bugün

/636
Aşk yakar, Aşk sokar, Aşk sevdirir, Aşk öptürür... Aşk vardır yada yoktur bilinmez varsa da geçicidir geçi değilsede geçici derler!
Ah ne zormuş bitsin demek hala severken seni
Dudaklarını öpmemek bir yabancı gibi
Bilirsin ayrılık konusunda iyi değiliz ikimizde
Bir kıvılcım yeter her zaman koşup geri gelmemize.
yalandır, uydurmadır. yok öyle bir şey.
tohum ekmediğin toprakta zamansız yeşeri verendir aşk..
O hisler ki vahşi bir hayvanı uysallaştırır, can çekişmekte olan bir canlıya hayat verir ve kendi zehiriyle bir insanı öldürebilirdi. Yaşamla ölüm arasındaki tezatlıktan beslenen bu duygunun ne kadar acımasız olduğunuysa yıllar geçtikçe derinden hissederek, yavaş yavaş tükenerek daha da iyi anlıyordu. Hep onu düşündü, hep onu sevdi. Ona yazdı, ona kızdı, ona sövdü, onu yıktı ama olmadı, ondan kurtulamadı.
Dikenli bir telden geçmek, her seferinde daha da acı çekerek ve tekrar tekrar deneyerek çaresizliği öğrenmek gibi bir şeydi onsuzluk. Bir yaşam bir kavgaydı o. Önce sevmek sonra daha da çok sevmekti. Hem hayatla hem bedenle hem de içiyle savaşmaktı. imkansızdı ondan kurtulmak. yıllar geçti hala bir avuç içerisine sıkışmışlık hissinden kurtulamadı. Çok çabaladı birkaç defa gördüğü bu gözlerden kaçmayı, her gittiği yere o gülen gözleri de götürdü. Zihnindeki gözler güldükçe, kendi gözleri ağladı. Öyle bir ağlamaydı ki bu semaya açılan tüm elleri doldurabilirdi akıttığı gözyaşları. Ve bütün doğayı berekete bulayabilirdi. insan isteyince her şeyi yapamazdı ona göre. insan unutunca her şeyi yapabilirdi.
bunları yazdıran imkansız duygu.
aşk nedir diye bana sorsalar ki kimse sormazdı; şakağının biras daha solunu öpmektir derim. en hassas en ince olduğu yerdir derinin. dudaklarımın altında hissederim herşeyini; sevincini, hüznünü, sevgini ve aslında beni sevip sevmediğini...
aradığım hep aradığım şeydir. ve dünyanın en güzel duygusudur.
en eşsiz kokuları duyumsamaktır...
asıl olan yurekteki yansimasi degil midir zaten askin ? adını bile koyamadigimiz onca yasanmislik dipsiz bir kuyuysa,duvarlara carpa carpa sonsuza dek düsmek istemez miyiz ? o dunyanin bir ucunda,ucuz bir hayatin duvarini suslerken asli bizim goz kapaklarimiza cizdigimiz degil midir?

bu yuzden inanmaz miyiz varligindan asla emin olamayacagimiz yaraticiya?
hiç dinmeyecek, bitmeyecek... acım.
(bkz: boktur)
uğruna an itibariyle 298 sayfa dolusu entry girilmiş olgu.
aşk eski bir palavra,artık burdan geçmeyecek.
sıcak temmuz akşamında insanın içini kıpır kıpır eden, bazen iyi ki aşığım yeaa çok mutluyum dedirten bazende gecenin bi vakti iki bira aldıran, olmaz olsun denilen duygu. ey aşk nerdesin..
yalnızlık kapısından çıkıp gitme isteğidir aslında.
o her üzüldüğünde, her sevindiğinde, her heyecanlandığında, her kahkaha attığında, her sıkıldığında yada her yorulduğunda içinin böyle şey olmasıydı, şey gibi, ney gibiydi lan?
aslında budur, bir takım duygular ve sonu meçhul bir silsile.

hatta ideolojik yaklaştığımızda kapitalist sistemin zeka dolu bir oyunu, sistematik yaklaştığımızda doğa kanunu, psikolojik yaklaştığımızda ise; ya aşağılık ya da sahiplenme duygusudur.
7459 ayrı tanım yaptıran garip bir şey.
acemiliktir.
hakkında yaz yaz bitmeyecek tek şeydir şu hayatta belki de. insana hem acı hem mutluluk veren de tek şeydir. şuan yaşadığım şeydir ayrıca. fark ettim çok şey demişim. puff. aşk işte bu hale getirir insanı ne dediğini bilmezsin. tıpkı ben.
gurur katili.
herkesle yaşayamayacağın hayatın boyunca belkide 1 kişiye bukadar yoğun duyacağın hislerdir.
aşk;
aslında tek başına sakin sakin yaşayan insanı yavaş yavaş öldürmektir.
çünkü bir gün illaki bitecektir.
karşılıklı yaşanması nadir his.
''o'' dur. * *
canı istediğinde kapıyı çalan, canı istemeyince ortalıkta gözükmeyen tatlı su kurnazı, kerata.
© copyright 2005 - 2026