bugün
- galatasaray9
- aklınıza gelen şarkı sözü6
- taşaklardan birinin kayıp olması5
- dönmek istenilen yıl2
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- çay içen kız9
- bir şeyler söyle4
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- anın fotoğrafı14
- uludağ sözlük çeteleri9
- duyulan en ilginç isim5
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- oralet içen erkek5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- çaya şeker atan erkek5
- mutsuz olmak3
- kalem4
- en boktan on yıl7
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek3
- galatasaray 3 rennes 33
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- yıkık yazarlar4
- latte içen erkek4
- patates kızartması4
- en tehlikeli insan tipleri2
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- gocu bak bi5
- red flag erkek listesi9
- yerinde dur3
- ona bir şey söyle13
- menemen9
- yelpaze3
- smallville'deki konuk oyuncular3
- dolma kalem3
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- erdal beşikçioğlu8
- ayrılık8
- doa otomatı3
- hırvatistan14
- veda mesajları hep yanlış yazılır2
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum2
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- rennes2
- telefona cevap vermeyen kız3
- gece ormanda birisi tarafından takip edilmek3
adaya gittiğimde karşıma çıkan ilk esnafa sordum lefter babayı...
"yüksek kahvenin oraya git, genelde oralarda olur." sözleri üzerine yüksek kahveyi buldum.
karşımdaydı; güneşten bronzlaşmış bir ten, sade bir tişört, altında şort... başındaki beyzbol şapkaya rağmen tanıdım hemen.
"lefter baba..." dedim. şöyle bir baktı bana. eline sarıldım hemen, şerefle öptüm.
"seni görmek için ne kadar uzaklardan geldiğimi bilemezsim..." dedim. önce biraz şaşırdı sonra gözleri gülmeye başladı. oturduk masasına arkadaşla. sonra kendimi anlattım; onun hikayeleriyle büyüdüğümüzü, arkadaşlar arasında yaptığımız muhabbetlerde kendisinden nasıl bahsettiğimizi anlattım. hem tebessüm ediyordu hem de arada dalıp gidiyordu. sonra kendisi başladı anlatmaya...
askerliğini diyarbakırda yapmış. anlattığına göre bu zamanda güneydoğuda olan olaylar taa o zamanlarda da görülürmüş. taşlandıklarını falan anlattı uzun süre. kendimize oralarda dikkat etmemizi tembihledi.. ardından futbol kariyerinden unutulmaz bir kaç anısını anlattı. ingiltereyi delik deşik eden zamanın irlanda'sını ankara'da nasıl perişan ettiklerini, merak üzerine sorulan bir soruya cevaben galatasaray maçlarının özel atmosferini, hatta bir keresinde 18'in içinde arka arkaya 5 kişiyi çalımlayıp turgay'a* nasıl gol attığını da anlattı...
şimdinin futbolcularının çok şanslı olduğunu belirtmeden geçmedi. anlattığına göre sahada meşin yuvarlak ıslanınca iyice ağırlaşırmış. ayak içiyle plase yapmak bir kenara, pas bile atılması imkansız hale gelirmiş. ayağının üstüne, burun tarafına yakın bir yere oturttu mu topu, mermi gibi gidermiş... sahaların çamurları, vefa stadı, saraçoğlu... "şimdiki imkanlar sizde olsaydı..." dedim. eliyle "ohooooo" anlamına gelecek bir jest yaptı. zihinsel olarak hala fenerbahçe de oynamaya hazır olduğunu, elinden gelse o gün sahaya çıkacağını da vurguladı...
o kadar çok şeyden muhabbet ettik ki o gün, hangi birini anlatayım... yurtdışı kariyerinden, kariyerinin son zamanlarından, teknik direktörlük zamanlarından, can*dan, ziya*dan, turgay*dan, cemil*den, rıdvan*dan...
rıdvan dilmen in sakatlıkları hakkında bugüne kadar hiç duymadığım, oldukça şaşırtıcı bilgilerin yanı sıra, aziz yıldırım ın üç yıl üste üste verdiği şampiyonluk sözü hakkında ilginç değerlendirmeler, christoph daum için yaptığı müthiş yorum ve transfer sezonunun her yönüyle en ses getiren transferi mehmet topuz hakkındaki düşünceleri ise yaptığımız sohbette unutulmaz anlar olarak hafızamıza kazındı...
karşımızda kanlı canlı bir efsane vardı, buraya kadar gelip de forma imzalatmamak olmazdı. "baba şu formaya büyük bir imza at" dedim.. "benim imzam küçüktür ama" diye yanıtladı..
"olsun baba" dedim... "sen bizim hayatımıza* en büyük imzanı attın daha n'olsun" dedim. elleri titreyerek güzel bir imza attı formanın her iki yüzüne...
http://tinypic.com/r/24wbvc9/6
artık yaşlılığını gizleyecek durumda değildi. biraz sonra da kızı geldi onu almaya... sık sık ziyaretçileri oluyormuş, bu da onu memnun ediyormuş. seneye görüşmek üzere söz aldık kendisinden ve usul usul yerinden kalktı, kızıyla beraber eve doğru yola koyuldu.
http://tinypic.com/r/9hnymo/6
tebessümle arkasından bakarken, yaşayan bir efsaneyi tanımanın mutluluğuyla adadan* ayrıldık.
"yüksek kahvenin oraya git, genelde oralarda olur." sözleri üzerine yüksek kahveyi buldum.
karşımdaydı; güneşten bronzlaşmış bir ten, sade bir tişört, altında şort... başındaki beyzbol şapkaya rağmen tanıdım hemen.
"lefter baba..." dedim. şöyle bir baktı bana. eline sarıldım hemen, şerefle öptüm.
"seni görmek için ne kadar uzaklardan geldiğimi bilemezsim..." dedim. önce biraz şaşırdı sonra gözleri gülmeye başladı. oturduk masasına arkadaşla. sonra kendimi anlattım; onun hikayeleriyle büyüdüğümüzü, arkadaşlar arasında yaptığımız muhabbetlerde kendisinden nasıl bahsettiğimizi anlattım. hem tebessüm ediyordu hem de arada dalıp gidiyordu. sonra kendisi başladı anlatmaya...
askerliğini diyarbakırda yapmış. anlattığına göre bu zamanda güneydoğuda olan olaylar taa o zamanlarda da görülürmüş. taşlandıklarını falan anlattı uzun süre. kendimize oralarda dikkat etmemizi tembihledi.. ardından futbol kariyerinden unutulmaz bir kaç anısını anlattı. ingiltereyi delik deşik eden zamanın irlanda'sını ankara'da nasıl perişan ettiklerini, merak üzerine sorulan bir soruya cevaben galatasaray maçlarının özel atmosferini, hatta bir keresinde 18'in içinde arka arkaya 5 kişiyi çalımlayıp turgay'a* nasıl gol attığını da anlattı...
şimdinin futbolcularının çok şanslı olduğunu belirtmeden geçmedi. anlattığına göre sahada meşin yuvarlak ıslanınca iyice ağırlaşırmış. ayak içiyle plase yapmak bir kenara, pas bile atılması imkansız hale gelirmiş. ayağının üstüne, burun tarafına yakın bir yere oturttu mu topu, mermi gibi gidermiş... sahaların çamurları, vefa stadı, saraçoğlu... "şimdiki imkanlar sizde olsaydı..." dedim. eliyle "ohooooo" anlamına gelecek bir jest yaptı. zihinsel olarak hala fenerbahçe de oynamaya hazır olduğunu, elinden gelse o gün sahaya çıkacağını da vurguladı...
o kadar çok şeyden muhabbet ettik ki o gün, hangi birini anlatayım... yurtdışı kariyerinden, kariyerinin son zamanlarından, teknik direktörlük zamanlarından, can*dan, ziya*dan, turgay*dan, cemil*den, rıdvan*dan...
rıdvan dilmen in sakatlıkları hakkında bugüne kadar hiç duymadığım, oldukça şaşırtıcı bilgilerin yanı sıra, aziz yıldırım ın üç yıl üste üste verdiği şampiyonluk sözü hakkında ilginç değerlendirmeler, christoph daum için yaptığı müthiş yorum ve transfer sezonunun her yönüyle en ses getiren transferi mehmet topuz hakkındaki düşünceleri ise yaptığımız sohbette unutulmaz anlar olarak hafızamıza kazındı...
karşımızda kanlı canlı bir efsane vardı, buraya kadar gelip de forma imzalatmamak olmazdı. "baba şu formaya büyük bir imza at" dedim.. "benim imzam küçüktür ama" diye yanıtladı..
"olsun baba" dedim... "sen bizim hayatımıza* en büyük imzanı attın daha n'olsun" dedim. elleri titreyerek güzel bir imza attı formanın her iki yüzüne...
http://tinypic.com/r/24wbvc9/6
artık yaşlılığını gizleyecek durumda değildi. biraz sonra da kızı geldi onu almaya... sık sık ziyaretçileri oluyormuş, bu da onu memnun ediyormuş. seneye görüşmek üzere söz aldık kendisinden ve usul usul yerinden kalktı, kızıyla beraber eve doğru yola koyuldu.
http://tinypic.com/r/9hnymo/6
tebessümle arkasından bakarken, yaşayan bir efsaneyi tanımanın mutluluğuyla adadan* ayrıldık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar