bugün

Issız bozkırda usul esen
yaz yelidir hançer
Bütün eski kalıtların yanılmaz
belleğidir hançer

Ayrı kalınca kınından yitik
gümüş kabzasıyla
Zaman içinde çürüyüp gidecek
eğri demirdir hançer

Yıkım günlerinde odur öfkeli
imgesi şairlerin
Pul pul döker pasını birden
umutla devinir hançer

Ay ışığını sever ne de olsa
gecenin dostudur
En çok bir kadın koynundaysa
sevinir hançer

Islak bir parıltı ya da kan
izi bırakır ardında
Yasak sevişmelerin ölümcül
bedelidir hançer

Ne zaman kaygan bir kın
içinde düşünsem onu
Şiirin ipeksi dokusuyla
kendine bilenir hançer

ahmet uysal.
uzun gidilir öteki ucuna kumsalın,
martı izlerine basmayınız lütfen

çocukların arasından geçerken,
çakıl taşı toplamak iyi gelir ömrünüze

gece içilen son şaraptan sonra,
başlar orada sevgililer zamanı

devrilirse kaçamak öpüşlerle
aşkınızın kum masası, şaşırmayınız

unutulmuştur masallarınız, belki de
paslı izler kalmıştır bellekte

ıssız gidilir sonsuza, ölüm için
giyininiz artık, sonsuzluk giysinizi

ahmet uysal.
hep yakın gibi görünüyor
o büyük 'hayal / şiir' dilime,
ansızın uyansam geceleyin
eriyor, eriyor, eriyor çok
uzak sözcükler ağzımda

küllenmiş bir aşkın şiiri
yakıp duruyor dudağımı,
avuçlarım kızılalev kor,
üfürüyor bir rüzgârla
biriken tozunu günlerin

hey zeus'un oğlu, ida'nın
ıssız kumu, böğürtlen moru!
bu yüzden dar geliyor olmalı
sana, sığındığın bozkırda
hititlerin eski toprağı

sen de mi "gül/ten'e kandın",
otlar kuruttun, sular çürüttün,
ankara'da, konur sokak'ta,
dil nehrine dalıp çıktın,
hâlâ aramaktasın o şiiri

ahmet uysal.
hüseyin'e, hidayet'e-

artık gizlisi kalmadı arka bahçemin
ele verdim saklı orman yolumu

yaşlı kadınlara dağıttım
kurutulmuş otlarımı da

genç şairlere gönderdim, kırk yıldır
biriktirdiğim rüzgârları

seksen öncesi, sonrası,
ben hep bir kırgınlığı yazdım

nasıl olsa bilirdi büyük ustalar,
yalnızca gül alıp satmadığını bir şairin

ahmet uysal..
Her şey hazır belki
yarın giderim
Yağmurun sesini de
alırım yanıma
Gömleğimin cebindedir
kuruyan otlar
Eski yerinde kalır gene
bozkır kokusu

Herşey hazır kesin
yarın giderim
Kırgın güz sokağı
uğurlar beni
Benim için rüzgâra
bürünür evler
Kapısını açık bırakırım
ıssız avlumun

Her şey hazır olamaz
hayal bunlar
Şehrini bulamaz bulanık
akan nehir
Savrulur derin vadilerden
düşer köpüğü
Kırık bir dal ucuna döner
kırgın şiirler

ahmet uysal..
Güz gömleği giydi şiir
Hüzün sanıyor görenler
Açık kalmış bir düğmesi
Ki rüzgâr girsin diyedir

Cebinde yağmur kokusu
Bir tutam kurutulmuş ot
Yeni bir imge arıyor
Onunla, ince akan su

Bir kadın eli değmiştir
Belki de yıllar öncesi
Saklar durur unutamaz
O gömleği giydi şiir

ahmet uysal..
bir kadın tenidir gece
ay ışığında soyunan
benim için mi gizlice
gelir denizin koynundan

suyla rüzgârla öpüşür
onun ıslak ürpertisi
açık kalsa üstü üşür
kayınca şiir örtüsü

ahmet uysal..
Geceyle dinlemeli genişleyen
Bir ağacın gövdesini

Üzerine yıldız sererken
Su vermeli gülün toprağına

Şiir geceyi sever çünkü
Aşk geceyle açıklar kimliğini

Eski bir ırmak yatağında
Yeni bir serüvendir gece

Ve bir kadın sevilmeyi bekler
Gecenin en ince yerinde

ahmet uysal.
NECATiGiL
Sokaktan eve taşırdı
incecik kırgın bir aşkı

EDiP CANSEVER
Mendilinde kan sesleri
De bıraktı Edip Abi

TURGUT UYAR
En güzel ona uyardı
Büyük Saat, erken durdu
Kayayı Delen incir'in
Yurduydu onun da yurdu

CEMAL SÜREYYA
Çiçek dolu şapkasıyla
Hep güvertede oturdu
Ölümünden sonra bile
Cıgarası yandı durdu

CAHiT KÜLEBi
Mavi bir türkü söyledi
Bergüzâr oldu Külebi

NÂZIM
Yeryüzüne bir kez gelir
Adı Nâzım olan şiir

ahmet uysal..
Geceyi aldattım suç ortağı
arıyorum kendime
Geçen ömrümü aldattım aşklar
kapatmadı yaramı
Bir çocuk ağlıyordu içimde
yaz yağmuru sandım
Ah, yaşlanarak mı silsem onun
ıslak yanağını

Uzun koşu bitti yarısını bile
geçemedim çölümün
Deli dikenli kaktüsün tutamadım
yasak yemişini
Yenildim bu kuşatmada da uzun
mızrağım kırıldı
Yere düşürdüm aşk burcundan
simgesini üçgenimin

ahmet uysal..
seni öptüğüm sokakta mı
kaldı o yağmur, o rüzgar

duvarların ardı karanlıktı üşütürdü
soluğumuzla ısıtırdık ıssızlığı

ve biz aşıktık o yüzden aşkla
katılırdık işçilerin direnişine

ahmed arif'i arardık ulus'ta
hasan hüseyin içerdeydi

bulvarda şiir okur, sokaklara sığınırdık
parklara usulca kar yağardı

aklımızdan geçmezdi
kırılan bir dal, susuz kalan bir ağaç olmak

bir gün ölecektik iki güzel
kırmızı gül açacaktı toprağımızda

seni öptüğüm sokakta
ne o yağmur kaldı, ne o rüzgar

ahmet uysal.
her şiirini bana yazıyormuş gibi hissettiğim, ve bir ara ciddi anlamda platonik aşk tarzında bağlandığım güzel şair..
ve der ki unutulmuş bir mektuptur aşk adlı şiirinde;

kırılgan günler edinmişsem
altmışından sonra.
bir çiçeği
koklar gibi tutacaksınız demektir bu
tutarken saydam ellerimi

aşkın önüne geçen şiirler beklemesin
artık benden sevdiğim kadınlar

ve bütün güzel kadınlar,beni
öper gibi öpsünler yaz ırmaklarını
sevgilim olan, kızım olan, ıssız
ormanım olan ülkemin o kadınları

ölümü ardına almış,çağcıl
soluğumdur yarışır durur hala atlarla

ben yalnızca bir tanımı arıyorum
belki de, büyülü yorumlar yorumunu
diyelim ki:aşk bir mektuptur
bir şairin göndermeyi unuttuğu

ey ülkemin en güzel şair kadınları
bana bir mektup yazın ve unutun on..

aşka aşık adam, mekanın cennet ve cennetteki en güzel şair kadınların sana göndermeyi unutacakları mektuplar yazmasını diliyorum...
şöyle mükemmel bir söyleyiş güzelliğine sahip şiire sahip şair:

arkasına fon müziği de veriyorum https://www.youtube.com/watch?v=U8s7ZVj7FBI

şiir mi denir onlara

‘troya’da budanmış güle
söylediğin sözleri
şiir sandınız!

sarıl/sıklam yağmura tutuldum
rüzgara tutundum
suyun gizli gözdesi oldum
şiir sandınız!

onlar ida metinleriydi
hatmilerin son matemiydi
yaz ırmağına gece sözleriydi
şiir sandınız!

ida’nın eteğinde
gelincik aralığından
zambak kapısına süzüldüm
omzum kuğulara değdi
rüyalarınızı ağzından öptüm
şiir sandınız!

gül büyüsüydü hepsi
ege köpüğüydü
bir kadının göçmen yüzüydü
ah ne çok savruluş,
ne büyük aşktı o:
şiir sandınız!
© copyright 2005 - 2026