bugün

türkiye'deki çürümenin asıl nedeni

Bir ülkede işe alımda, terfide, karar mekanizmalarında "ne biliyorsun?" değil de "kimi tanıyorsun?" ya da "kimdensin?" sorusu öne çıkarsa orada üretim değil tüketim, bilgi değil talimat, hizmet değil şov olur.
Devlette, eğitimde, medyada, yargıda, hatta sokaktaki zabıtada bile bu böyle işliyor.
Kopya çekmek, yalan söylemek, hakkı olmayanı almak, torpille öne geçmek...
Bunlar artık bireysel ahlaki zaaf değil, normal davranışlar haline gelmiş durumda.
Çünkü “çalan ama çalışıyor” mottosu, “biz de yapsaydık” kıskançlığı, “bize dokunmasın” konforu topluma sindi.
Kim, ne zaman, ne için yargılanır?
Kimin dosyası rafta, kiminki jet hızıyla işlemde?
Yurttaş, adaletin var olduğuna inanmadığı anda çürüme derinleşir.
Çünkü "hukukun olmadığı yerde herkes kendi yasasını yazar."
Bir ülkenin geleceği okul sıralarında yazılır.
Ama bizde sistem o kadar sık değişti ki; müfredat, sınav, değer eğitimi her 3 yılda bir başka yöne savruldu.
Ve eğitimin amacı “düşünen insan” yetiştirmekten, “itaat eden vatandaş” üretmeye döndü.
Gerçeği araştıran değil, emirle konuşan medya...
Soru soramayan gazeteci...
Yorum yapamayan akademisyen...
Sansürlenen tiyatro, hedef gösterilen sanatçı...
Bu kültürel çöküş, toplumu da pasifize eder.

Çürüme bireyde değil, sistemdedir.
Ve sistem kendini temizleyemezse, bu çürüme rutubet gibi her yere yayılır.
Kurumlar, değerler, insanlar…
Ve bir gün herkes burnunu tıkayıp geçmeye çalışır; ta ki yapı tamamen çökmeye başlayana kadar.
© copyright 2005 - 2026