bugün
- evlenmeyi başaramamış kadın10
- karşı cinste hayran olunan özellik7
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı57
- avradı olmayana ne tavsiye edersiniz6
- ayak fetişistiyim ve bununla gurur duyuyorum4
- 14 haziran 2026 almanya curaçao maçı5
- şirine hangi şirinle evlenirdi sorunsalı8
- elmas bey birader bay bey biraderdir3
- ayak yalamamış erkek kalmaması5
- tarihte yaşamış birini ölesiye savunmak5
- bardağı taşıran son damla7
- trump'ın netanyahu'ya tepkisi2
- milli maçı izlemeyen erkek22
- ilk ev hapsi bilekliğim4
- vincenzo montella9
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi9
- mantı abartılmış balon bir yemektir7
- başıboş köpek sorunu4
- mantra grubu2
- bungalov ev ücretleri3
- kadınlar neyden hoşlanır10
- bir mekanın kazıkçı olduğunu gösteren detaylar4
- kötü insanların ortak özellikleri4
- zamanda yolculuk4
- ipkis2
- en iyi antidepresan19
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı3
- avustralya9
- erkeklerin 35 yaşından sonra çökmesi5
- engerek yılanı2
- 14 haziran 2026 haiti iskoçya maçı2
- türkiye de doğurganlık hızının 1 42'ye düşmesi3
- arda güler6
- popo düzleştirici krem2
- sevgilisine ayı diyen kız3
- sevgilisini döşü kıllım diye seven kız3
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması6
- herkesin bir yerde yanlış olduğu4
- derinliğimizi anlayabilecek düzeyde kadın olmaması6
- byd türkiye fabrikasını askıya aldı7
- türkiye12
- onu anlatsana biraz4
- fırın sütlaç2
- uzun zamandır aktif olmayan birinci nesil yazarlık6
- one night stand sonrası yine görüşürüz demek2
- 19 haziran 2026 paraguay türkiye maçı5
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak16
- 14 haziran 2026 maden işçilerine silahlı saldırı3
- bir şeyler söyle10
- kanaat önderi2
inandığımdır... benim inandığım kutsal varlık, kuran, incil, tevrat gibi ortadoğu masallarını yazmış olamaz. bu kitaplarda anlatılan tanrı benim tanrım olamaz. benim tanrım var, ama bu kitaplardaki değildir...
hangi tanrı olduğuna bakmaksızın tanrının varlığını kabul eder. çünkü oluşuma yüklediği anlam bir yaratıcı olması gerekliliğini yönündedir.
dinleri kabul etmez çünkü iyi olmak için kitaba değil vicdana ihtiyaç duyulur ki haklı olmakla beraber bunun temel taşı "kendine yapılmasından hoşnut olmadığın şeyi başkasına yapma"dır. çok basit bir denklem.
benim görüşüme göre, görünenin aksine; davranış olarak dindarlara oldukça uzak ateistlere ise göründüğünden daha yakınlardır...
bir ateistten tek farkı iyiliğin geldiği yerin "tanımlaması"...
açıkçası bir koyu* bir dindarla tartışmaktansa deist ile tartışmayı tercih ederim...
not: bu noktadan bakınca beşiktaş gibi oluyorlar...
dinleri kabul etmez çünkü iyi olmak için kitaba değil vicdana ihtiyaç duyulur ki haklı olmakla beraber bunun temel taşı "kendine yapılmasından hoşnut olmadığın şeyi başkasına yapma"dır. çok basit bir denklem.
benim görüşüme göre, görünenin aksine; davranış olarak dindarlara oldukça uzak ateistlere ise göründüğünden daha yakınlardır...
bir ateistten tek farkı iyiliğin geldiği yerin "tanımlaması"...
açıkçası bir koyu* bir dindarla tartışmaktansa deist ile tartışmayı tercih ederim...
not: bu noktadan bakınca beşiktaş gibi oluyorlar...
cool devrimci deist bu üç kurala çoğu liseli sadıktır. yaşını başını almasına karşın bu tribi atamamışlar da çok bulunur.
ateist , teist kavgalarına gelemeyen , ne sağcıyım ne solcu arkacıyım arkacı görüşünde ki kişilerin inancıdır. zira her türlü tartışmada deistler üstün gelmektedir.
Ateizme giden yolda sıkça kısa süre konaklanılan bir mekandır . Neredeyse her teizmden ateizme geçen kimse deizm e uğramış oradan agnostizme yada direk ateizm e geçmiştir. Normal süreçtir sindirerek geçiş yapılmıştır. isviçreli bilimadamları değil belki ama benim araştırmalarıma göre sırasıyla geçiş yapan ateistler daha donanımlı direk teizmden ateizme geçenler ise daha az donanımlı kişilerdir.
ingilizlerin bir atasözsünü hatırlattı bana : i know what is to be young but you dont know what is to be old.
Dolayısıyla sırasıyla geçiş yapanlar hepsinin ne düşündüğünü artı ve eksi taraflarını bilir. Ancak diğer süreçleri yaşamayanlar tam olarak bilmez. Ancak asıl donanımlı olmaya neden olan şeyse bu insanlar bir inanışı bilgiyle yıkıp level atlar sonra diğerine geçer bilgisi artınca bununda yanlış olduğunu görür ve sorasıyla bilgi kazanarak diğerine geçer.
ingilizlerin bir atasözsünü hatırlattı bana : i know what is to be young but you dont know what is to be old.
Dolayısıyla sırasıyla geçiş yapanlar hepsinin ne düşündüğünü artı ve eksi taraflarını bilir. Ancak diğer süreçleri yaşamayanlar tam olarak bilmez. Ancak asıl donanımlı olmaya neden olan şeyse bu insanlar bir inanışı bilgiyle yıkıp level atlar sonra diğerine geçer bilgisi artınca bununda yanlış olduğunu görür ve sorasıyla bilgi kazanarak diğerine geçer.
benim inancıma göre;
deizm: tanrı evreni ve zamanı yarattı, kurallarını koydu, bir nevi atıl, emekli olmuş gibi kürsüsüne oturdu. ve insanların yaşamına karışmadı... kitaplar ve peygamberler bizim gibi insaların uydurmasıdır.
deizm bilim ve mantık çerçevesinde kanıtlara bakarak yolu çizer.
bilim açısından bakar isek;
şuan bilimin evren üzerine bildiği konu "big bang" ve buna bakabildiği en geri nokta " mutlak tekillik durumu" biraz açmak gerekirse, evren ve zaman kavramı olmadığı durum sadece siyah bir nokta ile başladı herşey. bir güç durumda ki evreni tetikledi ve şuan ki bildiğimiz evren ve zaman oluştu. bu evren olması gerekenden daha hızlı patlasaydı, evren çok çabuk soğuyacaktı ve biz olmayacaktık. eğer daha yavaş patlsaydı, çekim gücü üstün gelecekti mutlak tekillik durumuna tekrar dönecekti. bu durumda evreni yaratan bir güç var biz buna tanrı, allah, doğaüstü güç, varlık olmayan bir şey deizmi bunu savunur.
biraz araştırma yapan bir deist hiçbir zaman ateist yada agnostik olmayacaktır. -bunlar ayrı bir grup zaten halen nasıl olursa yaratıcının var olup olmadığını sorguluyorlar. aslında kalplerinde lehte yada alehte bir inanca sahipler ve muhtemelen desit olacaktırlar.-
deizm herzaman gerçek kanıtlar çerçevesinde konuşur.
deizm: tanrı evreni ve zamanı yarattı, kurallarını koydu, bir nevi atıl, emekli olmuş gibi kürsüsüne oturdu. ve insanların yaşamına karışmadı... kitaplar ve peygamberler bizim gibi insaların uydurmasıdır.
deizm bilim ve mantık çerçevesinde kanıtlara bakarak yolu çizer.
bilim açısından bakar isek;
şuan bilimin evren üzerine bildiği konu "big bang" ve buna bakabildiği en geri nokta " mutlak tekillik durumu" biraz açmak gerekirse, evren ve zaman kavramı olmadığı durum sadece siyah bir nokta ile başladı herşey. bir güç durumda ki evreni tetikledi ve şuan ki bildiğimiz evren ve zaman oluştu. bu evren olması gerekenden daha hızlı patlasaydı, evren çok çabuk soğuyacaktı ve biz olmayacaktık. eğer daha yavaş patlsaydı, çekim gücü üstün gelecekti mutlak tekillik durumuna tekrar dönecekti. bu durumda evreni yaratan bir güç var biz buna tanrı, allah, doğaüstü güç, varlık olmayan bir şey deizmi bunu savunur.
biraz araştırma yapan bir deist hiçbir zaman ateist yada agnostik olmayacaktır. -bunlar ayrı bir grup zaten halen nasıl olursa yaratıcının var olup olmadığını sorguluyorlar. aslında kalplerinde lehte yada alehte bir inanca sahipler ve muhtemelen desit olacaktırlar.-
deizm herzaman gerçek kanıtlar çerçevesinde konuşur.
yaratıcıyı benimseyip, peygamberleri, kitapları siktir etmektir.
dinleri reddetmektir açıkçası.
mantıklı mıdır ? bence, müslüman olmaktansa deist olmak iyidir.
dinleri reddetmektir açıkçası.
mantıklı mıdır ? bence, müslüman olmaktansa deist olmak iyidir.
beynin varsa yeterlidir başka şeye ihtiyaç yoktur inancı.
şimdi bakıyorsun din alimlerine (bkz: şiddetli açlık halinde karınızı yiyebilirsiniz) tarzı fetvaları görüyorsunuz. kendisine müslümanım diyen adama bakıyorsunuz müslümanlığı kimlik üzerinde bırak onu müslümanım diyor hırsızlık yapıyor zina yapıyor gıybet yapıyor sonra cumada saf tutuyor.
din gerçekten çok güçlü bir silah. adam diyor gelin cihada cennete gidiceğiz beleşten, bunu duyan adam taa nereden kalkıyor geliyor hiç tanımadığı coğrafyada allah için savaşıyor.( he allah ta diyordu ki keşke birileri benim için savaşsa) yaptığı cihatta ölmedi mi cennete gidemedi mi sorun yok milletin karısını kızını ganimet olarak alıyor. müslümanın karısını kızını ganimet olarak alıyor. biri düşünmeye başladı mı da hemen susturuyorlar. kafa kes, niye? allah öyle istiyor. bak sen allah istiyor.
şimdi bakıyorsun din alimlerine (bkz: şiddetli açlık halinde karınızı yiyebilirsiniz) tarzı fetvaları görüyorsunuz. kendisine müslümanım diyen adama bakıyorsunuz müslümanlığı kimlik üzerinde bırak onu müslümanım diyor hırsızlık yapıyor zina yapıyor gıybet yapıyor sonra cumada saf tutuyor.
din gerçekten çok güçlü bir silah. adam diyor gelin cihada cennete gidiceğiz beleşten, bunu duyan adam taa nereden kalkıyor geliyor hiç tanımadığı coğrafyada allah için savaşıyor.( he allah ta diyordu ki keşke birileri benim için savaşsa) yaptığı cihatta ölmedi mi cennete gidemedi mi sorun yok milletin karısını kızını ganimet olarak alıyor. müslümanın karısını kızını ganimet olarak alıyor. biri düşünmeye başladı mı da hemen susturuyorlar. kafa kes, niye? allah öyle istiyor. bak sen allah istiyor.
son 1 yıldır farkında olmadan olduğum inanıştır.
din biraz insanlar tarafından çıkan, insanları toparlamak için düzenlenmiş kurallar gibi geliyor. aslına bakıldığında da hepsinin kökü aynı.
Allah diye bir şey var evet, ama din bizim üstümüze konulan süs gibi.
din biraz insanlar tarafından çıkan, insanları toparlamak için düzenlenmiş kurallar gibi geliyor. aslına bakıldığında da hepsinin kökü aynı.
Allah diye bir şey var evet, ama din bizim üstümüze konulan süs gibi.
Deizimin kavramlarından biri de insan olmaktır bana göre. Şartlara tehtitlere bağlı kalmadan insan gibi yaşayayıp gitmektir. Şu ayet bunu demek istiyor diye düşünmez. Şunu yapsam şu kadar sevap bunu yapsam bu kadar günah kazanırım demez. Aklıyla düşünür ve yaptığı iyilikleri sevap diye değil insani ve vicdani duyguları taşıdığı için yapar.
tanrı varlığını kabul edip varolan bütün dinleri, din sistemlerini, bir materyale inanışları reddeden düşüncedir. deizm yanlısı bireyler, din denilen kavramın çoğunlukla korku unsurları salarak insanları kontrol altında tutmasından nefret eder. dünyada açıklanamayan şeyler elbette olacaktır ancak bunlara sorgulamadan inanmayı yani doğmatik düşünce sistemine tamamiyle karşı çıkar. Onlar için yeryüzünde iki kavram vardır. Bu kavramlar ise iyi ve kötüdür. Daim olan bilimdir, geçerli olan da.
soyle düsünmek gerekir, neden-sonuc ya da amaca dayali eylem olgulari biz insanoglu icin gecerlidir. O yaratti ve bunu bir sistem icinde kildi. Ve insanogluna bir akil ve ilim bahsetti dogruyu yanlistan ayirt etsin ve onun ilmine vakif olsun diye. Insanoglu onun ilmiyle ona yaklastikca onu bulacak, onu "gorecek" ve onun verdigi akil ile ya dunyayi cennet yapip "gercegi" bulacak ya da simdiki gibi cehennem icinde kendi cezasini kendi verecek. sonra ve neden? sizce onun ilmi bu kadar buyuk bir deniz iken bir damla tanesi ufkun ötesini görebilir mi?
Öncelikle ateizme giden yol falan değildir. Din merkezli toplumsal yapının ve düzenlemelerin yerini bu süreçte akıl merkezli toplumsal düzenlemeler arayışı alır. Geniş ve genel anlamıyla aydınlanma, ortaçağ'da hüküm süren dünya görüşüne karşı yeni bir dünya görüşünün ortaya çıkması ve temellendirilmesi olarak belirtilir. yeni bir ideal ile tarih sahnesinde yer alır; bu ideale göre, aklın aydınlattığı kesin doğrulara ve bilginin ilerlemesine dayanan entelektüel bir kültür egemen olmalıdır ve bu kültür sonsuz bir şekilde ilerlemelidir. Böylece ilerleme ideali, insanın geleneğin köleliğinden kurtularak sürekli mutluluk ve özgürlük yolunda gelişeceği düşüncesine dayandırılır. Deizmin kaynağı Rönesans felsefesi ve özellikle de 17. yüzyıl felsefesinin ortaya koyduğu ilkelerdir. Rönesanstan itibaren düşüncenin tarihsel otoritelerden kurtulması, bilgi ve yaşam hakkında akla ve deneyime dayanmaya başlaması sözkonusudur. 17. yüzyıl da bu gelişmeler sistemleştirilip temel ilkelere dönüştürülmeye başlanmış, rasyonalizmin belirginleştiği bu yüzyılda aydınlanma felsefesinin düşünsel temelleri bir anlamda hazırlanmıştır. Sekülerleşme aydınlanma felsefesinin ve genel anlamda aydınlanmacılığın her tür girişiminde temel olmuş olan bir yönelimdir.
18. yüzyıl felsefesinde bir yanda rasyonalizmin öte yandan empirizmin güçlenmesi ve bunlardan meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması sözkonu olacaktır. deizm, aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezlerle sistematikleştirilmesine etki etmiştir. Bu bakımdan "felsefe dini" denmesi de söz konusudur.
18. yüzyıl felsefesinde bir yanda rasyonalizmin öte yandan empirizmin güçlenmesi ve bunlardan meydana gelen teorik sorunların yeni bir takım sentezlerle aşılmaya çalışılması sözkonu olacaktır. deizm, aklın ışığında felsefenin de yepyeni bir etkileyicilikle ortaya çıkışına, yaygınlaşmasına, yeni sentezlerle sistematikleştirilmesine etki etmiştir. Bu bakımdan "felsefe dini" denmesi de söz konusudur.
Mantıklı olduğu için...
Bir ateist olarak islamdan daha saçma bulduğum goruş. Bir yaratıcı var diyorsun ve çekip gitti diyorsun ya da müdahale etmiyor diyorsun. Bu kadar saçma bir şey olabilir mi ya? Madem böyle kusursuz bir düzen yarattın hiç müdahale etmemek için miydi? Amacı yok mu bu düzenin? Yarattı ve çekip gitti oyle mi? Ya da izliyor bizi. Bizim yaptıklarımıza bakıp eğleniyor. Saçma.
"ne şiş yansın ne kebap." tarzı felsefesi olanların dahil olduğu topluluk.
bilimsel midir? hayır tabi ki.
bilimsel midir? hayır tabi ki.
sahip olduğum inanç.
#400. Entry bakılırsa mantıklı bir inanç.
Tanrı yaratmış ama gerisine karışmıyor diyen inanış biçimi.
Filozoflar değişme ve değişmezlik konusu üzerinde dururken,
çoğu zaman konuyu birlik ve çokluk tartışmasını da içine alacak ölçüde
genişletmiş ve değişmezlik ile birlik, değişme ile de çokluk arasında sıkı
bir ilişki görmüşlerdir7. Meselâ, Plotinos (204-270) ilk varlık adını
verdiği Bir’den evreni oluşturan varlıkların çıkışını anlatırken, Bir’in her
türlü değişmeden uzak bir varlık olduğunu söylemekte, değişmeyi ise
O’ndan çıkan varlıkların çokluğu ile başlatmaktadır8. Bu ayırımda,
gerçeklik olarak nitelendirilme noktasında, bir ve değişmez olanın
çokluk ve değişme içinde olan karşısındaki önceliği açıktır.
Buraya kadar Yunan filozoflarından bazılarının değişme ve
değişmezlikle ilgili görüşlerini ele aldık ve gördük ki, Herakleitos’un
dışında kalan filozofların pek çoğu değişmezliği en üst derecedeki
gerçekliğin ayrılmaz bir vasfı olarak görmektedir. En üst derecede
gerçek olan varlık mutlak yetkinliğe sahiptir; mutlak yetkinlik ise elde
edilebilir olan her şeye sahip olmak demektir. Bu durumda, en üst
derecede gerçek olan varlığın herhangi bir kaynaktan bir şey alması,
dolayısıyla da değişmesi sözkonusu olamaz.
Yunan filozoflarının gerçeklik ve değişmezlik arasında kurduğu bu
özdeşliğin, Hristiyan ve islâm kültüründe yetişen teist filozoflar üzerinde
derin etkileri olmuştur. Bu filozoflar, Tanrı’yı en üst derecede kemâl
sahibi bir varlık olarak kabul ettikleri için, Yunan filozoflarının mutlak
gerçekliğe atfettikleri değişmezliği kendi inandıkları Tanrı’ya da
atfetmekte bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Yunan felsefesi ile Hristiyanlık arasında etkisi günümüze kadar
devam etmiş olan ilk karşılaşma, Hristiyan ilâhiyatının kurucularının
başında gelen St. Augustine’in (354-430) Plotinos’un “Enneadlar”ını
okumasıyla başlamıştır. Augustine bu eserde yalnız Plotinos’un
felsefesini değil, Platon, Aristoteles ve Stoalıların bir sentezini de
bulmuştur9. Felsefe ile Hristiyanlığın uygunluğunu gösterme
konusunda büyük çaba harcayan Augustine, Hristiyanlığın Tanrı’sını
felsefe diliyle anlatma yolunu seçince, Yunan düşüncesinin gerçeklik ile
değişmezlik arasında kurduğu özdeşliği, Tanrı ile değişmezlik arasında
kurmakta bir sakınca görmemiştir. Augustine’e göre Tanrı en
mükemmel varlıktır; bu nedenle O’nun değişmesi düşünülemez:
“Değişme içinde olan bir varlık kendi varlığını muhafaza edemez.
Değişmeye maruz bulunan şey, gerçekte hiç değişmemiş olsa bile, sahip
olduğu varlığını kaybedebilir. Bu nedenle, en gerçek anlamda ( in the
truest sense) varlık olarak adlandırılacak şeyin yalnız değişmeyen değil,
hiçbir şekilde değişemez olduğu da kabul edilmelidir
çoğu zaman konuyu birlik ve çokluk tartışmasını da içine alacak ölçüde
genişletmiş ve değişmezlik ile birlik, değişme ile de çokluk arasında sıkı
bir ilişki görmüşlerdir7. Meselâ, Plotinos (204-270) ilk varlık adını
verdiği Bir’den evreni oluşturan varlıkların çıkışını anlatırken, Bir’in her
türlü değişmeden uzak bir varlık olduğunu söylemekte, değişmeyi ise
O’ndan çıkan varlıkların çokluğu ile başlatmaktadır8. Bu ayırımda,
gerçeklik olarak nitelendirilme noktasında, bir ve değişmez olanın
çokluk ve değişme içinde olan karşısındaki önceliği açıktır.
Buraya kadar Yunan filozoflarından bazılarının değişme ve
değişmezlikle ilgili görüşlerini ele aldık ve gördük ki, Herakleitos’un
dışında kalan filozofların pek çoğu değişmezliği en üst derecedeki
gerçekliğin ayrılmaz bir vasfı olarak görmektedir. En üst derecede
gerçek olan varlık mutlak yetkinliğe sahiptir; mutlak yetkinlik ise elde
edilebilir olan her şeye sahip olmak demektir. Bu durumda, en üst
derecede gerçek olan varlığın herhangi bir kaynaktan bir şey alması,
dolayısıyla da değişmesi sözkonusu olamaz.
Yunan filozoflarının gerçeklik ve değişmezlik arasında kurduğu bu
özdeşliğin, Hristiyan ve islâm kültüründe yetişen teist filozoflar üzerinde
derin etkileri olmuştur. Bu filozoflar, Tanrı’yı en üst derecede kemâl
sahibi bir varlık olarak kabul ettikleri için, Yunan filozoflarının mutlak
gerçekliğe atfettikleri değişmezliği kendi inandıkları Tanrı’ya da
atfetmekte bir an bile tereddüt etmemişlerdir.
Yunan felsefesi ile Hristiyanlık arasında etkisi günümüze kadar
devam etmiş olan ilk karşılaşma, Hristiyan ilâhiyatının kurucularının
başında gelen St. Augustine’in (354-430) Plotinos’un “Enneadlar”ını
okumasıyla başlamıştır. Augustine bu eserde yalnız Plotinos’un
felsefesini değil, Platon, Aristoteles ve Stoalıların bir sentezini de
bulmuştur9. Felsefe ile Hristiyanlığın uygunluğunu gösterme
konusunda büyük çaba harcayan Augustine, Hristiyanlığın Tanrı’sını
felsefe diliyle anlatma yolunu seçince, Yunan düşüncesinin gerçeklik ile
değişmezlik arasında kurduğu özdeşliği, Tanrı ile değişmezlik arasında
kurmakta bir sakınca görmemiştir. Augustine’e göre Tanrı en
mükemmel varlıktır; bu nedenle O’nun değişmesi düşünülemez:
“Değişme içinde olan bir varlık kendi varlığını muhafaza edemez.
Değişmeye maruz bulunan şey, gerçekte hiç değişmemiş olsa bile, sahip
olduğu varlığını kaybedebilir. Bu nedenle, en gerçek anlamda ( in the
truest sense) varlık olarak adlandırılacak şeyin yalnız değişmeyen değil,
hiçbir şekilde değişemez olduğu da kabul edilmelidir
Şişman değilim kemiklerim iri demenin ideolojik bir biçimidir.
Yalnızca tanrının varlığına ve birliğine inanıp, kutsal sayilan -ya da gerçekten kutsal olan- kitaplara inanmayan görüş. Bir nevi din.
Bir zamanlar cidden mantıklı geliyordu aynı zamanda dini bütün biri olmaya da çalışıyordum. Birgün "şeytan da allah yok demedi sadece ona secde etmedi" diye bir yazı okudum, ulan deizmi anımsattı bana bu yazı o günden beri fikirlerimle dahi yaklaşmamaya özen gösteriyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar