bugün
- sen farklısın diyen erkek14
- sözlük ablası9
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı15
- gün 40 saat olsaydı7
- beni seviyor musun sözlük9
- queen ravenna ve gücü7
- aquila bicipite5
- napıyosun bakiyim gece gece9
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak7
- bütün yazarların bir gün öleceklerini düşünmek5
- annenin tüm gün trt haber seyretmesi4
- ikinci kez sünnet olmak11
- köpeği hakaret olarak kullanmak13
- cinler bilinçaltı karanlığında yaşamaktadır7
- beşiktaş6
- said nursi denilince akla gelen şeyler16
- gay diyerek hakaret ettiğini sanan insan10
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı70
- evde çiçek yetiştiren erkek19
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek33
- tengir budun neden sözlükte yazmıyor artık6
- özelime gel gel yapan kız hareketleri3
- iltica26
- bu saatte karton topluyormuş haspa3
- dünyanın altı günde yaratılması3
- annenin ölmesi5
- görünen bir varlık tarafından saldırıya uğramak2
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- azerbaycan sünni ülkesiymiş gibi algı yapmak6
- eylül lize kandemir2
- cinsel organlı sinkaf cümlesi kuran varoş kız3
- abd israil vs türkiye farkı18
- yağmur yağınca açılmayan orospu çocuğu şemsiye6
- arkadaşlar ben hapise giriyorum7
- gs ve fbnin 2 maçta 7şer gol yemesi7
- sözcü ve now tv de kapatılır mı6
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı87
- arkadaşlar çok sıkıcısınız10
- ayrıldık36
- tavuk eti4
- fake hesapla atar gider yapan yazar4
- eski sevgiliye mesaj atma bahaneleri8
- 666 entry2
- 623 000 bin asker kaçağı10
- affedersiniz ama kartoncu12
- sözlükte aslında anonim kimsenin olmaması5
- türkiye'nin suudi arabistan'a askeri desteği6
- kartoncu gey5
- pes 20133
- komünizm gelince herkes mutlu olacak sanan kişi3
ciğerdir.
35 Saniye
başarısızlıklar. birbiri ardına.
bir ördekgöleti dolusu
başarısızlık. sağ kolum
ta omuzbaşıma kadar
ağrımakta
aynen hipodromdaki gibi.
bara yanaşırsın
gözlerin korkudan
yuvalarından fırlamış
ve dikip bitirirsin:
bar bacaklar kıçlar
duvarlar tavan
program
atpisliği
yaşanacak yalnızca 35 saniyen
kaldığını bilirsin
ve bütün kırmızı ağızlar
öpmek ister seni,
bütün elbiseler yukarı sıyrılıp
bacak göstermek ister sana,
borular
ve senfoniler misali
savaş misali
savaş
savaş misali
sonra barmen uzanır
ve der ki
duyduğuma göre
bir sonraki yarışta
6'yı sokacaklarmış.
sen de
canın cehenneme dersin,
anneannenin evindeki
artık orda bulunmayan
beyaz bir bulaşık bezine döner suratı.
sonra
o da bir şey söyler.
işte kolumu
böyle
incittim.
başarısızlıklar. birbiri ardına.
bir ördekgöleti dolusu
başarısızlık. sağ kolum
ta omuzbaşıma kadar
ağrımakta
aynen hipodromdaki gibi.
bara yanaşırsın
gözlerin korkudan
yuvalarından fırlamış
ve dikip bitirirsin:
bar bacaklar kıçlar
duvarlar tavan
program
atpisliği
yaşanacak yalnızca 35 saniyen
kaldığını bilirsin
ve bütün kırmızı ağızlar
öpmek ister seni,
bütün elbiseler yukarı sıyrılıp
bacak göstermek ister sana,
borular
ve senfoniler misali
savaş misali
savaş
savaş misali
sonra barmen uzanır
ve der ki
duyduğuma göre
bir sonraki yarışta
6'yı sokacaklarmış.
sen de
canın cehenneme dersin,
anneannenin evindeki
artık orda bulunmayan
beyaz bir bulaşık bezine döner suratı.
sonra
o da bir şey söyler.
işte kolumu
böyle
incittim.
Ana
ana
işte
yerdeyim
ağzım açık
ve ana bile diyemiyorum
ve
köpekler geçiyor yanımdan ve durup
taşıma işiyorlar; güneş dışında
her şeyim var
ve takım elbisem
berbat görünüyor
ve dün
sol kolumdan geriye
kalanlar gitmişti
çok azı kalmıştı, her şey müziksiz
bir harp gibiydi.
sigarasıyla yatağa uzanmış
bir sarhoş en azında
5 itfaiye arabasıyla
33 adama
iş çıkarabilir.
hiç
bir
şey
yapamıyorum.
ancak not.- yan mezarda Hector Richmond
sadece Mozart'ı ve tırtıl şekerlemeleri
düşünüyor.
muhabbeti hiç çekilmiyor.
ana
işte
yerdeyim
ağzım açık
ve ana bile diyemiyorum
ve
köpekler geçiyor yanımdan ve durup
taşıma işiyorlar; güneş dışında
her şeyim var
ve takım elbisem
berbat görünüyor
ve dün
sol kolumdan geriye
kalanlar gitmişti
çok azı kalmıştı, her şey müziksiz
bir harp gibiydi.
sigarasıyla yatağa uzanmış
bir sarhoş en azında
5 itfaiye arabasıyla
33 adama
iş çıkarabilir.
hiç
bir
şey
yapamıyorum.
ancak not.- yan mezarda Hector Richmond
sadece Mozart'ı ve tırtıl şekerlemeleri
düşünüyor.
muhabbeti hiç çekilmiyor.
Arabalar 'Ne Olurdu Acaba' Diyen insanlarla Dolu
At yarışlarından dönerken
yeşiller içinde bir kadın gördüm
her tarafı göt ve meme--karşıdan karşıya
geçen baygın bir ruh
sarhoş ve yeşil bir antilop kadar seksi
kaldırıma gelince ayağı takıldı ve
yere düştü
öylece pisliğin içinde oturdu durdu
arabamda oturup onu
seyrediyordum
sanki hiç birşey olmamış gibi
öylece kayıtsız hissettim kendimi
bu yeşil yaratığa bakıyordum
aniden 20 metrelik bir kamyon geldi
ve tam kadının önünde durdu
adam inip bayanı ayağa kaldırdı.
beyaz çalışma giysileri içindeki
bu genç adamın yüzü kızardı
kızın vücudu nefisti, gerçekten de öyle
ama düşecek kadar da aptaldı,
yaşamı da öyledir garanti
birer kule misali yüksek topuklar üzerinde
yalpalanmaktadır
durup bembeyaz dizlerini ovaladı
aptal, korkak sarışın ve yalnız genç adam
kadınla konuşmayı sürdürdü
ama kadın birden
en yakın barın nerede olduğunu sordu
adam sırıtarak caddenin sonunu gösterdi
artık pes etmişti
kamyonuna bindi
20 metrelikmobilya, battaniye
ve soba dolusu
caddede yoluna devam etti
yeşil antilop bara girmek üzere
karşıya geçti
sallanarak ve titreyerek
titreyerek ve sallanarak
öyle birşey işte
gözlerimiz ona takılmış
izliyorduk
arkamda arabalar birikmişti
iri yarı biri korna çaldı
vitese taktım
marketin önünde
arabayı ikiye katlayacak
büyüklükteki çukurun önünde
biraz yavaşladım
diğerleri de beni takip etti
çukurun önünde yavaşladılar:
18 arabanın içindeki erkekler
aynı şeyi
kaçıp giden adamı düşünmekteydiler
'ne olurdu acaba' --
güneş batmak üzereydi
trafik ağır ilerliyordu
yaşam ne kadar da dayanılmazdı.
At yarışlarından dönerken
yeşiller içinde bir kadın gördüm
her tarafı göt ve meme--karşıdan karşıya
geçen baygın bir ruh
sarhoş ve yeşil bir antilop kadar seksi
kaldırıma gelince ayağı takıldı ve
yere düştü
öylece pisliğin içinde oturdu durdu
arabamda oturup onu
seyrediyordum
sanki hiç birşey olmamış gibi
öylece kayıtsız hissettim kendimi
bu yeşil yaratığa bakıyordum
aniden 20 metrelik bir kamyon geldi
ve tam kadının önünde durdu
adam inip bayanı ayağa kaldırdı.
beyaz çalışma giysileri içindeki
bu genç adamın yüzü kızardı
kızın vücudu nefisti, gerçekten de öyle
ama düşecek kadar da aptaldı,
yaşamı da öyledir garanti
birer kule misali yüksek topuklar üzerinde
yalpalanmaktadır
durup bembeyaz dizlerini ovaladı
aptal, korkak sarışın ve yalnız genç adam
kadınla konuşmayı sürdürdü
ama kadın birden
en yakın barın nerede olduğunu sordu
adam sırıtarak caddenin sonunu gösterdi
artık pes etmişti
kamyonuna bindi
20 metrelikmobilya, battaniye
ve soba dolusu
caddede yoluna devam etti
yeşil antilop bara girmek üzere
karşıya geçti
sallanarak ve titreyerek
titreyerek ve sallanarak
öyle birşey işte
gözlerimiz ona takılmış
izliyorduk
arkamda arabalar birikmişti
iri yarı biri korna çaldı
vitese taktım
marketin önünde
arabayı ikiye katlayacak
büyüklükteki çukurun önünde
biraz yavaşladım
diğerleri de beni takip etti
çukurun önünde yavaşladılar:
18 arabanın içindeki erkekler
aynı şeyi
kaçıp giden adamı düşünmekteydiler
'ne olurdu acaba' --
güneş batmak üzereydi
trafik ağır ilerliyordu
yaşam ne kadar da dayanılmazdı.
Bazıları Delirmez
bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
allah bilir
bazıları hiç delirmez
ben, bazen koltuğun arkasında
3-4 gün boyunca yattığım olur
orda bulurlar beni
melaikeymiş derler
sonra gırtlağımdan aşağı
şarap döküp
göğsümü ovarlar
yağ serperler üzerime
sonra kükreyerek kalkarım
atıp tutar, köpürürüm
onlara ve evrene küfreder
bahçeye kadar kovalarım
sonra kendimi çok iyi hisseder
tost ve yumurtanın başına otururum
bir şarkı mırıldanıp
aniden
pembe besili bir balina gibi
sevimli olurum
bazıları hiç delirmez
ne korkunç hayat sürüyorlardır
allah bilir
Bir Mizaç Problemi
ayın 17'sinin gecesi
bütün gece boyunca radyo çaldım
komşular alkış tuttu
ev sahibem ise kapıyı çalıp
şöyle dedi
LÜTFEN
LÜTFEN
LÜTFEN
ARTIK BURADAN TAŞIN,
çarşafları kirletiyorsun
sonra o kan nereden geliyor?
asla çalışmıyorsun
uzanıp radyo ile konuşuyorsun
ve içiyorsun
bir de sakalın var
bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun
ve şu kadınları odana getiriyorsun
saçını da asla taramıyorsun
ayakkabılarını da cilalamıyorsun
gömleklerin de hep buruşuk
niye buradan ayrılmıyorsun?
komşuları mutsuz kılıyorsun
lütfen hepimizi mutlu et
bize bir iyilik yap
ve buradan çek git!
canın cehenneme bebeğim, diye
anahtar deliğinden tısladım; kiram
Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette.
tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından
yapılmış suluboya nü bir resmi
sana gösterebilir miyim?
Onu $ 1000'e sigortaladım.
katı yürekli bir şekilde
holün sonuna doğru yürüdü gitti.
sanattan pek anlamıyor. Onu
çıplak görmek isterdim
belki de özgürlüğe kavuşmak için
resim yapabilirdim. Olmaz mı?
ayın 17'sinin gecesi
bütün gece boyunca radyo çaldım
komşular alkış tuttu
ev sahibem ise kapıyı çalıp
şöyle dedi
LÜTFEN
LÜTFEN
LÜTFEN
ARTIK BURADAN TAŞIN,
çarşafları kirletiyorsun
sonra o kan nereden geliyor?
asla çalışmıyorsun
uzanıp radyo ile konuşuyorsun
ve içiyorsun
bir de sakalın var
bir de her zaman budalaca sırıtıyorsun
ve şu kadınları odana getiriyorsun
saçını da asla taramıyorsun
ayakkabılarını da cilalamıyorsun
gömleklerin de hep buruşuk
niye buradan ayrılmıyorsun?
komşuları mutsuz kılıyorsun
lütfen hepimizi mutlu et
bize bir iyilik yap
ve buradan çek git!
canın cehenneme bebeğim, diye
anahtar deliğinden tısladım; kiram
Çarşamba'ya kadar ödenmiş vaziyette.
tanınmayan bir Alman sanatçı tarafından
yapılmış suluboya nü bir resmi
sana gösterebilir miyim?
Onu $ 1000'e sigortaladım.
katı yürekli bir şekilde
holün sonuna doğru yürüdü gitti.
sanattan pek anlamıyor. Onu
çıplak görmek isterdim
belki de özgürlüğe kavuşmak için
resim yapabilirdim. Olmaz mı?
Bir Sigara Tüttürürsün
Hışımla bir sigara tüttürür
ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında
pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;
bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-
suda oynaşır durur; o balık
olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,
göz olabilirdin, serin ve asılı,
gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir
pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-
olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali
benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,
bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,
kravatını tak, evlat: mandolin gibi
hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder
bir kelimedir ve bir yaşam tarzı; kapıyı aç,
evlat; uzaklaş oradan.
Hışımla bir sigara tüttürür
ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında
pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;
bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-
suda oynaşır durur; o balık
olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,
göz olabilirdin, serin ve asılı,
gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir
pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-
olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali
benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,
bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,
kravatını tak, evlat: mandolin gibi
hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder
bir kelimedir ve bir yaşam tarzı; kapıyı aç,
evlat; uzaklaş oradan.
(bkz: charles bukowski şiirleri)
Bir Sürü Delikanlıya Dostça Öğütler
tibet'e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post'a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının
tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞiiR YAZMA!
tibet'e git
deveye bin
incili oku
ayakkabılarını maviye boya
sakal bırak
kağıttan bir kanoyla dolaş dünyayı
the saturday evening post'a abone ol
çiğnerken sadece sol tarafını kullan ağzının
tek bacaklı bi kadınla evlen
ve düz bir usturayla traş ol
ve kadının koluna adını kazı
benzinle fırçala dişlerini
bütün gün uyu ve gece ağaçlara tırman
keşiş ol
viski ile bira iç
kafanı suyun altında tut
ve keman çal
pembe mum ışığında göbek at
köpeğini öldür
belediye başkanlığına aday ol
bir varilin içinde yaşa
baltayla kafanı yar
yağmurda lale ek
AMA ŞiiR YAZMA!
Bütün Bildiğim
Bütün Bildiğim
bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,
damarlar arapsaçına dönmüş burada,
denizse kan denizi.
bütün bildiğim şu: eller uzanıyor,
gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı,
çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.
bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor
bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor,
tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.
bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada,
zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi:
kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.
Bütün Bildiğim
bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,
damarlar arapsaçına dönmüş burada,
denizse kan denizi.
bütün bildiğim şu: eller uzanıyor,
gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı,
çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.
bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor
bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor,
tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.
bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada,
zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi:
kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.
Cehennem Köpekleri
azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.
oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
şimdi daha da
çoklar.
ve ben daha yaşlıyım
şimdi
ama köpeklerin yaşı
yok
ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar
bu odada
etrafımda dönüyorlar
şimdi.
harikulade
değiller; cehenem
köpekleri bunlar
ve sizi de
bulacaklar
şimdi
onlardan biri
olsanız
da.
azdılar yine; sıçrayıp ısırıyorlar,geri çekiliyorlar,etrafımda dolanıp sonra yine saldırıyorlar.
oysa ben kurtulduğumu sanıyordum
onlardan,beni unuttuklarını; ama
şimdi daha da
çoklar.
ve ben daha yaşlıyım
şimdi
ama köpeklerin yaşı
yok
ve herzamanki gibi
etinizi ısırmakla yetinmiyor
beyninizi ve ruhunuzu da
ısırıyorlar
bu odada
etrafımda dönüyorlar
şimdi.
harikulade
değiller; cehenem
köpekleri bunlar
ve sizi de
bulacaklar
şimdi
onlardan biri
olsanız
da.
Dilenmek
çoğumuz gibi, o farklı işlere
girip çıktım ki, midem deşilmiş ve bağırsaklarım
rüzgara fırlatılmış gibi hissediyorum kendimi.
iyi insanlar da tanıdım bu işlerde
öbür tür de.
ama birlikte çalıştığım insanları
düşününce-
aradan on yıl geçmesine rağmen-
ilk aklıma gelen
Karl
oluyor.
Karl'ı hatırlıyorum: yaptığımız iş
belden ve boyundan askılı
önlük giymeyi gerektiriyordu.
ben Karl'ın çömeziydim.
'kolay bir işimiz var', demişti
bana.
her sabah yöneticilerden biri geldiğinde
Karl hafifçe öne eğilip gülümser, başını hafifçe sallayarak
onu selamlardı: 'günaydın Doktor Stein',
'günaydın Bay Day' ya da
Bay Night, kadın bekarsa 'günaydın, Lilly' ya da
Betty ya da Fran.
ben tek kelime
etmezdim.
Karl bundan rahatsızlık duyuyordu,
bir gün beni kenara çekti: 'bana bak,
böyle bir işi başka nerede bulacaksın?
iki saatlik öğle paydosumuz var.'
'bulamam herhalde...'
'kesinlikle, senin benim gibiler için
bundan iyisi can sağlığı..'
bir şey demedim.
'tamam, önceleri zor gelir insana köpeklenmek
benim için de kolay olmadı
ama bir süre sonra
önemli olmadığını keşfettim
kabuğum çıktı.
artık kabuğum var,
anladın mı? '
baktım ona, gerçekten vardı kabuğu, yüzünde de bir tür
bulanıklık vardı gözleri anlamsız
bakıyordu, boş ve
kayıtsız; yıllanmış,
yıpranmış bir deniz kabuğuna
bakıyordum.
birkaç hafta geçti
hiçbir şey değişmedi: Karl hiç sektirmeden
herkesi saygı ile selamlıyor,
gülümsüyor, rolünü mükemmel
oynuyordu.
ölümlü olduğumuz aklına
hiç gelmiyordu
herhalde
ya da
daha büyük tanrıların bizi
izliyor
olabileceği.
ben işimi
yaptım.
sonra, bir gün, Karl beni
kenara çekti yine.
'bak, Doktor Morely benimle
senin hakkında konuştu.'
'evet? '
'senin neyin olduğunu
sordu bana? '
'sen ne dedin? '
'genç olduğunu söyledim.'
'teşekkür ederim.'
maaşımı alır almaz
istifa ettim
ama
yine benzer işler buldum
yeni Karl'larla karşılaştım
ve sonunda hepsini bağışladım
ama kendimi asla:
ölümlü olmak bazen
insanı
tuhaf
neredeyse
çalıştırılamaz ve
son derece
iğrenç
kılar-
hür teşebbüsün
kölesi
değil.
çoğumuz gibi, o farklı işlere
girip çıktım ki, midem deşilmiş ve bağırsaklarım
rüzgara fırlatılmış gibi hissediyorum kendimi.
iyi insanlar da tanıdım bu işlerde
öbür tür de.
ama birlikte çalıştığım insanları
düşününce-
aradan on yıl geçmesine rağmen-
ilk aklıma gelen
Karl
oluyor.
Karl'ı hatırlıyorum: yaptığımız iş
belden ve boyundan askılı
önlük giymeyi gerektiriyordu.
ben Karl'ın çömeziydim.
'kolay bir işimiz var', demişti
bana.
her sabah yöneticilerden biri geldiğinde
Karl hafifçe öne eğilip gülümser, başını hafifçe sallayarak
onu selamlardı: 'günaydın Doktor Stein',
'günaydın Bay Day' ya da
Bay Night, kadın bekarsa 'günaydın, Lilly' ya da
Betty ya da Fran.
ben tek kelime
etmezdim.
Karl bundan rahatsızlık duyuyordu,
bir gün beni kenara çekti: 'bana bak,
böyle bir işi başka nerede bulacaksın?
iki saatlik öğle paydosumuz var.'
'bulamam herhalde...'
'kesinlikle, senin benim gibiler için
bundan iyisi can sağlığı..'
bir şey demedim.
'tamam, önceleri zor gelir insana köpeklenmek
benim için de kolay olmadı
ama bir süre sonra
önemli olmadığını keşfettim
kabuğum çıktı.
artık kabuğum var,
anladın mı? '
baktım ona, gerçekten vardı kabuğu, yüzünde de bir tür
bulanıklık vardı gözleri anlamsız
bakıyordu, boş ve
kayıtsız; yıllanmış,
yıpranmış bir deniz kabuğuna
bakıyordum.
birkaç hafta geçti
hiçbir şey değişmedi: Karl hiç sektirmeden
herkesi saygı ile selamlıyor,
gülümsüyor, rolünü mükemmel
oynuyordu.
ölümlü olduğumuz aklına
hiç gelmiyordu
herhalde
ya da
daha büyük tanrıların bizi
izliyor
olabileceği.
ben işimi
yaptım.
sonra, bir gün, Karl beni
kenara çekti yine.
'bak, Doktor Morely benimle
senin hakkında konuştu.'
'evet? '
'senin neyin olduğunu
sordu bana? '
'sen ne dedin? '
'genç olduğunu söyledim.'
'teşekkür ederim.'
maaşımı alır almaz
istifa ettim
ama
yine benzer işler buldum
yeni Karl'larla karşılaştım
ve sonunda hepsini bağışladım
ama kendimi asla:
ölümlü olmak bazen
insanı
tuhaf
neredeyse
çalıştırılamaz ve
son derece
iğrenç
kılar-
hür teşebbüsün
kölesi
değil.
Edebi Bir Aşk
onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,
ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,
nedense benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok set, ham bir elma verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim;
adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden, ve
sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de
biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim.
ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar.
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafına bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere.
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair.
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de.
onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,
ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,
nedense benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok set, ham bir elma verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim;
adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden, ve
sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de
biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim.
ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar.
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafına bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere.
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair.
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de.
Edebi Bir Tartışma
Markov'un iddiasına göre
ruhunu bıçaklamaya çalışıyormuşum
ama ben onun karısını tercih ederdim.
ayaklarımı kahve masasının üzerine koyarım
ve o da der ki,
ayaklarını kahve masasının üzerine koymana
pek aldırmıyorum
ama bacakları sallanıyor
her an zavallı şey
parçalara ayrılabilir.
ayaklarımı masadan çekmem
ama hala onun karısını tercih ederim.
Markov der ki, bir hendek kazıcısını
eğlendirmeyi tercih ederdim veya bir
gazete satıcısını çünkü bu insanlar
hiç olmazsa nezaket kurallarına uyacak kadar nazik olurlar
Rimbaud ile fare zehiri arasındaki
farkı bilmeseler de.
boş bira tenekem
yere yuvarlanır.
'ölmem gerekmesi hiç mi hiç
canımı sıkmıyor, ' der Markov,
'bu oyundaki rolüm yaşayabildiğim
kadar iyi yaşamam gerektiğidir.'
yanımdan geçerken karısını yakalarım
elindeki bira göbeğime yaslanır,
dizleri ve göğüsleri çok güzeldir
ve onu öperim.
'yaşlı olmak pek o kadar kötü değil, ' der,
ortalığa bir sakinlik çöker ama
önemli olan şudur:
Sakinlikle ölümü birbirinden ayrı tutmak için:
asla yaşlı olduğun için gençliğe
aşağılayıcı bir şekilde bakma,
tecrübeli olduğun için yaşlılığa
asla bilgelik olarak bakma. bir
insan hem ahmak hem de yaşlı olabilir --
böyle birçok insan vardır, bir insan
hem genç hem de bilge olabilir --
çok az insan böyledir. bir insan --
Tanrı aşkı için diye figan ettim,
'kes sesini! '
gidip bastonunu aldı ve
dışarı çıktı.
'onun hislerini incittin' dedi karısı
'senin büyük bir şair olduğunu sanıyor.'
'bana göre o fazla kurnaz' dedim
'biraz fazla bilge.'
göğüslerinden birini dışarı çıkarttım
kokunç büyük
güzel
birşeydi.
Markov'un iddiasına göre
ruhunu bıçaklamaya çalışıyormuşum
ama ben onun karısını tercih ederdim.
ayaklarımı kahve masasının üzerine koyarım
ve o da der ki,
ayaklarını kahve masasının üzerine koymana
pek aldırmıyorum
ama bacakları sallanıyor
her an zavallı şey
parçalara ayrılabilir.
ayaklarımı masadan çekmem
ama hala onun karısını tercih ederim.
Markov der ki, bir hendek kazıcısını
eğlendirmeyi tercih ederdim veya bir
gazete satıcısını çünkü bu insanlar
hiç olmazsa nezaket kurallarına uyacak kadar nazik olurlar
Rimbaud ile fare zehiri arasındaki
farkı bilmeseler de.
boş bira tenekem
yere yuvarlanır.
'ölmem gerekmesi hiç mi hiç
canımı sıkmıyor, ' der Markov,
'bu oyundaki rolüm yaşayabildiğim
kadar iyi yaşamam gerektiğidir.'
yanımdan geçerken karısını yakalarım
elindeki bira göbeğime yaslanır,
dizleri ve göğüsleri çok güzeldir
ve onu öperim.
'yaşlı olmak pek o kadar kötü değil, ' der,
ortalığa bir sakinlik çöker ama
önemli olan şudur:
Sakinlikle ölümü birbirinden ayrı tutmak için:
asla yaşlı olduğun için gençliğe
aşağılayıcı bir şekilde bakma,
tecrübeli olduğun için yaşlılığa
asla bilgelik olarak bakma. bir
insan hem ahmak hem de yaşlı olabilir --
böyle birçok insan vardır, bir insan
hem genç hem de bilge olabilir --
çok az insan böyledir. bir insan --
Tanrı aşkı için diye figan ettim,
'kes sesini! '
gidip bastonunu aldı ve
dışarı çıktı.
'onun hislerini incittin' dedi karısı
'senin büyük bir şair olduğunu sanıyor.'
'bana göre o fazla kurnaz' dedim
'biraz fazla bilge.'
göğüslerinden birini dışarı çıkarttım
kokunç büyük
güzel
birşeydi.
Edebi Bir...
onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,
ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,
nedense benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok set, ham bir elma verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim;
adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden, ve
sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de
biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim.
ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar.
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafına bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere.
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair.
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de.
onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı,
ve işin içine biraz da entellektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp Kuzey'e sürdüm;
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış,
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye,
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı,
nedense benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok set, ham bir elma verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim;
adı konulmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden, ve
sana bir sır vermek istiyorum dedi, ben de
biliyorum; bakiresin,35 yaşındasın, dedim.
ve bir defter çıkardı, on-oniki şiir:
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar.
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafına bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere.
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım,
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair.
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de.
Entel
kadın
havaya sprey sıkan
uzun bir hortum misali
durmadan yazı yazıyor,
ve durmadan
kavga ediyor;
söyleyebileceğim
gerçekten farklı
hiçbir şey
olmadığından
söylemekten
vazgeçiyorum;
sonunda-
üzerinde
etki yaratmaya çalışmıyorum
gibi bir şey deyip
söylene söylene
çıkıp gidiyor.
ama biliyorum ki
geri dönecek
hep dönerler.
ve
akşam 5'te
kapıyı çalıyordu.
açtım kapıyı
beni istemiyorsan
uzun kalmam, dedi.
eyvallah, dedim,
banyo yapmam lazım.
evlilik gibi bir şey:
her şeyi
hiç olmamış gibi
kabulleniyorsun.
kadın
havaya sprey sıkan
uzun bir hortum misali
durmadan yazı yazıyor,
ve durmadan
kavga ediyor;
söyleyebileceğim
gerçekten farklı
hiçbir şey
olmadığından
söylemekten
vazgeçiyorum;
sonunda-
üzerinde
etki yaratmaya çalışmıyorum
gibi bir şey deyip
söylene söylene
çıkıp gidiyor.
ama biliyorum ki
geri dönecek
hep dönerler.
ve
akşam 5'te
kapıyı çalıyordu.
açtım kapıyı
beni istemiyorsan
uzun kalmam, dedi.
eyvallah, dedim,
banyo yapmam lazım.
evlilik gibi bir şey:
her şeyi
hiç olmamış gibi
kabulleniyorsun.
Etki Ve Tepki
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.
Evet Evet
Evet Evet
tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı
senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı
bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren' in üzerine boşaldı.
Evet Evet
tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
zürafayı yarattığında sarhoştu
uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
ve intiharı yarattığında bunalımdaydı
senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı
bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren' in üzerine boşaldı.
Gözyaşlarına dayanamam
ayağını kıran kazın etrafında
beş-altı yüz tane salak birikmişti
nöbetçi yaklaşıp
silahını çektiğinde
ne yapılacağına
karar vermeye çalışıyorlardı
ve konu kapandı
kulübesinden çıkıp
ev hayvanını öldürdüğünü iddia eden
bir kadın dışında
fakat nöbetçi kayışını ovuşturup
kıçımı öp
dedi kadına,
gidip başkana şikayet et;
kadın ağlıyordu
ben de gözyaşlarına hiç dayanamam.
çadırımı katladım
ve yolun aşağısına gittim:
piçler
manzaramı bozmuştu.
ayağını kıran kazın etrafında
beş-altı yüz tane salak birikmişti
nöbetçi yaklaşıp
silahını çektiğinde
ne yapılacağına
karar vermeye çalışıyorlardı
ve konu kapandı
kulübesinden çıkıp
ev hayvanını öldürdüğünü iddia eden
bir kadın dışında
fakat nöbetçi kayışını ovuşturup
kıçımı öp
dedi kadına,
gidip başkana şikayet et;
kadın ağlıyordu
ben de gözyaşlarına hiç dayanamam.
çadırımı katladım
ve yolun aşağısına gittim:
piçler
manzaramı bozmuştu.
Güneş merhamet buyuruyor
ve güneş merhamet buyuruyor
ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,
boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler
kurbağa gibi zıplar füzeler,
çocuklar haritalarını çıkarır
iğnedenliğe çevirir ayı,
eski çürük peynir,
orda hayat yok
ama dünyada fazlasıyla;
yıkanmamış Hintli çocuklarımız
bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,
göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,
açlık kokan havada yılanların
şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;
füzeler zıplar,
avcıları ve sürüyü geride bırakırken
yabani tavşanlar gibi zıplar
günü geçmiş kurşunların yerine;
Çinliler hala yeşim işlerler,
sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,
bir açlık ki bin yaşında,
ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,
istemsiz beklemenin sürüklenen
direkleri iter mavnaları
yüzen evleri;
Türkiye'de kilimlerinin üstünde
kıbleye dönüp
sigara içerek gülen
ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden
mor bir tanrıya dua okurlar,
tanrılar böyle işte, yaparlar;
ama füzeler hazırlar: her nedense
değersizdir artık barış,
küçük bir göldeki nilüfer yaprağı
misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;
kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp
resim yapar ressamlar,
şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,
müzisyenler her zamanki gibi açtır
ve romancılar kaçırır meselenin özünü,
ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;
pelikanlar dalıp dalıp yükselir
şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları
gagalarında sallayarak;
evet, gerçekten de
sümükle yıkar kayaları sular;
ve Wall Street'te
anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;
ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle
tekrar yılana götürecek bizi, deniz böceğine,
ya da şanslıysak eğer,
katalizi uzun dişli fosil kaplana götürecek,
maden çukurunun içinde
kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde
resim çiziktiren kanatlı maymuna götürecek;
çatırdayarak girer şimşek
pencereden içeri ve bir milyon odada
aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik
ve barış gibi hastalıklı;
kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü
ressamlar için -ve aşıklar için,
her daim açtıkları gibi açar çiçekler
açar ama üzerlerinde
füze yakıtlarının ve mantarların,
zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,
bulantılı bir zaman -perde,
III.sahne, sadece ayakta yer var,
SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,
tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,
füzeler generaller ve liderler tarafından,
şairler doktorlar komedyenler
sabun ve bisküi üreticileri
ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından
kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;
şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş
tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,
safra, yanardağ taşı, sığ sularda
bir-üç balık, kaynağımızın
ve gözlerimizin yergisi...
daha önce hiç olmuş muydu bu?
kendini kuyruğundan yakalayan
bir daire mi tarih,
bir rüya, bir kabus mu,
bir generalin hayali, bir başkanın,
bir diktatörün hayali mi yoksa...
uyanamaz mıyız?
yoksa yaşamın güçleri daha mı yüce bizden?
uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,
uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?
ve güneş merhamet buyuruyor
ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,
boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler
kurbağa gibi zıplar füzeler,
çocuklar haritalarını çıkarır
iğnedenliğe çevirir ayı,
eski çürük peynir,
orda hayat yok
ama dünyada fazlasıyla;
yıkanmamış Hintli çocuklarımız
bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,
göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,
açlık kokan havada yılanların
şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;
füzeler zıplar,
avcıları ve sürüyü geride bırakırken
yabani tavşanlar gibi zıplar
günü geçmiş kurşunların yerine;
Çinliler hala yeşim işlerler,
sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,
bir açlık ki bin yaşında,
ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,
istemsiz beklemenin sürüklenen
direkleri iter mavnaları
yüzen evleri;
Türkiye'de kilimlerinin üstünde
kıbleye dönüp
sigara içerek gülen
ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden
mor bir tanrıya dua okurlar,
tanrılar böyle işte, yaparlar;
ama füzeler hazırlar: her nedense
değersizdir artık barış,
küçük bir göldeki nilüfer yaprağı
misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;
kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp
resim yapar ressamlar,
şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,
müzisyenler her zamanki gibi açtır
ve romancılar kaçırır meselenin özünü,
ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;
pelikanlar dalıp dalıp yükselir
şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları
gagalarında sallayarak;
evet, gerçekten de
sümükle yıkar kayaları sular;
ve Wall Street'te
anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;
ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle
tekrar yılana götürecek bizi, deniz böceğine,
ya da şanslıysak eğer,
katalizi uzun dişli fosil kaplana götürecek,
maden çukurunun içinde
kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde
resim çiziktiren kanatlı maymuna götürecek;
çatırdayarak girer şimşek
pencereden içeri ve bir milyon odada
aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik
ve barış gibi hastalıklı;
kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü
ressamlar için -ve aşıklar için,
her daim açtıkları gibi açar çiçekler
açar ama üzerlerinde
füze yakıtlarının ve mantarların,
zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,
bulantılı bir zaman -perde,
III.sahne, sadece ayakta yer var,
SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,
tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,
füzeler generaller ve liderler tarafından,
şairler doktorlar komedyenler
sabun ve bisküi üreticileri
ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından
kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;
şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş
tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,
safra, yanardağ taşı, sığ sularda
bir-üç balık, kaynağımızın
ve gözlerimizin yergisi...
daha önce hiç olmuş muydu bu?
kendini kuyruğundan yakalayan
bir daire mi tarih,
bir rüya, bir kabus mu,
bir generalin hayali, bir başkanın,
bir diktatörün hayali mi yoksa...
uyanamaz mıyız?
yoksa yaşamın güçleri daha mı yüce bizden?
uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,
uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?
Güneşin Yüzü
günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar
ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,
bogadir atesi yakan,
her ne kadar korkak bogalar da varsa da
korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,
genel olarak boga saftir
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,
ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir sey olmaz,
bir sey geçmistir
ve neticede kokusmus olan,
dünyanin kendisidir.
günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar
ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,
bogadir atesi yakan,
her ne kadar korkak bogalar da varsa da
korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,
genel olarak boga saftir
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,
ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir sey olmaz,
bir sey geçmistir
ve neticede kokusmus olan,
dünyanin kendisidir.
intiharcı Çocuğun Son günleri
Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'
çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.
'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'
işte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.
iki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '
bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...
hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.
anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.
Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'
çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.
'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'
işte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.
iki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '
bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...
hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.
anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.
Güneşin Yüzü
günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar
ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,
bogadir atesi yakan,
her ne kadar korkak bogalar da varsa da
korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,
genel olarak boga saftir
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,
ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir sey olmaz,
bir sey geçmistir
ve neticede kokusmus olan,
dünyanin kendisidir.
günesin yüzü denli muhtesemdir bogalar
ve bayat kalabaliklar için öldürseler de onlari,
bogadir atesi yakan,
her ne kadar korkak bogalar da varsa da
korkak matadorlar ve korkak erkekler gibi,
genel olarak boga saftir
ve saf ölür
sembollerden, hiziplerden ya da sahte asklardan uzak,
ve onu sürükleyip götürdüklerinde
ölen bir sey olmaz,
bir sey geçmistir
ve neticede kokusmus olan,
dünyanin kendisidir.
intiharcı Çocuğun Son günleri
Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'
çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.
'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'
işte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.
iki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '
bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...
hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.
anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.
Kendimi görebiliyorum şimdiden
bütün o intihar günlerinden gecelerinden sonra
canı sıkkın, tapon bir hemşirenin elinde
(o da ancak şansım yaver gider, ancak ünlenebilirsem)
o kupkuru huzur evlerinin birinden taşınırken...
tekerlekli iskemlemde dik dik oturur...
gözlerim kafatasımın karanlığına kaymış, neredeyse kör,
azrailin göstereceği merhameti beklerken...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet öyle...'
çocuklar geçer gider, ben yokum bile
tatlı kadınlar geçer gider
kocaman kızgın belleriyle
sımsıcak kalçalarıyla taş gibi kızgın heryerleriyle
sevilmek için yalvara yakara
geçer gider kadınlar, ben—
yokumdur bense.
'Bu üç gündür çıkan ilk güneş Bay Bukowski'
'Yaa, evet, öyle'
işte oturuyorumdur tekerlekli iskemlemde
bu kâğıttan daha beyaz,
kanı çekilmiş,
beyni gitmiş, kumarı kesik, ben, Bukowski
bitmiş, gitmiş...
'Ne güzel gün değil mi Bay Bukowski? '
'Yaa, evet, öyle...' derim, pijamalarıma işerken
salyalar akar ağzımdan.
iki öğrenci koşarak geçer gider.
'Hey, gördün mü şu moruğu? '
'Yaa evet, midemi kaldırdı valla! '
bütün o intihar tehditlerinden sonra
başka biri intihar etti
sonunda yerime...
hemşire tekerlekli iskemleyi durdurup bir gül koparır
verir elime.
anlamam
ne olduğunu bile. Bilmemnem olsa farketmez
neye yarayıp neye yaramadığına bakınca.
itiraf
Bir kedinin yatağa sıçramasını
bekler gibi
beklerken
ölümü
karım için çok
üzülüyorum
sertleşmiş
solgun
bedenimi
görecek
bir kez, belki de
iki kez sarsacak:
'Hank! '
cevap vermeyecek
Hank.
ölüm değil beni
endişelendiren, bu hiçlik
yığını ile kalacak olan
karım.
ama birlikte uyuduğumuz
bütün o gecelerin
hatta yararsız tartışmaların
bile
harikulade şeyler
olduğunu bilmesini istiyorum
ve bu güne kadar
söyleyemediğim
o zor sözcükler
artık söylenebilir:
seni
seviyorum.
Bir kedinin yatağa sıçramasını
bekler gibi
beklerken
ölümü
karım için çok
üzülüyorum
sertleşmiş
solgun
bedenimi
görecek
bir kez, belki de
iki kez sarsacak:
'Hank! '
cevap vermeyecek
Hank.
ölüm değil beni
endişelendiren, bu hiçlik
yığını ile kalacak olan
karım.
ama birlikte uyuduğumuz
bütün o gecelerin
hatta yararsız tartışmaların
bile
harikulade şeyler
olduğunu bilmesini istiyorum
ve bu güne kadar
söyleyemediğim
o zor sözcükler
artık söylenebilir:
seni
seviyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar