bugün
- habire1275
- ben geldim naneler13
- habire12 adamdır37
- izmirli kızların verici olması33
- messi'yi savunan adamla ahbaplık etmem5
- sssilvermist22
- kafa dağıtmalık şarkı önerileri5
- claudian clouds kadındır12
- deccal'in sozluge gelmesi10
- gece sokağa çıkıp auuuu diye bağırmak3
- lionel messi10
- arkadaşlar bi bakar mısınız3
- cilgincapkin13
- anın görüntüsü17
- ben senin yerinde olsam5
- bir ay çaylak olmak4
- en sevilen su markası3
- şu anda çalan şarkı2
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- allah5
- sözlükteki kavganın amacı5
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- mutlu ama uzak olsun3
- arap gel oğlum5
- hiyeroglif dilleri2
- yarası olan gocudur5
- türkiyedeki bölümlerin açıldığı ilk üniversiteler2
- her yazdığı artı oy alan yazar4
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- sakız falı2
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası19
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
- bankta oturup kola çekirdek keyfi yapmak2
- suca suruklenen cocuk7
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- her yere gocu yazan yazarlar2
- katı sadakat bekleyen erkek2
- gocu dümbüğü2
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- yapay zeka bile moderatör oldu3
- temmuz6
- aşık olmak2
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- aslan3
- yorgun mermi13
- burhaniye6
- sokak köpeği3
- futbol6
- as maca'yi 90'a asmak2
bilgi birikimine ve eserlerine saygı duymakla birlikte, hepimizin ortak malı olan dilimize getirdiği yaklaşımı eleştirmek istediğim bir dil bilimi uzmanı.
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
Dilbilimle ilgili bazı temel yapıtları da Türkçeye kazandıran , yerli ve yabancı dergilerde birçok makalesi yayımlandı. Fransız Akademik Palmiye Nişanı’nın “şövalyelik” sahibiydi.(d.1934, istanbul – ö.1989, istanbul)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar