bugün
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- aleksey batrakov23
- damla sakızlı muhallebi4
- queen ravennanın aşırı güzel olması15
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- tanımadığı kadına tokat atan adam17
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi5
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak2
- emre belözoğlu6
- öylesine bir şeyler yaz5
- kırıkkaleli olmak istemek7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- nükleer bomba5
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- yagmurcu çık açıkla10
- değişik meslekler4
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- 392
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- arda güler'in ankara'da doğması3
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir8
- mazot 3 euro olabilirmiş4
- okan buruk4
- iskilipli atıf hoca20
- kablosuz mouse13
- arap götü9
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar3
- sözlük dedeleri6
- melis babadağ'ın ayakları3
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- atatürk düşmanı5
- sözlük kürdü55
- seni içinin demir parmaklıklarından azat edeceğim3
- chpkk akpkk mhpkk2
- 3 kasım 2026 villarreal psg maçı2
- yuzırların oyuncakları2
- the elder scrolls vi3
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- durkheimın intihar teorisi6
- favlayan yazarın asıl amacı12
- cevheri güven4
- kale3112 tarzı entry girmek8
- yarın fenerbahçe liverpool maçı 20 45 te trt 1 de2
- yazarların akşama dair planları7
- erlik3
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- 35 yaşına gelmiş hala ayaklarını yalatmamış kız2
- hayvan düşmanı2
- galatasaray 2 vfb stuttgart 02
- doların 50 tl olması7
bilgi birikimine ve eserlerine saygı duymakla birlikte, hepimizin ortak malı olan dilimize getirdiği yaklaşımı eleştirmek istediğim bir dil bilimi uzmanı.
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
vardar, eserlerinde, türkçedeki, 1930'larda gerçekleşen dilde "arılaşma" çabalarını övmektedir. siyasetle iç içe geçmesi kaçınılmaz olan bir bilim dalı olan dil bilimi ile uğraşan birisi olarak, bu tür görüşlere sahip olmasını şaşırtıcı bulmuyorum. ancak savunduğu şeyi yanlış buluyorum. bir kere dil, bir kişi veya belli bir zümre tarafından üzerinde tahakküm kurulabilecek kadar basit bir sistem değildir. dilin insan aklının derinliklerindeki sırları gizleyen büyüleyici yapısı halen çözülebilmiş değildir. öte yandan dil, kendine özgü, yer çekimi, eylemsizlik kadar evrensel ve katı bir takım dinamiklere sahiptir. bu dinamikler kaotik bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. dil, hem bizle beslenen hem de bizi besleyen bir denizdir. her insanın ayrı bir dili olsa da insanlardan oluşan toplulukların dili, bir anlaşmaya izin vermesi bakımından kendi kurallarına, kendi doğal gelişimine sahiptir.
dilin dinamiklerini değiştirmek, kurallar kümesiyle oynamak kimsenin haddine düşmez. bunu yapan çok sevdiğim bir büyüğüm olmuş olsa bile, ben bunu bilimsel olarak eleştirmekle yükümlüyümdür. geçmişte güdülen her siyaset doğru olmadığı gibi hiçbir çağ da hatasızlık, yanlışsızlık çağı olamaz.
selçuklu devletiyle birlikte arapça ve farsçanın etkisine giren türkçe dönüşerek aslında başka bir dil olan osmanlıcayı doğurmuştur. fakat bu dil, devlet tabakasında, edebi eserlerde kalmış, halka yayılmamıştır. eğer var ise, türkçedeki gerilik, halkın bilmediği bir osmanlıcanın etkisinde olan devletin türkçeyi önemsememesi yüzündendir. 1930'lardaki "dil devrimi" şüphesiz yeniden inşa edilen bir ülkenin, her sorunu gibi, kültür varlığının en önemli unsuru olan dilinin de geliştirilmesi için yapılan iyi niyetli bir girişimdi. ancak, işgüzarlık, batı hayranlığı ve politik bir takım gerekçelerle türkçe adeta bir dayatmayla yeniden şekillendirmeye maruz kaldı. dilin doğası gereği bunu hiçbir güç gerçekleşiremezdi, keza başarılamadı da. ancak bu doğal tepki başka bir yanlışa sebebiyet verdi: türkçedeki yenileştirmeye tepki olarak osmanlıcaya sarılmak. işte bu türkçeyi tam anlamıyla politik hesaplaşmaların oyuncağı yaptı. insanların kullandıkları kelimelere göre siyasi görüşlerinin saptanabildiği, kimsenin bir şey anlamadığı kelimelerin "cahil" halka enjekte edilmeye çalışıldığı saçma sapan dönemler yaşadık.
bendeniz, konuşmamla ya da yazdıklarımla, hiçbir politik görüşe alet edilmemek için, hiçbir görüşün etkisinde görünmemek için aklıma esen kelimeyi, osmanlıca ya da yeni türkçe olduğuna bakmaksızın kullanıyorum. bu benim çözümüm. ancak büyük bir dili kurtarmaya yetmeyeceği de açık. fakat bazı zırvalamalar konusunda taraf tuttuğum söylenebilir. nedir bu zırvalamalar? vırtloji, zırtloji, gibi kelimeleri karşılamak için cartbilim curtbilim diye kelimeler icat etmek... "ruhdilbilim" diye bir kelime var yahu! şimdi bunu görünce "kaç kelime bu böyle? neden bu kelimeler yapışık üçüzler gibi bitişikler hemşo?" gibi lümpen jargonundan cümleler söylemek geliyor içimden ama kendimi tutuyorum. "kamubuyurum tüz bölemi"ni ne yapalım peki? yok illa küfür istiyor bu saçmalıklar! bu kadar mı batı hayranlığı, bu kadar mı eziklik olur?
uludağsözlüksel bir yazar olarak biliminsanı olma yolunda bazı tilciklerin bende delirtke etkisi yaptığını söyleyebilirim. ha! yok ya! bilim milim yapma bu ülkede! böyle sığ kafalar oldukça sen seni bile bilemezsin. aklı, bilgiyi, düşünceyi, felsefeyi kendi dilinde tartışmak senin haddine mi!
Dilbilimle ilgili bazı temel yapıtları da Türkçeye kazandıran , yerli ve yabancı dergilerde birçok makalesi yayımlandı. Fransız Akademik Palmiye Nişanı’nın “şövalyelik” sahibiydi.(d.1934, istanbul – ö.1989, istanbul)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar