:
— Bay Lyamşin, öyle hızlı çalıyorsunuz ki kimse bir şey duymuyor, diye işaret etti.
Lyamşin:
— Vallahi, Arina Prohorovna kimse dinlemiyor, diyerek yerinden fırladı. Hem çalmak istemiyorum, ben size misafirliğe geldim, davul çalmaya değil!
Virginski:
— Baylar, diye teklif etti, hepiniz cevap verin: biz toplantı halinde miyiz değil miyiz?
Her yandan:
— Toplantı, toplantı, diye bağırıştılar.
— Öyleyse oya koymaya lüzum yok, yeter. Memnun musunuz, baylar, koymak lâzım mı?
— istemez, istemez, anladık!
— Belki toplantı olmasını istemeyenler vardır?
— Hayır, hayır, hepimiz istiyoruz.
Bir ses:
— iyi ama toplantı ne demek? diye sordu, ona cevap vermediler.
Her yandan:
— Başkan seçmek gerek, diye bağırıştılar.
— Ev sahibini, tabii ev sahibini!
Seçilen Virginski:
— Baylar, mademki öyle, demin yaptığım ilk teklifimi ortaya atıyorum: işle daha yakın ilgisi olan bir şey söylemek veya açıklama yapmak isteyen varsa zaman kaybetmeden hemen başlasın.
Herkes sustu. Herkesin gözü yine Stavrogin ile Verhovenski’ye çevrildi.
Ev sahibesi doğrudan doğruya:
— Verhovenski bir şey söylemek istemiyor musunuz? diye sordu.
Öteki oturduğu sandalyede gerinerek:
— Hiçbir şey, dedi. Ama bir kadeh konyak isterdim.
— Stavrogin siz istemiyor musunuz?
— Teşekkür ederim, içki içmem.
— Konyak değil bir şey söylemek istemiyor musunuz?
— Neye dair konuşacağım? Hayır, istemiyorum.
Ev sahibesi, Verhovenski’ye:
— Size konyak getirecekler, diye cevap verdi.)
*Dünya Edebiyatından Tercümeler, Rus Klâsikleri:73, Ecinniler III, Dostoyevski, M.E.B. Yayınları, 11. ve 14. sayfalar arası.
(M-me Virginskaya:
— Ben sadece: “Biz toplantıda mıyız?” sorusunun oya konulmasını teklif ediyorum, dedi.
Sesler duyuldu:
— Ben de iştirak ediyorum, ben de.
Virginski:
— Sanırım ki daha ziyade intizam olur, diye tasdik etti.
Ev sahibesi:
— Öyleyse oya geçiyoruz, diye ilâve etti. Lyamşin, rica ederim piyanonun başına geçin: oyunuzu oradan da verebilirsiniz.
Lyamşin:
— Gene! diye bağırdı; size yeteri kadar çaldım.
— Sizden ısrarla rica ediyorum, oturun çalın; davaya faydalı olmak istemiyor musunuz?
— Sizi temin ederim ki, Arina Prohorovna, dışarıdan kimse dinlemez. Bu sadece sizin kuruntunuz. Hem pencereler de yüksek, hem zaten dinleyecek bile olsalar bir şey anlayamazlar ki.
Bir ses:
— Meselenin ne olduğunu kendimiz bile anlamıyoruz, diye homurdandı.
— Bense her zaman ihtiyatlı olmak gerek, diyorum. Yani olur da hafiyeler dinlerse, diyerek manalı manalı Verhovenski’ye baktı, varsın bizde doğum günü kutlandığını ve müzik çalındığını duysunlar.
Lyamşin:
— Hay, Allah kahretsin! diye küfretti, piyanonun başına geçti ve tuşlara hemen hemen yumruklarıyla vurarak boşuna bir vals çalmaya başladı.
M - me Virginskaya:
— Toplantı olmasını isteyenlerin sağ ellerini havaya kaldırmalarını teklif ediyorum, dedi. Bazıları kaldırdı, bazıları kaldırmadı. Ellerini önce kaldırıp sonra yine indirenler, indirdikten sonra yine kaldıranlar oldu.
Bir subay:
— Hay Allah kahretsin! Ben bir şey anlayamadım, diye bağırdı.
Bir başkası:
— Ben de anlamadım, diye bağırdı.
Üçüncüsü:
— Hayır, ben anlıyorum, dedi evet ise el havaya kalkacak.
— iyi ama evet ne demek?
— Toplantı olsun demek.
— Hayır, olmasın demek.
Lise talebesi, M-me Virginskaya’ya:
— Ben toplantı için oy verdim, diye bağırdı.
— Öyleyse niçin elinizi kaldırmadınız?
— Hep size bakıyordum, siz elinizi kaldırmayınca ben de kaldırmadım.
— Ne manasızlık, ben teklif sahibi olduğum için elimi kaldırmadım. Baylar, yeniden aksini teklif ediyorum: toplantı olmasını isteyenler, varsın yerlerinde otursunlar ellerini de kaldırmasınlar, istemeyenler sağ ellerini kaldırsınlar.
Liseli:
— istemeyenler mi? diye tekrar sordu.
M-me Virginskaya öfke içinde:
— Siz mahsus mu yapıyorsunuz? diye bağırdı.
— Hayır, müsaade buyurun, isteyenler mi, yoksa istemeyenler mi, bunu daha açıkça belirtmek gerek.
— istemeyenler, istemeyenler.
Bir subay:
— Peki ama ne yapmamız gerek istemeyen olursa elini kaldıracak mı, kaldırmayacak mı? Diye bağırdı.
Binbaşı:
— Hey gidi, anayasaya henüz alışmadık! diye işaret etti.
Topal öğretmen:
— Bay Lyamşin, öyle hızlı çalıyorsunuz ki kimse bir şey duymuyor, diye işaret etti.
Lyamşin:
— Vallahi, Arina Prohorovna kimse dinlemiyor, diyerek yerinden fırladı. Hem çalmak istemiyorum, ben size misafirliğe geldim, davul çalmaya değil!
Virginski:
— Baylar, diye teklif etti, hepiniz cevap verin: biz toplantı halinde miyiz değil miyiz?
Her yandan:
— Toplantı, toplantı, diye bağırıştılar.
— Öyleyse oya koymaya lüzum yok, yeter. Memnun musunuz, baylar, koymak lâzım mı?
— istemez, istemez, anladık!
— Belki toplantı olmasını istemeyenler vardır?
— Hayır, hayır, hepimiz istiyoruz.
Bir ses:
— iyi ama toplantı ne demek? diye sordu, ona cevap vermediler.
Her yandan:
— Başkan seçmek gerek, diye bağırıştılar.
— Ev sahibini, tabii ev sahibini!
Seçilen Virginski:
— Baylar, mademki öyle, demin yaptığım ilk teklifimi ortaya atıyorum: işle daha yakın ilgisi olan bir şey söylemek veya açıklama yapmak isteyen varsa zaman kaybetmeden hemen başlasın.
Herkes sustu. Herkesin gözü yine Stavrogin ile Verhovenski’ye çevrildi.
Ev sahibesi doğrudan doğruya:
— Verhovenski bir şey söylemek istemiyor musunuz? diye sordu.
Öteki oturduğu sandalyede gerinerek:
— Hiçbir şey, dedi. Ama bir kadeh konyak isterdim.
— Stavrogin siz istemiyor musunuz?
— Teşekkür ederim, içki içmem.
— Konyak değil bir şey söylemek istemiyor musunuz?
— Neye dair konuşacağım? Hayır, istemiyorum.
Ev sahibesi, Verhovenski’ye:
— Size konyak getirecekler, diye cevap verdi.)
*Dünya Edebiyatından Tercümeler, Rus Klâsikleri:73, Ecinniler III, Dostoyevski, M.E.B. Yayınları, 11. ve 14. sayfalar arası.
Bir kişi var mı lan şu sözlükte dostoyevski okumuş?
Yeraltından Notlar'daki en etkili tespiti "Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır, gerçek tam manasıyla bir hastalık.."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar