bugün
- nervionun merak ettiği yazar18
- bugün açılacağım sözlük kızı9
- sevgilinin giyimine karışmak7
- dikkatleri çeken sözlük kızı7
- sözlük abilerinden genç yazarlara tavsiyeler11
- merak edilen erkeğin patates çıkması7
- kürtler 5 yıl icerisinde türkiye yi ele gecirirler13
- en merak ettiğin ulu yazarı22
- tanga giyen kızın namusu4
- otobüste yaşlıya yer verme zorunluluğu4
- merak edilen sözlük erkeği6
- şımarık yazarlar5
- ulaşamadığı kadına mundar demek8
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek18
- komşuları itici yapan detaylar4
- selamın aleyküm desem kaç kişi aleyküm selam der10
- sinirli kadını sakinleştirmek13
- bu sözlükte beni herkes tanır7
- ağzında sakızı şişirip arsız arsız patlatan kız4
- yapay zeka kontrolden çıktığında olacaklar5
- sözlük kızlarından hiç astronot çıkmaması8
- yalnizca deli yalnizca sair21
- şimdi herkes su içsin11
- hapishanede yatmak karıyla yatmaya benzemez5
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım15
- ciguli vs velvet7
- profiline bakılan yazara bildirim gelmesi4
- arkadaşlar bakar mısınız21
- profil fotoğrafı koymayan erkek4
- ellerim bomboş3
- erkeklerin zeki kadın sevmemesi4
- keko saç tıraşı4
- protein tozu ve sütün gaz yapması3
- katatespizartmasi17
- tanganın gayet de kışkırtıcı olması2
- sözlüğün bir tek bana mı sıkıcı gelmesi2
- proteini yüksek sporcu tarfleri2
- yeni seçimde akp halka ne vaadedebilir sorunsalı11
- milyonların bacısı başlığının sol frame gelmemesi2
- bir kızı vermeye ikna etmek2
- türkiye çağ atlarken chp ne yapıyordu4
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak16
- atatürkün bilimden en uzak sözü4
- sünnetten akılda kalanlar5
- iyi insan olmak5
- kurgu2
- kitap okurken ağlamak8
- aile hekimine ilaç yazdırmak3
- ton balığını kim yiyor sorunsalı8
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı6
"experimental sen yapma bari" dedi, kocaman gözlükleri ağlamaktan buğulanmış sınıf arkadaşım. orta okul son sınıftaydık ve başka bir sınıf arkadaşımızın cenaze törenindeydik. sınıfımızın kimseye bulaşmayan, ölmeden önce de herkes tarafından sevilen bir kızı, bir sabah, sınavımız olmamasına rağmen sınıfa gelmemiş, ve sonrasında sabah bir araba tarafından ezildiğini öğrenmiştik. haber gelir gelmez, bütün sınıf ağlamaya başlamıştı, ama birinin birşeyler yapması gerekiyordu, en iyi arkadaşının yanına gittim, hastaneye gidelim dedim, komadaydı, birlikte ufak bir ekip kurduk, gerekli izinleri aldık, hastaneye gittik. herkes ağlıyordu hastanede, en iyi arkadaşına, komadaki arkadaşımızın annesinin yanına gitmesini söyledim, ben babasının yanına gidip yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını sordum, herkes ağlıyordu, işlerin aksamaması gerekiyordu, ağlamak hiç bir sorunu çözmezdi. sonra ölüm haberini aldık, birinin cenazeye katılımı, okulda insanların yakalarına takması için resimleri, okulda yapılacak töreni organize etmesi gerekiyordu, herkes ağlıyordu, ben yaptım. işte cenazede arkadaşım o yüzden "sen yapma bari" demişti, ilk defa gözümde yaş gördüğünde.
henüz ortaokulda, bana biçilen bu soğukkanlı adam rolü, ömrüm boyunca devam etti, hani akrabalarınızdan, ailenizden birini kaybettiğinizde, biri vardır, cenazeyi teslim alır, mezarlıkta yer ayarlar, imamı bulur, namazı organize eder, minibüs kiralar, mezar taşı yaptırır, cenazeyi yıkatır, yemek işlerini organize eder, hayır dağıttırır, işte o bendim. herkes ağlıyorsa, birinin birşeyler yapması gerekiyordu, benim görevim buydu. hiç ağlamadım cenazelerde, zaten yapılacak işler varsa, buz keserdim, duygularım giderdi, doğam buydu. sonradan öğrendim ki bunun adı kriz yönetimiydi.
yıllarca hastalıklarla uğraştık ailece, öyle aile büyüklerinin ilerleyen yaş hastalıkları değil, çaresiz olanları, yıllarca sürenleri, herkesin ağladığı zamanlar oldu, ben sadece yapılması gerekenleri düşündüm, zira ağlamakla bir iş halledilmezdi, şu doktora'da gidelim dedim, götürdüm, yurtdışında baktıralım dedim, götürdüm, değişik ilaçlar buldum, hayatı kolaylaştırıcı çözümler, ama ağlamadım, hasta olanların morallerini daha fazla bozmak olmazdı. birinin bir şeyleri çözmesi gerekiyordu. ani hastalıklarda yaşadık, günlerce hastanelerde kaldım, refakatçi, gelen ağlıyordu, giden ağlıyordu, ben mesleğinin farkında olmayan doktor'ların peşinde koşuyordum, onlara house md'den espriler yapıp, onları tavlamaya çalışıyordum, birilerinin hastamızla ilgilenmesi gerekiyordu, serumlar buluyordum, gelenlere yemek yediriyordum, ağlamaya vakit yoktu, gelen gelip bir saat ağlayıp gidiyordu, ben yirmi dört saat oradaydm, ağlamaya vaktim yoktu.
sınavım çok kötü geçti, kalacağım diyip ağlayanları teselli ettim, onlara çalışma planları yaptım, gerekiyorsa çalıştırdım, ailesiyle kavgalı artık herşeyden bıktım diye ağlayan insanları teselli ettim, onların diyaloglarını kolaylaştıracak çözümler buldum, şirkette direktörü bağırdı diye ağlayan insanlara, çözüm önerileri sundum, kahve içelim dedim, orada onlara olaya farklı açılardan bakmaları gerektiğini söyledim, parasızlıktan, çaresizlikten ağlayan insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım, insanlara iş buldum, harcama planları yaptım, borç verdim, benim de parasızlık dönemlerim oldu, bulaşık yıkayarak para kazandığım dönemler, ama ne dert yandım, ne de pes ettim, çözmeye çalıştım hep dertlerimi.
peki ben ağlamadım mı? ağladım tabi, sözlükle de dertleştim bu nadir ağlamalarımı; *****, anlattıkça rahatlattım, cümlelere sığar hale getirerek yaşanmışlıklarımı kurtuldum onlardan.
hayat bir mücadeleydi, bazıları çabuk pes eder, ağlardı sürekli, bazıları için ise ağlamak sadece arada soluklanılan anlardı.
sözlük ise benim hayatım değil, sadece hayatın yoğun temposunda soluklandığım bir duraktı.
hüngürhüngüredit: ağlak adam edebiyatı nasıl bir tanımdır yahu, ağlak adam edebiyatı nedir.. hocu bu cehalet ne pis bir şeymiş !
henüz ortaokulda, bana biçilen bu soğukkanlı adam rolü, ömrüm boyunca devam etti, hani akrabalarınızdan, ailenizden birini kaybettiğinizde, biri vardır, cenazeyi teslim alır, mezarlıkta yer ayarlar, imamı bulur, namazı organize eder, minibüs kiralar, mezar taşı yaptırır, cenazeyi yıkatır, yemek işlerini organize eder, hayır dağıttırır, işte o bendim. herkes ağlıyorsa, birinin birşeyler yapması gerekiyordu, benim görevim buydu. hiç ağlamadım cenazelerde, zaten yapılacak işler varsa, buz keserdim, duygularım giderdi, doğam buydu. sonradan öğrendim ki bunun adı kriz yönetimiydi.
yıllarca hastalıklarla uğraştık ailece, öyle aile büyüklerinin ilerleyen yaş hastalıkları değil, çaresiz olanları, yıllarca sürenleri, herkesin ağladığı zamanlar oldu, ben sadece yapılması gerekenleri düşündüm, zira ağlamakla bir iş halledilmezdi, şu doktora'da gidelim dedim, götürdüm, yurtdışında baktıralım dedim, götürdüm, değişik ilaçlar buldum, hayatı kolaylaştırıcı çözümler, ama ağlamadım, hasta olanların morallerini daha fazla bozmak olmazdı. birinin bir şeyleri çözmesi gerekiyordu. ani hastalıklarda yaşadık, günlerce hastanelerde kaldım, refakatçi, gelen ağlıyordu, giden ağlıyordu, ben mesleğinin farkında olmayan doktor'ların peşinde koşuyordum, onlara house md'den espriler yapıp, onları tavlamaya çalışıyordum, birilerinin hastamızla ilgilenmesi gerekiyordu, serumlar buluyordum, gelenlere yemek yediriyordum, ağlamaya vakit yoktu, gelen gelip bir saat ağlayıp gidiyordu, ben yirmi dört saat oradaydm, ağlamaya vaktim yoktu.
sınavım çok kötü geçti, kalacağım diyip ağlayanları teselli ettim, onlara çalışma planları yaptım, gerekiyorsa çalıştırdım, ailesiyle kavgalı artık herşeyden bıktım diye ağlayan insanları teselli ettim, onların diyaloglarını kolaylaştıracak çözümler buldum, şirkette direktörü bağırdı diye ağlayan insanlara, çözüm önerileri sundum, kahve içelim dedim, orada onlara olaya farklı açılardan bakmaları gerektiğini söyledim, parasızlıktan, çaresizlikten ağlayan insanlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım, insanlara iş buldum, harcama planları yaptım, borç verdim, benim de parasızlık dönemlerim oldu, bulaşık yıkayarak para kazandığım dönemler, ama ne dert yandım, ne de pes ettim, çözmeye çalıştım hep dertlerimi.
peki ben ağlamadım mı? ağladım tabi, sözlükle de dertleştim bu nadir ağlamalarımı; *****, anlattıkça rahatlattım, cümlelere sığar hale getirerek yaşanmışlıklarımı kurtuldum onlardan.
hayat bir mücadeleydi, bazıları çabuk pes eder, ağlardı sürekli, bazıları için ise ağlamak sadece arada soluklanılan anlardı.
sözlük ise benim hayatım değil, sadece hayatın yoğun temposunda soluklandığım bir duraktı.
hüngürhüngüredit: ağlak adam edebiyatı nasıl bir tanımdır yahu, ağlak adam edebiyatı nedir.. hocu bu cehalet ne pis bir şeymiş !
aslında üzüntünün derinliğine ragmen ruhla bedenin biraraya gelmekten kaçınması sonucunda göz pınarlarından süzülmeyi reddeden yaşlar, yüreğin derinliklerinde kan gibi oluk oluk akar bazen... ağlamayan insan duygusuz olarak nitelendirilebilir; ancak kimse bilemez içinde ne fırtınalar koptuğunu, herkes hüngür hüngür ağlarken o donuk bir yüzle tek bir noktaya odaklanmıştır... dakikalar geçer o bunu hissetmez, tek hissettiği neştere dönüşmüş, kalbine doğru süzülen göz yaşlarının neden olduğu acı... ayrıca ağlayamayan insan her esnediginde gözleri çok fazla sulanır, yan etkisidir.
konuşamamaktır.
bir sabah ailenden uzak lise yurdundasın çoktandır aramıyordu annemler zaten bende ders çalışmam gerekti. ders matemetik ben sorularla uğraşıken nöbetçi geldi benı çağırdı şaşırdım öyle çok çağrılan tiplerden değildim. müdür yanıma geldi bilmediğim bir şevkatle eşyaları al yurttan dedi birazdan baban gelecek dedi ben anlamıştım ters bir durum vardı. ne oldu dedim sesim kısık anneannen hastaymış dedi bu sabah ölmüş ben inanmadım benim dünyalar tatlısı tonton anneannem hasta değildi ne zaman gitsem bana gülerdi hiç bir yeri ağrımazdı ki yanıma sadece anneannemın bana ördüğü süveterı aldım üzerimde görsün dedim, gittik. ama hiç ağlamadım herkes benden feryat etmemi bekliyordu bense onun çiçeklerinin yanındaydım annemı izledim. bir damla yaş aktı ona ölüm bile yakışmıştı sanki uyuyor gibiydi. beyaz da yakışmış deyip güldüm içimden ama canım çok yanıyordu benım anneannem hiç ağlamamı sevmedi ona da bellı etmedım. geceleri aklıma gelir fark etmeden gözümden bir yaş akar ama o görmesin diye hemen silerim. sen üzülme diye ben hiç ağlamadım.
sigaranın dumanıyla doğru orantılıdır.
salak mısınız herkes ağlar doğduğundada kendin ağlarsın, öldüğünde senin için ağlarlar. ama birde ananı ağlatanlar vardır. bunlar allahın belası, pisliklerdir.
Gözyaşını gösterecek kadar yakın kimseyi gorememektir. Herkes vay nasıl güçlü helal olsun derken araba kullanirken direksiyonu yumruklayarak hickiriklara bogulmayla sonuçlanır. Iste tekrar güçlüyüm.
Örümceklerin ağ yapma özelliğini kullanmaması.
Daha kötüsü Ağlayamamaktır.
Ağlamak gerek. Lakin içten içten. Neye ağladığınız da önemli. Ucu sana dokunan şeylerde herkes ağlar da, ucu sana dokunmayan şeylerde ağlamak. Çok daha güzel.
Ağlamak gerek. Lakin içten içten. Neye ağladığınız da önemli. Ucu sana dokunan şeylerde herkes ağlar da, ucu sana dokunmayan şeylerde ağlamak. Çok daha güzel.
''ağlayamamak'' en kötüsüdür...
Ben genellikle ağlamıyorumdum filmlerde.
Evet o kadar beton gibiyim.
Evet o kadar beton gibiyim.
errrkkkeeeekkkliiikkkktttirr r r.
bi de ağlayamamak vardır ki o daha vahimdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar