bugün
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok28
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı12
- musa anter11
- foşik törklörön liginde birinci amedspor23
- s'i l v'e r m'i s t'in kullandığı ucuz parfüm17
- türkler ile moğollar kardeştir17
- motorinin 100 lirayı görmesi2
- durup durup dedem köleydi diye ağlamak2
- dünyanın en ölümcül terör örgütü hristiyan lra4
- dating uygulamasında eşleşme algoritması3
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler9
- medyanın yunanla savaşı adeta körüklemesi5
- çamaşır makinasını çalışırken izlemek6
- hollanda'nın deniz seviyesinin altında bulunması6
- osmanlıcılar vs kürtçüler5
- göçmen karşıtı din düşmanı sosyal demokratlar18
- parcalandim toparlanamiyorum313
- memduh bashgan4
- iş arayanların aslında para araması7
- 29 yaşında erkek 40 yaşında kadın evliliği7
- şahin k2
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı30
- meksika açmazı macerası3
- bilgisayar vs tablet4
- ölümden korkuyor musunuz34
- anın görüntüsü26
- claudian clouds43
- game of thrones taki kerhaneci17
- afrikalıları hadım eden müslüman ağalar2
- ed sheeran3
- karate kursundan tanışılan kızla sevişmek4
- dilf arayan türbanlı2
- sürekli hırpani asabiyetle yazmak2
- yapay zekaya porno aratmak3
- emeviler6
- ankara da apartmanda 3 erkek cesedi bulunması2
- betray me4
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- alsana ulenn4
- sözlük kızları dertleşiyor14
- nasreddin hoca'nın eşeğine kayyum olarak atandım3
- isviçre medeni kanunu3
- düşün ki o bunu okuyor6
- türkiye5
- simko34
- türkiye'deki hoşgörü hristiyanlıktan geliyor4
- cemre demirel2
- betray me masklavi frank lucas kerhaneci yagmurcu7
- türkiyede sanat değer verilmemesi2
- ittihat terakki döneminde gerçekleşen soykırımlar6
balon satan kişiye verilen ad.
dünyanın en havalı mesleğini yapan kişi.
çocukların anne babalarından bile fazla sevdiği satıcı.
geçimini balon satarak sağlayan insan.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
bir proje için çektiğimiz, kocaeli üniversitesi hocaları tarafından da gayet alkış alan kısa belgeseldir. keyifli seyirler.
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
"Benim balonlarım vardı.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
Gündemdeki Haberler