bugün
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- kurtar bizi müsavat15
- nervio14
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler5
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- tai gay3
- devran dönecek6
- garip başlıklar5
- ülke gündemini umursamamak6
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı26
- sevgilinizin vajinasını yalar mısınız5
- idam cezasının geri gelmesi6
- yeni parti7
- aralıksız 14 dakika boyunca osurmak3
- shell2
- gs yine yanak okşatacak mı2
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı15
- meme gerdirme operasyonu8
- sabah yürüyüşü8
- lan ın ingilizcesi4
- cumartesi pazarı4
- güç zehirlenmesi yaşamamak için yapılması gereken5
- ayakkabıları ters giymek4
- bakırköy4
- sözlükteki galatasaraylılar7
- baharın uzayıp yazın gelmemesi2
- okan buruk11
- kemal kılıçdaroğlu4
- victor osimhen16
- ahmet baran yazgan8
- dem seçmeni erdoğan'a oy verir mi2
- meczubun peşinden gitmek4
- rahatın hiç uğramadığı kalp4
- karpuzcu libos panda2
- patates sulusu2
- hayat seks yemek kültür ve sanattır2
- süt ısıtıp içine kahve ve şeker katmak5
- yahudi cesaret madalyalı lider mi olur sorunsalı2
- biranın üstüne rakı içmek6
- jinekomasti olmuş erkeğin göğüsleriyle oynamak3
- kuşbaşılı pide3
- ona bir şey söyle4
- jinekomasti yaptıran sözlük erkekleri3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi21
- z kuşağı5
- anın görüntüsü30
- dursun özbek4
- 13 ağustos 2026 süleymancılara operasyon yapılması2
- toprağı öpen gözyaşları3
Kanuni Dönemi'nin zenginliği, hiç kuşkusuz sanatına da yansıyan Divan EDebiyatı'nın en önemli birkaç şairinden biri kabul edilen isim. ve bir beyitini inceleyelim:
"Dilâ câm-ı şarâb-ı aşk-ı yârı şöyle nûş et kim
Felekler güm güm ötsün başuna meyhaneler dönsün"
Günümüz Türkçesi: "Ey gönül! Sevgilinin aşk şarabının kadehini öylesine iç ki, gök kubbeleri güm güm ötsün; başında meyhaneler dönsün."
nûş: iç! Afiyet olsun! içme, tiryak, panzehir, bal. gibi anlamlara gelir.
nûş-bâd: Âfiyet olsun.
Beyitin açıklamasını yapacak olursak;
Felekler iç içe gök kubbeleridir. Çok içen kimsenin de başı döner. Gökkubbesi meyhane ve her şey dönen bir yapıya sahiptir. Hem çok içen kimsenin başı zonklayarak ağrıyacağı gibi, kubbeli binalarda da ses güm güm öter, yankı yapar.
Beyitte "başına" kelimesiyle sihr-i helâl sanatı yapıldığını görmekteyiz. Yani bu sözcük "başında felekler güm güm ötsün" anlamıyla 2. mısranın ilk cümlesine; "başında meyhaneler dönsün" anlamıyla da diğer cümleyi karşılar durumdadır.
Yine beyitte câm-şarâb-nûş-humhâne gibi kelimeler anlamca birbirleriyle ilintili olduklarından ve "içki" kavramı etrafında toplandıklarından tenâsüb sanatını oluşturmuşlardır.
Beyitte meyhÂne anlamında humhÂne denmesi, hem küpün yuvarlaklığını anlatmak, hem de küpler dolusu şarap içildiğini belirtmek içindir. Zira, eski meyhanelerde müşterilerin oturduğu yerde şarap küplerinin de bulunduğu söylenir. Ayrıca "hûm" sesi, beyitte "güm güm" sesi ile benzer bir ahenk yaratmaktadır.
Beyitte şarap içmek yerine mecâz-ı mürsel yoluyla "câm nûş etmek" kullanılmıştır. Yani gökkubbeleri ile bir ilişki kurulmuştur. Gökkubbeleri de hem kadeh gibi yuvarlak hem der cam gibi saydamdır.
Aslında baktığımız zaman, ilk beyitte zannettiğimiz gibi, bir meyhâne , çok içilen şaraplar, başı dönen ve ağrıdan zonklayan sarhoşlar yoktur. Bâkî'nin sözünü ettiği şarap aşk şarabıdır. Aşkın şaraba teşbihinin nedeni onun da âşığı sarhoş etmesi oalrak düşünülmelidir. Bu aşk şarabını içecek ve kendinden geçecek olan da insan değil, soyut bir kavram olan gönüldür.
Yukarıdaki açıklamada da gördüldüğü üzere, dilin en ince yanlarını, estetiğni, yalınlığını ve çeşitliliğini son derece kaliteli bir üslupla savunan bir şairdir Bâkî. Ki yaşadığı dönemde Azeri şairi Fuzuli'nin bile gölgeleyemediği bir üne kavuşmuştur. Türkçe konuşulan tüm çevrelerce tanınarak Rum Sultânü'ş- Şu'arâsı yani Rum Şairlerinin Sultanı olarak anılmıştır.
Günümüze baktığımızda saçmasapan gazete köşelerinde, televizyonlarda basma kalıp boş laflarla insanların dertlerine derman olduğunu iddia eden fırsatçıları gördükçe insanın gerçek anlamda ruhunun estetik hücrelerinin ta en derinlerine neyin işleyeceği sanırım âşikardır.
"Dilâ câm-ı şarâb-ı aşk-ı yârı şöyle nûş et kim
Felekler güm güm ötsün başuna meyhaneler dönsün"
Günümüz Türkçesi: "Ey gönül! Sevgilinin aşk şarabının kadehini öylesine iç ki, gök kubbeleri güm güm ötsün; başında meyhaneler dönsün."
nûş: iç! Afiyet olsun! içme, tiryak, panzehir, bal. gibi anlamlara gelir.
nûş-bâd: Âfiyet olsun.
Beyitin açıklamasını yapacak olursak;
Felekler iç içe gök kubbeleridir. Çok içen kimsenin de başı döner. Gökkubbesi meyhane ve her şey dönen bir yapıya sahiptir. Hem çok içen kimsenin başı zonklayarak ağrıyacağı gibi, kubbeli binalarda da ses güm güm öter, yankı yapar.
Beyitte "başına" kelimesiyle sihr-i helâl sanatı yapıldığını görmekteyiz. Yani bu sözcük "başında felekler güm güm ötsün" anlamıyla 2. mısranın ilk cümlesine; "başında meyhaneler dönsün" anlamıyla da diğer cümleyi karşılar durumdadır.
Yine beyitte câm-şarâb-nûş-humhâne gibi kelimeler anlamca birbirleriyle ilintili olduklarından ve "içki" kavramı etrafında toplandıklarından tenâsüb sanatını oluşturmuşlardır.
Beyitte meyhÂne anlamında humhÂne denmesi, hem küpün yuvarlaklığını anlatmak, hem de küpler dolusu şarap içildiğini belirtmek içindir. Zira, eski meyhanelerde müşterilerin oturduğu yerde şarap küplerinin de bulunduğu söylenir. Ayrıca "hûm" sesi, beyitte "güm güm" sesi ile benzer bir ahenk yaratmaktadır.
Beyitte şarap içmek yerine mecâz-ı mürsel yoluyla "câm nûş etmek" kullanılmıştır. Yani gökkubbeleri ile bir ilişki kurulmuştur. Gökkubbeleri de hem kadeh gibi yuvarlak hem der cam gibi saydamdır.
Aslında baktığımız zaman, ilk beyitte zannettiğimiz gibi, bir meyhâne , çok içilen şaraplar, başı dönen ve ağrıdan zonklayan sarhoşlar yoktur. Bâkî'nin sözünü ettiği şarap aşk şarabıdır. Aşkın şaraba teşbihinin nedeni onun da âşığı sarhoş etmesi oalrak düşünülmelidir. Bu aşk şarabını içecek ve kendinden geçecek olan da insan değil, soyut bir kavram olan gönüldür.
Yukarıdaki açıklamada da gördüldüğü üzere, dilin en ince yanlarını, estetiğni, yalınlığını ve çeşitliliğini son derece kaliteli bir üslupla savunan bir şairdir Bâkî. Ki yaşadığı dönemde Azeri şairi Fuzuli'nin bile gölgeleyemediği bir üne kavuşmuştur. Türkçe konuşulan tüm çevrelerce tanınarak Rum Sultânü'ş- Şu'arâsı yani Rum Şairlerinin Sultanı olarak anılmıştır.
Günümüze baktığımızda saçmasapan gazete köşelerinde, televizyonlarda basma kalıp boş laflarla insanların dertlerine derman olduğunu iddia eden fırsatçıları gördükçe insanın gerçek anlamda ruhunun estetik hücrelerinin ta en derinlerine neyin işleyeceği sanırım âşikardır.
bakinin bir de mercimek olan solak kazması vardır ki topcudur.
divan edebiyatı'nda zirvede olan kişidir. hatta bu edebiyatın sahipi olan iran'li yazarlara bile kafa tutmuştur.
şiirlerinde güçlü, sanatlı bir sözyleşi olan, 16.yy. da yaşamış, şairler sultanı olarak da bilinen, şiirlerinde tasavvuf öğelerine yer vermemiş,maddi aşkı işlemiş olan, nazım türü bakımından kusursuz olarak değerlendirilen divan edebiyetı şairidir.
"baki'nin sanatı tek kelimeyle mükemmeldir" diyerek geçiştirebileceğiniz, yazılıda cevap olarak bunu yazmanız halinde babayı almanıza sebep olacak adam.
"Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş." sözünü dilimize yerleştiren divan şairi.
Sürekli.
Bir şeyden artan miktar.
Öteki.
anlamlarına gelen erkek ismi.
Bir şeyden artan miktar.
Öteki.
anlamlarına gelen erkek ismi.
sultan'üş şuara (şairlerin sultanı) lakabını alan bir gazel ustasıdır. beşeri aşkı konu alır. aşkın verdiği acıdan çok onun zevkini işler gazellerinde.
şayhül islam olamadığı için tasavvufi eser vermediği söylenen, diğer konularda kusursuz eserler vermiş şair.
divan edebiyatının ilk pastoral şiir örneğini vermiş büyük, pek de tevazu sahibi olduğu söylenemez şairdir.
avazeyi gök kubbeye davut gibi sal
baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş...
baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş...
"baki çemende hayli perişan imiş varak
benzer ki bir şikayeti var rüzgardan"
beyitini iki şekilde çevirebiliriz:
1)baki bahçede yaprak hayli perişan imiş
benzer ki bir şikayeti var rüzgardan
şimdi ikinci çeviride varak ve rüzgar kelimelerinin yan anlamlarını düşünelim ve öyle çevirelim. "
varak kelimesinin ilk anlamı yapraktır fakat ikinci anlamı "evrak" demektir. rüzgar kelimesinin ikinci anlamı da " zaman" demektir.
2)baki bahçede evrak bir hayli perişan imiş.
benzer ki bir şikayeti var zamandan
olarak çeviririz. işte baki'yi mükemmel ve benzersiz yapan kelimelere yüklediği mecazi ve ikincil manalardır.
baki üstü kapalı olarak sistem eleştirisi yapmış ve resmi belgelerin zamanaşımına uğramasını, devlet memurlarının keyfi davranışlarını eleştirmiştir.
benzer ki bir şikayeti var rüzgardan"
beyitini iki şekilde çevirebiliriz:
1)baki bahçede yaprak hayli perişan imiş
benzer ki bir şikayeti var rüzgardan
şimdi ikinci çeviride varak ve rüzgar kelimelerinin yan anlamlarını düşünelim ve öyle çevirelim. "
varak kelimesinin ilk anlamı yapraktır fakat ikinci anlamı "evrak" demektir. rüzgar kelimesinin ikinci anlamı da " zaman" demektir.
2)baki bahçede evrak bir hayli perişan imiş.
benzer ki bir şikayeti var zamandan
olarak çeviririz. işte baki'yi mükemmel ve benzersiz yapan kelimelere yüklediği mecazi ve ikincil manalardır.
baki üstü kapalı olarak sistem eleştirisi yapmış ve resmi belgelerin zamanaşımına uğramasını, devlet memurlarının keyfi davranışlarını eleştirmiştir.
eski türkçe'de; sürekli; devam eden; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran; artan miktar.
bir erkek ismi.
ne sen baki ne ben baki... *
kalıcı anlamında arapça isim.
muhibbi için yazdığı mersiyesinde şöyle der baki:
"Dest-i fenada merg-i hevâ durmayıp döner
Tiğın Huda yolunda sebil etti canları
Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf
Saldın demir kuşaklı cihan pehlivanları
Aldın hezâr bütkedeyi mescid eğledin
Nâkus yerlerinde okuttun ezanları
Âhir çalındı kûs-ı rahîl ettin irtihâl
Evvel konağın oldu cinân büstanları
Minnet Hudâya iki cihanda kılup saîd
Nâm-ı şerifin eyliye hem gazi hem şehid"
"Dest-i fenada merg-i hevâ durmayıp döner
Tiğın Huda yolunda sebil etti canları
Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf
Saldın demir kuşaklı cihan pehlivanları
Aldın hezâr bütkedeyi mescid eğledin
Nâkus yerlerinde okuttun ezanları
Âhir çalındı kûs-ı rahîl ettin irtihâl
Evvel konağın oldu cinân büstanları
Minnet Hudâya iki cihanda kılup saîd
Nâm-ı şerifin eyliye hem gazi hem şehid"
Asıl adı Mahmut Abdülbaki olan divan şairi Baki, 1526 yılında istanbul'da doğdu. Babası Fatih Camii müezzinlerindendi. Çocukluğunda saraç çıraklığına devam ettiyse de okumak istediği için medreselere devam etmiş, eğitimini tamamladığında Müderris olmuştu. Kanuni Sultan Süleyman zamanında zekasıyla fark edilmiş ve saraya girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra da, ikinci Selim ve Sultan Üçüncü Murat zamanlarında, Mekke ve istanbul kadılığı görevlerini yürütmüştür.
Kazaskerlik de yapan Baki, Sultan Üçüncü Murad zamanında sürgüne gönderildiyse de bir süre sonra affedilerek yine istanbul'da önemli makamlara getirilmiştir. Mevahibi Ledünniye, Fezaili Cihat gibi eserler vermiş ayrıca tercümeler yapmıştır.
Baki'nin gazellerinden; "Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş." sözü dilimize yerleşmiştir.
Kaynak : http://www.osmanli700.gen.tr
Kazaskerlik de yapan Baki, Sultan Üçüncü Murad zamanında sürgüne gönderildiyse de bir süre sonra affedilerek yine istanbul'da önemli makamlara getirilmiştir. Mevahibi Ledünniye, Fezaili Cihat gibi eserler vermiş ayrıca tercümeler yapmıştır.
Baki'nin gazellerinden; "Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş." sözü dilimize yerleşmiştir.
Kaynak : http://www.osmanli700.gen.tr
rind-meşreb, hayata sıkı sıkıya bağlı, dünyanın gelip geçici bir yer olduğunu farkında olan, bunun için günlerini en iyi şekilde geçirmeye çalışan, şiirleri zevk, eğlence, neşe ve coşku dolu olan 16.yy divan edebiyatı şairlerimizdendir.
şiirlerinde dış çevreye olan alakası sezilir. tabiatı mazmunlarla olsa dahi çok iyi tazvir etmiştir. bunun yanı sıra şiirlerinde kanunî döneminin ihtişamına da yer vermiştir.
şiirlerinde tasavvufa pek rastlanmaz. içe değil, dışa dönük bir şair olduğu için şiirlerindeki aşkları da ilahî değil, beşerî mahiyettedir.
bâkî 'nin şiirlerinde istanbul türkçesi 'nin en güzel örneklerini buluruz. dile çok hakimdir, türkçeyi aruz ölçüsüne uygulamakta hiçbir sıkıntı yaşamaz. şiirlerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise zarif, nükteli söyleyişi ve ince hayalleridir.
şiirlerinde dış çevreye olan alakası sezilir. tabiatı mazmunlarla olsa dahi çok iyi tazvir etmiştir. bunun yanı sıra şiirlerinde kanunî döneminin ihtişamına da yer vermiştir.
şiirlerinde tasavvufa pek rastlanmaz. içe değil, dışa dönük bir şair olduğu için şiirlerindeki aşkları da ilahî değil, beşerî mahiyettedir.
bâkî 'nin şiirlerinde istanbul türkçesi 'nin en güzel örneklerini buluruz. dile çok hakimdir, türkçeyi aruz ölçüsüne uygulamakta hiçbir sıkıntı yaşamaz. şiirlerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise zarif, nükteli söyleyişi ve ince hayalleridir.
1- bir yüzeyin hangi yöne baktığı.
2- fal.
3- teftiş.
2- fal.
3- teftiş.
gazel ustası olarak bilinen,asıl adı mahmut abdülbaki olan;müderrislik,kadılık,kazaskerlik yapan kişi.
Türk şair. Lirik bir şair olmakla birlikte, şiirlerinde derinlik ve içtenlikten çok biçim olgunluğuna, edebi sanatlara ve sözcük oyunlarına önem vermiştir. şiirlerinde yabancı sözcük ve dil kurallarına çok yer vermiş, özellikle kasidelerinde ve kanuni için yazdığı ünlü mersiyesinde dili yer yer ağırlaşmıştır.
baki;şiirlerinde soyut bir sevgiliyi ele almıştır.
Bir lebi gonca yüzü gülzar dersen iste sen
Har-i gamda andelib-i zar dersen iste ben
Lebleri mül saçlari sünbül yanagi berk-i gül
Bir semenber serv-i hosreftar dersen iste sen
Payine yüzler sürer her serv-i dil-cuyun revan
Su gibi bir asik-i didar dersen iset ben
Zülfü sahir turrasi tarrar suh-i sivekar
Çesmi cadü gamzesi mekkar dersen iste sen
Firkatinde tesne leb hatir perisan haste dil
Künc-i gamda bi-kes ü bi-mar dersen iste ben
Gözleri sabr u selamet ülkesini tarac eden
Bir amansiz gamzesi Tatar dersen iste sen
Bakiya Ferhad ile Mecnun-i seydadan bedel
Asik-i bi-sabr ü dil kim var dersen iste ben
Har-i gamda andelib-i zar dersen iste ben
Lebleri mül saçlari sünbül yanagi berk-i gül
Bir semenber serv-i hosreftar dersen iste sen
Payine yüzler sürer her serv-i dil-cuyun revan
Su gibi bir asik-i didar dersen iset ben
Zülfü sahir turrasi tarrar suh-i sivekar
Çesmi cadü gamzesi mekkar dersen iste sen
Firkatinde tesne leb hatir perisan haste dil
Künc-i gamda bi-kes ü bi-mar dersen iste ben
Gözleri sabr u selamet ülkesini tarac eden
Bir amansiz gamzesi Tatar dersen iste sen
Bakiya Ferhad ile Mecnun-i seydadan bedel
Asik-i bi-sabr ü dil kim var dersen iste ben
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar