bugün

/42
viski sisesini saga sola doken sarhos amca.*
(bkz: bir tek ben miyim boyle yasayan)
"her kim ki bukowski'yi sığ, basit, bayağı yada kötü bir yazar olarak adlandırırsa, biliniz ki bu kişinin ya kendine yada gerçeklere tahammülü yoktur"

şeyh sanderson
gülmenin moda olduğu
bir devirde ağlıyorum.
seni sevmenin daha az bir cesaret istediği
bir devirde senden nefret ediyorum.
Bir keresinde söyle söylemiş pis moruk : '' yüzüm hayatımı, ellerimse ruhumu anlatır.'' Hayatım boyunca bir sürü yazar, edebiyatçı, filozof okudum ama Bukowski kadar insanı sersemleten yalın cümleler kuran birine rastlamadım.
"Odanın kapısı açıldı ve Jack Bledsoe yalpalayarak içeri girdi. Tanrım, genç Chinaski'ydi bu! Bendim! içimde ince bir sızı duydum. Gençlik, orospu çocuğu, nerdesin? O genç ayyaş olmak istedim tekrar. Jack Bledsoe olmak istedim. Ama birasını yudumlayarak köşede dikilen moruktum ben."

-Hollywood kitabından.
http://2.bp.blogspot.com/...1QjDl4/s400/bukowski1.jpg
"... paraya "ekmek" diyen ilk kişiye maaşı un olarak ödensin."
(...)

Carol'un doktoru geldi ve bir hemşire ile konuştu. Yanlarına gittim.
"A... bay Jennings," dedi. "Karınızın sıhhati iyi, bebek e... erkek. 4 kilo 500 gram."
"Teşekkürler doktor."

Asansörle yukarı çıkıp cam bölmeye gittim. Yüzlerce bebek ağlıyordu. Cam bölmenin gerisinden onları duyabiliyordum. Hiç durmaksızın. Sonu gelmeyen bir doğum ve ölüm meselesi. Yalnız gelir, yalnız gideriz. Çoğumuz yalnız, korkulu ve yarım yaşarız. Tarifsiz bir hüzün kapladı içimi birden. Ölüme mahkum bu kadar hayat görmek. Bu yeni başlayan hayatçıkların nefrete, sıkıntıya, aptallığa, deliliğe, korkuya, cinayete, hiçliğe dönüşeceklerini bilmek - yaşamda hiçlik, ölümde hiçlik.

Hemşireye ismimi verdim. içeri gidip bebeğimi buldu. Çocuğu tutarken gülümsüyordu. Sonsuz bir bağışlama vardı bu gülüşte. Başka türlü olamazdı. Bebeğe baktım. Tıbben bir imkansızlıktı: bir kaplandı, ayıydı, yılandı ve insandı. Geyikti, çakaldı, vaşaktı ve insandı. Gözleri bana baktı ve beni bildi; ben de onu bildim. Dayanılacak şey değildi. insan ve insan ötesi, hayvan ve hayvan ötesi. Bana baktı. Babası, babalarından biri, bir sürü babasından biri... Hastaneye güneş doldu ve bina sallanmaya başladı. Bebeklerin çığlıkları yükseldi ve önümden mor bir parıltı geçti. Hemşirelerin bağrışmaları arasında üç florasan lambası zincirlerinden kopup bebeklerin üstüne düştü. Hemşire elinde çocuğumu tutup gülümsedi. San Fransisko'ya ilk hidrojen bombası atılmıştı.
tevekkel bir abimizdi. toprağı bol olsun.
(bakınız Sıcak Su Müziği arka kapak)
(bkz: tevekkül)
umut sarıkaya'nın karikatürlerinde mevcuttur.

-bukowski sen şimdi bu şiirleri annenin babanın yanında okuyabilir misin?
ortalama bir ulu , ekşi ya da itü sözlük yazarının mutlaka okuduğu yazar. okumamışsa da hesabını sildirsin. okusun öyle gelsin . dağılın uleyn !!
'aynı kadınla iki kez
evlenerek hayatımı mahvettim'demiş
William Saroyan.

hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler
her zaman vardır,
William,
neyin veya kimin
bizi önce
bulduğuna
bakar,
mahvolmaya hep
hazırızdır.

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

''mahvolmuş hayatlar'' adlı şiirinde de çoğu insanın hayatını çok güzel anlatmıştır.
charles bukowski"nin kavgası ve satır aralarındaki solculuğu diye bir kitap vardır; yazarı a. ulvi özdemir, alter yayinlarından çıkmış. alınıp okunmalıdır. ilginç bir kitap.
tek bildiğim charles bukowski karakterlerinin kimseye faydası yok.
amerikan filmlerindeki park sorunu yaşamayan jack,harry,steve kadar uzak bana bu adamın yazdıkları.
ekmek arası'nı ayrı bi yere koymak lazım.
vahşi kapitalizm'in kucağına düşen biz 3.sınıf dünya vatandaşlarına güzel bir şamardır ham on rye.
aklıma takılan tek soru:
insan yaşı ilerledikçe mi, yoksa hayata atılmadan,üniversite yıllarında mı bu adamın yazdıklarını beğenebilir?
bukowski.
devamlı aklımı kurcalıyor. *
içtikçe ayılan hayat sarhoşu ihtiyar delikanlıdır.
müptelası olduğum, kendisi için kız olsam şerefsizim verirdim dediğim klas sarhoş. "ben dünyayı kurtaracak değilim, siz kurtarın ben nasıl kurtardığınızı yazayım." der yüzü çıbanlı beygir manyağı. toprağın bol ola.
bu kadar sade bir halk diliyle yazıp bu derece sert bir etki bırakabilen yazarlar zor bulunur. kelimelerle döver adamı. betimlemelerinin ilave anlamlarını sadık okurları rahatlıkla anlayabilir.

enfes bacakları vardı: göğüsleri küçük, kalçası biçimsiz, yüzüne bakılmayacak derecede çirkin hatun.

içine girdim, ıslaktı: hatun epeydir abazan olduğundan istekliydi.

çarşafa silindim: gene prezervatife param kalmamıştı.

harikulade bir yüzü vardı: oldukça şişman ve yaşı geçkin hatun.
'erotizmi severdi rahmetli'. lakin 'kadın olarak doğsaydım orospu olurdum' lafını yakıştıramıyorum bu çirkin abiye. böylesine laflar etmiş bir adamın 3 bira çaktıktan sonra her geyikte dönme ihtimali olan bir lafı beylik bir lafmışcasına ortaya atmasında gram marjinallik yok. ha ben sokakların, varoşların yazarıyım diyosan da yemem charles abi. bak üstad cemal süreya ne demiş bu kadın olma konusunda;

`ama kadınlar, tanrım,
öyle sevdim ki onları,
gelecek sefer
dünyaya
kadın olarak gelirsem,
eşcinsel olurum`

gördün mü? yaa şimdi diyorsun ki ulan nasıl aklıma gelmez. içe içe kafa sünger bob gibi oldu tabi. neyse en yakın zamanda mezarına gelip en adisinden iki köpek öldüren çakızlayacam toprağına. ama sen kesin yaktırıp kendini rüzgara savurtmuşsundur tozlarını...
(bkz: mavi kuş)
insan hangi yaşta ya da pikolojik durumda olursa olsun, serseriliğe özendirebilecek gizemli bir karizmaya sahip, okunması gereken yazar...
"kadın,alkol,hipodrom" bu üçlemi yaşama sebebi olarak belirlemiş bir postacı heriftir..
yirmi günde bir kitap çıkarmak ve içindekini aklındakini böyle aktarabilmek büyük bir yetenek olsa gerek..
bir de bu kadar içten aklındakini söyleyişi hoştur.
"kadın olsam fahişe olurdum" deyişi ise varoluşunu benimsediğinin güzel bir kanıtıdır..
bu kadar pis moruk oluşuyla yarı yaşındkai hatunlarla sürdüğü ilişkiler,küfürleri * baştan çıkarıcıdır.
"tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız."

sözünün sahibi..
can yücel den tek farkı kapitalizmin memleketinde yaşadığı için iyi reklamının yapılması gibime gelen yazar. yani emin değilim aqma herkesin söledikleri uyuşuyor sanki.

can abba amerika da yaşasaydı bukowski ancak çaycısı olurdu diye düşünüyorum.
üniversite yıllarında nazi yandaşı olduğunu söyleyen çılgın ihtiyar. *, hikayelerinde havada uçuşarak ilişkiye girmeye çalışan maymunlar, uzaydan gelen seksi kadınlar, sevişme makinası yapan çılgın profösörler gibi fantastik öğeler vardır. *
yalın bir anlatımla, tüm samimiyetini katarak içinden geldiği gibi yazmış ve yaşamış, şişelerin en derin manası. sıvı değil katı formdaki yazardır. bulunduğu kabın şekline uymak istemez.

------------------------------------------------------
önemli olan kimin yaşadığı değil
kimin öldüğü;
ne zaman öldüğü değil;
nasıl öldüğü;
büyük insanların tanınmışları
değil
adı sanı duyulmadan ölenleri önemli;
ülkelerin
tarihleri değil
insanların yaşamları önemli.
masallar düşlerdir,
yalan değil,
ve
insanlar değiştikçe
gerçekler de
değişir,
ve gerçek durağanlaştığında
insanlar ölecekler
ve
böcekler
ateş
ve seller
gerçek olacaklar.

-----------------------------------------------------

-kitlelerin dehası-

ortalama insanda
herhangi bir günde herhaqngi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
ve cinayet konusunda en becerikliler
cinayete karşı vaaz verenlerdir
ve nefreti en iyi becerenler
sevmeyi vaaz edenlerdir
ve -son olarak-
savaşı en iyi becerenler
barış vaazı verenlerdir

tanrıyı vaaz edenlerin
tanrıya ihtiyacı var
barış vaaz edenlerin
huzuru yok
sevgiyi vaaz edenler
sevgisizdir
vaaz verenlerden sakının
bilmişlerden sakının.

durmadan
kitap
okuyanlardan
sakının

yoksulluktan nefret edenlerden
ya da gurur duyanlardan sakının

övgü göstermekte hızlı davrananlardan sakının
karşılığında övgü beklerler

sansürlemekte hızlı davrananlardan sakının
bilmedikleri şeylerden
korkarlar

sürekli kalabalıkları arananlardan sakının;
tek başlarına
bir hiçtirler

ortalama erkekten
ortalama kadından
sakının
sevgilerinden sakının

sevgileri vasattır, vasatı
aranır durular
ama nefretleri dahiyanedir
nefretleri seni beni
herkesi öldürebilecek kadar
dahiyanedir

yalnızlığı istemezler
yalnızlığı anlamazlar
kendilerinden farklı
herşeyi
yoketmeye
çalışırlar

sanat
yaratamadıklarından
sanatı
anlayamazlar

yaratma başarısızlıklarını
dünyanın beceriksizliğine
yorarlar

kendileri tam sevemedikleri için
senin sevginin
eksik olduğuna inanır
ve senden
nefret ederler

ve nefreti
parlak bir elmas
bir bıçak
bir dağ
bir kaplan
bir baldıranotu gibi
mükemmeldir

en usta oldukları
sanattır
nefret

----------------------------------------------------
© copyright 2005 - 2026