bugün
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor4
- herkes yatmış görünüyor3
- manifest dinleyen erkek11
- aşk acısı çekiyorum sözlük21
- eğitimde sınav sistemi2
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması10
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi7
- sudekiray'ın 18000 entry kutlaması4
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- sudekiray3
- kız arkadaşın 4 gündür mesaj atmaması4
- evlenilmeyecek 4 erkek11
- komik olmayan komedyen2
- sözlük yazarlarının kıro olmaları7
- berrak tüzünataç3
- fahriye evcen3
- ilk buluşmada öpmeye çalışan kız3
- mesele ne senin benden ayrılman3
- mohamed salah ghaly13
- türkiye7
- aykolik'in iyi bir yazar olması5
- lahmacun yiyen insan kırodur4
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- yaz yemekleri5
- gulmekicinyaratilmis11
- scooter'a 6 kişi binmek5
- taksici muhabbeti5
- taşak sütyeni2
- insan zamandan ibarettir3
- spiderman mi döver batman mi5
- tofaş2
- mauro icardi3
- trabzonspor7
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- gocu4
- adını yoldaki taşlara yazdım4
- stres yönetimi6
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- birleşik krallık3
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- doğuda yaşayan yazarlar5
- elalem ne der4
- almanya5
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- ispanya7
- petrol4
- gocu bay bey birader3
- dost2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı17
https://www.youtube.com/watch?v=WOJAmkBUtfo
sadece asksiz parti icin dinleyin, son ses ama.
sadece asksiz parti icin dinleyin, son ses ama.
'Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca.
Dağı bile taşır insan aşık olup, inanınca..''
- Şems-i Tebrizi
Dağı bile taşır insan aşık olup, inanınca..''
- Şems-i Tebrizi
kimi ellerde aşk
lunaparkta bir oyundu
ve tahterevallide alçalması gerekiyordu
sevgililerden birinin
bizde ise aşk
ayrı salıncaklarda
el ele sallanmaktı
yağmur altında
rüzgara karşı
*
her gözümü kırptığımda
seni özlemenin doruklarını yaşıyorum
ve her açtığımda gözlerimi
seni yeniden görme sevinciyle
tazeleniyor yüreğim
*
her mahallenin bir delisi vardı
ben şehrin delisiydim
her delinin kırk sözünden biri doğruydu
ben hep o doğru sözü söyledim
seni seviyorum kadar ez ji te hezdikim
*
yoksun işte
desene
en yakın zamanda görüşemeyeceğiz artık
*
kör etrafındakileri görür görü
kör görmeye başlayınca
etrafındakileri kör görür
*
çocuk dünyasında kaldım
ne yapayım
yaşam tanrıların elini kolunu bağladı
büyütemediler yüreğimi
asi bir ülkenin ırmak suyu ile acılandım
ne yapayım
çocuk dünyasında kaldım
büyüdükçe beynim
daha çok çocuklaştı yüreğim
*
hiçbir dur ihtarına uymadık
sevgiyi yaşarken
ve hiçbir kurşun hızımıza yetişemedi
özgürlüğün güneşine koşarken
onun için
özgürlüğüme akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
özgürlüğümden akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
*
esmerliğimle alay ederken insanlar
şimdi sarışınlığımdan şikayeçi
ben ise hoca misali ters binerim eşeğe
korsan filmlere takılır
akordu bozuk gitarlarda müzik dinlerim
*
borçlu değilim sana
çünkü bütün sevişmelerde
eksik kalan sendin
*
kaldıralım tedavülden parayı
kuralım tezgahları pazara
bir çuval un için beş-altı ekmek
iki künefe üzüme bir şişe şarap diyelim
ben de açayım tezgahımı
bedava sevgi
sevgi bedava diye bağırayım
*
gecenin ilerleyen saatlerinde
uyku rehavetiyle
kapanmaya başlayacak gözlerim
daha da ilerleyen saatlerinde
sen süzüleceksin odama
gözlerim açılacak
uyuyamayacağım
*
aşkta
matıklı olmaya çağırıyorsun beni
unutma ihanet de
mantığın bir ürünüdür
hani bir de
zaman ve mekan tanımaksızın
gönlünü okşamamı istedin
ben
yapamadığın istediklerini
ihanet edemedim sana
*
çiğdem diye bir arkadaşa
gözlerin niye bu kadar güzel dedim
teşekkür etti
sonra
yaşam ve sevgi dedi
yalçın kayalarıyla dersim dağlarını
munzur sevdasını anlattı
teşekkür ettim
ve gözlerine yansıyan
yüreğindeki güzelliği görmediğim için
özür diledim
*
sesini duydum ya
artık
kelebeklerin kanat çırpışlarını
karıncaların ayak seslerini
duyabiliyorum
*
aşkı bilmeyenlerle işimiz yok dedin
o yüzden
sevginin derinliği gibi
ayrılığın demi de
sigarayla iyi gidiyor
*
gelmedin ya
tren istasyonları
albilecekleri en kötü haberi aldı
şimdi
infilak durumda
bütün raylar vagonlar
*
arkadaş hediyesi ucuz bir kemer de bulamıyorum
zaten
kemerler de demode
bir karolifer borusunda
şuleli zaman dinlencelerinde
*
deniz hafif dalgalıydı
bir şişe şarap döktüm
hırçınlaştı
dalgalar titanik boyutuna vardı
deniz deniz oldu
oysa ben iki şişe şarap içmiştim
seni düşlemek ise
binlerce fıçıya bedeldi
*
kızıl saçlarında
şafaklar sökerken
yalnızlığını paylaştı ellerim
ıssız tenin
dudakları alev alev
ellerin titriyor
saklaman da yetmiyor
nefes alışllarının sıklığını
üzülme
acemi olman
sevişlerine seviş katıyor
*
gülümsemelerimi
kahkahalarla besledim hep
oysa bu gece
başıboş bir uçurum kadar
başıboş bir serseriyim
ve yine bu gece
çisil çisil klasik ıslaklığımla
ağlamaya tutkuluyum
ve
gözyaşlarımın tek tanığıyım
gülmelerimi
çocuk tebessümleri büyüttü
oysa bu gece
ölüm bile çocuktur yüreğimde
ve gecenin serseri sarhoşluğunda
yeniden yeniden
doğan bir bebeğimdin sen
*
eksik mi kalacaktık
uykusuzluğumuzdan artan rüyalardan
zamansız doğan güneşten
aralanmış şaraptan
eksik mi kalacaktık
soluksuz kalan sevişmelerden
sen eksik mi kalacaktın benden
ben eksik mi kalcaktım senden...
'sadun ertaş' effulia-ra adlı kitabından anlıklar adlı şiiri
lunaparkta bir oyundu
ve tahterevallide alçalması gerekiyordu
sevgililerden birinin
bizde ise aşk
ayrı salıncaklarda
el ele sallanmaktı
yağmur altında
rüzgara karşı
*
her gözümü kırptığımda
seni özlemenin doruklarını yaşıyorum
ve her açtığımda gözlerimi
seni yeniden görme sevinciyle
tazeleniyor yüreğim
*
her mahallenin bir delisi vardı
ben şehrin delisiydim
her delinin kırk sözünden biri doğruydu
ben hep o doğru sözü söyledim
seni seviyorum kadar ez ji te hezdikim
*
yoksun işte
desene
en yakın zamanda görüşemeyeceğiz artık
*
kör etrafındakileri görür görü
kör görmeye başlayınca
etrafındakileri kör görür
*
çocuk dünyasında kaldım
ne yapayım
yaşam tanrıların elini kolunu bağladı
büyütemediler yüreğimi
asi bir ülkenin ırmak suyu ile acılandım
ne yapayım
çocuk dünyasında kaldım
büyüdükçe beynim
daha çok çocuklaştı yüreğim
*
hiçbir dur ihtarına uymadık
sevgiyi yaşarken
ve hiçbir kurşun hızımıza yetişemedi
özgürlüğün güneşine koşarken
onun için
özgürlüğüme akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
özgürlüğümden akar bu gözyaşı
bu gözyaşı deniz
*
esmerliğimle alay ederken insanlar
şimdi sarışınlığımdan şikayeçi
ben ise hoca misali ters binerim eşeğe
korsan filmlere takılır
akordu bozuk gitarlarda müzik dinlerim
*
borçlu değilim sana
çünkü bütün sevişmelerde
eksik kalan sendin
*
kaldıralım tedavülden parayı
kuralım tezgahları pazara
bir çuval un için beş-altı ekmek
iki künefe üzüme bir şişe şarap diyelim
ben de açayım tezgahımı
bedava sevgi
sevgi bedava diye bağırayım
*
gecenin ilerleyen saatlerinde
uyku rehavetiyle
kapanmaya başlayacak gözlerim
daha da ilerleyen saatlerinde
sen süzüleceksin odama
gözlerim açılacak
uyuyamayacağım
*
aşkta
matıklı olmaya çağırıyorsun beni
unutma ihanet de
mantığın bir ürünüdür
hani bir de
zaman ve mekan tanımaksızın
gönlünü okşamamı istedin
ben
yapamadığın istediklerini
ihanet edemedim sana
*
çiğdem diye bir arkadaşa
gözlerin niye bu kadar güzel dedim
teşekkür etti
sonra
yaşam ve sevgi dedi
yalçın kayalarıyla dersim dağlarını
munzur sevdasını anlattı
teşekkür ettim
ve gözlerine yansıyan
yüreğindeki güzelliği görmediğim için
özür diledim
*
sesini duydum ya
artık
kelebeklerin kanat çırpışlarını
karıncaların ayak seslerini
duyabiliyorum
*
aşkı bilmeyenlerle işimiz yok dedin
o yüzden
sevginin derinliği gibi
ayrılığın demi de
sigarayla iyi gidiyor
*
gelmedin ya
tren istasyonları
albilecekleri en kötü haberi aldı
şimdi
infilak durumda
bütün raylar vagonlar
*
arkadaş hediyesi ucuz bir kemer de bulamıyorum
zaten
kemerler de demode
bir karolifer borusunda
şuleli zaman dinlencelerinde
*
deniz hafif dalgalıydı
bir şişe şarap döktüm
hırçınlaştı
dalgalar titanik boyutuna vardı
deniz deniz oldu
oysa ben iki şişe şarap içmiştim
seni düşlemek ise
binlerce fıçıya bedeldi
*
kızıl saçlarında
şafaklar sökerken
yalnızlığını paylaştı ellerim
ıssız tenin
dudakları alev alev
ellerin titriyor
saklaman da yetmiyor
nefes alışllarının sıklığını
üzülme
acemi olman
sevişlerine seviş katıyor
*
gülümsemelerimi
kahkahalarla besledim hep
oysa bu gece
başıboş bir uçurum kadar
başıboş bir serseriyim
ve yine bu gece
çisil çisil klasik ıslaklığımla
ağlamaya tutkuluyum
ve
gözyaşlarımın tek tanığıyım
gülmelerimi
çocuk tebessümleri büyüttü
oysa bu gece
ölüm bile çocuktur yüreğimde
ve gecenin serseri sarhoşluğunda
yeniden yeniden
doğan bir bebeğimdin sen
*
eksik mi kalacaktık
uykusuzluğumuzdan artan rüyalardan
zamansız doğan güneşten
aralanmış şaraptan
eksik mi kalacaktık
soluksuz kalan sevişmelerden
sen eksik mi kalacaktın benden
ben eksik mi kalcaktım senden...
'sadun ertaş' effulia-ra adlı kitabından anlıklar adlı şiiri
"iki tren rayı gibiyiz" diyor ya şair, buna rağmen hala umutlu olmaktır. umut beynine çok uzakken, kalbinde beslemektir. korkudan son anı bekleyip bu kez kaybetmektir. çok zor olduğunu bilmene rağmen onu tekrar göreceğine inanmaktır. tek ilacının zaman olduğu hastalıktır, geçecektir.
şöyle bir şeydir:
"Zeliha o hâle gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar her şeyin adı Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. 'Mum ateşte yumuşadı.' dese, 'Sevgili bize alıştı, yüz verdi.' demiş olurdu. 'Bakın ay doğdu.' dese, 'Söğüt yeşerdi.' dese, 'Başım ağrıyor.' dese, 'Başımın ağrısı geçti.' dese hep aynı mânâları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de."
Hz Mevlana, Mesnevi, cilt VI, beyit: 4032-4044
"Zeliha o hâle gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar her şeyin adı Yusuf'tu onun için. Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. 'Mum ateşte yumuşadı.' dese, 'Sevgili bize alıştı, yüz verdi.' demiş olurdu. 'Bakın ay doğdu.' dese, 'Söğüt yeşerdi.' dese, 'Başım ağrıyor.' dese, 'Başımın ağrısı geçti.' dese hep aynı mânâları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de."
Hz Mevlana, Mesnevi, cilt VI, beyit: 4032-4044
geçmişte hayallerde yaşatılan duygu, günümüzde katladilen duygu.
aşk imiş her ne var alemde
ilim bir kıyl ü kal imiş ancak
fuzuli
ilim bir kıyl ü kal imiş ancak
fuzuli
Yaşamın en güzel gerçeği. Ve kimileri içinde en acı gerçeği.
herkesin kendince yarattığıdır.
hayal edileni kişileştirmektir.
hayal edileni kişileştirmektir.
yaşanması gereken bir duygu.
hızlı gelen ama bir türlü kalbi terk etmeyen duygu.
aşk garip bişey çözemediğim. hiç tanımadığın birini ölürcesine sevmek çok garip...
bazen lanetler yağdırdığımız, bazen yere göğe koyamadığımız duygu.
ama her haliyle güzeldir aşk...
bazen lanetler yağdırdığımız, bazen yere göğe koyamadığımız duygu.
ama her haliyle güzeldir aşk...
o' nun gülüşünü gördükten sonra allah' a inanmaktır.
mazoşistliğin ve hayalperestliğin bir sonucudur. kısacası kurgularımızla hiç alakası olmayan bir insanı kurguladığımız gibi sanmaktır.
aşk insanın kendisin de başlar ve yine kendsin de biter hayal gibi.
aşk insanın kendisin de başlar ve yine kendsin de biter hayal gibi.
hissizleşmeye giden ilk adımdır. yoğun bir his, ağır bir depresyon ve neticede yaşanılan "aşk"ın şiddetine bağlı şiddette bir hissizlikle sonuçlanan; insanoğlunun en büyük "bug"udur.
renk körü birinin iyileşmesi gibidir aşk.
geçenlerde ilk defa aşkla ilgili bişeyler karalamayı denedim.
--spoiler--
Aşk..içi boş,,saklayıp, beslediğiniz,,aryalarla süslediğiniz,, trajedilerle oyduğunuz,, intihar vaatleriyle doldurduğunuz,, mutlak sessizliğinizde kendi seçiminiz sandığınız,, dayatılmış yalnızlığınızla duvarlara küfürler savurduğunuz,, bedelini ödemekten her fırsatta kaçtığınız,, acıyı bir lütuftan ziyade, sancılarla tanımladığınız,, tahakkümü altına girdiğiniz,, kokuşmuş ağızlarınızdan düşmeyen bi temadan fazlasıydı.
Özgürlüğün hizmetkarı,, yalnızlığın tırpanıydı.
Dalga geçiyorum.
Aşk.. Seksin gözde fantezisiydi.
--spoiler--
--spoiler--
Aşk..içi boş,,saklayıp, beslediğiniz,,aryalarla süslediğiniz,, trajedilerle oyduğunuz,, intihar vaatleriyle doldurduğunuz,, mutlak sessizliğinizde kendi seçiminiz sandığınız,, dayatılmış yalnızlığınızla duvarlara küfürler savurduğunuz,, bedelini ödemekten her fırsatta kaçtığınız,, acıyı bir lütuftan ziyade, sancılarla tanımladığınız,, tahakkümü altına girdiğiniz,, kokuşmuş ağızlarınızdan düşmeyen bi temadan fazlasıydı.
Özgürlüğün hizmetkarı,, yalnızlığın tırpanıydı.
Dalga geçiyorum.
Aşk.. Seksin gözde fantezisiydi.
--spoiler--
sürekli bir yanılsama halidir ve en iyi aşk anıları hep geçmişe aittir; hep kalpte yaşatılır.
olmaz olsundur.
Aşk tarifsiz bir kimyadır.
(bkz: bel soğukuğu)
Aşk Budur!
Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken, rastlaşırsınız aniden...
"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık, sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır... iki elinde iki çocuk...
- Nasılsın?
- iyiyim... Ya sen?...
- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...
- Annen, baban?..
- Babamı kaybettik. Annem hasta...
- Mutlu musun?
Sessizlik...
- Telefonumu vereyim, ararsın belki...
iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...
"- Kimdi o amca anne?.."
Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti:
"Acaba?.."
*****
Aliye ile Ramazan' in aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansıdı Milliyet' in manşetine...
Ancak Ayşegül Aydoğan' ın haberi en az ilki kadar hazindi: Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş. Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye... Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş, ancak Aliye' yi hep aklında, göğsünde saklamış.
Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi "3 çocukla bir başına bas edemezsin, evlen" diye tutturmuş. O da "Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.
17 yıl sonra gençliğinin Karabük' üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş. Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş. Aliye odaya girip de eski aşkını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış. 17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:
"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen...
28 yıl evli kalmışlar. ikinci baharı yaşamışlar. Malum, ikinci bahar, "son" bahardır. Orada aşk, hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.
71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul etmemişler, paraları yok diye... Sonra bir başkasına... Yine ret... Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey' in çırpınışlarını; "Allah'ım bunlar ne yapıyor" diye ürperiyormuş. Ramazan Bey "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...
"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."
Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler. Sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...
"ilk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlık...
Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar. Söyle demiş afacanlardan biri:
"Anneannem sırtından hasta olmuştu. Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. Dedem devamlı elleri titremesine rağmen ananemin ayaklarına oje sürüyordu. Bence aşk budur."
Can Dündar
Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken, rastlaşırsınız aniden...
"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık, sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır... iki elinde iki çocuk...
- Nasılsın?
- iyiyim... Ya sen?...
- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...
- Annen, baban?..
- Babamı kaybettik. Annem hasta...
- Mutlu musun?
Sessizlik...
- Telefonumu vereyim, ararsın belki...
iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...
"- Kimdi o amca anne?.."
Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti:
"Acaba?.."
*****
Aliye ile Ramazan' in aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansıdı Milliyet' in manşetine...
Ancak Ayşegül Aydoğan' ın haberi en az ilki kadar hazindi: Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş. Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye... Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş, ancak Aliye' yi hep aklında, göğsünde saklamış.
Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi "3 çocukla bir başına bas edemezsin, evlen" diye tutturmuş. O da "Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.
17 yıl sonra gençliğinin Karabük' üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş. Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş. Aliye odaya girip de eski aşkını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış. 17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:
"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen...
28 yıl evli kalmışlar. ikinci baharı yaşamışlar. Malum, ikinci bahar, "son" bahardır. Orada aşk, hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.
71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul etmemişler, paraları yok diye... Sonra bir başkasına... Yine ret... Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey' in çırpınışlarını; "Allah'ım bunlar ne yapıyor" diye ürperiyormuş. Ramazan Bey "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...
"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."
Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler. Sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...
"ilk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlık...
Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar. Söyle demiş afacanlardan biri:
"Anneannem sırtından hasta olmuştu. Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. Dedem devamlı elleri titremesine rağmen ananemin ayaklarına oje sürüyordu. Bence aşk budur."
Can Dündar
sekssiz olmaz.
"varmış gibi yaklaş.....yokmuş gibi yaşa.."
biri var öyle demiş.
biri var öyle demiş.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar