idealizm vs materyalizm

Modern dünyanın sorunlarının çoğunu aşmakta yaşadığınız zorlukların temel nedeni, bu zorlukların tam anlamıyla "gerçeklere" dayanmaması; aksine, totaliter demokratik Batı rejimlerinin insanları kontrol etmesine olanak tanıyan aldatıcı çerçevelemelerin kullanılmasından kaynaklanmasıdır.

Bunun bir örneği olarak, modern düşüncede arketiplerin veya ideal olanın yokluğu gösterilebilir. Moderniteyi çözümlemeye başlayıp biraz ilerlediğinizde, 'ideal' olanın yokluğunu hemen fark edersiniz ve bu yokluk ya da nihil aslında pek de mantıklı gelmez. Bununla kastettiğim, bir materyalistin felsefi olarak tüm gerçekliğin dokunabileceğiniz fiziksel maddeden ibaret olduğuna inanan kişi olmasıdır.

idealistler ise gerçekliğin, ideal prensipler veya tanrı gibi, fiziksel olarak dokunamayacağınız prensipler tarafından ayakta tutulduğunu düşünürler. Tarihteki çoğu toplum idealistti; buna ek olarak, çoğunlukla önemli ölçüde materyalizmle harmanlanmış idealist toplumlar da vardı. Modern, endüstriyel, totaliter demokratik dünya ise tarihteki tek materyalist medeniyettir.

Modernite, fizik yasaları veya Darwinci seçilim gibi bazı ideallerin gerçek olduğunu kabul ederken, Antik veya Orta Çağ'da inanılan diğer idealleri ise reddediyor. Materyalizmi daha uzun süre ve derinlemesine inceledikçe, materyalist anlayış daha da mantıksız bir hâle geliyor; çünkü maddi olanı analiz etmeye kalkıştığınızda, bunu yapabilmek için ideal standartlara başvurmak zorunda kalıyorsunuz.

Örneğin, neredeyse herkesin gerçek olduğu konusunda hemfikir olabileceği fizik yasaları veya gerçekliği kontrol eden ideal prensipler böyledir. Yerçekimine dokunamazsınız; ancak yerçekimi maddeye tamamen hükmeder. Darwinizm, yaşamı kontrol eden ideal bir prensip veya yasanın bir diğer örneğidir. Darwinizme direnen yaşam formları onun altında ezilir. Bu, bir "ideal" olarak Darwinizm'in "materyal" içinde dokunabileceğiniz hayvan türlerinden daha gerçek olduğu anlamına gelir. Fakat yine de Darwinizm'e dokunamazsınız. Sonuç olarak, çevrenizi anlamlandırmak için belirli tarihsel bağlamın dışında var olan evrensel ilkelere veya prensiplere ihtiyacınız vardır. Örneğin, hem sizin hem de Antik Yunanların bir akıl ve adalet kavramı vardı. tarihe baktığınızda, maddi varlıklarını akıl veya adaletin soyut kavramlarıyla eşleştirmeyi başaran toplumların, bunu başaramayanlara göre önemli ölçüde daha iyi performans gösterdiğini görürsünüz; bu gerçek tüm tarihî kanıtlarla desteklenmektedir. Mülkiyet haklarına ve hukukun üstünlüğüne sahipseniz, ülkeniz zenginleşecektir.

Tarihteki başarılı medeniyetlerin marifeti, aslında maddi varlıkları bu soyut kavramlarla uyumlu hâle getirmeye çalışmaktır; bunu politika, kolluk kuvveti veya benzeri yollarla yapabilirsiniz ki bu da dine çok benzemektedir. Din, maddi yaşamınızı ideal ilkelerle uyumlu hâle getirme sürecidir.

Ancak nazik dikkatlerinizi çekmek istediğim nokta, bu anlayışta örtük olarak yatan şudur: kusursuz laboratuvar koşullarında varlığını doğrulanamadığınız; ancak pratikte insanlık hâlinin neredeyse tamamı için geçerli olan akıl veya adalet gibi idealar, sizin onları birer değer olarak algılayıp algılamamanızdan bağımsız olarak var olurlar; çünkü onlara inanmayı veya değer vermeyi bırakan bir toplum yine acı çekecek ve tarihin yasaları altında ezilecektir. Bu prensipler kendilerine uymayanları cezalandırma gücüne sahip. Bu kulağa fazlasıyla tanrı gibi geliyor mu?

insanlığın binlerce yıl boyunca dinle özdeşleştirdiği tarihî metinlerin içeriğindeki bilgilerin, bilimsel olarak doğruluğu ya da yanlışlığı, materyal düzeyde hayatınızı düzenleyen ideallerin veya Tanrı'nın var olduğuna ya da olmadığına dair bir argüman olarak kullanılamaz. Nihil size hiçbir şey sunmadığı gibi hiçbir şey de vaat etmiyor. Dejenerasyonun dinlerin biçimsel kurallarından bağımsız olarak tamamen sizinle gerçeklik arasındaki etkileşimle alakalı olduğunu biliyorsunuz. Dejenerasyonun sizi götüreceği tek yön yokluk ve hiçliktir.

Ahmak olmayın. Dejenerasyondan uzak durun.

Eylül 18, 2026
© copyright 2005 - 2026