bugün

/400
hastahanelerinden başka bir yerinde kalamadığım şehir.
"en çok nesini seviyorsun?" diye sormuşlar.. şair; "gothic evil ile bira içerken karşılıklı sohbet etmesini" demiş.. böyle de ince bir mesaj görmedim ben..
Bir kere gittiğim ve en sevdiğim anını,Şehirden gitmek için otobüse binerken yaşadığım,gereğinden fazla resmi ve soğuk olan şehir.
gri tonun ağır bastığı, her 4 kişiden birin memur olduğu türkiyenin başkenti. (bkz: angara bebesi)
aylardır yol çalışmaları yüzünde trafik istanbul'u geçmiş durumda ona rağmen hiç bir gelişmede yok halen en boktan malzemeleri kullanıyorlar ve yol çalışmalarında herhangi bir mühendisinde çalıştığını düşünmüyorum. ulan bir yolun kullanım süresi 40 yıl olmasına rağmen üç yılda bir yollar yeniden yapılıyor ankara'da, kaldırım çalışmalarını da geçti o derece yani. sanırım osman gökçek asfalt şirketi kurdu.
Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama çok keman çalınsın balolarında diye yapılmış gri sisli binalar...
alnının ortasında ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz
ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde çok sigara içen öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek hep onu sevenin gözlerinden kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya,
yaşasın halkların sevgililîğî!)
soyut bir sevdaya beşik kertilmiş olan
dağda çoban, şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat'ın büyük elleri
ararat'ın kız yelleri
cilo'nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara'da,
yoksa bugün bir hayat yaşanmayacakmı duygusu çöker bütün bozkıra.
Kimse keman çalmaz belki
Belki bu fiim hiçbir zaman o kadar fiyakalı olmayacak ama
Hiçbir lahmacunda o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin tadını vermeyecek bir daha
Çok daha iyilerini yedim sonra bizzat Urfa'da hatta
Ama hiçbirinde o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara'ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme
Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara'yı sevdiğini anlamadan
ankara'da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan rakıyı bol sulu içen dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin dîye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak, hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş' ı hem bülent ersoy' u aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz, şimdi kapalı birr kuruyemişçi dükkanının -ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitileyip yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden umutsuzca içeri bakan, kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra belki ahmed arifin aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara' yı
O'nun kadar sevemeyecek -bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim,nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa
elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.
önümüzdeki senelerde yolumun her şekilde düşçeği şehir. he bu senede düşücek orası ayrı. mecburen.
mükemmel belediyecilik anlayışı sayesinde Ankara'da artık sular daha mavi, ağaçlar daha yeşil, ve banklar daha mor...

(bkz: ışıklandırma)
kimilerinin hayatını alt üst eden şehir. * *
Anadolu metropolü, gece hayatının 2010 yılında canlanmasını kendime yediremediğim, öğrenci ve brokrat kenti. içinde sağlam değerler barındıran bir bozkır yerleşkesi. AVM ler çoğalırken caddeleri kararan,içinde milyonlarca öğrencilik aşkı barındıran dünyanın özelliksiz başkentlerinden birisi, Yerel yönetimlerin de gazabına uğramış saygılı kibar bir kent.
sex kelimesini google'da aratmakta istanbul'u bile geçmiş olan. bir de nüfus olarak istanbul'dan az.

http://www.google.com/tre...&geo=all&date=all

(bkz: abazan forever)
raylı sistemlerinin tüm duraklarındaki bilboardlarda "buraya bakarlar" yazan şehir. demek ki reklam ajansı çalışanları metroyla seyahat etmiyor.
soğuk yer.
ankaradayım, ankaralıyım güya. sevemiyorum ama bu şehiri. her sokak kocaman bir binaya açılıyor, ya da yapmacık parklara. martısı yok bu şehrin, simit atabileceğiniz martıları yok. ankara resmileştirir insanı, yaşamak için yaşattırır sadece insanı. egzoz kokar ankara, görebileceğiniz tek manzara ; kocaman binalarla dolu bi ankara..
neden sevildiği bir türlü açıklanamayan ama çok sevilen şehir...
ankaragücü taraftarına layık bir şehir. altyapısı boktan, pis, tozlu, asosyal, maganda dolu, gri bir şehir. 4 dönemdir melih gökçek'i seçen şehir lan daha ne olsun. ama üzülmeyin, eskişehir'e sadece 1,5 saat uzaklıkta.
nefret etmek için birgünlük okul kaydımı yaptığı şehir. bir de diploma almaya gideceğim malesef.
sabahın köründe sağnak yağışla uyandırıp, otobüse binince açan güneşle insanı pişiren şehir. özlemişiz bu hallerini.*
hava durumlarındaki değişikliğe alışmanız gereken şehir. zira aynı gün içerisinde donabilir ve yanabilirsiniz. bu yüzden ya mont ya şemsiye bu aylarda hayat kurtarıcı olabiler. ancak hava ısındığında o montu taşımak gerçekten sinir bozucudur çünkü:

tedarikliyim diye sevindim durdum
sıcağı görünce yandım kavruldum
mecnun oldum çöllere savruldum
kırk kapıya muhtaç eyledi mont beni...

bir garip ercanım bu dünyada konar göçerim
gâhi ağlar, gâhi gülerim
mont elde diyar diyar gezerim
onulmaz dertlere saldı mont beni...

(bkz: umut sarıkaya)
normalde zaten sıkıcı olan ve ev arkadaşının abd'ye gitmesiyle evde tek kalınarak iyice sıkıcı olan başkentimiz.
"sıkılan" insanların, "sıkıcı" bulduğu şehirdir. gel bir de bana sor.
kış mevsiminin kendini hafiften hissetirdiği şehir. tir tir titrenecek günler pek yakın anlaşılan.
(bkz: özledim)
soğuğu giyindi üzerine, titriyoruz bütün ev halkı. ben bu şehirle anlam buluyorum, o da ayrı mesele.
son baharın yaşanmadığı il. direk kışa geçiş oldu.

ccc üşüyoruz reyiz ccc.
ccc götümüz dondu reyiz ccc
© copyright 2005 - 2026