bugün
- sedat pekmez43
- nervio abla22
- feministlerin sınırsız nafaka iptaline kızmaları14
- erkekte fizik mi giyim mi daha önemli8
- grok vs gemini vs chatgpt6
- gece banyo yapmak vs sabah banyo yapmak2
- hiçbir işin rast gitmemesi4
- teklif edip asla ısrar etmeyen insan9
- hoşlanan erkeğin adım atmama sebebi6
- aptal insan tarifi3
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron16
- buddy dude16
- 30 yaşından sonra ne yapacağız hissi5
- sözlükte yalnız bir hayat sürmek3
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması19
- türkiye de yaşanacak tek yerin izmir olması3
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük19
- köşe başı dükkanlar erotik shop olsun11
- türkiye'de iyi bir insan olmak11
- gavurlar niye müslüman olmuyor3
- aykut kocaman4
- 25 yıllık akp iktidarından çıkarılacak ders12
- chp'nin hali ne olacak34
- sözlükteki arkadaş çevresi6
- satrançta at mı daha değerlidir fil mi5
- izmir2
- eşiyle kavga eden goril2
- haklı olduğu halde susan insan7
- yaşamak3
- aşka inanmayan insan4
- kepaze bir hayat sürmek2
- her günün aynı rutinlikte geçmesi2
- ıslak kek bile yapamayan kız5
- sözlükte içinden geçeni özgürce yazamama2
- 6'ncı nesil uçakta dünyada söz sahibi olmamız11
- sözlükte hic tayt giyen kız olmaması9
- yazarların on üzerinden komiklikleri46
- türkiye de yaşanabilir en ideal şehir2
- sözlük kadınlarının bugünkü kombini17
- hiç gelmeyecek birini beklemek9
- m r e r e c t o21
- ömürlük arabalar3
- seküler erkek muhafazakar kız birlikteliği7
- bir kadını sarhoş edip onunla birlikte olan erkek18
- türk erkeği azerbaycan kızı evliliği7
- evli insanların bekarlara sen de evlen baskısı5
- adalet var mı2
- toy story 53
- kötü hissedildiğinde rahatlamak için yapılan şey9
- uyku bozuldu iyice2
sevdiği entry'ler
evlilik için ideal birini bulamamaktır. ya da benim sorumluluk için falandı filandı şeyler için hazır olamamamdır. yoksa kavramların suçu yok, soğutma gibi bir hissi de yok aslında. buna evlilikte dahil. ki evlilik yuva kurmak kötü bir şey değil. ya bu şey gibi biraz uçuk olacak ama. swh. mesela şampiyonlar ligi için çok yetersiz bir kadron var. ve başarılı olamıyorsun diyelim. şampiyonlar liginde olmak rüya gibi her takım ister aslında. ama kötü kadro kurunca soğuyorsun orada olmaktan. bir an önce bitse de lige dönsem orada kazanırım ligi gibisinden. swh. belki tam örnek değil ama hazır hissedebilmek önemli olan ile bağdaştırılabilir bu da. tabii her olayda sevmediğimiz şeyler olacak. ben bir de en çok sosyal medyada ki yapmacık çiftler gibi olmaktan çekiniyorum. inşallah hanımım olacak kişiyle bu mecrayı gerektiği kadar hatta hiç kullanmayacak bir iletişimimiz olur. ne diyelim. hayırlısı.
şu yazıda anlatılan ilaç.
https://tr.instela.com/so...ek-istedikleri---16904387
--spoiler--
her şeyin temeli, beslenmedir.
tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak kabul edilen, oxford üniversitesi'nde heykeli olan ibn-i sina da, modern tıp biliminin önemli isimlerinden hipokrat da, tıpta beslenmenin önemine dikkat çekerken, günümüzde modern tıbbın, beslenmeye yeterince önem vermemesi ve iyileştirmekten çok ilaç satma odaklı olması, artık günümüzde anlatılıyor. amerika'da bazı doktorlar, tıp eğitimini, ilaç firmalarının dizayn ettiğini ve bu yüzden tıp sisteminin iyileştirmekten çok ilaç satmaya yönelik olduğunu, iyileştirmeye değil; semptomlara odaklanarak palyatif tedavi yaptığını (yani hastalığı değil, belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi yaptığını) söylüyor.
bir programdan dinlediğim konuşmaları, buraya yazdım. kendi sağlığını ve sevdiklerinin sağlığını düşünen herkesin, okumasını tavsiye ederim. (kopyala yapıştır değil; el emeğidir.)
işte o önemli konuşma:
"bugünkü modern tıbbın temel sorusu "hangi hastalığa hangi ilacı verebilirim?" üzerine kuruludur.
tıp eğitimi de, ilaç vermek üzerine kurulu. zaten tıp eğitimi programını yapanlar da ilaç firmaları. bunu da artık biliyoruz. bu, şehir efsanesi değil. kanıtlandı.
oysaki, tıp biliminde bizim temel sorumuz "hangi hastalığa hangi ilacı verebiliriz?" olmamalıdır.
tıp biliminin temel sorusu bu olmalıdır:
1- hastalıkları nasıl engelleyebilirz?
2- hastalanan insanı nasıl tedavi edebiliriz? ( hangi ilacı veririz değil)
bugünkü modern tıp ise, sadece semptomları bastırmaya yönelik olan palyatif denilen tedavi yöntemini uygulamaktadır. yani semptomlara yönelik tedavi verir.
+kardeşim senin neyin var?
-başım ağrıyor.
+al sana ağrı kesici.
+neyin var?
-diyabet
+al sana şeker düşürücü.
+neyin var?
-alerjim var.
+al sana antihistaminik
iyi de bu adamcağıza biz, bu ilaçları yazıyoruz yazıyoruz. ömrü boyunca dediğimiz her şeyi yapıyor. ama şekeri düşmüyor. hastalığı ilerliyor. alerjisi geçmiyor. komplikasyonlar meydana geliyor. tansiyonu geçmiyor.
niye iyileşmiyor bu hastalıklar? modern tıbbın umrunda değil. ilaç firmalarının, umrunda değil. çünkü ilaç firmaları, insanlar iyileşsin diye uğraşmaz. ilaç firmaları ister ki, hastalıklar devam etsin, ilaçlar satılmaya devam etsin. hastalıklar biterse ilaç satamaz.
geldiğim bu noktada, tip 2 diyabeti gerçekten tam şifa ile tedavi edebiliyorum ama herhangi bir mucizevi bitki ile değil. beslenmeyle tedavi edebiliyorum.
insan, bir bütündür. sadece 1 ilaç ile, sadece bir bitki ile tedavi edebilmek mümkün değildir.
peki, beslenme, bedenimizin işleyişini, ruh halimizi nasıl etkiler?
beslenme denildiği zaman, bugün modern tıp ekolü malesef olayı, sadece yağ protein karbonhidrat ve kalori seviyesine indirgiyor.
aslında beslenmenin, bunun çok ötesinde bir önemi var. fakat bunu anlatan, malesef modern tıp ekolünde yok. hatta bunu, o kadar çok yok sayıyorlar ki, modern tıp ekolünde doktorlara bile beslenme dersi okutulmuyor.
biz, tıp fakültelerinde okurken, halk sağlığı stajının içinde birkaç saat beslenmeden bahsediliyor ve üstünkörü geçiliyor. dolayısıyla doktorlar, beslenmenin önemini öğrenemeden, fonksiyonel beslenmeyi öğrenemeden mezun oluyor. öte yandan artık bugünkü ekolde "beslenme" dediğiniz zaman olay sadece bir kilo kontrolüne indirgenmiş durumda. "kilo aldım, kilo verdim." oysaki öyle değil.
en büyük 2. organımız bağırsaklarımız. peki, neden bu kadar büyük bu bağırsaklarımız? çünkü bağırsaklar, vücudun köküdür. vücudumuzda yer alan bağışıklık sistemi hücrelerinin %70'i bağırsaklarda bulunuyor. sizin bütün vücudunuzda %30 var. bunun 2 katından fazlası, bağısaklarda bulunuyor. bağışıklık sistemi hücrelerinin bu kadar büyük bir bölümü, bağırsaklarımızda.
ama modern tıp immunoloji kitaplarını açıp bakıyorsunuz; bağırsaklardan, probiyotiklerden bahsedilmiyor. bağırsaklarda 100 trilyon probiyotik bakteri var. bunlar, sizin adınıza k vtamini sentezliyor. bunlar, gümrük memuru vazifesi görüyor, sindirimi gerçekleştiriyor. bunlar olmadan bağşıklık sistemi baskılanıyor, bağışıklık sistemi doğru çalışamıyor, otoimmun reaksiyonlar meydana geliyor. hatta probiyotikler olmadan gen yapınız bozuluyor. çünkü gen aktivitesini bile etkiledikleri gösterilmiş probiyotiklerin. probiyotikler, size gen transferi yapıyor.
hani, depresyon deyince size bir hikaye anlatılıyor; beyin kimyası bozuluyor; serotonin azalıyor; depresyona giriyorsun. bugün hala doktorlara bile sorduğunuzda, bunu anlatıyorlar size. halbuki depresyon hastalarında beyin kimyasının bozulduğuna dair hiçbir yayın yok. ispatlanmış değil.
çok enteresan başka bir şey var. serotonin denilen maddenin %95'i nerede salgılanıyor biliyor musunuz? bağırsaklarda, probiyotikler tarafından yapılıyor. depresyonun, beslenmeye dayandığı gayet açık. e şimdi siz hastalarınıza antidepresan veriyorsunuz ama beslenme vermiyorsunuz.
hastalarınıza, antidepresan verirseniz "modern doktor" oluyorsunuz; bizim gibi "turşu ye, tereyağı ye" derseniz çağdışı oluyorsunuz. bize alternatif doktor diyorlar, kendilerine gerçek doktor diyorlar. kusura bakmasınlar, gerçek doktor biziz. asıl modern tıp, alternatiftir. dağdan gelip bağdakini kovuyor.
bizim söylediklerimizi, hipokrat söylüyor: "besininiz, ilacınız; ilacınız, besininiz olsun diyor."
ibn-i sina'nın yazdığı tıp kitabı, yıllardır oxford'da, dünyada okutuluyor. tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak görülen, oxford'da heykeli olan ibni sina ne demiş bakın:
"ben tıbbın tümünü, 2 beyitte topladım. sözün güzeli, kısa olanıdır:
eğer yemek yersen erken kalk, çünkü şifa hazmetmektedir.
tıpta daha tehlikeli bir şey görmedim; acıkmadan önce yemek yemekten."
hipokrat da ibn-i sina da beslenmeden bahsediyor; ama bugünkü modern tıp, beslenme ile hiç ilgilenmiyor.
depresyon, bir bağırsak hastalığıdır. bağırsak; vücudun köküdür, bağışıklığın köküdür. önce beslenme ile başlayacaksınız; onun üzerine diğer her şeyi bina edeceksiniz.
voltaire: "tıp bir sanattır; kişiyi oyalar; o oyalama sırasında vücut, kendini toparlar."
beslenmenin önemine vurgu yapan ibn-i sina, modern tıbbın kurucusu olark görülüyor ve oxford'da heykeli var.
tıp bir bütündür. alternatif tıp diye bir şey olmaz. insan bir bütündür. insanda bir tek dolaşım sistemi vardır. kan her yere o dolaşım sisteminden ulaşır; beyne de göze de gırtlağa da bağırsaklara da karaciğere de... o dolaşım sistemindeki kanın içinde sağlıklı materyal varsa, vücut hastalanmaz. biz, bunu açıklamaya çalışıyoruz.
endüstrinin ortaya çıkması ile doğal olmayan besinler, insanlara veriliyor. bütün hastalıkların sebebi de bu.
genetikmiş genetikmiş. otizmin, alzheimer'ın, kanserin, son 30 yılda bu kadar artmış olmasını genetik ile açıklamak mümkün değil. bunun neden arttığını kimse sormuyor; ilaç verelim, sen ömür boyu hastasın, bu ilacı kullanacaksın deniliyor.
hücreleriniz sağlıklı değilse, doğru beslenmiyorsanız, hastalıklar ortaya çıkar.
artık, beslenme ile tedavinin mümkün olduğu ortaya çıktı. nutritional medicine, yani beslenme tıbbı diye bir şey çıktı. beslenmenin önemi anlaşıldı. antibiyotiklerin devrinin sona erdiği kabul ediliyor artık.
doğal beslendiğimiz zaman, hücreler düzeliyor, vücut toparlanıyor.
beslenme bu yüzden çok önemli. ana rahminden itibaren, beslenmemiz, sağlığımızı etkiliyor. hatta ingiltere'de, çocuk sahibi olmak isteyen anne-baba adayları, hamilelikten 3 ay önce beslenmesini iyileştirmeli, kendini toparlamalı diye makaleler yayınlandı.
hamile kalacak annelerin, önce kilo vermesi gerekiyor. obez annelerin çocuklarında, otizm vb. hastalıkların daha sık görüldüğü, gösterildi.
anne adaylarının, glutensiz beslenmesi, d vitaminlerini yükseltmesi, magnezyumlarını yükseltmesi, iyotlarına bakıp düşükse, iyot değerlerini yükseltmesi gerekir.
planlı bir hamilelikte, biz "6 aydan önce anne-baba kendine bakmalı" diyoruz. hamilelik süreci çok önemli.
ama modern tıpta bir şablonu, tüm hamilelere uyguluyorlar. bu, yanlış. 1 haftada bu yapılacak, 15 haftada bu yapılacak, 1 ayda bu yapılacak, bunu yaptırmak zorundasınız deniliyor. bu mu modern tıp? böyle modern tıp olmaz. modern tıp, kişiseldir, kişiye özeldir. her hastaya özel olarak muamele yapılması gerekir. bir şablonu tüm hamilelere uygulamak doğru değil.
malesef bazı doktorlar, kitaplarımızı okumadan hakkımızda yorum yapıyor. başımıza böyle bir olay geldi:
tv programlarındaki konuşmalarımızdan bölük pörçük cümlelerimizi almışlar. bizden görüş almadan hakkımızda, buğday ile ilgili iddialar ve gerçekler diye makale yapmışlar. bizden görüş almadan. bizden görüş almadan, tv programlarındaki sözlerimizden cımbızla çekmişler. biz iddiada bulunmuşuz, bilim adamlarına sormuşlar, onlar da o iddiadır; gerçek budur demiş. biz, kitaplarımızı referanslı yazıyoruz. okuyunca göreceksiniz, hepsinin bilimsel referansı var. her kitabımızda bilimsel referans var.
mutluluk ve ruh hali; beslenme ile doğrudan ilişkilidir. modern tıp, beslenme olayını sadece karbonhidrat, yağ, protein, kilo kontrolü, kalori boyutuna indirgediği için, modern tıp, beslenmeyi önemsemiyor. kanser hastaları doktora gidip "ne yemeliyim?" dediğinde, doktor: "ne yersen ye" diyor. bir mide, bağırsak hastalığında "ne yersen ye" denilebilir mi? bir mide-bağırsak kanseri beslenmeden bağımsız olabilir mi?
biz, depresyon için "turşu ye" deyince çağdışı oluyoruz; antidepresan yazınca modern mi olacağız? modern tıp, bu mu? turşu yesinler. çünkü probiyotik alacaklar. hamilelerdeki durum hakeza aynı. vücudunda probiyotik olmayan, d vitamini olmayan hamilenin, doğumu sağlıklı olabilir mi? gebelik diyabetinden korunabilir mi? çocuğu sağlıklı olabilir mi? ev sirkesini, ev yoğurdunu biz, bu yüzden öneriyoruz. bu yüzden çok önemli.
dünya engelliler gününde otizm ve farkındalık ile ilgili güzel bir toplantı yapıldı. çok güzel projelerden, rehabilitasyondan bahsediliyor.
ama kimse, otistik çocuklarda beslenmenin öneminden bahsetmiyor. bakın ne kadar önemli, otizme çare var diye, bu konuda kitap yazıldı. otizme çare var kitabını yazan rahmetli ahmet aydın hoca, çocuk metabolizma uzmanıdır.
otizme çare var. çünkü otistik çocukların, otistik olması, ana rahminde başlıyor. ve de iyi beslenme ile düzeliyor. bu, gösterildi.
otizm, 80 yılında yüz binde 1 görülürken, bugün 88 çocukta 1 görünüyor. binlerce kat artışı, genetik ile açıklamak mümkün mü?
otizmde beslenme tedavileri, dünyanın her yerinde çok yaygın uygulanan tedavilerdir. peki biz neden bu çocuklara rehabilitasyon veriyoruz da, neden anne-babalara beslenmenin, normal doğumun önemini anlatmıyoruz? biz bu çocuklara rehabilitasyon verelim; ama beslenmenin önemini ve normal doğumun önemini de anlatalım.
otizmi tetikleyen en önemli faktörlerden biri sezaryendir. çünkü tohum, doğum ile atılır.
önce normal doğum. niye? çünkü çocuk, probiyotiklerini, normal doğum esnasında, anneden alıyor. çocuk, doğmadan belli bir süre önce, annenin doğum kanalında, probiyotik yapısı değişmeye başlıyor. ve çocuk, normal doğum esnasında, doğum kanalından geçerken o probiyotikleri alıyor. vücudu, bir koruma kalkanı gibi o probiyotikler ile kaplanıyor. oradan geçerken, o probiyotikleri yutuyor. ilk gıdası probiyotikler oluyor. bronşlarına da probiyotikler gidiyor. ve çocuk, doğduğu zaman, probiyotikler ile doğmuş oluyor.
ama sezaryen ile doğan çocuk, probiyotikleri alamadan doğuyor.
1980'lerde sezareyen oranı %7'lerdeyken, bugün %80'lere kadar çıktı.
sezaryen doğum, otizmi tetikliyor. anne sütü vermemek, otizmi tetikliyor. karbonhidrat ağırlıklı beslenme, tetikliyor. bütün otistik çocuklarda ağır metal zehirlenmesi riski, gluten intoleransı riski, şekere karşı tahammülsüzlük, laktoza, süte karşı tahammülsüzlük vardır.
bu yüzden, bu çocuklara beslenme tedavileri verilmesi gerek. otizmli çocuklar, beslenme ile normal bir hayat sürebilir.
otistik çocukların tamamı, glutensiz beslenmeli. ev sirkesi, ev turşusu tüketmeli. probiyotik ve prebiyotik için bu gereklidir. bunun yanında süt ve süt ürünlerinden uzak durmalı. şekerden uzak durmalı. şeker bu çocuklarda son derece zararlıdır. çünkü, vücutlarında probiyotik olmadığı için, kandida mantarı gelişir. kadida mantarı, şekeri alkole yıkar. ve çocuklarda bir keyif hali oluşur.
dolayısıyla bu çocuklara rakı içirmek neyse, şeker yedirmek de odur. bu çocuklarda muhakkak d vitaminine bakılmalı, bağırsak duvarı bozulduğu için, bu çocuklarda d vitamini düşüktür. takviye edilmesi gerekir. d vitamini, bu çocuklarda 100'ün üzerine çıkarılmalıdır ve bu çocuklar, bol yağ ile beslenmelidir. zeytinyağı, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi değerli proteinlerle beslenmelidir. her türlü buğday, yulaf, arpa, çavdar hayatından çıkmalı bu çocukların.
bunların, doğal olanları da tüketilmemeli. internette, bizim adımıza sayfa açıp siyez buğdayı glutensizdir, yiyebilirsiniz dediğimizi yazmışlar. biz böyle bir şey demedik. siyez buğdayı da gluten içerir ve çölyaklara da otizmlilere de dokunur. kimseye buğday satışı ile ilgili yetki de vermedik. siyez buğdayında da gluten vardır; genetiği değiştirilmiş buğdayda da vardır.
gluten intoleransı nasıl anlaşılır? bunu testler ve tahliller ile anlamak mümkün değildir. gluten intoleransı, klinik tablo ile belirlenebilir.
otoimmun hastalıkların tamamı, otizmli çocukların tamamı, diyabetlilerin tamamı, gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir.
bu hastaların tamamına glutensiz, tahılsız diyet verilmelidir. ama bu hastalara, tam tersine, tam tahıllı diyetler veriliyor ve tam tahıllı diyetlerle, bu hastaların hiçbiri iyileşmiyor. oysa tip 2 diyabet, glutensiz, tahılsız, şekersiz beslenme sayesinde, tam şifa ile iyileşebilen bir hastalık."
--spoiler--
https://tr.instela.com/so...ek-istedikleri---16904387
--spoiler--
her şeyin temeli, beslenmedir.
tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak kabul edilen, oxford üniversitesi'nde heykeli olan ibn-i sina da, modern tıp biliminin önemli isimlerinden hipokrat da, tıpta beslenmenin önemine dikkat çekerken, günümüzde modern tıbbın, beslenmeye yeterince önem vermemesi ve iyileştirmekten çok ilaç satma odaklı olması, artık günümüzde anlatılıyor. amerika'da bazı doktorlar, tıp eğitimini, ilaç firmalarının dizayn ettiğini ve bu yüzden tıp sisteminin iyileştirmekten çok ilaç satmaya yönelik olduğunu, iyileştirmeye değil; semptomlara odaklanarak palyatif tedavi yaptığını (yani hastalığı değil, belirtileri ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi yaptığını) söylüyor.
bir programdan dinlediğim konuşmaları, buraya yazdım. kendi sağlığını ve sevdiklerinin sağlığını düşünen herkesin, okumasını tavsiye ederim. (kopyala yapıştır değil; el emeğidir.)
işte o önemli konuşma:
"bugünkü modern tıbbın temel sorusu "hangi hastalığa hangi ilacı verebilirim?" üzerine kuruludur.
tıp eğitimi de, ilaç vermek üzerine kurulu. zaten tıp eğitimi programını yapanlar da ilaç firmaları. bunu da artık biliyoruz. bu, şehir efsanesi değil. kanıtlandı.
oysaki, tıp biliminde bizim temel sorumuz "hangi hastalığa hangi ilacı verebiliriz?" olmamalıdır.
tıp biliminin temel sorusu bu olmalıdır:
1- hastalıkları nasıl engelleyebilirz?
2- hastalanan insanı nasıl tedavi edebiliriz? ( hangi ilacı veririz değil)
bugünkü modern tıp ise, sadece semptomları bastırmaya yönelik olan palyatif denilen tedavi yöntemini uygulamaktadır. yani semptomlara yönelik tedavi verir.
+kardeşim senin neyin var?
-başım ağrıyor.
+al sana ağrı kesici.
+neyin var?
-diyabet
+al sana şeker düşürücü.
+neyin var?
-alerjim var.
+al sana antihistaminik
iyi de bu adamcağıza biz, bu ilaçları yazıyoruz yazıyoruz. ömrü boyunca dediğimiz her şeyi yapıyor. ama şekeri düşmüyor. hastalığı ilerliyor. alerjisi geçmiyor. komplikasyonlar meydana geliyor. tansiyonu geçmiyor.
niye iyileşmiyor bu hastalıklar? modern tıbbın umrunda değil. ilaç firmalarının, umrunda değil. çünkü ilaç firmaları, insanlar iyileşsin diye uğraşmaz. ilaç firmaları ister ki, hastalıklar devam etsin, ilaçlar satılmaya devam etsin. hastalıklar biterse ilaç satamaz.
geldiğim bu noktada, tip 2 diyabeti gerçekten tam şifa ile tedavi edebiliyorum ama herhangi bir mucizevi bitki ile değil. beslenmeyle tedavi edebiliyorum.
insan, bir bütündür. sadece 1 ilaç ile, sadece bir bitki ile tedavi edebilmek mümkün değildir.
peki, beslenme, bedenimizin işleyişini, ruh halimizi nasıl etkiler?
beslenme denildiği zaman, bugün modern tıp ekolü malesef olayı, sadece yağ protein karbonhidrat ve kalori seviyesine indirgiyor.
aslında beslenmenin, bunun çok ötesinde bir önemi var. fakat bunu anlatan, malesef modern tıp ekolünde yok. hatta bunu, o kadar çok yok sayıyorlar ki, modern tıp ekolünde doktorlara bile beslenme dersi okutulmuyor.
biz, tıp fakültelerinde okurken, halk sağlığı stajının içinde birkaç saat beslenmeden bahsediliyor ve üstünkörü geçiliyor. dolayısıyla doktorlar, beslenmenin önemini öğrenemeden, fonksiyonel beslenmeyi öğrenemeden mezun oluyor. öte yandan artık bugünkü ekolde "beslenme" dediğiniz zaman olay sadece bir kilo kontrolüne indirgenmiş durumda. "kilo aldım, kilo verdim." oysaki öyle değil.
en büyük 2. organımız bağırsaklarımız. peki, neden bu kadar büyük bu bağırsaklarımız? çünkü bağırsaklar, vücudun köküdür. vücudumuzda yer alan bağışıklık sistemi hücrelerinin %70'i bağırsaklarda bulunuyor. sizin bütün vücudunuzda %30 var. bunun 2 katından fazlası, bağısaklarda bulunuyor. bağışıklık sistemi hücrelerinin bu kadar büyük bir bölümü, bağırsaklarımızda.
ama modern tıp immunoloji kitaplarını açıp bakıyorsunuz; bağırsaklardan, probiyotiklerden bahsedilmiyor. bağırsaklarda 100 trilyon probiyotik bakteri var. bunlar, sizin adınıza k vtamini sentezliyor. bunlar, gümrük memuru vazifesi görüyor, sindirimi gerçekleştiriyor. bunlar olmadan bağşıklık sistemi baskılanıyor, bağışıklık sistemi doğru çalışamıyor, otoimmun reaksiyonlar meydana geliyor. hatta probiyotikler olmadan gen yapınız bozuluyor. çünkü gen aktivitesini bile etkiledikleri gösterilmiş probiyotiklerin. probiyotikler, size gen transferi yapıyor.
hani, depresyon deyince size bir hikaye anlatılıyor; beyin kimyası bozuluyor; serotonin azalıyor; depresyona giriyorsun. bugün hala doktorlara bile sorduğunuzda, bunu anlatıyorlar size. halbuki depresyon hastalarında beyin kimyasının bozulduğuna dair hiçbir yayın yok. ispatlanmış değil.
çok enteresan başka bir şey var. serotonin denilen maddenin %95'i nerede salgılanıyor biliyor musunuz? bağırsaklarda, probiyotikler tarafından yapılıyor. depresyonun, beslenmeye dayandığı gayet açık. e şimdi siz hastalarınıza antidepresan veriyorsunuz ama beslenme vermiyorsunuz.
hastalarınıza, antidepresan verirseniz "modern doktor" oluyorsunuz; bizim gibi "turşu ye, tereyağı ye" derseniz çağdışı oluyorsunuz. bize alternatif doktor diyorlar, kendilerine gerçek doktor diyorlar. kusura bakmasınlar, gerçek doktor biziz. asıl modern tıp, alternatiftir. dağdan gelip bağdakini kovuyor.
bizim söylediklerimizi, hipokrat söylüyor: "besininiz, ilacınız; ilacınız, besininiz olsun diyor."
ibn-i sina'nın yazdığı tıp kitabı, yıllardır oxford'da, dünyada okutuluyor. tüm dünyada modern tıbbın kurucusu olarak görülen, oxford'da heykeli olan ibni sina ne demiş bakın:
"ben tıbbın tümünü, 2 beyitte topladım. sözün güzeli, kısa olanıdır:
eğer yemek yersen erken kalk, çünkü şifa hazmetmektedir.
tıpta daha tehlikeli bir şey görmedim; acıkmadan önce yemek yemekten."
hipokrat da ibn-i sina da beslenmeden bahsediyor; ama bugünkü modern tıp, beslenme ile hiç ilgilenmiyor.
depresyon, bir bağırsak hastalığıdır. bağırsak; vücudun köküdür, bağışıklığın köküdür. önce beslenme ile başlayacaksınız; onun üzerine diğer her şeyi bina edeceksiniz.
voltaire: "tıp bir sanattır; kişiyi oyalar; o oyalama sırasında vücut, kendini toparlar."
beslenmenin önemine vurgu yapan ibn-i sina, modern tıbbın kurucusu olark görülüyor ve oxford'da heykeli var.
tıp bir bütündür. alternatif tıp diye bir şey olmaz. insan bir bütündür. insanda bir tek dolaşım sistemi vardır. kan her yere o dolaşım sisteminden ulaşır; beyne de göze de gırtlağa da bağırsaklara da karaciğere de... o dolaşım sistemindeki kanın içinde sağlıklı materyal varsa, vücut hastalanmaz. biz, bunu açıklamaya çalışıyoruz.
endüstrinin ortaya çıkması ile doğal olmayan besinler, insanlara veriliyor. bütün hastalıkların sebebi de bu.
genetikmiş genetikmiş. otizmin, alzheimer'ın, kanserin, son 30 yılda bu kadar artmış olmasını genetik ile açıklamak mümkün değil. bunun neden arttığını kimse sormuyor; ilaç verelim, sen ömür boyu hastasın, bu ilacı kullanacaksın deniliyor.
hücreleriniz sağlıklı değilse, doğru beslenmiyorsanız, hastalıklar ortaya çıkar.
artık, beslenme ile tedavinin mümkün olduğu ortaya çıktı. nutritional medicine, yani beslenme tıbbı diye bir şey çıktı. beslenmenin önemi anlaşıldı. antibiyotiklerin devrinin sona erdiği kabul ediliyor artık.
doğal beslendiğimiz zaman, hücreler düzeliyor, vücut toparlanıyor.
beslenme bu yüzden çok önemli. ana rahminden itibaren, beslenmemiz, sağlığımızı etkiliyor. hatta ingiltere'de, çocuk sahibi olmak isteyen anne-baba adayları, hamilelikten 3 ay önce beslenmesini iyileştirmeli, kendini toparlamalı diye makaleler yayınlandı.
hamile kalacak annelerin, önce kilo vermesi gerekiyor. obez annelerin çocuklarında, otizm vb. hastalıkların daha sık görüldüğü, gösterildi.
anne adaylarının, glutensiz beslenmesi, d vitaminlerini yükseltmesi, magnezyumlarını yükseltmesi, iyotlarına bakıp düşükse, iyot değerlerini yükseltmesi gerekir.
planlı bir hamilelikte, biz "6 aydan önce anne-baba kendine bakmalı" diyoruz. hamilelik süreci çok önemli.
ama modern tıpta bir şablonu, tüm hamilelere uyguluyorlar. bu, yanlış. 1 haftada bu yapılacak, 15 haftada bu yapılacak, 1 ayda bu yapılacak, bunu yaptırmak zorundasınız deniliyor. bu mu modern tıp? böyle modern tıp olmaz. modern tıp, kişiseldir, kişiye özeldir. her hastaya özel olarak muamele yapılması gerekir. bir şablonu tüm hamilelere uygulamak doğru değil.
malesef bazı doktorlar, kitaplarımızı okumadan hakkımızda yorum yapıyor. başımıza böyle bir olay geldi:
tv programlarındaki konuşmalarımızdan bölük pörçük cümlelerimizi almışlar. bizden görüş almadan hakkımızda, buğday ile ilgili iddialar ve gerçekler diye makale yapmışlar. bizden görüş almadan. bizden görüş almadan, tv programlarındaki sözlerimizden cımbızla çekmişler. biz iddiada bulunmuşuz, bilim adamlarına sormuşlar, onlar da o iddiadır; gerçek budur demiş. biz, kitaplarımızı referanslı yazıyoruz. okuyunca göreceksiniz, hepsinin bilimsel referansı var. her kitabımızda bilimsel referans var.
mutluluk ve ruh hali; beslenme ile doğrudan ilişkilidir. modern tıp, beslenme olayını sadece karbonhidrat, yağ, protein, kilo kontrolü, kalori boyutuna indirgediği için, modern tıp, beslenmeyi önemsemiyor. kanser hastaları doktora gidip "ne yemeliyim?" dediğinde, doktor: "ne yersen ye" diyor. bir mide, bağırsak hastalığında "ne yersen ye" denilebilir mi? bir mide-bağırsak kanseri beslenmeden bağımsız olabilir mi?
biz, depresyon için "turşu ye" deyince çağdışı oluyoruz; antidepresan yazınca modern mi olacağız? modern tıp, bu mu? turşu yesinler. çünkü probiyotik alacaklar. hamilelerdeki durum hakeza aynı. vücudunda probiyotik olmayan, d vitamini olmayan hamilenin, doğumu sağlıklı olabilir mi? gebelik diyabetinden korunabilir mi? çocuğu sağlıklı olabilir mi? ev sirkesini, ev yoğurdunu biz, bu yüzden öneriyoruz. bu yüzden çok önemli.
dünya engelliler gününde otizm ve farkındalık ile ilgili güzel bir toplantı yapıldı. çok güzel projelerden, rehabilitasyondan bahsediliyor.
ama kimse, otistik çocuklarda beslenmenin öneminden bahsetmiyor. bakın ne kadar önemli, otizme çare var diye, bu konuda kitap yazıldı. otizme çare var kitabını yazan rahmetli ahmet aydın hoca, çocuk metabolizma uzmanıdır.
otizme çare var. çünkü otistik çocukların, otistik olması, ana rahminde başlıyor. ve de iyi beslenme ile düzeliyor. bu, gösterildi.
otizm, 80 yılında yüz binde 1 görülürken, bugün 88 çocukta 1 görünüyor. binlerce kat artışı, genetik ile açıklamak mümkün mü?
otizmde beslenme tedavileri, dünyanın her yerinde çok yaygın uygulanan tedavilerdir. peki biz neden bu çocuklara rehabilitasyon veriyoruz da, neden anne-babalara beslenmenin, normal doğumun önemini anlatmıyoruz? biz bu çocuklara rehabilitasyon verelim; ama beslenmenin önemini ve normal doğumun önemini de anlatalım.
otizmi tetikleyen en önemli faktörlerden biri sezaryendir. çünkü tohum, doğum ile atılır.
önce normal doğum. niye? çünkü çocuk, probiyotiklerini, normal doğum esnasında, anneden alıyor. çocuk, doğmadan belli bir süre önce, annenin doğum kanalında, probiyotik yapısı değişmeye başlıyor. ve çocuk, normal doğum esnasında, doğum kanalından geçerken o probiyotikleri alıyor. vücudu, bir koruma kalkanı gibi o probiyotikler ile kaplanıyor. oradan geçerken, o probiyotikleri yutuyor. ilk gıdası probiyotikler oluyor. bronşlarına da probiyotikler gidiyor. ve çocuk, doğduğu zaman, probiyotikler ile doğmuş oluyor.
ama sezaryen ile doğan çocuk, probiyotikleri alamadan doğuyor.
1980'lerde sezareyen oranı %7'lerdeyken, bugün %80'lere kadar çıktı.
sezaryen doğum, otizmi tetikliyor. anne sütü vermemek, otizmi tetikliyor. karbonhidrat ağırlıklı beslenme, tetikliyor. bütün otistik çocuklarda ağır metal zehirlenmesi riski, gluten intoleransı riski, şekere karşı tahammülsüzlük, laktoza, süte karşı tahammülsüzlük vardır.
bu yüzden, bu çocuklara beslenme tedavileri verilmesi gerek. otizmli çocuklar, beslenme ile normal bir hayat sürebilir.
otistik çocukların tamamı, glutensiz beslenmeli. ev sirkesi, ev turşusu tüketmeli. probiyotik ve prebiyotik için bu gereklidir. bunun yanında süt ve süt ürünlerinden uzak durmalı. şekerden uzak durmalı. şeker bu çocuklarda son derece zararlıdır. çünkü, vücutlarında probiyotik olmadığı için, kandida mantarı gelişir. kadida mantarı, şekeri alkole yıkar. ve çocuklarda bir keyif hali oluşur.
dolayısıyla bu çocuklara rakı içirmek neyse, şeker yedirmek de odur. bu çocuklarda muhakkak d vitaminine bakılmalı, bağırsak duvarı bozulduğu için, bu çocuklarda d vitamini düşüktür. takviye edilmesi gerekir. d vitamini, bu çocuklarda 100'ün üzerine çıkarılmalıdır ve bu çocuklar, bol yağ ile beslenmelidir. zeytinyağı, hayvansal protein, paça çorbası, kemik suyu gibi değerli proteinlerle beslenmelidir. her türlü buğday, yulaf, arpa, çavdar hayatından çıkmalı bu çocukların.
bunların, doğal olanları da tüketilmemeli. internette, bizim adımıza sayfa açıp siyez buğdayı glutensizdir, yiyebilirsiniz dediğimizi yazmışlar. biz böyle bir şey demedik. siyez buğdayı da gluten içerir ve çölyaklara da otizmlilere de dokunur. kimseye buğday satışı ile ilgili yetki de vermedik. siyez buğdayında da gluten vardır; genetiği değiştirilmiş buğdayda da vardır.
gluten intoleransı nasıl anlaşılır? bunu testler ve tahliller ile anlamak mümkün değildir. gluten intoleransı, klinik tablo ile belirlenebilir.
otoimmun hastalıkların tamamı, otizmli çocukların tamamı, diyabetlilerin tamamı, gluten intoleransı olarak kabul edilmelidir.
bu hastaların tamamına glutensiz, tahılsız diyet verilmelidir. ama bu hastalara, tam tersine, tam tahıllı diyetler veriliyor ve tam tahıllı diyetlerle, bu hastaların hiçbiri iyileşmiyor. oysa tip 2 diyabet, glutensiz, tahılsız, şekersiz beslenme sayesinde, tam şifa ile iyileşebilen bir hastalık."
--spoiler--
Bisiklet sürmek.
bugün şunu bir kez daha anlayıp teyit ettim; verdiğin değer kadar değersiz oluyosun. sevdiğin kadar itici oluyosun ve sklenmiyosun. bugün en çok sevdiklerimin beni siklemediğini bir kez daha gördüm. gün boyunca telefonsuz ve tehlikeli bir gün geçirmeme rağmen nişanlım olacak kız gezmiş tozmuş iki üç msj atmış. akşam da kuzenleri gelmiş saplar yani. onlarla fotoğraflar durumlar vs samimi pozlar... akşam nöbet çıkışı (saat 20:30 gibi) aradım açmadı. neyse dedim geldim eve saat 22:00 gibi msj attım misafir var dedi. belki büyükleri falan gelmiştir yazamıyor konuşamıyor dedim ama hanımefendi kuzenleriyle gülüşmeler sohbetler.. gece 23 :15 gibi gittiklerinde aklına geldim. cvp vermedim msjlarına uyudum dedim en son. yani insan kuzenleri boşver aile büyüğü gelse 3 saat içinde hiç mi müsait olamaz? bunlar başıma hep çok sevdiğimden geliyor. sevmeyip siklemediğinde önemin o kadar artıyor ki... ama gerçekten sevdiğinde değer verdiğinde nedense böyle oluyor. içimde şu an sevgi falan yok anladım ki kuzenleri kadar önemli değilmişim.
ha bu arada artık hiçbir şeyi konuşmamaya içime atmaya ve soğumaya çalışmaya karar verdim. kuzenlerine sokayım senin.
ha bu arada artık hiçbir şeyi konuşmamaya içime atmaya ve soğumaya çalışmaya karar verdim. kuzenlerine sokayım senin.
sadece başlangıç seviyesi değil, orta ve ileri seviyede ingilizce'si olanların da bilmesi gereken, son 15 senedir sağdan soldan toparlayıp bir araya getirdiğim günlük konuşma kalıplarıdır. yalnız, belirtmek isterim ki, sadece bu kalıpları biliyor olmak, fluent (akıcı) bir şekilde ingilizce konuşmanın garantisi değildir. yapılması gereken, türkiye'deki eğitim sisteminin öğrencileri maruz bıraktığının aksine, ezberlemeden tekrar etmek; kalıp cümleleri yeri geldiği zamanlarda kullanmak (basit örnek vermem gerekirse 'i'm hungry - acıktım cümlesini, durduk yere değil de, gerçekten acıktığımızda ya da sofraya oturmak üzereyken sözlü ifade etmek) ve öğrenmeyi, ezberden çıkararak, kalıcı hale getirmeye gayret göstermektedir.
bununla birlikte, bu kalıp cümlelerin her birini, bir ağacın kökü gibi düşünüp, tıpkı resim yapar gibi, bu cümlelerden, yeni ifadeler elde etmeye çalışmak da çok önemlidir. buna da bir örnek vererek, durumu daha anlaşılır kıılmaya çalışayım:
diyelim ki, 20 numaralı cümlemiz olan 'don't move - kımıldama/hareket etme' kalıbını öğrendiniz ve yeri geldiğinde yapılan tekrarlarla bunu pekiştirdiniz. işte bu öğrenmeyle eş zamanlı olarak yapmanız gereken şey, ingilizce emir cümlelerinde kullanılan 'don't' ifadesini sabit bırakarak, 'don't' sonrası yeni fiiller ekleyerek, günlük hayatta ingilizce pratiğinize yeni kavramlar kazandırmaktır.
anlaşılmadı mı? biraz daha açayım:
diyelim ki, bir arkadaşınızla konuşmaktasınız ve kendisinin, sağlıksız olduğunu düşündüğünüz bir gıdayı yememesini söyleyeceksiniz. böyle durumlarda elbette daha kibar olan ve öneri belirten 'should' kalıbı kullanılır; ancak siz henüz eğitiminizin başında olduğunuzda, arkadaşınıza bu durumda 'don't eat' (yeme) diyebilirsiniz. böylece 20 numaralı bu cümleyi onlarca farklı duruma uyarlayarak, gerektiğinde bir sözlüğün de yardımıyla, don't speak, don't look, don't watch, don't listen vs..' gibi kalıplarla, ağaca yeni dallar ekleyebilirsiniz. burada unutulmaması gereken şey, bu cümlelerin muhakkak suretle sözlü olarak tekrar edilmesi, yani dillendirilmesidir.
ikinci aşamada ne mi yapacaksınız?
bu dalları, meyvelerle süslemeniz gerekiyor elbette. bunu yapmak için de, temel eğitiminizin ilk ayının sonundan itibaren, ingilizce pratiğiniz geliştikçe, bahsettiğin o 20 numaralı cümleyi elinizden geldiğince süslemektir. örneğin;
'don't eat' demeyi öğrenmiştiniz. şimdi hayal gücünüzü konuşturun ve arkadaşınızın ne yememesi gerektiği üzerine kafa yorun. fast food yemesin, mesela. bu durumda cümlenizin sonuna bu ifadeyi ekleyin ve yeni cümlenizi sesli olarak tekrarlayın: 'don't eat fast food.'
bu cümleyi daha da geliştirmek ister misiniz?
şimdi, sözlükten 'çünkü' anlamına gelen kelimeyi bulun ve gerekçenizi belirtmeden önce, bu kelimeyi cümlenin sonuna ekleyin:
don't eat fast food, because' (fast food yeme, çünkü...')
şimdi de, zararlı anlamına gelen 'harmful' kelimesini cümlemize eklemleyelim ve yeni cümlemizi tekrar edelim: don't eat fast food, because harmful'.
yukarıdaki cümlede yer alan 'it' öznesi ve 'is' yardımcı fiil eksikliğini elbette fark etmediniz. hiç sorun değil. zira önemli olan, dili, hatalar yaparak öğrenmektir. konuşma pratiği kazandıkça ve yeni kaynaklarla, video ve ses dosyalarıyla, filmlerle ve dizilerle yabancı dilde haşır neşir olduğunuz sürece, yapmış olduğunuz bu küçük hatalar ya da eksiklikler minimuma inecek ve ağacınızın dalları meyvelerle dolacaktır.
dikkat edilirse, sadece 20 numaralı kalıbımızdan, eğer sabır sebat edilirse, onlarca (hatta abartmadan söylüyorum, 'yüzlerce') yeni ve farklı cümle çıkabiliyor. dolayısıyla, size vermiş olduğum 390 kalıp cümleden kaç adet cümle çıkarabileceğinizi siz hesaplayın.
son olarak şu uyarımı yapayım:
bu sistem, ezbere kaçmadan ingilizce konuşma yetisi kazanmanın en kestirme ve zahmetiz yoludur. lakin, bu çabayı kısa sürelerle de olsa her gün göstermeniz gerekir. yeni cümleler ürettikçe, sesinizi kaydedip, gece uyumadan önce, yatağınızda 5 dakika bile olsa dinlemeniz gerekiyor. gün içerisinde ise, ne kadar yoğun olursanız olun, yanınızda taşıdığınız not defterinizden, belirli bir durumla alakalı, aklınıza o an gelen cümleyi bulup, bir dakika boyunca pratik yapmayı da unutmamalısınız. bu cümleleri, çevrenizde sizinle pratik yapacak bir arkadaşınız yoksa, kendi kendinize, evde duvara karşı ya da aynanın karşısında sözlü olarak tekrar etmeyi unutmayın. sizi temin ederim, eğitiminizin ilk ayı bitmeden, kelime kelime de olsa ingilizce sayıkladığınız rüyalar görmeye başlayacaksınız.
lafı fazla uzattım. işte o kalıplar:
1- I quit - istifa ediyorum, bırakıyorum
2- No way - Asla, olamaz
3- Hold on - Bekle
4- I agree - Katılıyorum
5- Allow me - Bana izin ver
6- Be quiet - Sessiz ol
7- Cheer up - Neşelen
8- Good job - iyi iş, aferin
9- Have fun - iyi eğlen
10- I'm full - Doydum
11- I am home - Evdeyim
12- I am lost - Kayboldum
13- This way - Bu yönden
14- Bless you - Çok yaşa
15- And the same to you - Sen de gör
16- Follow me - Beni takip et
17- Forget it - Unut gitsin
18- I promise - Söz veriyorum
19- Slow down - Yavaşla
20- Don't move - Kımıldama
21- Guess what? - Bil bakalım ne oldu?
22- I doubt it - Bundan şüpheliyim
23- I think so - Bence öyle
24- Keep it up - Böyle devam et
25- Let me say - Söyleyeyim
26- It's none of your business - Seni ilgilendirmez
27- Never mind - Boşver
28- I don't mind - Takmıyorum
29- I don't care - Umrumda değil
30- That's all - Hepsi bu
31- Time is up - Süre doldu
32- Count me in - Beni de sayın
33- Don't worry - Endişelenme
34- I feel better - Daha iyi hissediyorum
35- Do I have to? - Mecbur muyum?
36- Noone knows - Kimse bilmiyor/tanımıyor
37- What a pity! - Ne yazık!
38- Anything else? - Başka birşey?
39- Do me a favour - Bana bir iyilik yap
40- I'm on diet - Diyetteyim
41- Keep in touch - irtibatı kaybetme
42- Time is money - Vakit nakittir
43- Who's calling? - Kim arıyor?
44- You set me up - Bana tuzak kurdun
45- Give me a hand - Bana yardım et
46- I've no idea - Hiçbir fikrim yok
47- I'm in a hurry - Acelem var
48- Who cares? - Kimin umrunda?
49- You owe me - Bana borçlusun
50- Of course - Tabii ki
51- What do you mean? - Ne demek istiyorsun?
52- I don't mean it - Bunu kastetmedin
53- I have nobody - Kimsem yok
54- You should defend me - Beni savunmalısın
55- Don't take sides - Taraf tutma
56- Can you be open with me? - Bana karşı açık olabilir misin?
57- No need to say much - Fazla söze gerek yok
58- I'm bored of this job - Bu işten sıkıldım
59- Take a break - Bir ara ver
60- Thanks to me - Benim sayemde
61- You are going over your limits - Sınırlarını aşıyorsun
62- There is no other way - Başka yolu yok
63- Forgive me - Beni bağışla
64- This is bullshit - Bu saçmalık
65- Take it easy - Sakin ol, kolayına bak
66- So so - Şöyle böyle
67- Not so good, not so bad - Şöyle böyle
68- By the way - Bu arada,aklıma gelmişken
69- I wasn't born yesterday - Dünkü çocuk değilim
70- Let me have a look - Bir bakayım
71- Let's see - Görelim,bakalım
72- Keep your promise - Sözünü tut
73- Tell the truth - Doğruyu söyle
74- You heard that? - Şunu duydun mu?
75- Dont underestimate me - Beni küçümseme
76- What is the weather like? - Hava nasıl?
77- Its raining cats and dogs - Bardaktan boşalırcasına yağıyor
78- I can't believe it - inanamıyorum
79- Believe it or not - ister inan,ister inanma
80- I could be better - Daha iyi olabilirdim
81- Where were you? - Neredeydin?
82- How are things? - Durumlar nasıl?
83- There aren't enough hours in a day - Bir gün yetmiyor
84- I didn't know - Bilmiyordum
85- Actually - Aslında
86- I guess / suppose - Sanırım
87- I got it - Anladım
88- That's it - işte bu
89- It doesn't matter - Farketmez
90- It doesn't make a difference - Farketmez
91- Shame on you - Yazıklar olsun
92- I'm back - Geri döndüm
93- Can you imagine? - Düşünebiliyor musun?
94- What is it to me? - Bundan bana ne
95- I have no complaints - Şikayetim yok
96- Same as usual - Her zamanki gibi
97- Good appetite - Afiyet olsun
98- I am starving - Açlıktan ölüyorum
99- That's all for now - Şimdilik bu kadar
100- More or less - Aşağı yukarı
101- See you soon - Yakında görüşürüz
102- This has nothing to do with me - Bunun benimle ilgisi yok
103- Nowadays - Bugünlerde
104- Get well soon - Geçmiş olsun
105- Enjoy your meal - Afiyet olsun
106- Have fun - iyi eğlen
107- Congratulations - Tebrikler
108- Have a nice vacation - iyi tatiller
109- Damn it - Kahretsin,lanet olsun
110- Cheers - Şerefe
111- What's the matter with you? - Senin sorunun ne?
112- What's wrong with you? - Neyin var?
113- Let me go - Bırak gideyim
114- It's up to you - Sana kalmış
115- It depends - Duruma göre değişir
116- I see - Anlıyorum
117- Understood? - Anlaşıldı mı?
118- You look pale - Solgun görünüyorsun
119- So far - Şimdiye kadar, çok uzak
120- Don't get me wrong - Beni yanlış anlama
121- I know a little - Biraz biliyorum,tanıyorum
122- Is it possible? - Mümkün mü?
123- So what? - Ne olmuş?
124- Done? - Bitti mi?
125- I'll miss you - Seni özleyeceğim
126- Get back to work - işine dön
127- Give up - Vazgeç, pes et
128- I'm proud of you - Seninle gurur duyuyorum
129- I am jealous of you - Seni kıskanıyorum
130- Don't get mad - Delirme
131- You are welcome - Birşey değil
132- Not at all - Birşey değil
133- Don't mention it - Lafını bile etme
134- Do you understand what i mean? - Demek istediğimi anlıyor musun?
135- Keep the change - Üstü kalsın
136- What are you looking for? - Ne arıyorsun?
137- Get out of here! - Burdan defol
138- While I think of it.. - Aklıma gelmişken
139- These things take time - Bu şeyler zaman alır
140- What a mess! - Ne dağınıklık
141- Are you serious? - Ciddi misin?
142- Why not? - Neden olmasın?
143- What's on t.v.? - Tv'de ne var?
144- What's new? - Yeni birşey var mı?
145- What's playing? - Ne oynuyor?
146- It may rain - Yağmur yağabilir
147- Are you kidding? - Dalga mı geçiyorsun?
148- Are you joking? - Şaka mı yapıyorsun?
149- Just kidding - Sadece şaka yapıyorum
150- I apologize - Özür dilerim
151- I changed my mind - Fikrimi değiştirdim
152- I need some time - Biraz zamana ihtiyacım var
153- There's something wrong here - Burada yanlış birşeyler var.
154- I'll be right back - Hemen döneceğim
155- You are absolutely right/wrong - Kesinlikle haklısın/haksızsın
156- Let's try and see - Deneyip görelim
157- Stay away from trouble - Beladan uzak dur
158- I bet - Bahse varım, bahse girerim
159- You can say that again - Hem de nasıl
160- I'm over the moon - Sevinçten uçuyorum
161- Is everything okay? - Herşey yolunda mı?
162- I'm pulling your leg - Şaka yaptım
163- I am just having a look - Sadece bakıyorum
164- There's nothing I can do about it - Bu konuda yapabileceğim birşey yok
165- You asked for it! - Bunu sen istedin
166- Just my stupidness! -Bendeki salaklığa bak.
167- You are fired! - Kovuldun
168- You are hired - işe alındın
169- Don't mess with me! - Benimle uğraşma
170- I am surprised - Şaşırdım
171- I am keen on basketball -Baskete meraklıyım
172- How often do you read? - Ne sıklıkla okursun
173- What is the reason for it? - Bunun sebebi ne
174- It is because of you! - Senin yüzünden
175- I am good/bad at playing tennis - Tenis oynamada iyiyim/kötüyüm
176- How dare! - Ne cüret
177- That is what I am talking about - Ben de bundan bahsediyorum
178- You want something? - Birşey mi istiyorsun?
179- I warn you! - Seni uyarıyorum
180- You should be careful - Dikkatli olmalısın
181- Make your decision! - Kararını ver
182- Take care of yourself - Kendine iyi bak
183- It is getting dark - Hava kararıyor
184- I am getting better-iyiye gidiyorum
185- I am getting worse-Kötüye gidiyorum
186- Have a nice day - iyi günler
187- What would you like? - Ne istersiniz?
188- I have fallen in love - Aşık oldum
189- I have got a headache - Başım ağrıyor
190- How far is it? - Ne kadar uzaklıkta?
191- Can I ask you something? - Sana birşey sorabilir miyim?
192- Please call the police - Lütfen polisi arayın
193- I was born in 1993 - 1993'te doğdum
194- What do you like doing? - Neler yapmaktan hoşlanırsın?
195- What is going on here? - Burada neler oluyor?
196- What is your size? - Bedeniniz nedir?
197- It is my pleasure - O zevk bana ait
198- Make yourself at home - Kendini evinde hisset
199- May I know you? - Sizi tanıyabilir miyim?
200- Are you free today? - Bugün boş musun?
201- It's out of the question - Söz konusu bile değil
202- Anyway - Herneyse
203- Just in case - Ne olur ne olmaz
204- Can you repeat? - Tekrar edebilir misin?
205- What's up? - Ne var ne yok?
206- Watch out! - Dikkat et!
207- Shut up! - Kes sesini!
208- Any questions? - Sorusu olan var mı?
209- Does it ring a bell? - Çağrışım yapıyor mu?
210- Who knows the answer? - Cevabı kim biliyor?
211- What else? - Başka?
212- Get to the point - Sadede gel, konuya gel
213- I can't stand it - Tahammül edemiyorum, dayanamıyorum
214- Sweet dreams - Tatlı rüyalar
215- You can't teach an old dog new tricks - Tereciye tere satılmaz
216- Thanks for dropping in - Uğradığın(ız) için teşekkürler
217- It's bed time - Uyku vakti
218- Et cetera (etc.) - Vesaire
219- It's all or nothing - Ya hep, ya hiç
220- Is there anything I can do? - Yapabileceğim birşey var mı?
221- Time will tell - Zaman gösterecek
222- No comment - Yorum yok
223- These things happen - Olur böyle şeyler
224- It cost an arm and a leg - Çok pahalıya mal oldu
225- I should have known better - Tahmin etmeliydim, anlamalıydım
226- You are telling me - Hem de nasıl
227- That sounds like a good idea - iyi fikir gibi görünüyor
228- What seems to be the problem? - Sorun olan ne?
229- May I have your name? - Adınızı öğrenebilir miyim?
230- The pleasure is mine - O zevk bana ait
231- That's very kind of you - Çok naziksin(iz)
232- I feel like a million dollar - Bomba gibiyim
233- What is your nationality? - Uyruğun/milliyetin nedir?
234- How long does it take by bus? - Orası otobüsle ne kadar sürer?
235- What is your profession? - Mesleğin nedir?
236- The curiosity killed the cat - Merak kediyi öldürdü
237- Do you mind? - Sakıncası var mı?
238- I'll catch you later - Sonra görüşürüz
239- Allright then - Peki öyleyse
240- I appreciate that - Çok mahbule geçti
241- Drive carefully - Dikkatli sür
242- Don't worry about me - Benim için endişelenme
243- It's freezing - Hava çok soğuk
244- How about doing homework? - Ödev yapmaya ne dersin?
245- Shall we do homework? - Ödev yapalım mı?
246- Who is up for tea? - Kim çay ister?
247- I'm not a tea person - Çayla aram yoktur
248- What is your major? - Hangi bölümde okuyorsun?
249- What is your grade? - Kaçıncı sınıftasın?
250- Pardon me! - Afedersiniz!
251- Come again? - Tekrarlar mısınız?
252- I got the picture now - Şimdi jeton düştü
253- I'm running late - Gecikiyorum
254- When does the bus leave? - Otobüs ne zaman kalkar?
255- I'm all ears - Can kulağıyla dinliyorum
256- I have two days off - iki gün izinliyim
257- You are expressing my feelings - Duygularıma tercüman oluyorsun
258- You took the word right out of my mouth - Lafı ağzımdan aldın
259- Who is serving this table? - Bu masaya kim bakıyor?
260- I like to place an order - Sipariş vermek istiyorum
261- Is there a table free? - Boş masa var mı?
262- I want to book a table - Bir masa ayırtmak istiyorum
263- I'd like a table for two - iki kişilik bir masa istiyorum
264- What do you recommend? - Ne tavsiye edersiniz?
265- What do you have for dessert? - Tatlılardan ne var?
266- The bill, please - Hesap lütfen
267- Check, please - Hesap lütfen
268- Can I have the bill? - Hesabı alabilir miyim?
269- I have no appetite - iştahım yok
270- Which team do you support? - Hangi takımı destekliyorsun?
271- What is the score? - Maç kaç kaç?
272- I got ticket - Trafik cezası yedim
273- Don't let me down - Beni hayal kırıklığına uğratma
274- Don't close all the doors - Tüm kapıları kapatma
275- Can I have some privacy? - Biraz yalnız kalabilir miyim?
276- It's a piece of cake - Bu çok kolay
277- Let me see you off - Seni yolcu edeyim
278- Would you show me the way? - Bana yolu gösterebilir misin?
279- Boys don't cry - Erkekler ağlamaz
280- You got the wrong impression - Beni yanlış anladın
281- This matter is eating me - Bu mesele içimi kemiriyor
282- I'm comfortable with myself - Kendimle barışığım
283- Feel free - Keyfine bak
284- Pull up your stuff and get out - Pılını pırtını topla ve defol
285- The secret is out - Takke düştü, kel göründü
286- Can I pay by installments? - Taksitle ödeyebilir miyim?
287- Just fine by me - Benim için sakıncası yok
288- Have a heart - Elini vicdanına koy
289- Can I borrow your pen? - Kalemini ödünç alabilir miyim?
290- You can't fool me - Bana yutturamazsın
291- To make the long story short - Uzun lafın kısası
292- Don't tell me my business - Bana işimi öğretme
293- Watch your mouth - Ağzını topla
294- Don't blow the money - Parayı çarçur etme
295- Get to it - Fırla
296- Back off! - Üstüme gelme!
297- Don't be silly - Saçmalamayı kes
298- Give me a break - Beni rahat bırak
299- Leave me alone - Beni yalnız bırak
300- Save your breath - Nefesini boşa harcama
301- Never say never - Asla asla deme
302- I'm off to bed - Ben yatmaya gidiyorum
303- Can you make some discount? - Biraz indirim yapabilir misin?
304- It's next to impossible - Hemen hemen imkansız
305- I would if I could - Yapabilsem yapardım
306- I'm going out for a while - Ben biraz dışarı çıkıyorum
307- May your future be fortunate - Bahtın açık olsun
308- What brings you here? - Seni buraya hangi rüzgar attı?
309- Where are you headed? - Yolculuk ne tarafa?
310- Let's break the ice - Aramızdaki buzları eritelim
311- To here or to go? - Burada mı yiyeceksiniz, yoksa paket mi olacak?
312- Can I have a minute with you? - Seninle bir dakika konuşabilir miyim?
313- Please, stay out of this - Sen bu işe karışma lütfen
314- Practice makes it perfect - işleyen demir ışıldar
315- Don't make me beg - Yalvartma beni
316- It's a death penalty without a trial - Yargısız infaz bu
317- It's no big deal - O kadar da büyütmeye değmez
318- Real man doesn't cheat - Erkek adam hile yapmaz
319- Speaking of the devil - iti an, çomağı hazırla
320- We are even now - Şimdi ödeştik
321- That's the spirit - işte budur abi
322- I'm not referring to you - Seni kastetmiyorum
323- The messenger can not be blamed for - Elçiye zeval olmaz
324- It's your fault - Senin hatan
325- It's between you and me - Aramızda kalsın
326- Hang on a second - Bir saniye bekle
327- Nothing personal - Sen üstüne alınma
328- It broke my heart - Zoruma gitti
329- I can't wait - Sabırsızlanıyorum
330- I can't read you - Seni anlayamıyorum
331- Don't skip the school - Okulu asma
332- Get in line, please - Sıraya gir lütfen
333- Lucky guess - Attım, tuttu
334- That is going to cost you - Bu sana pahalıya patlayacak
335- Fair enough - Yeterince adil
336- That will do it - Bu kafi, yeterli
337- You deserve it - Müstehak sana
338- Let's hope so - Öyle umalım
339- Come prepared for the next class - Sonraki derse hazırlıklı gelin
340- Let's get to know each other - Birbirimizi tanıyalım
341- You are twisting my arms - Elimi kolumu bağlıyorsun
342- You know the best - Sen en iyisini bilirsin
343- Love it or leave it - Ya sev, ya terk et
344- I'm exhausted - Yorgunum
345- I need a nap - Şekerlemeye ihtiyacım var
346- You are just in time - Tam zamanında geldin
347- Try again - Tekrar dene
348- Before it's too late - Çok geç olmadan
349- Stop it! - Kes şunu!
350- Don't say that! - Öyle söyleme!
351- Wait a minute - Bekle bir dakika
352- I will be right back - Hemen döneceğim
353- I want my tea sugar free - Çayımı şekersiz istiyorum
354- Nice try - iyi deneme
355- Excuse me - Afedersiniz
356- What for? - Ne için?
357- It has nothing to do with me - Bunun benimle ilgisi yok
358- Are you out of your mind? - Aklını mı kaçırdın?
359- Do I know you? - Sizi tanıyor muyum?
360- Come on! - Haydi!
361- I changed my mind - Fikrimi değiştirdim
362- How about you? - Ya sen?
363- Behave yourself - Terbiyeli ol
364- Let bygones be bygones - Geçmişe sünger çekelim, geçmişi unutalım
365- You made my day - Günümü şenlendirdin,beni mutlu ettin
366- Don't lose your cool - Kontrolünü kaybetme, sinirlenme
367- I beg your pardon - Çok afedersiniz
368- Watch your step - Bastığın yere dikkat et
369- Take your time - Acele etme
370- How strange is that? - Ne kadar acayip
371- i'm dead tired - yorgunluktan öldüm.
372- let's call it a day - paydos edelim.
373- i'm in charge here - burada yetkili benim.
374- she's on top of the world - sevinçten uçuyor.
375- easy come, easy go - haydan gelen, hu'ya gider.
376- i go camping every now and then - arada sırada kamp yapmaya giderim.
377- i need to get rid of my old car - eski arabamdan kurtulmalıyım.
378- why do you give me the cold shoulder? - neden suratını asıyorsun?
379- we will all be death in the long run - uzun vadede hepimiz öleceğiz.
380- can you keep an eye on my house? - evime göz kulak olur musun?
381- you had better keep your children under control - çocuklarını kontrol altına alsan iyi olur.
382- please keep your mouth shut - lütfen çeneni kapat.
383- maybe we could meet halfway - belki orta bir yolda buluşabiliriz.
384- these clothes are out of date - bu kıyafetlerin modası geçmiş.
385- he helps me once in a blue moon - bana 40 yılda bir yardım ediyor.
386- you really saved my skin - gerçekten hayatımı kurtardın/çok yardımın dokundu.
387- you find fault with everything i do - yaptığım her şeyde hata arıyorsun.
388- he's getting on my nerves - sinirlerimi bozuyor.
389- if i hear any news, i'll give you a ring - herhangi bir haber alırsam, seni ararım.
390- let's go dutch - alman usulü ödeyelim.
---------------------------------------------------------------------------------------------
zorunlu edit: aşağıdaki yazıda 'the secret is out' kalıbıyla ilgili yapılan itiraza binaen;
bu kalıp, 'sır açığa çıktı' ya da 'kedi, çantadan çıktı' anlamlarına da geliyor olmakla birlikte, kalıba verdiğim mana, dilimize daha has bir söz olan 'takke düştü, kel göründü' ile ilişkilendirilmiştir. görüldüğü üzere, herhangi bir anlam kayması ya da ingilizce kalıptan başka anlama gelen ifade değildir.
italyanca'da güzel bir söz var:
tradittore, traditore', yani, çevirmen haindir. ben de bu kalıpta böyle bir hainlik yaptın, ancak tekrarlamam gerekirse, kalıba verdiğim anlam ile ingilizce cümle neredeyse tamamen örtüşmektedir.
kaynak: https://nedir.ileilgili.org/the+secret+is+out
bununla birlikte, bu kalıp cümlelerin her birini, bir ağacın kökü gibi düşünüp, tıpkı resim yapar gibi, bu cümlelerden, yeni ifadeler elde etmeye çalışmak da çok önemlidir. buna da bir örnek vererek, durumu daha anlaşılır kıılmaya çalışayım:
diyelim ki, 20 numaralı cümlemiz olan 'don't move - kımıldama/hareket etme' kalıbını öğrendiniz ve yeri geldiğinde yapılan tekrarlarla bunu pekiştirdiniz. işte bu öğrenmeyle eş zamanlı olarak yapmanız gereken şey, ingilizce emir cümlelerinde kullanılan 'don't' ifadesini sabit bırakarak, 'don't' sonrası yeni fiiller ekleyerek, günlük hayatta ingilizce pratiğinize yeni kavramlar kazandırmaktır.
anlaşılmadı mı? biraz daha açayım:
diyelim ki, bir arkadaşınızla konuşmaktasınız ve kendisinin, sağlıksız olduğunu düşündüğünüz bir gıdayı yememesini söyleyeceksiniz. böyle durumlarda elbette daha kibar olan ve öneri belirten 'should' kalıbı kullanılır; ancak siz henüz eğitiminizin başında olduğunuzda, arkadaşınıza bu durumda 'don't eat' (yeme) diyebilirsiniz. böylece 20 numaralı bu cümleyi onlarca farklı duruma uyarlayarak, gerektiğinde bir sözlüğün de yardımıyla, don't speak, don't look, don't watch, don't listen vs..' gibi kalıplarla, ağaca yeni dallar ekleyebilirsiniz. burada unutulmaması gereken şey, bu cümlelerin muhakkak suretle sözlü olarak tekrar edilmesi, yani dillendirilmesidir.
ikinci aşamada ne mi yapacaksınız?
bu dalları, meyvelerle süslemeniz gerekiyor elbette. bunu yapmak için de, temel eğitiminizin ilk ayının sonundan itibaren, ingilizce pratiğiniz geliştikçe, bahsettiğin o 20 numaralı cümleyi elinizden geldiğince süslemektir. örneğin;
'don't eat' demeyi öğrenmiştiniz. şimdi hayal gücünüzü konuşturun ve arkadaşınızın ne yememesi gerektiği üzerine kafa yorun. fast food yemesin, mesela. bu durumda cümlenizin sonuna bu ifadeyi ekleyin ve yeni cümlenizi sesli olarak tekrarlayın: 'don't eat fast food.'
bu cümleyi daha da geliştirmek ister misiniz?
şimdi, sözlükten 'çünkü' anlamına gelen kelimeyi bulun ve gerekçenizi belirtmeden önce, bu kelimeyi cümlenin sonuna ekleyin:
don't eat fast food, because' (fast food yeme, çünkü...')
şimdi de, zararlı anlamına gelen 'harmful' kelimesini cümlemize eklemleyelim ve yeni cümlemizi tekrar edelim: don't eat fast food, because harmful'.
yukarıdaki cümlede yer alan 'it' öznesi ve 'is' yardımcı fiil eksikliğini elbette fark etmediniz. hiç sorun değil. zira önemli olan, dili, hatalar yaparak öğrenmektir. konuşma pratiği kazandıkça ve yeni kaynaklarla, video ve ses dosyalarıyla, filmlerle ve dizilerle yabancı dilde haşır neşir olduğunuz sürece, yapmış olduğunuz bu küçük hatalar ya da eksiklikler minimuma inecek ve ağacınızın dalları meyvelerle dolacaktır.
dikkat edilirse, sadece 20 numaralı kalıbımızdan, eğer sabır sebat edilirse, onlarca (hatta abartmadan söylüyorum, 'yüzlerce') yeni ve farklı cümle çıkabiliyor. dolayısıyla, size vermiş olduğum 390 kalıp cümleden kaç adet cümle çıkarabileceğinizi siz hesaplayın.
son olarak şu uyarımı yapayım:
bu sistem, ezbere kaçmadan ingilizce konuşma yetisi kazanmanın en kestirme ve zahmetiz yoludur. lakin, bu çabayı kısa sürelerle de olsa her gün göstermeniz gerekir. yeni cümleler ürettikçe, sesinizi kaydedip, gece uyumadan önce, yatağınızda 5 dakika bile olsa dinlemeniz gerekiyor. gün içerisinde ise, ne kadar yoğun olursanız olun, yanınızda taşıdığınız not defterinizden, belirli bir durumla alakalı, aklınıza o an gelen cümleyi bulup, bir dakika boyunca pratik yapmayı da unutmamalısınız. bu cümleleri, çevrenizde sizinle pratik yapacak bir arkadaşınız yoksa, kendi kendinize, evde duvara karşı ya da aynanın karşısında sözlü olarak tekrar etmeyi unutmayın. sizi temin ederim, eğitiminizin ilk ayı bitmeden, kelime kelime de olsa ingilizce sayıkladığınız rüyalar görmeye başlayacaksınız.
lafı fazla uzattım. işte o kalıplar:
1- I quit - istifa ediyorum, bırakıyorum
2- No way - Asla, olamaz
3- Hold on - Bekle
4- I agree - Katılıyorum
5- Allow me - Bana izin ver
6- Be quiet - Sessiz ol
7- Cheer up - Neşelen
8- Good job - iyi iş, aferin
9- Have fun - iyi eğlen
10- I'm full - Doydum
11- I am home - Evdeyim
12- I am lost - Kayboldum
13- This way - Bu yönden
14- Bless you - Çok yaşa
15- And the same to you - Sen de gör
16- Follow me - Beni takip et
17- Forget it - Unut gitsin
18- I promise - Söz veriyorum
19- Slow down - Yavaşla
20- Don't move - Kımıldama
21- Guess what? - Bil bakalım ne oldu?
22- I doubt it - Bundan şüpheliyim
23- I think so - Bence öyle
24- Keep it up - Böyle devam et
25- Let me say - Söyleyeyim
26- It's none of your business - Seni ilgilendirmez
27- Never mind - Boşver
28- I don't mind - Takmıyorum
29- I don't care - Umrumda değil
30- That's all - Hepsi bu
31- Time is up - Süre doldu
32- Count me in - Beni de sayın
33- Don't worry - Endişelenme
34- I feel better - Daha iyi hissediyorum
35- Do I have to? - Mecbur muyum?
36- Noone knows - Kimse bilmiyor/tanımıyor
37- What a pity! - Ne yazık!
38- Anything else? - Başka birşey?
39- Do me a favour - Bana bir iyilik yap
40- I'm on diet - Diyetteyim
41- Keep in touch - irtibatı kaybetme
42- Time is money - Vakit nakittir
43- Who's calling? - Kim arıyor?
44- You set me up - Bana tuzak kurdun
45- Give me a hand - Bana yardım et
46- I've no idea - Hiçbir fikrim yok
47- I'm in a hurry - Acelem var
48- Who cares? - Kimin umrunda?
49- You owe me - Bana borçlusun
50- Of course - Tabii ki
51- What do you mean? - Ne demek istiyorsun?
52- I don't mean it - Bunu kastetmedin
53- I have nobody - Kimsem yok
54- You should defend me - Beni savunmalısın
55- Don't take sides - Taraf tutma
56- Can you be open with me? - Bana karşı açık olabilir misin?
57- No need to say much - Fazla söze gerek yok
58- I'm bored of this job - Bu işten sıkıldım
59- Take a break - Bir ara ver
60- Thanks to me - Benim sayemde
61- You are going over your limits - Sınırlarını aşıyorsun
62- There is no other way - Başka yolu yok
63- Forgive me - Beni bağışla
64- This is bullshit - Bu saçmalık
65- Take it easy - Sakin ol, kolayına bak
66- So so - Şöyle böyle
67- Not so good, not so bad - Şöyle böyle
68- By the way - Bu arada,aklıma gelmişken
69- I wasn't born yesterday - Dünkü çocuk değilim
70- Let me have a look - Bir bakayım
71- Let's see - Görelim,bakalım
72- Keep your promise - Sözünü tut
73- Tell the truth - Doğruyu söyle
74- You heard that? - Şunu duydun mu?
75- Dont underestimate me - Beni küçümseme
76- What is the weather like? - Hava nasıl?
77- Its raining cats and dogs - Bardaktan boşalırcasına yağıyor
78- I can't believe it - inanamıyorum
79- Believe it or not - ister inan,ister inanma
80- I could be better - Daha iyi olabilirdim
81- Where were you? - Neredeydin?
82- How are things? - Durumlar nasıl?
83- There aren't enough hours in a day - Bir gün yetmiyor
84- I didn't know - Bilmiyordum
85- Actually - Aslında
86- I guess / suppose - Sanırım
87- I got it - Anladım
88- That's it - işte bu
89- It doesn't matter - Farketmez
90- It doesn't make a difference - Farketmez
91- Shame on you - Yazıklar olsun
92- I'm back - Geri döndüm
93- Can you imagine? - Düşünebiliyor musun?
94- What is it to me? - Bundan bana ne
95- I have no complaints - Şikayetim yok
96- Same as usual - Her zamanki gibi
97- Good appetite - Afiyet olsun
98- I am starving - Açlıktan ölüyorum
99- That's all for now - Şimdilik bu kadar
100- More or less - Aşağı yukarı
101- See you soon - Yakında görüşürüz
102- This has nothing to do with me - Bunun benimle ilgisi yok
103- Nowadays - Bugünlerde
104- Get well soon - Geçmiş olsun
105- Enjoy your meal - Afiyet olsun
106- Have fun - iyi eğlen
107- Congratulations - Tebrikler
108- Have a nice vacation - iyi tatiller
109- Damn it - Kahretsin,lanet olsun
110- Cheers - Şerefe
111- What's the matter with you? - Senin sorunun ne?
112- What's wrong with you? - Neyin var?
113- Let me go - Bırak gideyim
114- It's up to you - Sana kalmış
115- It depends - Duruma göre değişir
116- I see - Anlıyorum
117- Understood? - Anlaşıldı mı?
118- You look pale - Solgun görünüyorsun
119- So far - Şimdiye kadar, çok uzak
120- Don't get me wrong - Beni yanlış anlama
121- I know a little - Biraz biliyorum,tanıyorum
122- Is it possible? - Mümkün mü?
123- So what? - Ne olmuş?
124- Done? - Bitti mi?
125- I'll miss you - Seni özleyeceğim
126- Get back to work - işine dön
127- Give up - Vazgeç, pes et
128- I'm proud of you - Seninle gurur duyuyorum
129- I am jealous of you - Seni kıskanıyorum
130- Don't get mad - Delirme
131- You are welcome - Birşey değil
132- Not at all - Birşey değil
133- Don't mention it - Lafını bile etme
134- Do you understand what i mean? - Demek istediğimi anlıyor musun?
135- Keep the change - Üstü kalsın
136- What are you looking for? - Ne arıyorsun?
137- Get out of here! - Burdan defol
138- While I think of it.. - Aklıma gelmişken
139- These things take time - Bu şeyler zaman alır
140- What a mess! - Ne dağınıklık
141- Are you serious? - Ciddi misin?
142- Why not? - Neden olmasın?
143- What's on t.v.? - Tv'de ne var?
144- What's new? - Yeni birşey var mı?
145- What's playing? - Ne oynuyor?
146- It may rain - Yağmur yağabilir
147- Are you kidding? - Dalga mı geçiyorsun?
148- Are you joking? - Şaka mı yapıyorsun?
149- Just kidding - Sadece şaka yapıyorum
150- I apologize - Özür dilerim
151- I changed my mind - Fikrimi değiştirdim
152- I need some time - Biraz zamana ihtiyacım var
153- There's something wrong here - Burada yanlış birşeyler var.
154- I'll be right back - Hemen döneceğim
155- You are absolutely right/wrong - Kesinlikle haklısın/haksızsın
156- Let's try and see - Deneyip görelim
157- Stay away from trouble - Beladan uzak dur
158- I bet - Bahse varım, bahse girerim
159- You can say that again - Hem de nasıl
160- I'm over the moon - Sevinçten uçuyorum
161- Is everything okay? - Herşey yolunda mı?
162- I'm pulling your leg - Şaka yaptım
163- I am just having a look - Sadece bakıyorum
164- There's nothing I can do about it - Bu konuda yapabileceğim birşey yok
165- You asked for it! - Bunu sen istedin
166- Just my stupidness! -Bendeki salaklığa bak.
167- You are fired! - Kovuldun
168- You are hired - işe alındın
169- Don't mess with me! - Benimle uğraşma
170- I am surprised - Şaşırdım
171- I am keen on basketball -Baskete meraklıyım
172- How often do you read? - Ne sıklıkla okursun
173- What is the reason for it? - Bunun sebebi ne
174- It is because of you! - Senin yüzünden
175- I am good/bad at playing tennis - Tenis oynamada iyiyim/kötüyüm
176- How dare! - Ne cüret
177- That is what I am talking about - Ben de bundan bahsediyorum
178- You want something? - Birşey mi istiyorsun?
179- I warn you! - Seni uyarıyorum
180- You should be careful - Dikkatli olmalısın
181- Make your decision! - Kararını ver
182- Take care of yourself - Kendine iyi bak
183- It is getting dark - Hava kararıyor
184- I am getting better-iyiye gidiyorum
185- I am getting worse-Kötüye gidiyorum
186- Have a nice day - iyi günler
187- What would you like? - Ne istersiniz?
188- I have fallen in love - Aşık oldum
189- I have got a headache - Başım ağrıyor
190- How far is it? - Ne kadar uzaklıkta?
191- Can I ask you something? - Sana birşey sorabilir miyim?
192- Please call the police - Lütfen polisi arayın
193- I was born in 1993 - 1993'te doğdum
194- What do you like doing? - Neler yapmaktan hoşlanırsın?
195- What is going on here? - Burada neler oluyor?
196- What is your size? - Bedeniniz nedir?
197- It is my pleasure - O zevk bana ait
198- Make yourself at home - Kendini evinde hisset
199- May I know you? - Sizi tanıyabilir miyim?
200- Are you free today? - Bugün boş musun?
201- It's out of the question - Söz konusu bile değil
202- Anyway - Herneyse
203- Just in case - Ne olur ne olmaz
204- Can you repeat? - Tekrar edebilir misin?
205- What's up? - Ne var ne yok?
206- Watch out! - Dikkat et!
207- Shut up! - Kes sesini!
208- Any questions? - Sorusu olan var mı?
209- Does it ring a bell? - Çağrışım yapıyor mu?
210- Who knows the answer? - Cevabı kim biliyor?
211- What else? - Başka?
212- Get to the point - Sadede gel, konuya gel
213- I can't stand it - Tahammül edemiyorum, dayanamıyorum
214- Sweet dreams - Tatlı rüyalar
215- You can't teach an old dog new tricks - Tereciye tere satılmaz
216- Thanks for dropping in - Uğradığın(ız) için teşekkürler
217- It's bed time - Uyku vakti
218- Et cetera (etc.) - Vesaire
219- It's all or nothing - Ya hep, ya hiç
220- Is there anything I can do? - Yapabileceğim birşey var mı?
221- Time will tell - Zaman gösterecek
222- No comment - Yorum yok
223- These things happen - Olur böyle şeyler
224- It cost an arm and a leg - Çok pahalıya mal oldu
225- I should have known better - Tahmin etmeliydim, anlamalıydım
226- You are telling me - Hem de nasıl
227- That sounds like a good idea - iyi fikir gibi görünüyor
228- What seems to be the problem? - Sorun olan ne?
229- May I have your name? - Adınızı öğrenebilir miyim?
230- The pleasure is mine - O zevk bana ait
231- That's very kind of you - Çok naziksin(iz)
232- I feel like a million dollar - Bomba gibiyim
233- What is your nationality? - Uyruğun/milliyetin nedir?
234- How long does it take by bus? - Orası otobüsle ne kadar sürer?
235- What is your profession? - Mesleğin nedir?
236- The curiosity killed the cat - Merak kediyi öldürdü
237- Do you mind? - Sakıncası var mı?
238- I'll catch you later - Sonra görüşürüz
239- Allright then - Peki öyleyse
240- I appreciate that - Çok mahbule geçti
241- Drive carefully - Dikkatli sür
242- Don't worry about me - Benim için endişelenme
243- It's freezing - Hava çok soğuk
244- How about doing homework? - Ödev yapmaya ne dersin?
245- Shall we do homework? - Ödev yapalım mı?
246- Who is up for tea? - Kim çay ister?
247- I'm not a tea person - Çayla aram yoktur
248- What is your major? - Hangi bölümde okuyorsun?
249- What is your grade? - Kaçıncı sınıftasın?
250- Pardon me! - Afedersiniz!
251- Come again? - Tekrarlar mısınız?
252- I got the picture now - Şimdi jeton düştü
253- I'm running late - Gecikiyorum
254- When does the bus leave? - Otobüs ne zaman kalkar?
255- I'm all ears - Can kulağıyla dinliyorum
256- I have two days off - iki gün izinliyim
257- You are expressing my feelings - Duygularıma tercüman oluyorsun
258- You took the word right out of my mouth - Lafı ağzımdan aldın
259- Who is serving this table? - Bu masaya kim bakıyor?
260- I like to place an order - Sipariş vermek istiyorum
261- Is there a table free? - Boş masa var mı?
262- I want to book a table - Bir masa ayırtmak istiyorum
263- I'd like a table for two - iki kişilik bir masa istiyorum
264- What do you recommend? - Ne tavsiye edersiniz?
265- What do you have for dessert? - Tatlılardan ne var?
266- The bill, please - Hesap lütfen
267- Check, please - Hesap lütfen
268- Can I have the bill? - Hesabı alabilir miyim?
269- I have no appetite - iştahım yok
270- Which team do you support? - Hangi takımı destekliyorsun?
271- What is the score? - Maç kaç kaç?
272- I got ticket - Trafik cezası yedim
273- Don't let me down - Beni hayal kırıklığına uğratma
274- Don't close all the doors - Tüm kapıları kapatma
275- Can I have some privacy? - Biraz yalnız kalabilir miyim?
276- It's a piece of cake - Bu çok kolay
277- Let me see you off - Seni yolcu edeyim
278- Would you show me the way? - Bana yolu gösterebilir misin?
279- Boys don't cry - Erkekler ağlamaz
280- You got the wrong impression - Beni yanlış anladın
281- This matter is eating me - Bu mesele içimi kemiriyor
282- I'm comfortable with myself - Kendimle barışığım
283- Feel free - Keyfine bak
284- Pull up your stuff and get out - Pılını pırtını topla ve defol
285- The secret is out - Takke düştü, kel göründü
286- Can I pay by installments? - Taksitle ödeyebilir miyim?
287- Just fine by me - Benim için sakıncası yok
288- Have a heart - Elini vicdanına koy
289- Can I borrow your pen? - Kalemini ödünç alabilir miyim?
290- You can't fool me - Bana yutturamazsın
291- To make the long story short - Uzun lafın kısası
292- Don't tell me my business - Bana işimi öğretme
293- Watch your mouth - Ağzını topla
294- Don't blow the money - Parayı çarçur etme
295- Get to it - Fırla
296- Back off! - Üstüme gelme!
297- Don't be silly - Saçmalamayı kes
298- Give me a break - Beni rahat bırak
299- Leave me alone - Beni yalnız bırak
300- Save your breath - Nefesini boşa harcama
301- Never say never - Asla asla deme
302- I'm off to bed - Ben yatmaya gidiyorum
303- Can you make some discount? - Biraz indirim yapabilir misin?
304- It's next to impossible - Hemen hemen imkansız
305- I would if I could - Yapabilsem yapardım
306- I'm going out for a while - Ben biraz dışarı çıkıyorum
307- May your future be fortunate - Bahtın açık olsun
308- What brings you here? - Seni buraya hangi rüzgar attı?
309- Where are you headed? - Yolculuk ne tarafa?
310- Let's break the ice - Aramızdaki buzları eritelim
311- To here or to go? - Burada mı yiyeceksiniz, yoksa paket mi olacak?
312- Can I have a minute with you? - Seninle bir dakika konuşabilir miyim?
313- Please, stay out of this - Sen bu işe karışma lütfen
314- Practice makes it perfect - işleyen demir ışıldar
315- Don't make me beg - Yalvartma beni
316- It's a death penalty without a trial - Yargısız infaz bu
317- It's no big deal - O kadar da büyütmeye değmez
318- Real man doesn't cheat - Erkek adam hile yapmaz
319- Speaking of the devil - iti an, çomağı hazırla
320- We are even now - Şimdi ödeştik
321- That's the spirit - işte budur abi
322- I'm not referring to you - Seni kastetmiyorum
323- The messenger can not be blamed for - Elçiye zeval olmaz
324- It's your fault - Senin hatan
325- It's between you and me - Aramızda kalsın
326- Hang on a second - Bir saniye bekle
327- Nothing personal - Sen üstüne alınma
328- It broke my heart - Zoruma gitti
329- I can't wait - Sabırsızlanıyorum
330- I can't read you - Seni anlayamıyorum
331- Don't skip the school - Okulu asma
332- Get in line, please - Sıraya gir lütfen
333- Lucky guess - Attım, tuttu
334- That is going to cost you - Bu sana pahalıya patlayacak
335- Fair enough - Yeterince adil
336- That will do it - Bu kafi, yeterli
337- You deserve it - Müstehak sana
338- Let's hope so - Öyle umalım
339- Come prepared for the next class - Sonraki derse hazırlıklı gelin
340- Let's get to know each other - Birbirimizi tanıyalım
341- You are twisting my arms - Elimi kolumu bağlıyorsun
342- You know the best - Sen en iyisini bilirsin
343- Love it or leave it - Ya sev, ya terk et
344- I'm exhausted - Yorgunum
345- I need a nap - Şekerlemeye ihtiyacım var
346- You are just in time - Tam zamanında geldin
347- Try again - Tekrar dene
348- Before it's too late - Çok geç olmadan
349- Stop it! - Kes şunu!
350- Don't say that! - Öyle söyleme!
351- Wait a minute - Bekle bir dakika
352- I will be right back - Hemen döneceğim
353- I want my tea sugar free - Çayımı şekersiz istiyorum
354- Nice try - iyi deneme
355- Excuse me - Afedersiniz
356- What for? - Ne için?
357- It has nothing to do with me - Bunun benimle ilgisi yok
358- Are you out of your mind? - Aklını mı kaçırdın?
359- Do I know you? - Sizi tanıyor muyum?
360- Come on! - Haydi!
361- I changed my mind - Fikrimi değiştirdim
362- How about you? - Ya sen?
363- Behave yourself - Terbiyeli ol
364- Let bygones be bygones - Geçmişe sünger çekelim, geçmişi unutalım
365- You made my day - Günümü şenlendirdin,beni mutlu ettin
366- Don't lose your cool - Kontrolünü kaybetme, sinirlenme
367- I beg your pardon - Çok afedersiniz
368- Watch your step - Bastığın yere dikkat et
369- Take your time - Acele etme
370- How strange is that? - Ne kadar acayip
371- i'm dead tired - yorgunluktan öldüm.
372- let's call it a day - paydos edelim.
373- i'm in charge here - burada yetkili benim.
374- she's on top of the world - sevinçten uçuyor.
375- easy come, easy go - haydan gelen, hu'ya gider.
376- i go camping every now and then - arada sırada kamp yapmaya giderim.
377- i need to get rid of my old car - eski arabamdan kurtulmalıyım.
378- why do you give me the cold shoulder? - neden suratını asıyorsun?
379- we will all be death in the long run - uzun vadede hepimiz öleceğiz.
380- can you keep an eye on my house? - evime göz kulak olur musun?
381- you had better keep your children under control - çocuklarını kontrol altına alsan iyi olur.
382- please keep your mouth shut - lütfen çeneni kapat.
383- maybe we could meet halfway - belki orta bir yolda buluşabiliriz.
384- these clothes are out of date - bu kıyafetlerin modası geçmiş.
385- he helps me once in a blue moon - bana 40 yılda bir yardım ediyor.
386- you really saved my skin - gerçekten hayatımı kurtardın/çok yardımın dokundu.
387- you find fault with everything i do - yaptığım her şeyde hata arıyorsun.
388- he's getting on my nerves - sinirlerimi bozuyor.
389- if i hear any news, i'll give you a ring - herhangi bir haber alırsam, seni ararım.
390- let's go dutch - alman usulü ödeyelim.
---------------------------------------------------------------------------------------------
zorunlu edit: aşağıdaki yazıda 'the secret is out' kalıbıyla ilgili yapılan itiraza binaen;
bu kalıp, 'sır açığa çıktı' ya da 'kedi, çantadan çıktı' anlamlarına da geliyor olmakla birlikte, kalıba verdiğim mana, dilimize daha has bir söz olan 'takke düştü, kel göründü' ile ilişkilendirilmiştir. görüldüğü üzere, herhangi bir anlam kayması ya da ingilizce kalıptan başka anlama gelen ifade değildir.
italyanca'da güzel bir söz var:
tradittore, traditore', yani, çevirmen haindir. ben de bu kalıpta böyle bir hainlik yaptın, ancak tekrarlamam gerekirse, kalıba verdiğim anlam ile ingilizce cümle neredeyse tamamen örtüşmektedir.
kaynak: https://nedir.ileilgili.org/the+secret+is+out
Nevrotik, duygu bozukluğu yüzünden aşırı şefkat isteme, odaklanamama, güvensizlik, plan yapamama, düşmanca ve saldırgan tutumlar içinde olma, anormal seks davranışları, nefret, kin gibi kişiyi sağlıklı kişilerden ayıran tutum ve davranışlar sergileyen kişilerdir. Bu davranışlar ise nevrotik bozukluklar olarak tanımlanır. Nevrotik ve normal kişilik arasında belli bir ayırım çizgisi bulunmamaktadır. Herkeste nevrotik eğilimler bulunabilir. En basit haliyle sinirlilik olarak tanımlanan nevrozlar, psikolojik ve işlevsel belirtiler gösterir. Bu davranışların temelinde kaygı bulunmaktadır. Bunların çoğu davranış bozukluğu olarak anılır. insanlarda kaygı korku, kuruntu, huzursuzluk olarak görülür. Bu kişilerin çoğunluğu kaygılarının bilincindedir. Kaygılarla başa çıkmada kullandıkları savunma mekanizmaları bulunmaktadır. Ancak bunlar genellikle kaygıyı bastırmakta başarısız olur ya da abartılmış şekilde kullanılmaları nedeniyle anormal davranışlara sebep olur. Psikolojik olarak tedavi gören kişilerin çoğunluğu nevrozdur. Bu rahatsızlık nadiren hastanede tedavi olmayı gerektirmektedir. Ancak kişiler üzerinde bozucu etkiler yapmaktadır. Gereksiz yerlerde hiç sebepsiz yere üzülme, en küçük şeyi büyütme gibi tepkiler verme durumunda nevrotik belirtiler gösterildiğini söyleyebiliriz. Kaygısı olmayan kişi genellikle yoktur. Kaygının etkisine giren kişilerde psikolojik ve bedensel olarak bazı belirtiler oluşmaktadır. Bedensel belirtiler arasında;
•Kasların gerginliğinden dolayı kişilerde titreme olması
•Otonom sinir sisteminin faal olmasından dolayı terleme, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, nefes alma zorluğu ve ishal gibi belirtilerin görülmesi
Psikolojik belirtiler arasında ise;
•Kişinin normal davranışları bozulma gösterir. Yaşadığı kaygıyı gizleme isteği günlük yaşamı etkilemeye başlar. Kişi normal yaşam sürememeye başlar.
•Kaygılardan bunalsalar bile gerçek yaşamdan kopamazlar. Hayallerle yaşamaz, ancak bu davranışlar yüzünden üzüntü duyar. Bu nevrotik paradoks olarak tanımlanır. Kişiler bozukluğun farkında olurlar, ancak bunları değiştiremezler. Fakat bozukluk bilinçte olduğundan, tedavi kolaylaşır.
•Kasların gerginliğinden dolayı kişilerde titreme olması
•Otonom sinir sisteminin faal olmasından dolayı terleme, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, nefes alma zorluğu ve ishal gibi belirtilerin görülmesi
Psikolojik belirtiler arasında ise;
•Kişinin normal davranışları bozulma gösterir. Yaşadığı kaygıyı gizleme isteği günlük yaşamı etkilemeye başlar. Kişi normal yaşam sürememeye başlar.
•Kaygılardan bunalsalar bile gerçek yaşamdan kopamazlar. Hayallerle yaşamaz, ancak bu davranışlar yüzünden üzüntü duyar. Bu nevrotik paradoks olarak tanımlanır. Kişiler bozukluğun farkında olurlar, ancak bunları değiştiremezler. Fakat bozukluk bilinçte olduğundan, tedavi kolaylaşır.
insanın kendini her türlü konuda yetersiz görmesi hastalığı. hayatı çekilmez kılan tedavisi zor psikoljik bir hastalık.
çekemediğim için değil, karaktersizliği için entry girmek istedim. bu kadar güzellik vermiş sana yaradan, adam gibi sevsene be yazık değil mi kıza? dedirten dallama.
Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi’l-hayr.
