bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı72
- terapi niteliğindeki şeyler7
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- meme4
- siyah sütyen5
- iyi menemenin sırrı6
- iyi memenin sırrı7
- sözlükte kim kimle sevgili27
- yarın iş olması3
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok6
- tek erkek2
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar10
- prod'a cuma günü deploy etmek2
- arabada sakso2
- domalma2
- almanca bilmek3
- türkiye'nin haritada büyümesi3
- sözlüğün en şık erkeği12
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- nervio43
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- kale3112 ifşa8
- fenerbahçeli yazarlar7
- passatı olan erkek6
- giresunlu kızlar6
- true esaretten kurtulacak4
- yakın zamanda çaylak olacakmış gibi hissetmek4
- ese dezze8
- engineer288
- ford taunus2
- selahattin demirtaşın hapiste 10 yılını doldurması2
- sabaha kadar uyumamak3
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- gel münihe sözünü tut travel4
- tacettin libosoglu4
- ben jesus olsam4
- futbol17
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- kassız erkek neye benzer5
- fenerbahçe14
- uefa şampiyonlar ligi7
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- muhallebi yerken disi kirmak4
- herif olmanın zorlukları4
- liverpool fc6
adaya gittiğimde karşıma çıkan ilk esnafa sordum lefter babayı...
"yüksek kahvenin oraya git, genelde oralarda olur." sözleri üzerine yüksek kahveyi buldum.
karşımdaydı; güneşten bronzlaşmış bir ten, sade bir tişört, altında şort... başındaki beyzbol şapkaya rağmen tanıdım hemen.
"lefter baba..." dedim. şöyle bir baktı bana. eline sarıldım hemen, şerefle öptüm.
"seni görmek için ne kadar uzaklardan geldiğimi bilemezsim..." dedim. önce biraz şaşırdı sonra gözleri gülmeye başladı. oturduk masasına arkadaşla. sonra kendimi anlattım; onun hikayeleriyle büyüdüğümüzü, arkadaşlar arasında yaptığımız muhabbetlerde kendisinden nasıl bahsettiğimizi anlattım. hem tebessüm ediyordu hem de arada dalıp gidiyordu. sonra kendisi başladı anlatmaya...
askerliğini diyarbakırda yapmış. anlattığına göre bu zamanda güneydoğuda olan olaylar taa o zamanlarda da görülürmüş. taşlandıklarını falan anlattı uzun süre. kendimize oralarda dikkat etmemizi tembihledi.. ardından futbol kariyerinden unutulmaz bir kaç anısını anlattı. ingiltereyi delik deşik eden zamanın irlanda'sını ankara'da nasıl perişan ettiklerini, merak üzerine sorulan bir soruya cevaben galatasaray maçlarının özel atmosferini, hatta bir keresinde 18'in içinde arka arkaya 5 kişiyi çalımlayıp turgay'a* nasıl gol attığını da anlattı...
şimdinin futbolcularının çok şanslı olduğunu belirtmeden geçmedi. anlattığına göre sahada meşin yuvarlak ıslanınca iyice ağırlaşırmış. ayak içiyle plase yapmak bir kenara, pas bile atılması imkansız hale gelirmiş. ayağının üstüne, burun tarafına yakın bir yere oturttu mu topu, mermi gibi gidermiş... sahaların çamurları, vefa stadı, saraçoğlu... "şimdiki imkanlar sizde olsaydı..." dedim. eliyle "ohooooo" anlamına gelecek bir jest yaptı. zihinsel olarak hala fenerbahçe de oynamaya hazır olduğunu, elinden gelse o gün sahaya çıkacağını da vurguladı...
o kadar çok şeyden muhabbet ettik ki o gün, hangi birini anlatayım... yurtdışı kariyerinden, kariyerinin son zamanlarından, teknik direktörlük zamanlarından, can*dan, ziya*dan, turgay*dan, cemil*den, rıdvan*dan...
rıdvan dilmen in sakatlıkları hakkında bugüne kadar hiç duymadığım, oldukça şaşırtıcı bilgilerin yanı sıra, aziz yıldırım ın üç yıl üste üste verdiği şampiyonluk sözü hakkında ilginç değerlendirmeler, christoph daum için yaptığı müthiş yorum ve transfer sezonunun her yönüyle en ses getiren transferi mehmet topuz hakkındaki düşünceleri ise yaptığımız sohbette unutulmaz anlar olarak hafızamıza kazındı...
karşımızda kanlı canlı bir efsane vardı, buraya kadar gelip de forma imzalatmamak olmazdı. "baba şu formaya büyük bir imza at" dedim.. "benim imzam küçüktür ama" diye yanıtladı..
"olsun baba" dedim... "sen bizim hayatımıza* en büyük imzanı attın daha n'olsun" dedim. elleri titreyerek güzel bir imza attı formanın her iki yüzüne...
http://tinypic.com/r/24wbvc9/6
artık yaşlılığını gizleyecek durumda değildi. biraz sonra da kızı geldi onu almaya... sık sık ziyaretçileri oluyormuş, bu da onu memnun ediyormuş. seneye görüşmek üzere söz aldık kendisinden ve usul usul yerinden kalktı, kızıyla beraber eve doğru yola koyuldu.
http://tinypic.com/r/9hnymo/6
tebessümle arkasından bakarken, yaşayan bir efsaneyi tanımanın mutluluğuyla adadan* ayrıldık.
"yüksek kahvenin oraya git, genelde oralarda olur." sözleri üzerine yüksek kahveyi buldum.
karşımdaydı; güneşten bronzlaşmış bir ten, sade bir tişört, altında şort... başındaki beyzbol şapkaya rağmen tanıdım hemen.
"lefter baba..." dedim. şöyle bir baktı bana. eline sarıldım hemen, şerefle öptüm.
"seni görmek için ne kadar uzaklardan geldiğimi bilemezsim..." dedim. önce biraz şaşırdı sonra gözleri gülmeye başladı. oturduk masasına arkadaşla. sonra kendimi anlattım; onun hikayeleriyle büyüdüğümüzü, arkadaşlar arasında yaptığımız muhabbetlerde kendisinden nasıl bahsettiğimizi anlattım. hem tebessüm ediyordu hem de arada dalıp gidiyordu. sonra kendisi başladı anlatmaya...
askerliğini diyarbakırda yapmış. anlattığına göre bu zamanda güneydoğuda olan olaylar taa o zamanlarda da görülürmüş. taşlandıklarını falan anlattı uzun süre. kendimize oralarda dikkat etmemizi tembihledi.. ardından futbol kariyerinden unutulmaz bir kaç anısını anlattı. ingiltereyi delik deşik eden zamanın irlanda'sını ankara'da nasıl perişan ettiklerini, merak üzerine sorulan bir soruya cevaben galatasaray maçlarının özel atmosferini, hatta bir keresinde 18'in içinde arka arkaya 5 kişiyi çalımlayıp turgay'a* nasıl gol attığını da anlattı...
şimdinin futbolcularının çok şanslı olduğunu belirtmeden geçmedi. anlattığına göre sahada meşin yuvarlak ıslanınca iyice ağırlaşırmış. ayak içiyle plase yapmak bir kenara, pas bile atılması imkansız hale gelirmiş. ayağının üstüne, burun tarafına yakın bir yere oturttu mu topu, mermi gibi gidermiş... sahaların çamurları, vefa stadı, saraçoğlu... "şimdiki imkanlar sizde olsaydı..." dedim. eliyle "ohooooo" anlamına gelecek bir jest yaptı. zihinsel olarak hala fenerbahçe de oynamaya hazır olduğunu, elinden gelse o gün sahaya çıkacağını da vurguladı...
o kadar çok şeyden muhabbet ettik ki o gün, hangi birini anlatayım... yurtdışı kariyerinden, kariyerinin son zamanlarından, teknik direktörlük zamanlarından, can*dan, ziya*dan, turgay*dan, cemil*den, rıdvan*dan...
rıdvan dilmen in sakatlıkları hakkında bugüne kadar hiç duymadığım, oldukça şaşırtıcı bilgilerin yanı sıra, aziz yıldırım ın üç yıl üste üste verdiği şampiyonluk sözü hakkında ilginç değerlendirmeler, christoph daum için yaptığı müthiş yorum ve transfer sezonunun her yönüyle en ses getiren transferi mehmet topuz hakkındaki düşünceleri ise yaptığımız sohbette unutulmaz anlar olarak hafızamıza kazındı...
karşımızda kanlı canlı bir efsane vardı, buraya kadar gelip de forma imzalatmamak olmazdı. "baba şu formaya büyük bir imza at" dedim.. "benim imzam küçüktür ama" diye yanıtladı..
"olsun baba" dedim... "sen bizim hayatımıza* en büyük imzanı attın daha n'olsun" dedim. elleri titreyerek güzel bir imza attı formanın her iki yüzüne...
http://tinypic.com/r/24wbvc9/6
artık yaşlılığını gizleyecek durumda değildi. biraz sonra da kızı geldi onu almaya... sık sık ziyaretçileri oluyormuş, bu da onu memnun ediyormuş. seneye görüşmek üzere söz aldık kendisinden ve usul usul yerinden kalktı, kızıyla beraber eve doğru yola koyuldu.
http://tinypic.com/r/9hnymo/6
tebessümle arkasından bakarken, yaşayan bir efsaneyi tanımanın mutluluğuyla adadan* ayrıldık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar