bugün
- bir kadını keko gösteren detaylar16
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet20
- babuş diyen kız10
- bacılar çabuk bakın15
- netanyahu7
- ucan tekme atan hipopotam28
- bu sözlük çok kötüymüş ben de pembe götlüyüm9
- fatma betül sayan kaya'nın tmsf'ye iadesi33
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası28
- ulıdağ sözlük'ün geleceği20
- beraber kavgaya gidilecek yazarlar7
- arkadaşlar sizce bu mont nasıl13
- sözlükte kim kimle aşk yaşıyor veritabanı4
- arkadaşlar güldük eğlendik7
- yahudi kızları3
- izmir büyükşehir belediye başkanı akp'ye geçiyor9
- nervio'nun erkek olması31
- kızlar bi bakın bişe göstercem9
- dişil enerji3
- queen feristah10
- dişil enerji yağı4
- beyler acilen koşun3
- iltica41
- sözlük kavgasını en iyi anlatacak yönetmen14
- from gold from dust29
- sözlük kızlarının kekleri5
- çok uykum geldi4
- çocuğa israil diye isim koymak2
- bacılar koşun yanıyorum6
- izmir'in akp'ye geçmesi23
- her gün blazer ceket giyen kadın7
- kızlar bakın başlıkları birleştirilsin6
- arkadaşlar sözlükten ayrılıyorum6
- kavaklıdere5
- adnan oktar'ın kedicikleri4
- sözlük yazarlarının bebeksi kombinleri15
- aslında en iyi joker heath ledger değildir5
- kızınız sözlükte yazabilir mi10
- tırda uyumak3
- havuçlu tarçınlı kek4
- joseph shomolo kuschca2
- nervionun hala sözlüğe gelmemiş olması7
- maroon 5'ın bir dönem gerçekten müzik grubu olması6
- neden yahudi intihar bombacısı yok5
- rüyamda örümcek maymun gördüm6
- artık hayatta olmayan birine özlem duymak5
- leopar desen giyinen kadının amacı10
- sözlük kızlarının seksi çorapları9
- miss universe türkiye 20268
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük6
Başka şeyler düşünmek istiyorum ama olanın dışında bir şeye dikkatimi veremiyorum. Benim dengemi bozdular, göz göre göre dengemi bozdular, yine düştüm bu düşünsel bataklığa.
Oysa üç gün öncesine kadar ne kadar güzeldi her şey.
Akıp gidiyordum zamanın içinde. Benimle iletişime geçmeyin diye defalarca uyarmama rağmen...Her şeyimi, kapımı penceremi sıkı sıkı kapatıp kilitler vurmama rağmen...
Bana börekler açma vaadiyle gelen, börekten öte, doğrudan ve olabilecek en açık şekilde ve doğrudan zihnime zerk eden, üç gündür kanimda akmak suretiyle damarlarımda gezen bu tanımlanamaz şey, artık rahat bırak beni de yoluma gideyim.
Her şeyi soyledim, açık secik anlattım işte sana. Şartlar herşeyi belirleyen tek etmen. Laflarimiz güzel, dinlemesi konuşması esrarlı ve sarhoş edecek kadar büyülü. Ama olan, laflardan çok farklı...
Birbirinden bağımsız bir çok farklı konuda, senkronize ve organize bir şekilde bir çok olumsuz durum yaşandı.
Bunlar o kadar üst üste ve o kadar sert darbeler indirdiki, çok ezildik, her yanımız lime lime oldu. Hayattan ve şartlardan dayak yemekten çok yorulduk artık. Beni bu halde paramparca olmuş halde görmeni istemem. Yediğim dayaklardan utanıyorum...
Dikkatimi öyle bir parçaladı ki, bir daha kullanılamaz hâle soktu.
Çekiçle kırdı dikkatimi, artık hiç bir şeye dikkat edemiyordum.
Neden böyle dağınık her şey, iste bundan. Bir lazer ışığı gibi tek bir noktaya sabitleyemiyorum. Çok zor böyle...
Bir gün bir aristokrat, kendisi gibi zengin, elit, kalburüstü dostlarıyla akşam yemeğindeyken, bir keşişin methini duyar...
Dostları kesisten öyle övgüyle bahsederler ki, bizimki içten içe kıskanır...Yemek bitip dostlar dağıldığında aristokrat coktan kararını vermiştir, sabah yola koyulacak ve o ibne keşişi bulacaktır ve ona haddini bildirecektir. E adam aristokrat, para bok gibi, zaman bol, can sıkıntısından neye saracagini bilmiyor.
Ertesi sabah yola koyulur, yol uzun, avrupadan himalayalarin yamacindaki bir köye uzanan meşakatli bir yolculuk başlar.
Denizler aşılır, dağlar tepeler kah yürüyerek kah eşek sırtında arşınlanir ve en nihayetinde tarif edilen köye varılır...Köylülerin söylediğine göre bahsi geçen keşiş köyde değil, dağın daha da yukarı kısımında kalan magarada yaşamaktadır. Son bir gayretle dağ adimlanmaya başlanır ama küfürün bini bir para...Senin gibi keşişin ta anasını avradini s2yim ben amin feryadı bok vardı ben de senin peşine düştüm falan diye diye keşişin mağarasının önüne gelir. Kan ter içinde kalmış vaziyette şöyle bir bakmış; kara kuru bir moruk, elinde bir çalı süpürgesiyle mağaranın önünü süpürüyor. Bu mu lan öve öve bitiremedikleri bilge keşiş lan diye küçümsemiş içinden...Selamın hello hacı, ben avrupadan geliyorum ve aristokratim. Buraya seni görmeye, ilminden bilginden faydalanıp irfanına mazhar olmaya geldim demiş. Keşiş bizimkini güler yüzle karşılayıp buyur etmiş. Ateş yakıp çay demlerken bir yandan da aristokratla sohbete başlamış. Başlamış ama, aristokrat kendisinj övmekten keşişe hiç laf bırakmıyormuş. Ben şöyle zenginim, böyle gezginim, hayatta tatmadigim zevk görmediğim şevk kalmadı falan anlattıkça kendinden geçmiş. Keşiş sessizce adamı dinliyormuş ve bir süre sonra cay demini almış. Keşiş başlamış aristokratin bardağına çay doldurmaya. Bardak dolmuş dolmuş ve en sonunda taşmaya başlamış fakat keşiş hâlâ doldurmaya devam etmiş. Aristokrat en sonunda dayanamayarak, napiyorsun lan sen muptezel, deli gibi bi şey yaptın kendini iyice deyince keşiş başlamış kıssadan hisseye;
bana bak beyim, sen işte bu taşıp her yeri batıran bardaksin.
icin öyle dolu ki, karman çorman, tasiyamiyorsun artık. Kafanın içi çöplük gibi olmuş...Ben ise işte şu boş bardak gibiyim, bomboş ve hafif...Belli ki buraya benimle yarismaya gelmissin. Boşuna zahmet etmişsin. Al en büyük, en bilge sen ol, hepsi herşey senin olsun. Mutlu olacaksan seni öveyim, ama git buradan artık be, sıkıntı verdin bana , demiş...
Tabii aristokrat bu, durur mu yapıştırmış cevabı,
valla bu soylediklerin bana biraz abartı geldi keşiş efendi...
Ne yapalım yani, senin gibi mağaralarda böyle donsuz mu yasayalım yani...Ben itibarımdan tasarruf etmem...
Oysa üç gün öncesine kadar ne kadar güzeldi her şey.
Akıp gidiyordum zamanın içinde. Benimle iletişime geçmeyin diye defalarca uyarmama rağmen...Her şeyimi, kapımı penceremi sıkı sıkı kapatıp kilitler vurmama rağmen...
Bana börekler açma vaadiyle gelen, börekten öte, doğrudan ve olabilecek en açık şekilde ve doğrudan zihnime zerk eden, üç gündür kanimda akmak suretiyle damarlarımda gezen bu tanımlanamaz şey, artık rahat bırak beni de yoluma gideyim.
Her şeyi soyledim, açık secik anlattım işte sana. Şartlar herşeyi belirleyen tek etmen. Laflarimiz güzel, dinlemesi konuşması esrarlı ve sarhoş edecek kadar büyülü. Ama olan, laflardan çok farklı...
Birbirinden bağımsız bir çok farklı konuda, senkronize ve organize bir şekilde bir çok olumsuz durum yaşandı.
Bunlar o kadar üst üste ve o kadar sert darbeler indirdiki, çok ezildik, her yanımız lime lime oldu. Hayattan ve şartlardan dayak yemekten çok yorulduk artık. Beni bu halde paramparca olmuş halde görmeni istemem. Yediğim dayaklardan utanıyorum...
Dikkatimi öyle bir parçaladı ki, bir daha kullanılamaz hâle soktu.
Çekiçle kırdı dikkatimi, artık hiç bir şeye dikkat edemiyordum.
Neden böyle dağınık her şey, iste bundan. Bir lazer ışığı gibi tek bir noktaya sabitleyemiyorum. Çok zor böyle...
Bir gün bir aristokrat, kendisi gibi zengin, elit, kalburüstü dostlarıyla akşam yemeğindeyken, bir keşişin methini duyar...
Dostları kesisten öyle övgüyle bahsederler ki, bizimki içten içe kıskanır...Yemek bitip dostlar dağıldığında aristokrat coktan kararını vermiştir, sabah yola koyulacak ve o ibne keşişi bulacaktır ve ona haddini bildirecektir. E adam aristokrat, para bok gibi, zaman bol, can sıkıntısından neye saracagini bilmiyor.
Ertesi sabah yola koyulur, yol uzun, avrupadan himalayalarin yamacindaki bir köye uzanan meşakatli bir yolculuk başlar.
Denizler aşılır, dağlar tepeler kah yürüyerek kah eşek sırtında arşınlanir ve en nihayetinde tarif edilen köye varılır...Köylülerin söylediğine göre bahsi geçen keşiş köyde değil, dağın daha da yukarı kısımında kalan magarada yaşamaktadır. Son bir gayretle dağ adimlanmaya başlanır ama küfürün bini bir para...Senin gibi keşişin ta anasını avradini s2yim ben amin feryadı bok vardı ben de senin peşine düştüm falan diye diye keşişin mağarasının önüne gelir. Kan ter içinde kalmış vaziyette şöyle bir bakmış; kara kuru bir moruk, elinde bir çalı süpürgesiyle mağaranın önünü süpürüyor. Bu mu lan öve öve bitiremedikleri bilge keşiş lan diye küçümsemiş içinden...Selamın hello hacı, ben avrupadan geliyorum ve aristokratim. Buraya seni görmeye, ilminden bilginden faydalanıp irfanına mazhar olmaya geldim demiş. Keşiş bizimkini güler yüzle karşılayıp buyur etmiş. Ateş yakıp çay demlerken bir yandan da aristokratla sohbete başlamış. Başlamış ama, aristokrat kendisinj övmekten keşişe hiç laf bırakmıyormuş. Ben şöyle zenginim, böyle gezginim, hayatta tatmadigim zevk görmediğim şevk kalmadı falan anlattıkça kendinden geçmiş. Keşiş sessizce adamı dinliyormuş ve bir süre sonra cay demini almış. Keşiş başlamış aristokratin bardağına çay doldurmaya. Bardak dolmuş dolmuş ve en sonunda taşmaya başlamış fakat keşiş hâlâ doldurmaya devam etmiş. Aristokrat en sonunda dayanamayarak, napiyorsun lan sen muptezel, deli gibi bi şey yaptın kendini iyice deyince keşiş başlamış kıssadan hisseye;
bana bak beyim, sen işte bu taşıp her yeri batıran bardaksin.
icin öyle dolu ki, karman çorman, tasiyamiyorsun artık. Kafanın içi çöplük gibi olmuş...Ben ise işte şu boş bardak gibiyim, bomboş ve hafif...Belli ki buraya benimle yarismaya gelmissin. Boşuna zahmet etmişsin. Al en büyük, en bilge sen ol, hepsi herşey senin olsun. Mutlu olacaksan seni öveyim, ama git buradan artık be, sıkıntı verdin bana , demiş...
Tabii aristokrat bu, durur mu yapıştırmış cevabı,
valla bu soylediklerin bana biraz abartı geldi keşiş efendi...
Ne yapalım yani, senin gibi mağaralarda böyle donsuz mu yasayalım yani...Ben itibarımdan tasarruf etmem...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar