bugün
- bu dünyaya çocuk getirmek10
- pitbull sami3
- parcalandim toparlanamiyorum4
- online listesi3
- uyku öncesi ritüelleri3
- 42600 entry girmek2
- weight loss plateau2
- buddy dude'nin fotosunun yapay zeka çıkması28
- kız kardeş ağda yaparken odasına dalmak10
- yabancilara 20 yillik vergi muafiyeti7
- hurma3
- coco star6
- sözlüğün en güzel kız yazarı12
- insan nüfusu azaltma çalışmaları4
- ben ahmet sezer bey sorularınızı yanıtlıyorum15
- babasina benzeyen erkeklerden hoslanan kiz5
- bugün hangi sözlük kızına evlenme teklif etsem15
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba20
- ctrlx abla11
- tecavüze ceza önerisi7
- anne baba özlemi4
- karısı tarafından 300 kez aldatılan adam6
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum28
- sözlük kızlarının ayak falları7
- sözlük kızlarının kombileri7
- gocu31
- 40 yaşını aşmış bunaklar kulübü12
- ben aslında kızım7
- antipanik8
- nervio sözlüğün en asil kadınıdır6
- erkek olmanın çok zor olması5
- kitap okuyan erkek9
- kemal kılıçdaroğlu36
- gökten am yağsın diye duaya çıkmak5
- dersimci aleviler de pkk kadar tehlikelidir5
- yapay zeka moderatörü7
- çayı kaç şekerli içiyorsunuz13
- kürtler olmasaydı yaşanabilecek sıkıntılar5
- yazarların en muhteşem özelliği5
- oytunkaran'ı özlemek6
- cilgincapkin7
- silvermist8
- her şeye rağmen yaşamaya karar vermek4
- ktç'nin hala hayatta olması10
- uysaljakoben adamdır3
- o son birayı içmek5
- reha muhtar25
- özgür özel7
- vexillarius the slayer'in ırkı6
- ekonomi çok iyi11
uzun bacaklı, büyük kafalı ama yakışıklı. dokuz.!
islam öncesi türk mitleri ve inanışlarında önemli yer tutan sayıdır. eski türkler göğü dokuz kat olarak nitelemişlerdir. tasavvufta da dokuz gök inancı vardır.
isa'nın dokuz yaşında olduğu yıldır.
yolun 9/70'idir.
başarılı diyebileceğim ender türk filmlerinden biri.
ozan güven, serra yılmaz, fikret kuşkan, ali poyrazoğlu baş rollerde..
fikret kuşkan'a bir kez daha hayran olduğum, serra yılmaz'ın konuşmadan bile oyunculuğuyla çok şey anlattığı bir film.
izlenilesi...
ozan güven, serra yılmaz, fikret kuşkan, ali poyrazoğlu baş rollerde..
fikret kuşkan'a bir kez daha hayran olduğum, serra yılmaz'ın konuşmadan bile oyunculuğuyla çok şey anlattığı bir film.
izlenilesi...
Damien Rice'ın 2006 kasım ayında çıkardığı albümü...
1 - 9 crimes
2 - the animals were gone
3 - elephant
4 - rootless tree
5 - dogs
6 - coconut skins
7 - me my yoke and i
8 - grey room
9 - accidental babies
10 - sleep dont weep
1 - 9 crimes
2 - the animals were gone
3 - elephant
4 - rootless tree
5 - dogs
6 - coconut skins
7 - me my yoke and i
8 - grey room
9 - accidental babies
10 - sleep dont weep
81'in karekökü.
2003 yılında oscar seçmelerine giden ancak son 5'e kalamayan film. türkiye'nin dijital karmerayla çekilmiş ilk filmidir.
önüne 6 rakamı koyulduğunda sexi bir hal alan numara.
izlediğim en iyi türk filmlerinden bir tanesi. telefon kulübesine övgüler yağdırılan bir ülkede böyle filmlerin çekilip de izleyenlere ulaştırılamaması gerçekten çok düşündürücü.
filmde milliyetçiliğe, eşcinselliğe, uyuşturucuya, dine, dırdıra, yalana, her şeye gönderme var.
önemli olan 6 karakter için zaten taşaklı elemanlar seçilmesi ve filmin tek bir noktada geçmesi, ayrıca birbirine çok estetik ve başarılı şekilde bağlanmış kurgular dizisinin ardarda filmi hiç kopmadan tamamlaması takdir edilir bir seviyeye ulaşmasını sağlamıştır.
hiçkok filmlerinden alışık olduğumuz sahneler bu filmde zihnimize kazınmıştır. hatta filmin kurgusunun o filmlerden daha iyibile olduğunu söyleyebilirim, tabi hiçkok'un filmlerini bundan 40-50 yıl önce yaptığını da düşünmeliyiz.
son zamanlarda izlediğim, filmden izleyici koparmadan ilerleyen sayılı filmlerden. görülmesi, izlenmesi, düşünülmesi gerekir üstünde. gerçekten şahane, diyecek, ekleyecek kelimeler bulamıyorum.
ancak her güzel şey gibi bu filmin gösterimi de türkiye'de yasaklanmıştır.
filmde milliyetçiliğe, eşcinselliğe, uyuşturucuya, dine, dırdıra, yalana, her şeye gönderme var.
önemli olan 6 karakter için zaten taşaklı elemanlar seçilmesi ve filmin tek bir noktada geçmesi, ayrıca birbirine çok estetik ve başarılı şekilde bağlanmış kurgular dizisinin ardarda filmi hiç kopmadan tamamlaması takdir edilir bir seviyeye ulaşmasını sağlamıştır.
hiçkok filmlerinden alışık olduğumuz sahneler bu filmde zihnimize kazınmıştır. hatta filmin kurgusunun o filmlerden daha iyibile olduğunu söyleyebilirim, tabi hiçkok'un filmlerini bundan 40-50 yıl önce yaptığını da düşünmeliyiz.
son zamanlarda izlediğim, filmden izleyici koparmadan ilerleyen sayılı filmlerden. görülmesi, izlenmesi, düşünülmesi gerekir üstünde. gerçekten şahane, diyecek, ekleyecek kelimeler bulamıyorum.
ancak her güzel şey gibi bu filmin gösterimi de türkiye'de yasaklanmıştır.
an itibari ile türkmax'ta izlenebilecek güzel film. fikret kuşkan'ın tunç rolü ile döktürdüğü filmdir.
1999'da yayınlanmış bir mercyful fate albümüdür. aynı albümde 9 isminde bir de parça bulunmaktadır.
123456789 x 9
123456789 x 2 x 9
123456789 x 3 x 9
123456789 x 4 x 9
123456789 x 5 x 9
123456789 x 6 x 9
123456789 x 7 x 9
123456789 x 8 x 9
123456789 x 9 x 9
işlemlerinin sonuçlarının şiir gibi olmasına yarayan sayı.
123456789 x 2 x 9
123456789 x 3 x 9
123456789 x 4 x 9
123456789 x 5 x 9
123456789 x 6 x 9
123456789 x 7 x 9
123456789 x 8 x 9
123456789 x 9 x 9
işlemlerinin sonuçlarının şiir gibi olmasına yarayan sayı.
bir basamaklı en büyük tek sayı.
ülker 9 kat gofret reklamlarına konu olmuş rakam.
şöyledir;
1-3-5-7 değil 9 kat
Rakamların kralıdır 9
6 nın tersidir 9
Başkası varsa biz yokuz...
şöyledir;
1-3-5-7 değil 9 kat
Rakamların kralıdır 9
6 nın tersidir 9
Başkası varsa biz yokuz...
dvdsi bir türlü çıkmamış filmdir.
4,5 un annesi, 8 in ablası, 10 un kardeşi, 18 in kızı, 36 nın torunu, 4 ün kayın validesi, 2 nin anneannesi olan saçma bir geniş ailenin bir bireyidir.
*
*
iyi oyunculuklar ve mükemmel kurgusuyla kendine hayran bırakan, türkmax sayesinde daha çok izleyiciye ulaşmış ümit ünal filmidir. filmin imdb ortalaması 8.5 olup, hakettiği notun ironik şekilde 9 olduğu kanısındayım.
belesci forvet numarasi.
türkiye'ye fazla geldiğinden türkiye'de gösterilmemiş filmdir. bazen cidden şu çok sevdiğim memlekete gıcık oluyorum.
gıcık ettiriyorlar insanı. şu filmi herkesin izleyip, birşeyler hatta daha da fazlasını çıkarması gerekmez mi?
mükemmel. sene olmuş 2008, 6 sene sonra görüyoruz filmi. digiturk olmasa tesadüflere kalmış farketmem bile. ne kadar acı.
yani belli bir kültür seviyesini yakalamak için illa insanların daha fazla para vermesi, birbirlerinden maddiat olarak üstün mü olmaları gerekir?
televizyonları saçma sapan şeylerle bayıla bayıla dolduranlar sonra kanalları kapatırlar. youtube kapatılır, başbakan giriyorum ben siz de girin youtube'a der. her şey ne kadar öylesine, ne kadar gelişigüzel, anlamsız.
sadece toprak anlamlı, biraz tütün, ve petrol. böyle bir yer türkiye, herkes türkiye'nin bu yüzden peşinde. it kopuk takımı da öyle. işte bu film çok çok derinine inmiş hepsinin, kurmaca bir cinayetle.
filmi izledim tabii ki, ama bir daha izlemeye açıkçası götüm yemez. neden?
ne kadar dikkatli izlesem de kafam sorularla doldu, hala dolu. gidip ümit ünal'la konuşmak gibi bir isteğim bile var, hatta hafif delirdim diyebiliriz. (the godfather'ı izledikten sonra coppola'yı arama ihtiyacı duymamıştım.)
film hakkında söylenicek fazla birşey yok açıkçası. kirpi'nin söylediği şarkıya takmıştım, yidçe diye bir dilin halk şarkısıymış. üşenmedim bunu öğrenmek için de yazıların geçtiği kısmı izledim, vikipediye baktım vs.
ama hala kirpi'nin katili kim aşırı meraklardayım, öyle böyle değil. şarkının sözleri de ne diyor ona da taktım ama ismi çok tuhaftı, hatırlayamıyorum. zaten yidçeyi çevircek adamı nerden bulucaz, o apayrı bir konu.
fikret kuşkan, ülkücü serseri rolünde mükemmeldi diyebilirim. iyi anlattı o kişiliği. ama biz milliyetçiyiz diye dolaşan bütün ergenler de hapçı katil diyemeyiz. bu filmi izleyipte bunların hepsi böyle diye galeyana gelmemek lazım.
cezmi baskın'ı çok beğendim. serra yılmaz söylendiği gibi parlak değildi bence. ozan güven çok formundaydı. ali poyrazoğlu yılların oyuncusu zaten. amerikalı rolünde rafa radomisli de çok dikkat çekiciydi. neden bu filmde var, neden öldükten sonra meşhur olacaklar trenine onun için bir bilet ayrılmış, onu da türkiye'de sanatın bir cilvesi olarak kenara yazıyorum.
filmi göstertmiyorlar, oyuncuyu nerden bulucaz da izliycez.
filmden aklımda kalan en muhteşem cümle de tunç'tan geldi:
--spoiler--
kitaplar 5 milyon 10 milyon, bir maç bileti parası, napıcaz alıpta.
--spoiler--
bu işte mükemmel bir eleştiri cümlesi. o kitapları bu adamların evine de soksaydık, sokabilseydik, bunların hiçbiri olmazdı. böyle bir tipleme olmazdı zaten. ve bu hata kendini tekrar ediyor. bu filmi yasaklayan adam muhakkak filmi izledi. ancak yine yasakladı, neden. onun da evine vaktiyle yeterince kitap girmedi, okuyacağına gitti maç izledi sadece o adam da. ve şuan kısır döngü devam ediyor. halka bu eleştiriden ziyade, anlayış sağlıycak, gençleri okumayı, adam olmayı esaslayan bir filmi yasak etmişler.
demek ki yaratmak istedikleri tunç gibi adamlar, hala ve hala. aydınlığı temsil eden bir ampulün hakimiyet kurduğu ülkenin devamlı karanlık olması ne kadar ironik.
bizim açımızdansa ne kadar trajik.
gıcık ettiriyorlar insanı. şu filmi herkesin izleyip, birşeyler hatta daha da fazlasını çıkarması gerekmez mi?
mükemmel. sene olmuş 2008, 6 sene sonra görüyoruz filmi. digiturk olmasa tesadüflere kalmış farketmem bile. ne kadar acı.
yani belli bir kültür seviyesini yakalamak için illa insanların daha fazla para vermesi, birbirlerinden maddiat olarak üstün mü olmaları gerekir?
televizyonları saçma sapan şeylerle bayıla bayıla dolduranlar sonra kanalları kapatırlar. youtube kapatılır, başbakan giriyorum ben siz de girin youtube'a der. her şey ne kadar öylesine, ne kadar gelişigüzel, anlamsız.
sadece toprak anlamlı, biraz tütün, ve petrol. böyle bir yer türkiye, herkes türkiye'nin bu yüzden peşinde. it kopuk takımı da öyle. işte bu film çok çok derinine inmiş hepsinin, kurmaca bir cinayetle.
filmi izledim tabii ki, ama bir daha izlemeye açıkçası götüm yemez. neden?
ne kadar dikkatli izlesem de kafam sorularla doldu, hala dolu. gidip ümit ünal'la konuşmak gibi bir isteğim bile var, hatta hafif delirdim diyebiliriz. (the godfather'ı izledikten sonra coppola'yı arama ihtiyacı duymamıştım.)
film hakkında söylenicek fazla birşey yok açıkçası. kirpi'nin söylediği şarkıya takmıştım, yidçe diye bir dilin halk şarkısıymış. üşenmedim bunu öğrenmek için de yazıların geçtiği kısmı izledim, vikipediye baktım vs.
ama hala kirpi'nin katili kim aşırı meraklardayım, öyle böyle değil. şarkının sözleri de ne diyor ona da taktım ama ismi çok tuhaftı, hatırlayamıyorum. zaten yidçeyi çevircek adamı nerden bulucaz, o apayrı bir konu.
fikret kuşkan, ülkücü serseri rolünde mükemmeldi diyebilirim. iyi anlattı o kişiliği. ama biz milliyetçiyiz diye dolaşan bütün ergenler de hapçı katil diyemeyiz. bu filmi izleyipte bunların hepsi böyle diye galeyana gelmemek lazım.
cezmi baskın'ı çok beğendim. serra yılmaz söylendiği gibi parlak değildi bence. ozan güven çok formundaydı. ali poyrazoğlu yılların oyuncusu zaten. amerikalı rolünde rafa radomisli de çok dikkat çekiciydi. neden bu filmde var, neden öldükten sonra meşhur olacaklar trenine onun için bir bilet ayrılmış, onu da türkiye'de sanatın bir cilvesi olarak kenara yazıyorum.
filmi göstertmiyorlar, oyuncuyu nerden bulucaz da izliycez.
filmden aklımda kalan en muhteşem cümle de tunç'tan geldi:
--spoiler--
kitaplar 5 milyon 10 milyon, bir maç bileti parası, napıcaz alıpta.
--spoiler--
bu işte mükemmel bir eleştiri cümlesi. o kitapları bu adamların evine de soksaydık, sokabilseydik, bunların hiçbiri olmazdı. böyle bir tipleme olmazdı zaten. ve bu hata kendini tekrar ediyor. bu filmi yasaklayan adam muhakkak filmi izledi. ancak yine yasakladı, neden. onun da evine vaktiyle yeterince kitap girmedi, okuyacağına gitti maç izledi sadece o adam da. ve şuan kısır döngü devam ediyor. halka bu eleştiriden ziyade, anlayış sağlıycak, gençleri okumayı, adam olmayı esaslayan bir filmi yasak etmişler.
demek ki yaratmak istedikleri tunç gibi adamlar, hala ve hala. aydınlığı temsil eden bir ampulün hakimiyet kurduğu ülkenin devamlı karanlık olması ne kadar ironik.
bizim açımızdansa ne kadar trajik.
--spoiler--
I sell my boots (hi heel)
and go with you on a coach
just to be with you
as you are a handleless door
without me
my sweet little bird
I will sell handkerchieves
at the railroad station
just to be with you as you are a handleless door
without me
my sweet little bird
I will eat without a table
sleep without a pillow
just to be with you...
I will sleep at the railroad station
and wash a floor there
just to be with you
--spoiler--
(bkz: kirpi)
I sell my boots (hi heel)
and go with you on a coach
just to be with you
as you are a handleless door
without me
my sweet little bird
I will sell handkerchieves
at the railroad station
just to be with you as you are a handleless door
without me
my sweet little bird
I will eat without a table
sleep without a pillow
just to be with you...
I will sleep at the railroad station
and wash a floor there
just to be with you
--spoiler--
(bkz: kirpi)
6 ile kullanıldığında bir ilişki pozisyonudur (bkz: 69)
bazılarının takıntısıdır.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
