bugün
- sözlük erkeklerinin biraz şey olması7
- kabak tatlısını sevenler15
- fingirdek sözlük erkeği6
- hizmetçiliğini yaptığı iş adamı öz babası çıktı5
- okan yalabık'ın son hali5
- kocam aldatıyor ama olsun ekmeğimi yemeğimi veriyo3
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali5
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- taksim delisi cenk7
- sözlük erkekleri aranıyor mu3
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- erkeksi bayan buse'nin melek mosso'ya benzemesi2
- seni sevmekten başka neydi benim günahım2
- anın görüntüsü25
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- lucas torreira2
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- 8 kasım 2026 beşiktaş gençlerbirliği maçı2
- elmas bey birader'in online olmaması3
- allah vardır diyenlerin kanıtları3
- pazar akşamları3
- beşiktaş a çıkmayan kırmızı kart2
- bafra pidesi4
- sözlük sevgilisi2
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- kasımda aşk başkadır6
- kaz fobisi2
- göksel'in memeleri4
- hambeles2
- kafanın çok büyük olması8
- narlı lokum2
- nat rothschild4
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- ismet gurbuz 20244
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı3
- erecto kral reyiz3
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- nervio34
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- 20043
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- nervio'nun gerçek yüzü4
- 1 doların 50 tl olması3
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- barış alper yılmaz4
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- yalnız çirkin asosyal erkek5
"Benim balonlarım vardı.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
Balonlarımı kimler aldı."
Not: nostalji için teşekkürler titanik.
bir proje için çektiğimiz, kocaeli üniversitesi hocaları tarafından da gayet alkış alan kısa belgeseldir. keyifli seyirler.
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
baloncu
https://www.youtube.com/watch?v=E2paaSqE5rw
geçimini balon satarak sağlayan insan.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
sabah erkenden uyandı, perdenin arasından sızan güneş ışıkları havanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya yetti ona; gülümsedi. perdeyi araladı, işlerine giden insanları süzdü her zamanki gibi, sonra suratı düştü ve perdeyi tamamen açıp banyoya geçti. karyolasına döndüğünde biraz ferahlamıştı, kenarda duran karton kutudan çıkardığı balonları tek tek şişirmeye başladı; sırığına bağlayıp dışarı çıktı. omuzları artık yara içinde kalmıştı o sırık yüzünden, canı acıya acıya meydana doğru yürümeye başladı. son zamanlardaki tek dostu darıcı süleyman da meydandaydı, yanına doğru ilerlemeye başladı. selamlaştılar, geçti süleyman'ın her zaman yanında bulundurduğu boş taburesine. poşetinden çıkardığı ekmeğin ve domatesin yarısını arkadaşına verdi, afiyetle yediler hoş bir sohbet eşliğinde. hayatları benzer geçmişti aslında; ikisinin de çocukları okumuştu ve güzel bir hayat kurmuştu kendine. her ne kadar pek arayıp sormasalar da varlıklarını ve iyi bir hayat yaşadıklarını bilmek onları mutlu etmeye yetiyordu. zaten ikisi de yetmişli yaşlara merdiven dayamıştı, bu saatten sonra hayattan pek bir dilekleri kalmamıştı. günü kurtarsalar onlara yeterdi. hava yağmurlu değilse, karınları toksa, hele bir de dışarıda çocuklar o gün bolsa mutlu olmamak için hiçbir neden olamazdı; keyiflerinden geçilmezdi akşama kadar.
yine böyle güzel bir günde parkta sohbete dalmışken bir zabıta aracının park ettiğini gördüler ve gelen uyarı da onlaraydı; 'zabıta, kaçmayın!'. darıcı süleyman daha arabasının yanına yaklaşamadan aldılar arabasını, onunla birlikte. o ise zabıta aracını görür görmez arkadaşına da kaçmasını söyleyip koşmaya başlamıştı. koştu, koştu, koştu... öyle yorulmuştu ki, öyle gözleri kararmıştı ki sadece ayaklarının ucunu görebiliyordu adım attıkça. ve balonlar ağaçlara takıla takıla patlıyordu o koştukça; o koştu, balonlar patladı. balonlar patladıkça o koştu... meydana ulaşabilse oradan çok güzel karışık ve dar sokaklar biliyordu aslında, meydana kadar yakalanmasa gerisi çocuk oyuncağıydı. koştu, koştu, yavaşladı, artık meydanda olmalıydı. bir an durdu ve kafasını kaldırdı. kafasını kaldırdığında gördüğü son şeydi o minübüs, ve göz göze geldiği son insandı ön koltukta annesinin kucağında oturan o çocuk.
çocukların anne babalarından bile fazla sevdiği satıcı.
dünyanın en havalı mesleğini yapan kişi.
balon satan kişiye verilen ad.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com