bugün
- tanımadığınız birinin sorunlarını önemser misiniz8
- ekonomi kötüyse neden ekonomimiz büyüyor8
- gün tabağı6
- imf den borç almayı zenginlik sanan malum zihniyet5
- sözlükte fosilleşmek6
- motorine 8 24 tl zam gelmesi13
- türklerin en sevdiğiniz yönü6
- sarapci koala66
- kısa ve vurucu yazmak4
- mantı12
- çocuğunuzun olduğunu hayal edebiliyor musunuz5
- saraca096
- bu erkekler karısızlıktan top olmuş3
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- orospu çocuğu abdullah öcalan3
- özel mesajları ifşa edecek kadar ucuz olmak6
- apo piçtir piç kalacak8
- niğde de restorana girip dayak yemek5
- oğlunuza bedelli yaptırır mısınız5
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- doların sadece türkiye de yükseldiğini sanan solcu4
- istanbul ve bütün türkiye ev kiraları ne olacak6
- keloğlanın sultanın kızına kafayı takması4
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var7
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- filenin sultanları yarı finalde8
- habire1221
- yazdıkları okunmayan efsane yazar3
- skoda fabia alınır mı5
- pornonun zararları4
- süper yapay zeka üretildi ve aramızda dolaşıyor6
- sadece yemek konuşan erkek3
- devlet bahçeli8
- anın görüntüsü17
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı9
- hep kaybeden tarafı savunmak5
- herkesin fakir olmasını dileyen fakir2
- ellerim bos gonlum hos29
- bir bela geliyor8
- and the oscar goes to7
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- seri eksici tayfa2
- sözlüğe hiç ara vermemiş yazarlar2
- akrabalardan nefret etme sebepleri3
- arif kocabıyık16
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar4
- uçan adam sabri'ye ne oldu5
- sarapci koala'nın radikalkemalist'e aktroll demesi4
- lahmacun9
- hoşlandığın kızın komünist çıkması9
Panzehiri olmayan bir zehir türü. Bir kadın sizi kendine aşık ettiğse geçmiş olsun. Mümkünse asla bulaşmayın hayatınızın gidişatı değişir. Sabahları uyanınca yaşadığınız eşsiz mutluluğu saymazsak.
Aşk yollarına girme derim .Ya veli olursun yada deli
Birlikte hayal kurabilmekmiş aşk...
Sonra hiç bir konuda aynı fikirde olmamakmış.
Ölesiye kızmak, ama kızarken yine onunla yaşlanmayı istemekmiş.
Gerçekleştirememeyi dilediğin tehditler savururken, aslında aksini söyleyen kalbini de duyabilmekmiş.
En zevzek şakalara beraber gülmekmiş mesela...
Zamanla birbirine benzemekmiş...
En çok kızdığına tutulmakmış aşk...
Şükretmekle küfretmek arasında anlık değişen duygudurumlarıymış aşk...
Güvenmekmiş, arkadaşlıkmış, susmakmış, birlikte çoğalmakmış ...
Birlikte sadece birbirine inanmakmış aşk... *
Sonra hiç bir konuda aynı fikirde olmamakmış.
Ölesiye kızmak, ama kızarken yine onunla yaşlanmayı istemekmiş.
Gerçekleştirememeyi dilediğin tehditler savururken, aslında aksini söyleyen kalbini de duyabilmekmiş.
En zevzek şakalara beraber gülmekmiş mesela...
Zamanla birbirine benzemekmiş...
En çok kızdığına tutulmakmış aşk...
Şükretmekle küfretmek arasında anlık değişen duygudurumlarıymış aşk...
Güvenmekmiş, arkadaşlıkmış, susmakmış, birlikte çoğalmakmış ...
Birlikte sadece birbirine inanmakmış aşk... *
Varlığına hâlâ inanıyor muyum emin değilim...
Son günlerde inanmaya başladığım, kalbimi paramparça eden şey.
Beraberinde aşk acısını da getirebilir dikkatli olunuz.
Beraberinde aşk acısını da getirebilir dikkatli olunuz.
açık konuşacağım zira benim dilimle söylediğim uygulanıyor. genel gözlemime göre, günümüz gençliğinde delik-tokmak-para sevdasından meydana gelmektedir. reşat nurinin dediği gibi siz beni aşktan soğuttunuz. amına koduğumun dünyası, ne vıcık periyoduna denk gelmişiz. napalım bu da bizim kaderimiz, bu iğrençlikleri görmek.
ayrıca alagavatlığın meşrulaştırıldığı bir dünya bu dünya. insanın konuştuğu kızın babası bile böyle olunca, insan hayattan soğuyor. iyi ki vicdanlıyız, vicdanımız bizi biz yapan ve çoğu orospu çocuğundan ayıran kavram.
ayrıca alagavatlığın meşrulaştırıldığı bir dünya bu dünya. insanın konuştuğu kızın babası bile böyle olunca, insan hayattan soğuyor. iyi ki vicdanlıyız, vicdanımız bizi biz yapan ve çoğu orospu çocuğundan ayıran kavram.
helenistik dönem filozofu plotinos'a göre üç çeşidi bulunandır.
1.tinsel aşk
2. rasyonel aşk
3. irrasyonel aşk. *
1.tinsel aşk
2. rasyonel aşk
3. irrasyonel aşk. *
Genellikle tek taraflı oluşur, hislerin ve egoların eşit tatmin olmasıyla olaşan aşk, makbül aşktır.
Karışık bişey "kşa".
aşka uçma kanatların yanar... (ŞiRAZi)
aşka uçmazsan kanat neye yarar... (MEVLANA)
aşka vardıktan sonra kanadı kim arar... (YUNUS
EMRE)
aşkın açamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer mi
var (DEMET AKALIN). (a)
aşka uçmazsan kanat neye yarar... (MEVLANA)
aşka vardıktan sonra kanadı kim arar... (YUNUS
EMRE)
aşkın açamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer mi
var (DEMET AKALIN). (a)
Kadınların kurduğu bir tuzaktır.
görsel
insana varoluşunu hissettirir.
insana varoluşunu hissettirir.
ah aşk!
bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
dağıldığı
an.
not: onur ünlü'nün ''gidiyorum bu'' kitabının ''kablo'' şiirinden bir parça...
bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
dağıldığı
an.
not: onur ünlü'nün ''gidiyorum bu'' kitabının ''kablo'' şiirinden bir parça...
Başlaması kolay bitirmesi bir o kadar zor olan hissimsi şey.
mister no adlı tek albümlük grubu hatırlayan var ise; onların çıkış şarkısının adı idi ve çok da güzeldi.
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
https://www.youtube.com/watch?v=87pkp29kv68
Tek kelimeyle mükemmel derler ya, hasiktir derim.
Anlatmaya harfler, kelimeler, cümleler yetmez.
ömür yetmez ki .
Hele karşılıklı yaşanırsa....
Anlatmaya harfler, kelimeler, cümleler yetmez.
ömür yetmez ki .
Hele karşılıklı yaşanırsa....
görsel
Cogito'nun en güzel sayılarından bir tanesi. Aşkı farklı bakış açılarıyla ele alarak farklı kavramlarla birleştirmiş ve bu güzelliği bize sunmuş bu düşünce dergisi. Sizin içine ettiğiniz aşklardan bahsetmiyor yani.
Cogito'nun en güzel sayılarından bir tanesi. Aşkı farklı bakış açılarıyla ele alarak farklı kavramlarla birleştirmiş ve bu güzelliği bize sunmuş bu düşünce dergisi. Sizin içine ettiğiniz aşklardan bahsetmiyor yani.
etrafınızdaki herkesin çirkin, egolu gözü dediği, gerçekten öyle olan biri için
"gerçekten hiç kötü yönü yok ya nasıl ya harika bir şey
demektir.
"gerçekten hiç kötü yönü yok ya nasıl ya harika bir şey
demektir.
uzak olandır, yakalanmaya çalışandır..
oysa herkesin böyle bir lüksü yok.
toplumsal konular bir sorun halinde önümüzde belirirken bireysel konulara yönelmek bencil bir burjuva davranışıdır.
oysa herkesin böyle bir lüksü yok.
toplumsal konular bir sorun halinde önümüzde belirirken bireysel konulara yönelmek bencil bir burjuva davranışıdır.
Aşk kaç büyümden.
Aşk dön ölümden.
Aşk bir sebepten, gel gir dünyama.
Aşk dön ölümden.
Aşk bir sebepten, gel gir dünyama.
Aşk diyorsun azizim, acı de, özlem de, gözyaşı de, hasret de, yara de karşılar hepsi birbirini süsleme aşk deyip de.
Yanlış insanla yaşandığında insanın ruhunu yoruyor.
hemen hemen hepsine katıldığım kafa açan bir aşk tanımlaması metni için buyrunuz efendim.
"Aşk çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir.
Hanna Waar: Psikanaliz bize aşk hakkında bir şey öğretir mi?
Jacques-Alain Miller: Oldukça çok şey öğretir; çünkü psikanaliz deneyiminin temel varolma nedeni aşktır. Psikanalize konu olan hastanın analistinin önüne getirdiği ve aktarma olarak adlandırılan, otomatik ve çoğunlukla bilinçdışı olan aşkın sorgulanma sürecidir. Bu uydurma bir aşktır; ama gerçek aşkı yaratan her şey onda da mevcuttur. Kendi mekanizmasına ışık tutar: Aşk gerçeğinizin aslını bildiğini düşündüğünüz kişiye yöneltilen bir şeydir. Ama aşk, katlanılması oldukça güç olduğu zamanlarda, bu gerçeğin sevimli ve kabul edilebilir olduğunu düşünmenize olanak sağlar.
H.W: Öyleyse, gerçekten aşık olmak nedir?
J.-A. M.: Birisine gerçekten aşık olmak, ona aşık olarak kendiniz hakkında bir hakikate ulaşacağınıza inanmaktır. “Ben Kimim” sorumuzun yanıtının saklı olduğu ya da bu sorumuza bir yanıt verebilecek kişiye aşık oluruz.
H.W: Neden bazı insanlar aşık olmayı bilirken ötekiler bilmez?
J.-A. M.: Bazı insanlar ötekinin, kadının ya da erkeğin içinde aşkı nasıl kışkırtacağını bilir; bunlar için seri aşıklar benzetmesi yapılabilir. Bu insanlar sevilebilmek için hangi düğmelere basacaklarını bilirler. Ama bunlar ille de aşık olmazlar; tam tersine kurbanlarıyla kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar. Aşık olabilmek için kendinizdeki eksikliği kabul edip ötekine duyduğunuz ihtiyacı, onu özlediğinizi itiraf etmeniz gerekir. Kendi içlerinde eksiksiz ve mükemmel olduğunu düşünenler ya da böyle olmak isteyenler, nasıl aşık olunacağını bilmezler. Ve kimi zaman bu gerçeği acı bir şekilde öğrenirler. Her türlü hileyi yapar, ipleri gizlice ellerinde tutarlar; ama aşkın risklerinden de sevinçlerinden de bihaberdirler.
H.W.: “Kendi içinde eksiksiz ve mükemmel”: Yalnızca bir erkek böyle düşünebilir…
J.-A. M.: iyi bir saptama! Lacan şöyle diyordu, “Aşık olmak sizde bulunmayanı vermektir.” Bu şu anlama gelir: Aşık olmak eksikliğinizi fark edip onu ötekine vermektir, onu ötekine yerleştirmektir. Aşık olmak sahip olduklarınızı vermek değildir, eşyalar ve hediyeler vermek değildir, aşık olmak sahip olmadığınız başka bir şeyi, sizi aşan bir şeyi vermek demektir. Bunu yapabilmek için eksik olduğunuzu, ya da Freud’un bir zamanlar söylemiş olduğu gibi ‘iğdiş’ olduğunuzu varsaymanız gerekmektedir. Ve bu tavır özü itibarı ile feminendir. Kişi yalnızca feminen bir duruşla gerçekten aşık olabilir. Aşk feminenleştirir. Aşkın bir erkekte daima biraz komik durmasının nedeni de budur. Ama alayın kendisini sindirmesine izin verecek olursa, bu kez de kelimenin gerçek anlamıyla kendi cinsel gücünden emin olamamaya başlar.
H.W.: O zaman aşık olmak erkekler için daha mı zor?
J.-A. M.: Elbette! Aşık bir erkek bile aşkının nesnesine karşı gurur parlamaları, saldırganlık patlamaları yaşar; çünkü bu aşk onu eksik, bağımlı bir konuma sokmuştur. Bu yüzden erkek, aşık olduğunda askıya almış olduğu erkeksi duruşa geri dönebilmek için, aşık olmadığı kadını arzulayabilir. Freud erkeğin özündeki bu ilkeyi “aşk hayatının değersizleştirilmesi” –aşk ve seks arzusu arasında bölünme– olarak tanımlar.
H.W.: Ve kadınlarda?
J.-A. M.: Bu daha az yaygındır. Çoğu durumda eril partnerin ortak özne olması söz konusudur. O bir yandan çifte jouissance* veren ve çiftin arzuladığı erkektir; ama aynı zamanda kadınsılaşmış, zorunlu olarak iğdiş edilmiş, aşık olunan adamdır. Burada belirleyici olan anatomi değildir: Erkek duruşunu benimseyen bazı kadınlar vardır. Ve bu kadınların sayısı giderek artıyor. Aşkı yaşamak için evde bir erkek ve jouissance için internette, sokakta ya da trende karşılaştığı başka erkekler…
H.W.: Neden “giderek artıyor”?
J.-A. M.: Kadınsılığa ve erkeksiliğe dair stereotipler radikal bir dönüşüm süreci içindeler. Erkekler duygularını açmaya, aşık olmaya ve kendilerini kadınsılaştırmaya davet ediliyorlar; tam tersine kadınlar ‘maskülenleşmeye doğru itildikleri’ belli bir dönemin içinden geçiyorlar: Hukuksal eşitlik adına her ikisinden de hala ‘ben de’ demeye devam etmeleri isteniyor. Aynı zamanda homoseksüeller de heteroseksüellerle aynı haklara ve sembollere –örneğin evlenme ve evlat edinme– sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla rollerde geçmiş yılların sabitliği ile çelişen temel bir istikrarsızlık, aşk sahnesinde yaygın bir değişkenlik hüküm sürmekte. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın belirttiği gibi aşk ‘akışkan’ bir hal alıyor. Herkes kendi ‘yaşam tarzını’ bulmaya, kendi jouissance biçimlerini ve aşık olma biçimlerini varsaymaya itiliyor. Geleneksel senaryoların modası yavaş yavaş geçiyor. Normlara uyumlu olmanın toplumsal baskı henüz yok olmadıysa da yok olmasının eli kulağındadır.
H.W.: Lacan “Aşk daima karşılıklıdır” demişti. Bugünkü şartlarda bu hala geçerli mi? Aşkta karşılılık ne anlama geliyor?
J.-A. M.: Bu cümle ya hiçbir biçimde anlaşılmadan durmaksızın tekrarlanıp durur ya da yanlış biçimde anlaşılır. Bu, birinin size aşık olması için sizin ona aşık olmanızın yeterli olacağı anlamına gelmez. Bu saçma olurdu. Bunun anlamı şudur:
“Eğer size aşıksam siz bu aşka layık olduğunuz içindir. Aşık olan benim ama siz de bu aşka karışırsınız; çünkü sizde benim size aşık olmama yol açan bir şey vardır. Bu karşılıklıdır; çünkü burada mekik dokuyan bir şey vardır: Size duyduğum aşk, benim için aşkın nedeni olmanızın geri dönüşüdür. Dolayısıyla siz kuşatılmışsınızdır. Size olan aşkım yalnızca benim maceram değildir, bu macera size de aittir. Benim aşkım sizin hakkınızda sizin kendi kendinize bilemeyebileceğiniz bir şey söyler.”
Bu birinin aşkının ötekinin aşkıyla karşılık bulacağını asla garanti etmez: Bu gerçekleştiğinde daima bir mucizenin buyruğu olarak hayat bulur, peşinen hesaplanamaz.
H.W.: Onu tesadüfen bulmayız. Neden o erkek? Neden o kadın?
J.-A. M.: Aşk hali için, arzunun nedeni için Freud’un Liebesbedingung diye tanımladığı bir şey var. Bu, insanın içinde var olan ve sevilecek kişinin seçimi için belirleyici bir işlevi olan bir özellik ya da bir dizi özelliktir. Bu sinirbilimlerinden paçasını bütünüyle kurtarır; çünkü herkes için biriciktir, herkesin kendi tekil, mahrem tarihine kök salar. Kimi zaman dakikaların önem kazandığı özelliklerdir. Örneğin Freud bir hastasındaki arzu nedeninin kadının burnunun üzerindeki bir ışıltı olduğunu ortaya çıkarmıştır.
H.W.: Böyle önemsiz şeyler üzerine temellenen bir aşka inanmak çok güç!
J.-A. M.: Bilinçdışının gerçekliği kurguya baskın çıkar. insan hayatının ne kadarının –özellikle de aşk söz konusu olduğunda– küçük şeylerin, önemsiz şeylerin, ‘kutsal ayrıntıların’ üzerine kurulduğunu hayal bile edemezsiniz. Arzunun bu tip nedenlerine özellikle erkeklerde rastlandığı doğrudur. Aşk sürecinin yeşermesi için varlığı zorunlu olan fetişler bu nedenler arasındadır. Babayı, anneyi, abiyi, kız kardeşi, çocukluktan birini hatırlatan minicik özellikler kadınların aşk nesnelerini seçişlerinde önemli bir rol oynarlar. Ama aşkın feminen biçimi fetişist olmaktan çok erotomaniktir: Sevilmek, aşık olunmak isterler ve onlara gösterilen ilgi, sevgi, aşk ya da onların ötekinde varsaydıkları aşk; onların aşklarını ya da en azından rızalarını tetiklemek için genellikle olmazsa olmazdır. Bu olgu erkeklerin kadınları tavlama pratiğinin temelini oluşturur.
H.W.: Fantazilere herhangi bir rol atfetmiyor musunuz?
J.-A. M.: Kadınlarda fantaziler, ister bilinçli ister bilinçdışı olsun, aşk nesnesinin seçiminden daha çok jouissance pozisyonu için belirleyicidir. Erkekler içinse bunun tam tersi geçerlidir. Örneğin bir kadının jouissance’a –varsayalım ki orgazma– yalnızca kendini hayal ettiği pozisyonda ulaşabilmesi mümkündür. Bu; birleşme sırasında, dayak yerken, tecavüze uğrarken ya da kendini bir başka kadın olarak hayal ederken ve hatta orada olmadığını başka bir yerde bulunduğunu düşünürken gerçekleşebilir.
H.W.: Peki ya erkek fantazisi?
J.-A. M.: ilk bakışta aşkın içinde çok belirgin olarak vardır. Lacan tarafından yorumlanan klasik örnek Goethe’nin romanında yer almaktadır: Charlotte’u etrafındaki çocukları beslerken ilk kez gördüğü anda Genç Werther’in içinde ona karşı birden bire yeşeren tutkudan söz ediyoruz. Burada aşka yol açan şey bir kadının annelik vasfıdır. Benim kendi deneyimimden verebileceğim bir başka örnek şöyledir: Ellili yaşlarını sürmekte olan bir patron sekreterlik pozisyonu için başvuran kişilerle görüşüyordu; yirmili yaşlarda bir kadın içeri girdi ve adam kadına duraklamaksızın ilan-ı aşk etti. Adam onu ele geçiren şeyin ne olduğunu merak ederek psikanaliz sürecine başvurdu. Bu süreçte davranışını tetikleyen şeyin üzerindeki örtüyü kaldırdı: Onda yirmi yaşındayken gittiği ilk iş görüşmesindeki kendi hallerini hatırlatan izlere rastlamıştı. Bir bakıma kendi kendine aşık olmuştu. Bu iki örnekte aşkın Freud tarafından ayırt edilen iki yönünü görüyoruz: Ya anne örneğinde olduğu gibi sizi koruyan kişiye aşık olursunuz ya da kendi narsistik imgenize…
H.W.: Sanki birer kuklaymışız gibi anlaşılıyor!
J.-A. M.: Hayır, herhangi bir erkekle herhangi bir kadın arasında peşinen varolan bir yazgı, gizli bir plan, önceden belirlenmiş bir ilişki yoktur. Karşılaşmaları sperm ve yumurtanın karşılaşmasında olduğu gibi programlanmamıştır. Bu karşılaşmanın genlerimizle de uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Erkekler ve kadınlar konuşurlar, sözün dünyasının içinde yaşarlar, belirleyici olan işte budur. Aşkın halleri onu çevreleyen kültüre karşı aşırı hassastır. Her kültür cinsler arasındaki ilişkiyi yapılandırma biçimi ile dikkat çeker. Öyle ki bugün Batı’da, liberal, piyasacı ve hukuki toplumlarımızda ‘çoğul’ olan ‘tek’i tahtından indirmek üzere yoldadır. ideal ‘ömürlük büyük aşk’ modeli, hızla tanışma, hızla flört etme, hızla aşık olma ve alternatif, ardışık ve hatta eş zamanlı aşk senaryoları karşısında yavaş yavaş zemin kaybediyor.
H.W.: Ve uzun vadedeki aşk? Ebedi aşk?
J.-A. M.: Balzac “Ebedi olmayan her tutku mide bulandırıcıdır” der. Ama bir bağ ömür boyu tutkuyla devam edebilir mi? Bir erkek kendisini bir kadına ne kadar çok adarsa o kadın erkek için o kadar anaç bir anlam ifade etmeye başlar: Kadın artık aşık olunamayacak kadar yüce ve dokunulmazdır. Bu kadın kültü en çok evli homoseksüeller arasında ortaya çıkar: Elsa’ya olan aşkını bir imzayla kutsamış olan Aragon, Elsa ölür ölmez erkeklerin dünyasına merhaba demiştir! Ve bir kadın tek bir erkeğe bağlandığında, onu iğdiş eder. Dolayısıyla tutulan yol meşakkatli ve dardır. Karı koca aşkının alın yazısı en iyi ihtimalle dostlukla son bulur, Aristoteles bunun aslında gerekli olduğunu da söyler.
H.W.: Sorun erkeklerin kadınların, kadınların da erkeklerin kendilerinden ne istediklerini bilmemesidir…
J.-A. M.: Evet. Aristotelesci çözümü çürüten olgu, Lacan’ın derin bir iç çekişle söylediği gibi, bir cinsten öbürüne karşılıklı diyoloğun imkansız olması halidir. Aşık olan insanlar aslında ötekinin dilini belirsizlikler içinde, el yordamıyla etrafında dolanarak, anahtarları arayarak öğrenmeyi sürdürmeye mahkumdurlar: Kilitleri açan anahtarlar daima değişebilir. Aşk, çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir."
kaynak:
http://www.libidodergisi....ikanaliz-bize-aski-ogret/
"Aşk çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir.
Hanna Waar: Psikanaliz bize aşk hakkında bir şey öğretir mi?
Jacques-Alain Miller: Oldukça çok şey öğretir; çünkü psikanaliz deneyiminin temel varolma nedeni aşktır. Psikanalize konu olan hastanın analistinin önüne getirdiği ve aktarma olarak adlandırılan, otomatik ve çoğunlukla bilinçdışı olan aşkın sorgulanma sürecidir. Bu uydurma bir aşktır; ama gerçek aşkı yaratan her şey onda da mevcuttur. Kendi mekanizmasına ışık tutar: Aşk gerçeğinizin aslını bildiğini düşündüğünüz kişiye yöneltilen bir şeydir. Ama aşk, katlanılması oldukça güç olduğu zamanlarda, bu gerçeğin sevimli ve kabul edilebilir olduğunu düşünmenize olanak sağlar.
H.W: Öyleyse, gerçekten aşık olmak nedir?
J.-A. M.: Birisine gerçekten aşık olmak, ona aşık olarak kendiniz hakkında bir hakikate ulaşacağınıza inanmaktır. “Ben Kimim” sorumuzun yanıtının saklı olduğu ya da bu sorumuza bir yanıt verebilecek kişiye aşık oluruz.
H.W: Neden bazı insanlar aşık olmayı bilirken ötekiler bilmez?
J.-A. M.: Bazı insanlar ötekinin, kadının ya da erkeğin içinde aşkı nasıl kışkırtacağını bilir; bunlar için seri aşıklar benzetmesi yapılabilir. Bu insanlar sevilebilmek için hangi düğmelere basacaklarını bilirler. Ama bunlar ille de aşık olmazlar; tam tersine kurbanlarıyla kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar. Aşık olabilmek için kendinizdeki eksikliği kabul edip ötekine duyduğunuz ihtiyacı, onu özlediğinizi itiraf etmeniz gerekir. Kendi içlerinde eksiksiz ve mükemmel olduğunu düşünenler ya da böyle olmak isteyenler, nasıl aşık olunacağını bilmezler. Ve kimi zaman bu gerçeği acı bir şekilde öğrenirler. Her türlü hileyi yapar, ipleri gizlice ellerinde tutarlar; ama aşkın risklerinden de sevinçlerinden de bihaberdirler.
H.W.: “Kendi içinde eksiksiz ve mükemmel”: Yalnızca bir erkek böyle düşünebilir…
J.-A. M.: iyi bir saptama! Lacan şöyle diyordu, “Aşık olmak sizde bulunmayanı vermektir.” Bu şu anlama gelir: Aşık olmak eksikliğinizi fark edip onu ötekine vermektir, onu ötekine yerleştirmektir. Aşık olmak sahip olduklarınızı vermek değildir, eşyalar ve hediyeler vermek değildir, aşık olmak sahip olmadığınız başka bir şeyi, sizi aşan bir şeyi vermek demektir. Bunu yapabilmek için eksik olduğunuzu, ya da Freud’un bir zamanlar söylemiş olduğu gibi ‘iğdiş’ olduğunuzu varsaymanız gerekmektedir. Ve bu tavır özü itibarı ile feminendir. Kişi yalnızca feminen bir duruşla gerçekten aşık olabilir. Aşk feminenleştirir. Aşkın bir erkekte daima biraz komik durmasının nedeni de budur. Ama alayın kendisini sindirmesine izin verecek olursa, bu kez de kelimenin gerçek anlamıyla kendi cinsel gücünden emin olamamaya başlar.
H.W.: O zaman aşık olmak erkekler için daha mı zor?
J.-A. M.: Elbette! Aşık bir erkek bile aşkının nesnesine karşı gurur parlamaları, saldırganlık patlamaları yaşar; çünkü bu aşk onu eksik, bağımlı bir konuma sokmuştur. Bu yüzden erkek, aşık olduğunda askıya almış olduğu erkeksi duruşa geri dönebilmek için, aşık olmadığı kadını arzulayabilir. Freud erkeğin özündeki bu ilkeyi “aşk hayatının değersizleştirilmesi” –aşk ve seks arzusu arasında bölünme– olarak tanımlar.
H.W.: Ve kadınlarda?
J.-A. M.: Bu daha az yaygındır. Çoğu durumda eril partnerin ortak özne olması söz konusudur. O bir yandan çifte jouissance* veren ve çiftin arzuladığı erkektir; ama aynı zamanda kadınsılaşmış, zorunlu olarak iğdiş edilmiş, aşık olunan adamdır. Burada belirleyici olan anatomi değildir: Erkek duruşunu benimseyen bazı kadınlar vardır. Ve bu kadınların sayısı giderek artıyor. Aşkı yaşamak için evde bir erkek ve jouissance için internette, sokakta ya da trende karşılaştığı başka erkekler…
H.W.: Neden “giderek artıyor”?
J.-A. M.: Kadınsılığa ve erkeksiliğe dair stereotipler radikal bir dönüşüm süreci içindeler. Erkekler duygularını açmaya, aşık olmaya ve kendilerini kadınsılaştırmaya davet ediliyorlar; tam tersine kadınlar ‘maskülenleşmeye doğru itildikleri’ belli bir dönemin içinden geçiyorlar: Hukuksal eşitlik adına her ikisinden de hala ‘ben de’ demeye devam etmeleri isteniyor. Aynı zamanda homoseksüeller de heteroseksüellerle aynı haklara ve sembollere –örneğin evlenme ve evlat edinme– sahip olmak istiyorlar. Dolayısıyla rollerde geçmiş yılların sabitliği ile çelişen temel bir istikrarsızlık, aşk sahnesinde yaygın bir değişkenlik hüküm sürmekte. Sosyolog Zygmunt Bauman’ın belirttiği gibi aşk ‘akışkan’ bir hal alıyor. Herkes kendi ‘yaşam tarzını’ bulmaya, kendi jouissance biçimlerini ve aşık olma biçimlerini varsaymaya itiliyor. Geleneksel senaryoların modası yavaş yavaş geçiyor. Normlara uyumlu olmanın toplumsal baskı henüz yok olmadıysa da yok olmasının eli kulağındadır.
H.W.: Lacan “Aşk daima karşılıklıdır” demişti. Bugünkü şartlarda bu hala geçerli mi? Aşkta karşılılık ne anlama geliyor?
J.-A. M.: Bu cümle ya hiçbir biçimde anlaşılmadan durmaksızın tekrarlanıp durur ya da yanlış biçimde anlaşılır. Bu, birinin size aşık olması için sizin ona aşık olmanızın yeterli olacağı anlamına gelmez. Bu saçma olurdu. Bunun anlamı şudur:
“Eğer size aşıksam siz bu aşka layık olduğunuz içindir. Aşık olan benim ama siz de bu aşka karışırsınız; çünkü sizde benim size aşık olmama yol açan bir şey vardır. Bu karşılıklıdır; çünkü burada mekik dokuyan bir şey vardır: Size duyduğum aşk, benim için aşkın nedeni olmanızın geri dönüşüdür. Dolayısıyla siz kuşatılmışsınızdır. Size olan aşkım yalnızca benim maceram değildir, bu macera size de aittir. Benim aşkım sizin hakkınızda sizin kendi kendinize bilemeyebileceğiniz bir şey söyler.”
Bu birinin aşkının ötekinin aşkıyla karşılık bulacağını asla garanti etmez: Bu gerçekleştiğinde daima bir mucizenin buyruğu olarak hayat bulur, peşinen hesaplanamaz.
H.W.: Onu tesadüfen bulmayız. Neden o erkek? Neden o kadın?
J.-A. M.: Aşk hali için, arzunun nedeni için Freud’un Liebesbedingung diye tanımladığı bir şey var. Bu, insanın içinde var olan ve sevilecek kişinin seçimi için belirleyici bir işlevi olan bir özellik ya da bir dizi özelliktir. Bu sinirbilimlerinden paçasını bütünüyle kurtarır; çünkü herkes için biriciktir, herkesin kendi tekil, mahrem tarihine kök salar. Kimi zaman dakikaların önem kazandığı özelliklerdir. Örneğin Freud bir hastasındaki arzu nedeninin kadının burnunun üzerindeki bir ışıltı olduğunu ortaya çıkarmıştır.
H.W.: Böyle önemsiz şeyler üzerine temellenen bir aşka inanmak çok güç!
J.-A. M.: Bilinçdışının gerçekliği kurguya baskın çıkar. insan hayatının ne kadarının –özellikle de aşk söz konusu olduğunda– küçük şeylerin, önemsiz şeylerin, ‘kutsal ayrıntıların’ üzerine kurulduğunu hayal bile edemezsiniz. Arzunun bu tip nedenlerine özellikle erkeklerde rastlandığı doğrudur. Aşk sürecinin yeşermesi için varlığı zorunlu olan fetişler bu nedenler arasındadır. Babayı, anneyi, abiyi, kız kardeşi, çocukluktan birini hatırlatan minicik özellikler kadınların aşk nesnelerini seçişlerinde önemli bir rol oynarlar. Ama aşkın feminen biçimi fetişist olmaktan çok erotomaniktir: Sevilmek, aşık olunmak isterler ve onlara gösterilen ilgi, sevgi, aşk ya da onların ötekinde varsaydıkları aşk; onların aşklarını ya da en azından rızalarını tetiklemek için genellikle olmazsa olmazdır. Bu olgu erkeklerin kadınları tavlama pratiğinin temelini oluşturur.
H.W.: Fantazilere herhangi bir rol atfetmiyor musunuz?
J.-A. M.: Kadınlarda fantaziler, ister bilinçli ister bilinçdışı olsun, aşk nesnesinin seçiminden daha çok jouissance pozisyonu için belirleyicidir. Erkekler içinse bunun tam tersi geçerlidir. Örneğin bir kadının jouissance’a –varsayalım ki orgazma– yalnızca kendini hayal ettiği pozisyonda ulaşabilmesi mümkündür. Bu; birleşme sırasında, dayak yerken, tecavüze uğrarken ya da kendini bir başka kadın olarak hayal ederken ve hatta orada olmadığını başka bir yerde bulunduğunu düşünürken gerçekleşebilir.
H.W.: Peki ya erkek fantazisi?
J.-A. M.: ilk bakışta aşkın içinde çok belirgin olarak vardır. Lacan tarafından yorumlanan klasik örnek Goethe’nin romanında yer almaktadır: Charlotte’u etrafındaki çocukları beslerken ilk kez gördüğü anda Genç Werther’in içinde ona karşı birden bire yeşeren tutkudan söz ediyoruz. Burada aşka yol açan şey bir kadının annelik vasfıdır. Benim kendi deneyimimden verebileceğim bir başka örnek şöyledir: Ellili yaşlarını sürmekte olan bir patron sekreterlik pozisyonu için başvuran kişilerle görüşüyordu; yirmili yaşlarda bir kadın içeri girdi ve adam kadına duraklamaksızın ilan-ı aşk etti. Adam onu ele geçiren şeyin ne olduğunu merak ederek psikanaliz sürecine başvurdu. Bu süreçte davranışını tetikleyen şeyin üzerindeki örtüyü kaldırdı: Onda yirmi yaşındayken gittiği ilk iş görüşmesindeki kendi hallerini hatırlatan izlere rastlamıştı. Bir bakıma kendi kendine aşık olmuştu. Bu iki örnekte aşkın Freud tarafından ayırt edilen iki yönünü görüyoruz: Ya anne örneğinde olduğu gibi sizi koruyan kişiye aşık olursunuz ya da kendi narsistik imgenize…
H.W.: Sanki birer kuklaymışız gibi anlaşılıyor!
J.-A. M.: Hayır, herhangi bir erkekle herhangi bir kadın arasında peşinen varolan bir yazgı, gizli bir plan, önceden belirlenmiş bir ilişki yoktur. Karşılaşmaları sperm ve yumurtanın karşılaşmasında olduğu gibi programlanmamıştır. Bu karşılaşmanın genlerimizle de uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Erkekler ve kadınlar konuşurlar, sözün dünyasının içinde yaşarlar, belirleyici olan işte budur. Aşkın halleri onu çevreleyen kültüre karşı aşırı hassastır. Her kültür cinsler arasındaki ilişkiyi yapılandırma biçimi ile dikkat çeker. Öyle ki bugün Batı’da, liberal, piyasacı ve hukuki toplumlarımızda ‘çoğul’ olan ‘tek’i tahtından indirmek üzere yoldadır. ideal ‘ömürlük büyük aşk’ modeli, hızla tanışma, hızla flört etme, hızla aşık olma ve alternatif, ardışık ve hatta eş zamanlı aşk senaryoları karşısında yavaş yavaş zemin kaybediyor.
H.W.: Ve uzun vadedeki aşk? Ebedi aşk?
J.-A. M.: Balzac “Ebedi olmayan her tutku mide bulandırıcıdır” der. Ama bir bağ ömür boyu tutkuyla devam edebilir mi? Bir erkek kendisini bir kadına ne kadar çok adarsa o kadın erkek için o kadar anaç bir anlam ifade etmeye başlar: Kadın artık aşık olunamayacak kadar yüce ve dokunulmazdır. Bu kadın kültü en çok evli homoseksüeller arasında ortaya çıkar: Elsa’ya olan aşkını bir imzayla kutsamış olan Aragon, Elsa ölür ölmez erkeklerin dünyasına merhaba demiştir! Ve bir kadın tek bir erkeğe bağlandığında, onu iğdiş eder. Dolayısıyla tutulan yol meşakkatli ve dardır. Karı koca aşkının alın yazısı en iyi ihtimalle dostlukla son bulur, Aristoteles bunun aslında gerekli olduğunu da söyler.
H.W.: Sorun erkeklerin kadınların, kadınların da erkeklerin kendilerinden ne istediklerini bilmemesidir…
J.-A. M.: Evet. Aristotelesci çözümü çürüten olgu, Lacan’ın derin bir iç çekişle söylediği gibi, bir cinsten öbürüne karşılıklı diyoloğun imkansız olması halidir. Aşık olan insanlar aslında ötekinin dilini belirsizlikler içinde, el yordamıyla etrafında dolanarak, anahtarları arayarak öğrenmeyi sürdürmeye mahkumdurlar: Kilitleri açan anahtarlar daima değişebilir. Aşk, çıkışı olmayan bir yanlış anlamalar labirentidir."
kaynak:
http://www.libidodergisi....ikanaliz-bize-aski-ogret/
insanlarda aranan ama bi türlü bulunamayan, heves ile karıştırılan olay..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar