bugün
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı26
- aziz yıldırım4
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek8
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- serhat kılıç11
- hangi renksiniz17
- 5 eylül 2026 fenerbahçe'ye döşenen boru3
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- kirpi3
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam13
- orkun kökçü3
- yok farzedince yok olan şeyler3
- sözlükteki şer çetesi12
- haftasonları entry girmeyen yazar3
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- amedspor23
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı4
- kuzukulağı6
- s'i l v'e r m'i s t31
- mesajlaşırken karşı tarafı engellemek2
- sözlükteki büyücüler7
- twitter da alakasız tagda ayet paylaşan tip2
- sözlükte herkesin avcı olması12
- mustafa serhat kılıç3
- sözlükteki zorbalar12
- gocu50
- zorunlu eğitim13
- oksizoron3
- veysi seviğ2
- anderson talisca2
- çilekli el kremi kullanan erkek2
- sinoplular nasıl insanlardır8
- sürekli ilgi bekleyen erkek9
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- rüyadan akılda kalan iki cümle2
- sudekiray4
- hardallı patates salatası5
- izmirbeyefendisi13
- takı takmayı çok seven kız7
- hıyanet i vataniye kanunu2
- sokaktan kız geçerken kurt gibi uluyan tipler4
- necip fazıl a sorulmak istenen sorular5
- ayten alpman2
- fenerbahçe9
- slipknot3
- tai lung42
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
şu dünyada hiçbir ırka aidiyet hissetmiyorum ve bir ırka mensup olmamanın ırkçı politikaların gölgesinde eritilmeye çalışılan kültürlere, ırksal niteliklere karşı çıkmamakla özdeşleşmediğini de bilirim.
faşizme gönülden bağlı her devlet, tek tip insan yaratmak ister. bunu milliyetçilik kavramı ile politikalaştırır ve alt politikalarla bu tek tip bireyi yaratmaya çalışır. çünkü milliyetçilik devlet ve egemen kültürün evliliğinin sonucudur. devlet kavramına yüklenmiş sonsuz güç ile asırlara yayılmış başat kültürü sürekli övmek ve bu unsurları olgusal olarak halk nezdinde kutsallaştırmak öncelikli politikadır. tek tip insan olmadığı vakit özellikle faşizmin kolayca tarafında yer alabildiği ulus-devlet algısı çatırtılara sürükleniyor. bu çatırtılar ekseninde kimi kanlı uygulamalar tarihsel süreç içinde gerçekleştiriliyor ve egemen tarih diskuru yaratılmak istenen algıyı, katliamları kabul etmeyerek ve onları devlet ve millet çıkarlarını korumak adına gerçekleştirdiği kimi masum politikalar olarak sunmaktadır.
tarihteki ilk asimilasyon politikası asur imparatorluğu tarafından gerçekleştirilmiştir. asuriler, halkların bir kısmını sürgün etmekle kalmıyor, onları egemen kültür içinde eriterek bir nevi etnik ve sınıfsal çelişkilerden arındırıp tek tip insan yaratmayı hedefliyorlardı. bunun daha da ileri götürülmüşünü büyük iskender gerçekleştirmiştir. büyük iskender iran seferi sırasında botan bölgesi'nde 20 bin askerini burada yaşayan genç kızlarla zifafa sokmuştur.
asimilasyon yahut farklı kültürleri topyekün yok etme derdine düşmüş devletler farklı politikalar bulmakta zorlanmamışlardır. farklı etnik gruplar hakkında düzinelerce raporlar hazırlayıp bu raporları devletin çeşitli aktörleriyle tartışıp sonrasında gizli onaylar ile politika haline getirmişlerdir. örneğin dersim ile ilgili hazırlanan raporları sıralayayım:
1. dersim valisi arif paşa'nın raporu(1841)
2.müşir şakir ve zeki paşalar ile serasker rıza paşa'nın raporu(1896)
3.mutasarıf arif bey'in raporu(28 ekim 1903-1906)
4. dersim mutasarıfı celal bey'in raporu(1903-1906)
5. müfettiş hamdi bey'in raporu(1926)
6. diyarbakır valisi cemal bardakçı'nın raporu
7. umum müfettişi ibrahim tali'nin raporu(1928)
8. genelkurmay başkanı fevzi çakmak'ın raporu
9. halis paşa'nın raporu(1930)
10. içişleri bakanı şükrü kaya'nın raporu(1931)
bütün bu raporların ortak noktası politikalar değişse de aynıdır: sürgün ve/veya türkleştirmek
örneğin 1896 yılında hazırlanan raporda bugün de dersim'de en büyük problem haline gelen barajlar meselesi gündeme "blok havuzlar" olarak getiriliyor. bu blok havuzlar özellikle aşiretlerin yerleştiği yerlere yapılarak aşiretlerin burdan göç etmesi amaçlanıyor. göç edenleri ise uygun bir biçimde yerleştirerek biraradalıkları engelleniyor. daha sonra fevzi çakmak'ın hazırladığı rapor ise meselenin asıl boyutunu gösteriyor:
"dersim evvela koloni(sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı. türk camiası içinde kürtlük eritilmeli, ondan sonra da tedricen öz türk hukukuna mazhar kılınmalıdır."
devletin kendini bu farklı etnik gruplara nasıl da keybetli ve güçlü gösterdiğini katliam başlangıcında dersim'e atılan şu bildiriden okuyalım:
"her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. dediklerimizi yapmazsanız cumhuriyetin kahredici orduları tarafından kahredileceksiniz. cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk ve çocuğunuzla beraber okuyun - düşünün ve çabuk karar verin. yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahvedecek kuvvetler harekete geçeceklerdir. devlete itaat gerekir." (kaynak: türkiye cumhuriyetinde ayaklanmalar)
aslında dersim bilinen mevzu. çok fazla kaşınmamış ama kaşınması gereken bir diğer mevzu 33 kurşun katliamı mevzusu. mevzuyu burada güzelce anlatmış avni özgürel, okuyunuz:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=116496
sonrasında ne olmuş? mustafa muğlalı hapse atılmış, diğer bir deyişle üzerine isnad edilen suçlardan 1949 yılında idamına karar verilmiş ancak yargıtay tarafından ceza indirilerek 20 yıl hüküm giymiş ve muğlalı 2 yıl sonra hapiste ölmüştür. peki bunun asimilasyonla ne alakası var? savunmasında "kürtlere ilişkin davranışları normal kurallar altında çözmek imkansızdır" diyen mustafa muğlalı'nın adı van'ın özalp ilçesi'ndeki jandarma sınır taburuna verildi. devlet, katliamın yapıldığı yere, katliamı yaptığı için ceza alan paşasının adını veriyor. devleti şefkat lutfeden bir yapı olarak algılayan bu sözlüğün güzel milliyetçi yoldaşlarıma 33 köylünün akrabası olsalardı bu durum karşısında ne yapacaklarını sormak istiyorum. dahası 1980-1984 yılları arasında diyarbakır cezaevi'nde kürtlere sistematik işkence uygulayan esat oktay yıldıran'ın heykeli neden fatih'te bir parkta duruyor sizce?
devlet sürekli olarak diyor ki, "biz pkk'yi 5 kez bitirdik ama hep yeniden üretti kendisini." bundan daha kallavi sözler de duyduk ama ordugahlarımız mezun olunca ordudan, hemen kariyer derdine düşüp strateji uzmanı kesiliveriyorlar. televizyon programlarında arz-ı endam eyliyorlar. haliyle yurdum insanı bu strateji uzmanlarını demokratik bir takım önerilerde bulunur sanrısıyla izliyor. ancak zihniyet üniformadan azade olduktan sonra da değişmiyor. tek çözüm öldürmek, daha çok türklük vurgusu yapmak, kürtler ve türkler arasındaki her türlü gerginlikten sonra yüksek seviyeden "milletçe birlik ve beraberliğe en ihtiyaç duyduğumuz şu günler" demeçleri rütbeli rütbesiz savruluyor. kimse canan saldık'ı, ceylan önkol'u, serap eser'i ve uğur kaymaz'ı umursamıyor. hatta uğur kaymaz'ı öldürenleri beraat ettiriyor. sonra tutturuyorsunuz, "türklere verilen hakların aynısı kürtlere de veriliyor" diye. bu memlekette türk olmayanların hangi hakları olduğunu cumhuriyet döneminde adalet bakanlığı yapan mahmud esad bozkurt bakanlığı sırasında halka meydanlardan söylüyor:
"saf türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır. türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı: dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler."(19 eylül 1930, milliyet gazetesi)
devletin 1993-1994 yılları arasındaki köy boşaltma rakamları şöyle:
toplam 905 köy, 2523 mezra toplamda 3428 yerleşim birimi boşaltılıyor. devlet, pkk'nin kendini yeniden üretmesi olarak tabirlediği mevzunun bel kemiğinin bu rakamlarda saklı olduğundan habersiz. köyleri boşaltıp yakmak aynı zamanda devletin kendisini yöreden ve yöre halkından tecrit etmesi anlamına da geliyordu. bu çok önemli bir ayrıntı.
hala pembe gözlüklerle karşıt savaş çığlıkları atmak yerine yıldırım türker'in dediğiyle nokta koyuyorum:
"öncelikle devletin kendi savunma refleksini bilemekten önce özür dilemeyi öğrenmesi şarttır.
bana düşen, bunu hatırlatmaktır. ezilenin hırçınlığı karşısında milli bir tahammülsüzlük yangınını körüklemek hiçbir özgürlükçü, demokrat, barış sever insanın tavrı olamaz."
faşizme gönülden bağlı her devlet, tek tip insan yaratmak ister. bunu milliyetçilik kavramı ile politikalaştırır ve alt politikalarla bu tek tip bireyi yaratmaya çalışır. çünkü milliyetçilik devlet ve egemen kültürün evliliğinin sonucudur. devlet kavramına yüklenmiş sonsuz güç ile asırlara yayılmış başat kültürü sürekli övmek ve bu unsurları olgusal olarak halk nezdinde kutsallaştırmak öncelikli politikadır. tek tip insan olmadığı vakit özellikle faşizmin kolayca tarafında yer alabildiği ulus-devlet algısı çatırtılara sürükleniyor. bu çatırtılar ekseninde kimi kanlı uygulamalar tarihsel süreç içinde gerçekleştiriliyor ve egemen tarih diskuru yaratılmak istenen algıyı, katliamları kabul etmeyerek ve onları devlet ve millet çıkarlarını korumak adına gerçekleştirdiği kimi masum politikalar olarak sunmaktadır.
tarihteki ilk asimilasyon politikası asur imparatorluğu tarafından gerçekleştirilmiştir. asuriler, halkların bir kısmını sürgün etmekle kalmıyor, onları egemen kültür içinde eriterek bir nevi etnik ve sınıfsal çelişkilerden arındırıp tek tip insan yaratmayı hedefliyorlardı. bunun daha da ileri götürülmüşünü büyük iskender gerçekleştirmiştir. büyük iskender iran seferi sırasında botan bölgesi'nde 20 bin askerini burada yaşayan genç kızlarla zifafa sokmuştur.
asimilasyon yahut farklı kültürleri topyekün yok etme derdine düşmüş devletler farklı politikalar bulmakta zorlanmamışlardır. farklı etnik gruplar hakkında düzinelerce raporlar hazırlayıp bu raporları devletin çeşitli aktörleriyle tartışıp sonrasında gizli onaylar ile politika haline getirmişlerdir. örneğin dersim ile ilgili hazırlanan raporları sıralayayım:
1. dersim valisi arif paşa'nın raporu(1841)
2.müşir şakir ve zeki paşalar ile serasker rıza paşa'nın raporu(1896)
3.mutasarıf arif bey'in raporu(28 ekim 1903-1906)
4. dersim mutasarıfı celal bey'in raporu(1903-1906)
5. müfettiş hamdi bey'in raporu(1926)
6. diyarbakır valisi cemal bardakçı'nın raporu
7. umum müfettişi ibrahim tali'nin raporu(1928)
8. genelkurmay başkanı fevzi çakmak'ın raporu
9. halis paşa'nın raporu(1930)
10. içişleri bakanı şükrü kaya'nın raporu(1931)
bütün bu raporların ortak noktası politikalar değişse de aynıdır: sürgün ve/veya türkleştirmek
örneğin 1896 yılında hazırlanan raporda bugün de dersim'de en büyük problem haline gelen barajlar meselesi gündeme "blok havuzlar" olarak getiriliyor. bu blok havuzlar özellikle aşiretlerin yerleştiği yerlere yapılarak aşiretlerin burdan göç etmesi amaçlanıyor. göç edenleri ise uygun bir biçimde yerleştirerek biraradalıkları engelleniyor. daha sonra fevzi çakmak'ın hazırladığı rapor ise meselenin asıl boyutunu gösteriyor:
"dersim evvela koloni(sömürge) gibi nazarı itibara alınmalı. türk camiası içinde kürtlük eritilmeli, ondan sonra da tedricen öz türk hukukuna mazhar kılınmalıdır."
devletin kendini bu farklı etnik gruplara nasıl da keybetli ve güçlü gösterdiğini katliam başlangıcında dersim'e atılan şu bildiriden okuyalım:
"her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. dediklerimizi yapmazsanız cumhuriyetin kahredici orduları tarafından kahredileceksiniz. cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat çoluk ve çocuğunuzla beraber okuyun - düşünün ve çabuk karar verin. yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahvedecek kuvvetler harekete geçeceklerdir. devlete itaat gerekir." (kaynak: türkiye cumhuriyetinde ayaklanmalar)
aslında dersim bilinen mevzu. çok fazla kaşınmamış ama kaşınması gereken bir diğer mevzu 33 kurşun katliamı mevzusu. mevzuyu burada güzelce anlatmış avni özgürel, okuyunuz:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=116496
sonrasında ne olmuş? mustafa muğlalı hapse atılmış, diğer bir deyişle üzerine isnad edilen suçlardan 1949 yılında idamına karar verilmiş ancak yargıtay tarafından ceza indirilerek 20 yıl hüküm giymiş ve muğlalı 2 yıl sonra hapiste ölmüştür. peki bunun asimilasyonla ne alakası var? savunmasında "kürtlere ilişkin davranışları normal kurallar altında çözmek imkansızdır" diyen mustafa muğlalı'nın adı van'ın özalp ilçesi'ndeki jandarma sınır taburuna verildi. devlet, katliamın yapıldığı yere, katliamı yaptığı için ceza alan paşasının adını veriyor. devleti şefkat lutfeden bir yapı olarak algılayan bu sözlüğün güzel milliyetçi yoldaşlarıma 33 köylünün akrabası olsalardı bu durum karşısında ne yapacaklarını sormak istiyorum. dahası 1980-1984 yılları arasında diyarbakır cezaevi'nde kürtlere sistematik işkence uygulayan esat oktay yıldıran'ın heykeli neden fatih'te bir parkta duruyor sizce?
devlet sürekli olarak diyor ki, "biz pkk'yi 5 kez bitirdik ama hep yeniden üretti kendisini." bundan daha kallavi sözler de duyduk ama ordugahlarımız mezun olunca ordudan, hemen kariyer derdine düşüp strateji uzmanı kesiliveriyorlar. televizyon programlarında arz-ı endam eyliyorlar. haliyle yurdum insanı bu strateji uzmanlarını demokratik bir takım önerilerde bulunur sanrısıyla izliyor. ancak zihniyet üniformadan azade olduktan sonra da değişmiyor. tek çözüm öldürmek, daha çok türklük vurgusu yapmak, kürtler ve türkler arasındaki her türlü gerginlikten sonra yüksek seviyeden "milletçe birlik ve beraberliğe en ihtiyaç duyduğumuz şu günler" demeçleri rütbeli rütbesiz savruluyor. kimse canan saldık'ı, ceylan önkol'u, serap eser'i ve uğur kaymaz'ı umursamıyor. hatta uğur kaymaz'ı öldürenleri beraat ettiriyor. sonra tutturuyorsunuz, "türklere verilen hakların aynısı kürtlere de veriliyor" diye. bu memlekette türk olmayanların hangi hakları olduğunu cumhuriyet döneminde adalet bakanlığı yapan mahmud esad bozkurt bakanlığı sırasında halka meydanlardan söylüyor:
"saf türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır. türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı: dost ve düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler."(19 eylül 1930, milliyet gazetesi)
devletin 1993-1994 yılları arasındaki köy boşaltma rakamları şöyle:
toplam 905 köy, 2523 mezra toplamda 3428 yerleşim birimi boşaltılıyor. devlet, pkk'nin kendini yeniden üretmesi olarak tabirlediği mevzunun bel kemiğinin bu rakamlarda saklı olduğundan habersiz. köyleri boşaltıp yakmak aynı zamanda devletin kendisini yöreden ve yöre halkından tecrit etmesi anlamına da geliyordu. bu çok önemli bir ayrıntı.
hala pembe gözlüklerle karşıt savaş çığlıkları atmak yerine yıldırım türker'in dediğiyle nokta koyuyorum:
"öncelikle devletin kendi savunma refleksini bilemekten önce özür dilemeyi öğrenmesi şarttır.
bana düşen, bunu hatırlatmaktır. ezilenin hırçınlığı karşısında milli bir tahammülsüzlük yangınını körüklemek hiçbir özgürlükçü, demokrat, barış sever insanın tavrı olamaz."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar