bugün

zeki adamlardan biri. bunların da hiç yaşayanı yok.
eksiklik duygusu terimini ortaya atan ilk psikiyatrdır.

insanı tanıma sanatı isimli eserini okumanızı tavsiye ederim.

adler'i okuduğunuz zaman aradığınız çoğu sorunuza kavuşacak, toplumsal ilişkilerinizi daha güzel hale getireceksinizdir.
Psikoloji ilminin üç kurucusundan biridir, muazzam bir bilgi birikimine ve deneyime sahiptir. Kişideki aşağılık psikolojisinin, üstünlük psikolojisi ile büyük bir ilişki içerisinde olduğunu düşünür. Rüyayı kişideki bastırılmış duyguların açığa vurulduğu bir alan olarak tanımlar ve kişinin iç psikolojisini anlamakta çok önemli rol oynadığını belirtir. Freud ile ters düşünceleri olmasına rağmen kendisine kitaplarında atıfta bulunur. Temel çalışma alanı bireysel psikolojidir ve insanı tanıma sanatı adında üstün bir esere imza atmıştır.
Çok böyle duygusal, iyimser, sevgi yumağı bir adam. Alanı için iyi bir şey mi, bilemem.
Eserlerinin mutlaka okunması hatta hatmedilmesi gereken psikiyatrist/düşünür.

Tespitleri, çıkarımları son derece tutarlı. Kendimizle ve ilişkilerimizle ilgili sorunlarımıza tatmin edeci cevaplar bulabiliriz.
Adler zamanında şöyle demiştir: “önemli olan, hasta ike doktorun bir yorum üzerinde görüş birliğinde olmalarıdır, yorum yanlış da olsa.”
Freud, kendi psikanaliz anlayışından ayrılan c.g jung'a öfkeyle bakarken, adler'e değil kızmak, alaycı bir dille bireysel psikolojiye geçişinden şükran duyduğunu belirtip "ne de olsa allah'ın bu dünyasında yer çoktur. Dileyen dilediği yere gidebilir" diyerek tiye almıştır.

Kanımca bu hafife almanın sebebini, adler'in bireysel psikoloji olarak ortaya attığı tezleri, freud'un "psikanalizce elde edilmiş bulgulara farklı isimler takıp öne sürdü" demesine yoruyorum.
Karışık ama anlayacağım inşallah sözlük. Modlar tartaklamasın zoraki tanım; Bireysel psikolojinin kurucusu.
Yok sana öyle geliyorcuların başında gelir. gidip adlere; hocam ben kendimi depresif hissediyorum deseydin vereceği cevap muhtemelen “ yookk yavv sana öyle geliyor sen kötü olmak istiyon hadi abicim” diyip seni başından savardı.
adlerini bilecekler, yok öyle...
samimiyetine ciddi anlamda vurulduğum adam. ne kürsüden vaaz veriyor ne de ben her şeyi çözdüm havası. herkes biraz eksik doğar, önemli olan o eksiği nasıl giydirdiğin diyor, üstelik bunu öyle bir anlatıyor ki, sanki karşımdaki koltukta oturup sigarasından bir nefes çekip göz kırpıyor. ben o göz kırpmayı her okuduğumda alıyorum; hadi kalk, yarın daha iyi bir versiyonunu dene, ama ötekileri de yanına al diyor. o yüzden seviyorum işte.

çünkü benden daha büyük bir şey vaat etmiyor, sadece bende olanı, o ezikliği, o öfkeyi, o yetersizim feryadını alıp bunu da kullan, boşa gitmesin diyor. üstelik hiçbir şeyi romantize etmiyor. üstünlük kompleksi de aynı boktan şey, sadece tersinden diye uyarıyor da.

yani ne herkes kahraman olabilir masalı ne de sen mahkumsun karamsarlığı. tam ortası. insan işte, yarım, kırık, ama o kırıkla da bir şeyler örebilir. ben de ördüm; dün birine senin de hakkın var bu hayatta dedim, içimden adler gülümsedi. o gülümseme yetiyor bana. gerisi laf.
© copyright 2005 - 2026