bugün
- babalarımız gibi erkeklerin yetişmemesi7
- sözlükten bir kıza basmak4
- 15 mayıs 2026 uludağ sözlüğün huzura ermesi6
- fondöten sürmek9
- üsküdar sahaflarını sel bastı3
- bir ilişkiyi kim yönetir22
- hot girl summer3
- kekimi yeme beni'ye diyen kız3
- akrep soksa hangi yazarın emmesini istersin2
- istanbulda hava durumu3
- sinsi3
- ankara da kapanması en çok üzen mekanlar2
- evde kalmış 30 yaş üstü kadın yazarlar11
- camları kapatın klimayı açıyorum diyen dolmuşcu2
- cd devrinin bitmesi6
- bikini günü2
- en gıcık olunan insan davranışı7
- ciddi ciddi aşure seven insan30
- sandalye9
- uludağ sözlük yönetimini protesto ediyoruz5
- ona bir şey söyle9
- velvet48
- peygamberin ayak izini öpmek2
- ilişkiyi mesajla bitirmek3
- neşeli pozitif komik ve tatlı erkek2
- sözlüğümüzün en şekil yazarları2
- yeni sevgiliden beklentiler6
- kürdün 2 vazgeçilmezi2
- hediye edilen coinleri sevgilime vermem2
- sevişme sonrası erkeğin gömleğini giyen kadın3
- pandela 319
- deniz göktaş35
- sokuşu çağdaşlık ve gençlik olarak gören zihniyet2
- 4 temmuz 2026 istanbul yağmuru3
- 2 temmuz 2026 mado da kahvemden böcek çıkması2
- botların biraz bokunu çıkarması2
- deniz göktaş'ın ölen yemenli çocuklar şakası3
- sokuk yazarlar6
- kürt hareketinin devşirme olması15
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği35
- sikişirken hüzünlenmek6
- aleyna tilki7
- 4 temmuz 2026 kanada fas maçı15
- aşk10
- kız arkadaşla sabahlara kadar içmek6
- ciguli kral16
- gustavo alfaro2
- lamba5
- yapsam yaptım derim4
- korku filmi cekmeden once cinayet isleyen yonetmen5
Günün Simyası
Bırak hiçbir kız hizmet etmesin sana vahşi yaralarını
bastırdığın bu günde, kanlı hayvan, karaçamın eğilmiş dallarına.
Çevrendeki kızlara söyleme ateşin köreldiğini, uyarma kızları
menekşe kalplerle.
Onların yedisi de görecek mavi acıları taşıyan odanı
saçlarında yükselen sessiz amforada.
Kayıp gidecekler kendi gölgelerinin eflatun çizgilerinde
sualtı yalımları gibi sessiz bir ayinin ihtişamı içinde
senin duvarlarının dört rüzgârı boyunca.
Usulca dürülmüş kutsal acıların saklandığı antik kilimleri
yeşil çimenlere benzeyen ayaklarıyla, güneşin dalgalandırdığı
yumuşak çayırı, sessizliği ve çığlığın katı boşluğundaki sık otları
biçsinler diye ne kızları uyar,
Ne de bir yeraltı aşkının gizlenmiş güçlü titreşimini, denizin
akıl almaz arzusuna benzeyen şarkısı süzülmeye başlarken suda.
Uyarılmış birinci kız birer birer toplayacak kız kardeşlerini
ve senin açık damarlarının yapraklarında, aşkın demir atmış
yaralarını usulca anlatacak onlara.
Seçilmiş kız kardeşlerin en karanlığı getirecek sana, acı kalplerin
üstünde henüz tomurcuklanan balsamı, kutsallığı bozulmuş eski
mahzenleri, gece yarısı teşhislerinin ve eczanın çiçek yataklarını,
Hassas kazılarla ve sabırla gün ışığına çıkarılmış sevgili bir taş gibi
en yavaşları, yakıcı gözyaşlarıyla kendine yeni bir yüz yaptığı sürece.
O burada, tuzun seçkin kızı, bereketli hasadının muhteşem sepetlerine
koymak için seni. Yolda tartıyor parmak uçlarıyla senin batık
bir bahçeden toplanmış çiy tanelerine benzeyen göz yaşlarını.
Bak, adı Veronica olanların biri katlıyor geniş çam yapraklarını
ve peçesine suyun parlak aynası gibi serilmiş ıstırap dolu
bir yüzün düşlerini. *
Her yanına pirinç madeninden çiviler batırılmış, ateşler içinde
yanan kız acele ediyor şimdi bu gece, en tepesine yükselmiş,
büküyor onun olgun yapraklarını, siyah ayçiçekleri gibi.
Neredeyse bastıracak ellerini sıkıca senin gözlerinin üstüne
tıpkı mükemmel düşlerin yüzyıllarının, ölümün, sert bir incinin
beyaz kanının tefekküre daldığı yerdeki canlı bir istiridye gibi
Ah, rüzgârda ürperen sen, dört mevsimin bayrak direklerine
çekilmiş yüzünün güzelliği,
Sen, kumlarla ufalanmış, saçılmış saf yağlarla, akışkan renkli
ve güçlü suların tanımsız mucizelerinde üryan,
Karışık balçığın yüzüne bürünmüş kireçtaşı merhametlerden
gelen sessizliğin farkına var.
Maviye karşı hazır tut yeşili, ve, gücün sahipliğini, korkma
aşıboyasından ve erguvaniden, bırak bağlı kalsın dünyaya
kopyası dünyanın, yayına bağlanmış bir ok gibi,
Kendi garip simyasına bağlı, uyarılmış lütuf gibi çılgın trafikte,
Güneşteki saf vahşi şeyler, adını koysun yüzleştiği her şeyin
rahatsız edilmiş ve parçalanmış büyük ölünün haşmetiyle.
Kırık mavi camların duvarları dağılıyor denizdeki halkalar gibi,
Ve kalbin tam ortası tasarımlıyor kendi narin çitini.
Bir anlık zaman için çağırılmış, gün yükseliyor sözcüklerde,
saplarının üzerinde patlayan dev gelincikler gibi
Bırak hiçbir kız hizmet etmesin sana vahşi yaralarını
bastırdığın bu günde, kanlı hayvan, karaçamın eğilmiş dallarına.
Çevrendeki kızlara söyleme ateşin köreldiğini, uyarma kızları
menekşe kalplerle.
Onların yedisi de görecek mavi acıları taşıyan odanı
saçlarında yükselen sessiz amforada.
Kayıp gidecekler kendi gölgelerinin eflatun çizgilerinde
sualtı yalımları gibi sessiz bir ayinin ihtişamı içinde
senin duvarlarının dört rüzgârı boyunca.
Usulca dürülmüş kutsal acıların saklandığı antik kilimleri
yeşil çimenlere benzeyen ayaklarıyla, güneşin dalgalandırdığı
yumuşak çayırı, sessizliği ve çığlığın katı boşluğundaki sık otları
biçsinler diye ne kızları uyar,
Ne de bir yeraltı aşkının gizlenmiş güçlü titreşimini, denizin
akıl almaz arzusuna benzeyen şarkısı süzülmeye başlarken suda.
Uyarılmış birinci kız birer birer toplayacak kız kardeşlerini
ve senin açık damarlarının yapraklarında, aşkın demir atmış
yaralarını usulca anlatacak onlara.
Seçilmiş kız kardeşlerin en karanlığı getirecek sana, acı kalplerin
üstünde henüz tomurcuklanan balsamı, kutsallığı bozulmuş eski
mahzenleri, gece yarısı teşhislerinin ve eczanın çiçek yataklarını,
Hassas kazılarla ve sabırla gün ışığına çıkarılmış sevgili bir taş gibi
en yavaşları, yakıcı gözyaşlarıyla kendine yeni bir yüz yaptığı sürece.
O burada, tuzun seçkin kızı, bereketli hasadının muhteşem sepetlerine
koymak için seni. Yolda tartıyor parmak uçlarıyla senin batık
bir bahçeden toplanmış çiy tanelerine benzeyen göz yaşlarını.
Bak, adı Veronica olanların biri katlıyor geniş çam yapraklarını
ve peçesine suyun parlak aynası gibi serilmiş ıstırap dolu
bir yüzün düşlerini. *
Her yanına pirinç madeninden çiviler batırılmış, ateşler içinde
yanan kız acele ediyor şimdi bu gece, en tepesine yükselmiş,
büküyor onun olgun yapraklarını, siyah ayçiçekleri gibi.
Neredeyse bastıracak ellerini sıkıca senin gözlerinin üstüne
tıpkı mükemmel düşlerin yüzyıllarının, ölümün, sert bir incinin
beyaz kanının tefekküre daldığı yerdeki canlı bir istiridye gibi
Ah, rüzgârda ürperen sen, dört mevsimin bayrak direklerine
çekilmiş yüzünün güzelliği,
Sen, kumlarla ufalanmış, saçılmış saf yağlarla, akışkan renkli
ve güçlü suların tanımsız mucizelerinde üryan,
Karışık balçığın yüzüne bürünmüş kireçtaşı merhametlerden
gelen sessizliğin farkına var.
Maviye karşı hazır tut yeşili, ve, gücün sahipliğini, korkma
aşıboyasından ve erguvaniden, bırak bağlı kalsın dünyaya
kopyası dünyanın, yayına bağlanmış bir ok gibi,
Kendi garip simyasına bağlı, uyarılmış lütuf gibi çılgın trafikte,
Güneşteki saf vahşi şeyler, adını koysun yüzleştiği her şeyin
rahatsız edilmiş ve parçalanmış büyük ölünün haşmetiyle.
Kırık mavi camların duvarları dağılıyor denizdeki halkalar gibi,
Ve kalbin tam ortası tasarımlıyor kendi narin çitini.
Bir anlık zaman için çağırılmış, gün yükseliyor sözcüklerde,
saplarının üzerinde patlayan dev gelincikler gibi
ölüm, bir dişi kurt oluyor,
taş bir vücut yanan ufukta,
düş, incecik dumanı köyün;
sık çalılar gibi tüten yüzlerce ev,
yüzücüler, yüzüyor öyküsüz bir gecede,
koklayarak yosunları ve okyanusu,
senin yüzünün ışığı,
uyandırıyor;
bir geleceğin ışığını,
bir soluğun aşkını,
gün yeniden başlıyor,
geçiyor gece su çizgisini,
şafağın geniş kanatları,
başını döndürüyor dünyanın;
sevinç kucak dolusu,
şiir yüksek bir kafanın doruğunda;
mutluluk tacı.
taş bir vücut yanan ufukta,
düş, incecik dumanı köyün;
sık çalılar gibi tüten yüzlerce ev,
yüzücüler, yüzüyor öyküsüz bir gecede,
koklayarak yosunları ve okyanusu,
senin yüzünün ışığı,
uyandırıyor;
bir geleceğin ışığını,
bir soluğun aşkını,
gün yeniden başlıyor,
geçiyor gece su çizgisini,
şafağın geniş kanatları,
başını döndürüyor dünyanın;
sevinç kucak dolusu,
şiir yüksek bir kafanın doruğunda;
mutluluk tacı.
Şatoda Hayat
Atalardan kalma bir şatodur o
Ne masaları var ne de ateşi
Ne bir zerre tozu ne de kilimi.
Buranın sahte tılsımı
Parlak aynalarını kaplamış boydan boya
Yapılabilecek tek şey
Gündüz gece bakmak kendi suretine
Hadi savur imgeni bu donmuş şelalelere
Gölgesiz ve renksiz en zor imgeni
Bak, nasıl da derin bu aynalar
Klozetler gibi
Bazı bedenler hep yaşar orada, gümüşün altında
Hemen sarar imgeni
Ve yapışır yosun gibi.
Değiştirir seni, zayıf ve çırılçıplak
Ve canlandırır aşkı usul acı bir titreyişte
Anna Hebert
Atalardan kalma bir şatodur o
Ne masaları var ne de ateşi
Ne bir zerre tozu ne de kilimi.
Buranın sahte tılsımı
Parlak aynalarını kaplamış boydan boya
Yapılabilecek tek şey
Gündüz gece bakmak kendi suretine
Hadi savur imgeni bu donmuş şelalelere
Gölgesiz ve renksiz en zor imgeni
Bak, nasıl da derin bu aynalar
Klozetler gibi
Bazı bedenler hep yaşar orada, gümüşün altında
Hemen sarar imgeni
Ve yapışır yosun gibi.
Değiştirir seni, zayıf ve çırılçıplak
Ve canlandırır aşkı usul acı bir titreyişte
Anna Hebert
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar