bugün
- 30 yaşına gelince erkeklerin patates olması8
- israil seviciliği5
- true yaşıyor mu6
- kafayı yememek için ne yapıyorsunuz9
- 40 yaşına gelince kadınların kartlaşması6
- en son neye çok üzüldünüz12
- ibrahim'in allah'ı elestirmesi4
- yehova şahitleri5
- nuh ve ibrahimle yapılan antlaşma6
- gocu32
- uludağ sözlük premium hesabı4
- yahudilerin mesih seviciliği2
- uçakta sözlüğe girmek2
- feministlerin cevaplayamadığı soru7
- mamudo gurban niye doğdun9
- hiçbir şeyi bilmeden hayvan gibi yasamak3
- her şeyin çözümü var demek3
- oya küçümen2
- queen ravennanın cinleri5
- göksel in memeleri3
- başkent istanbul olsun11
- normal keki ıslak keke çevirme tekniği10
- kürtlerin aslında iyi olduğu gerçeği4
- tai'nin mutfağına konuk olmak8
- nasıl nude istenir4
- piyasanın en ağır sigarası4
- junior yazılımcının yapay zeka korkusu2
- amedspor6
- sözlüğün iltifat gelmezse sanki ölecek yazarı3
- mansur yavaş6
- tablet mi pc mi telefon mu3
- mansur yavaş'ın chp den ayrılması6
- truelaşmak5
- chp'nin ankara'yı da kaybetmesi4
- insanların sizden uzak durması5
- vay vay vay queen ravenna abla hoşgeldin6
- inci sözlük3
- sözlükteki karanlık kişiler6
- dün gece sözlükte yaşanan akıl almaz olay9
- ansızın gelen iç sıkıntısı3
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği38
- bir kadınla erkek arkadaş olamaz4
- yunanistan2
- allah16
- ekrem imamoğlu5
- kamosun şafak operasyonuyla ters kelepçe yemesi6
- bi buçuk iskenderi bitirebilen kadın5
- 23 eylül 20262
- moldova2
- ameliyata girmeden tarayıcı geçmişini silmek4
"experimental sen yapma bari" dedi, kocaman gözlükleri ağlamaktan buğulanmış sınıf arkadaşım. orta okul son sınıftaydık ve başka bir sınıf arkadaşımızın cenaze törenindeydik. sınıfımızın kimseye bulaşmayan, ölmeden önce de herkes tarafından sevilen bir kızı, bir sabah, sınavımız olmamasına rağmen sınıfa gelmemiş, ve sonrasında sabah bir araba tarafından ezildiğini öğrenmiştik. haber gelir gelmez, bütün sınıf ağlamaya başlamıştı, ama birinin birşeyler yapması gerekiyordu, en iyi arkadaşının yanına gittim, hastaneye gidelim dedim, komadaydı, birlikte ufak bir ekip kurduk, gerekli izinleri aldık, hastaneye gittik. herkes ağlıyordu hastanede, en iyi arkadaşına, komadaki arkadaşımızın annesinin yanına gitmesini söyledim, ben babasının yanına gidip yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını sordum, herkes ağlıyordu, işlerin aksamaması gerekiyordu, ağlamak hiç bir sorunu çözmezdi. sonra ölüm haberini aldık, birinin cenazeye katılımı, okulda insanların yakalarına takması için resimleri, okulda yapılacak töreni organize etmesi gerekiyordu, herkes ağlıyordu, ben yaptım. işte cenazede arkadaşım o yüzden "sen yapma bari" demişti, ilk defa gözümde yaş gördüğünde.
henüz ortaokulda, bana biçilen bu soğukkanlı adam rolü, ömrüm boyunca devam etti, hani akrabalarınızdan, ailenizden birini kaybettiğinizde, biri vardır, cenazeyi teslim alır, mezarlıkta yer ayarlar, imamı bulur, namazı organize eder, minibüs kiralar, mezar taşı yaptırır, cenazeyi yıkatır, yemek işlerini organize eder, hayır dağıttırır, işte o bendim. herkes ağlıyorsa, birinin birşeyler yapması gerekiyordu, benim görevim buydu. hiç ağlamadım cenazelerde, zaten yapılacak işler varsa, buz keserdim, duygularım giderdi, doğam buydu. sonradan öğrendim ki bunun adı kriz yönetimiydi.
yıllarca hastalıklarla uğraştık ailece, öyle aile büyüklerinin ilerleyen yaş hastalıkları değil, çaresiz olanları, yıllarca sürenleri, herkesin ağladığı zamanlar oldu, ben sadece yapılması gerekenleri düşündüm, zira ağlamakla bir iş halledilmezdi, şu doktora'da gidelim dedim, götürdüm, yurtdışında baktıralım dedim, götürdüm, değişik ilaçlar buldum, hayatı kolaylaştırıcı çözümler, ama ağlamadım, hasta olanların morallerini daha fazla bozmak olmazdı. birinin bir şeyleri çözmesi gerekiyordu. ani hastalıklarda yaşadık, günlerce hastanelerde kaldım, refakatçi, gelen ağlıyordu, giden ağlıyordu, ben mesleğinin farkında olmayan doktor'ların peşinde koşuyordum, onlara house md'den espriler yapıp, onları tavlamaya çalışıyordum, birilerinin hastamızla ilgilenmesi gerekiyordu, serumlar buluyordum, gelenlere yemek yediriyordum, ağlamaya vakit yoktu, gelen gelip bir saat ağlayıp gidiyordu, ben yirmi dört saat oradaydm, ağlamaya vaktim yoktu.
sınavım çok kötü geçti, kalacağım diyip ağlayanları teselli ettim, onlara çalışma planları yaptım, gerekiyorsa çalıştırdım, ailesiyle kavgalı artık herşeyden bıktım diye ağlayan insanları teselli ettim, onların diyaloglarını kolaylaştıracak çözümler buldum, şirkette direktörü bağırdı diye ağlayan insanlara, çözüm önerileri sundum, kahve içelim dedim, orada onlara olaya farklı açılardan bakmaları gerektiğini söyledim, parasızlıktan, çaresizlikten ağlayan insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım, insanlara iş buldum, harcama planları yaptım, borç verdim, benim de parasızlık dönemlerim oldu, bulaşık yıkayarak para kazandığım dönemler, ama ne dert yandım, ne de pes ettim, çözmeye çalıştım hep dertlerimi.
peki ben ağlamadım mı? ağladım tabi, sözlükle de dertleştim bu nadir ağlamalarımı; *****, anlattıkça rahatlattım, cümlelere sığar hale getirerek yaşanmışlıklarımı kurtuldum onlardan.
hayat bir mücadeleydi, bazıları çabuk pes eder, ağlardı sürekli, bazıları için ise ağlamak sadece arada soluklanılan anlardı.
sözlük ise benim hayatım değil, sadece hayatın yoğun temposunda soluklandığım bir duraktı.
hüngürhüngüredit: ağlak adam edebiyatı nasıl bir tanımdır yahu, ağlak adam edebiyatı nedir.. hocu bu cehalet ne pis bir şeymiş !
henüz ortaokulda, bana biçilen bu soğukkanlı adam rolü, ömrüm boyunca devam etti, hani akrabalarınızdan, ailenizden birini kaybettiğinizde, biri vardır, cenazeyi teslim alır, mezarlıkta yer ayarlar, imamı bulur, namazı organize eder, minibüs kiralar, mezar taşı yaptırır, cenazeyi yıkatır, yemek işlerini organize eder, hayır dağıttırır, işte o bendim. herkes ağlıyorsa, birinin birşeyler yapması gerekiyordu, benim görevim buydu. hiç ağlamadım cenazelerde, zaten yapılacak işler varsa, buz keserdim, duygularım giderdi, doğam buydu. sonradan öğrendim ki bunun adı kriz yönetimiydi.
yıllarca hastalıklarla uğraştık ailece, öyle aile büyüklerinin ilerleyen yaş hastalıkları değil, çaresiz olanları, yıllarca sürenleri, herkesin ağladığı zamanlar oldu, ben sadece yapılması gerekenleri düşündüm, zira ağlamakla bir iş halledilmezdi, şu doktora'da gidelim dedim, götürdüm, yurtdışında baktıralım dedim, götürdüm, değişik ilaçlar buldum, hayatı kolaylaştırıcı çözümler, ama ağlamadım, hasta olanların morallerini daha fazla bozmak olmazdı. birinin bir şeyleri çözmesi gerekiyordu. ani hastalıklarda yaşadık, günlerce hastanelerde kaldım, refakatçi, gelen ağlıyordu, giden ağlıyordu, ben mesleğinin farkında olmayan doktor'ların peşinde koşuyordum, onlara house md'den espriler yapıp, onları tavlamaya çalışıyordum, birilerinin hastamızla ilgilenmesi gerekiyordu, serumlar buluyordum, gelenlere yemek yediriyordum, ağlamaya vakit yoktu, gelen gelip bir saat ağlayıp gidiyordu, ben yirmi dört saat oradaydm, ağlamaya vaktim yoktu.
sınavım çok kötü geçti, kalacağım diyip ağlayanları teselli ettim, onlara çalışma planları yaptım, gerekiyorsa çalıştırdım, ailesiyle kavgalı artık herşeyden bıktım diye ağlayan insanları teselli ettim, onların diyaloglarını kolaylaştıracak çözümler buldum, şirkette direktörü bağırdı diye ağlayan insanlara, çözüm önerileri sundum, kahve içelim dedim, orada onlara olaya farklı açılardan bakmaları gerektiğini söyledim, parasızlıktan, çaresizlikten ağlayan insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım, insanlara iş buldum, harcama planları yaptım, borç verdim, benim de parasızlık dönemlerim oldu, bulaşık yıkayarak para kazandığım dönemler, ama ne dert yandım, ne de pes ettim, çözmeye çalıştım hep dertlerimi.
peki ben ağlamadım mı? ağladım tabi, sözlükle de dertleştim bu nadir ağlamalarımı; *****, anlattıkça rahatlattım, cümlelere sığar hale getirerek yaşanmışlıklarımı kurtuldum onlardan.
hayat bir mücadeleydi, bazıları çabuk pes eder, ağlardı sürekli, bazıları için ise ağlamak sadece arada soluklanılan anlardı.
sözlük ise benim hayatım değil, sadece hayatın yoğun temposunda soluklandığım bir duraktı.
hüngürhüngüredit: ağlak adam edebiyatı nasıl bir tanımdır yahu, ağlak adam edebiyatı nedir.. hocu bu cehalet ne pis bir şeymiş !
aslında üzüntünün derinliğine ragmen ruhla bedenin biraraya gelmekten kaçınması sonucunda göz pınarlarından süzülmeyi reddeden yaşlar, yüreğin derinliklerinde kan gibi oluk oluk akar bazen... ağlamayan insan duygusuz olarak nitelendirilebilir; ancak kimse bilemez içinde ne fırtınalar koptuğunu, herkes hüngür hüngür ağlarken o donuk bir yüzle tek bir noktaya odaklanmıştır... dakikalar geçer o bunu hissetmez, tek hissettiği neştere dönüşmüş, kalbine doğru süzülen göz yaşlarının neden olduğu acı... ayrıca ağlayamayan insan her esnediginde gözleri çok fazla sulanır, yan etkisidir.
konuşamamaktır.
bir sabah ailenden uzak lise yurdundasın çoktandır aramıyordu annemler zaten bende ders çalışmam gerekti. ders matemetik ben sorularla uğraşıken nöbetçi geldi benı çağırdı şaşırdım öyle çok çağrılan tiplerden değildim. müdür yanıma geldi bilmediğim bir şevkatle eşyaları al yurttan dedi birazdan baban gelecek dedi ben anlamıştım ters bir durum vardı. ne oldu dedim sesim kısık anneannen hastaymış dedi bu sabah ölmüş ben inanmadım benim dünyalar tatlısı tonton anneannem hasta değildi ne zaman gitsem bana gülerdi hiç bir yeri ağrımazdı ki yanıma sadece anneannemın bana ördüğü süveterı aldım üzerimde görsün dedim, gittik. ama hiç ağlamadım herkes benden feryat etmemi bekliyordu bense onun çiçeklerinin yanındaydım annemı izledim. bir damla yaş aktı ona ölüm bile yakışmıştı sanki uyuyor gibiydi. beyaz da yakışmış deyip güldüm içimden ama canım çok yanıyordu benım anneannem hiç ağlamamı sevmedi ona da bellı etmedım. geceleri aklıma gelir fark etmeden gözümden bir yaş akar ama o görmesin diye hemen silerim. sen üzülme diye ben hiç ağlamadım.
sigaranın dumanıyla doğru orantılıdır.
salak mısınız herkes ağlar doğduğundada kendin ağlarsın, öldüğünde senin için ağlarlar. ama birde ananı ağlatanlar vardır. bunlar allahın belası, pisliklerdir.
Gözyaşını gösterecek kadar yakın kimseyi gorememektir. Herkes vay nasıl güçlü helal olsun derken araba kullanirken direksiyonu yumruklayarak hickiriklara bogulmayla sonuçlanır. Iste tekrar güçlüyüm.
Örümceklerin ağ yapma özelliğini kullanmaması.
Daha kötüsü Ağlayamamaktır.
Ağlamak gerek. Lakin içten içten. Neye ağladığınız da önemli. Ucu sana dokunan şeylerde herkes ağlar da, ucu sana dokunmayan şeylerde ağlamak. Çok daha güzel.
Ağlamak gerek. Lakin içten içten. Neye ağladığınız da önemli. Ucu sana dokunan şeylerde herkes ağlar da, ucu sana dokunmayan şeylerde ağlamak. Çok daha güzel.
''ağlayamamak'' en kötüsüdür...
Ben genellikle ağlamıyorumdum filmlerde.
Evet o kadar beton gibiyim.
Evet o kadar beton gibiyim.
errrkkkeeeekkkliiikkkktttirr r r.
bi de ağlayamamak vardır ki o daha vahimdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar