bugün
- en gey özelliğiniz10
- true nickli yazar11
- türklerin ileri olduğu konular21
- norm ender2
- otomatik portakal ve özgür irade paradoksu2
- yazarların çektiği manzara fotoğrafları9
- çırçıplak yatmak9
- en son alınan hediye7
- soğuğu sıcağından daha iyi olan şeyler7
- burçlara inanan erkek15
- dinsize inanır mısın17
- bir kadının en güzel bölgesi8
- son beş yıldır sevgilisi olmayan insan2
- nervio yu çok seviyorum ne yapmalıyım7
- dünyanın en güzel tatlısı8
- caner taslaman7
- bugün sağlığın için ne yaptın7
- eski seni özlüyor musun6
- chatgptye penis fotoğrafını atmak18
- sözlük kavgalarındaki avamlık5
- sokakta gocu ile karşılaşmak5
- vantilatörü kendine çevirmek6
- bir insanı yaptığı ilk hatada hayatından çıkarmak2
- özlenen hissiyatlar6
- ruh hastası olan yazarlar6
- 40 yaş üstü kel sözlük yazarı5
- abd vizesi5
- sözlükte kadınlara sararak tatmin olan incel5
- her başlığın altında biten sözlük paraziti5
- ipek çiçek3
- salak yazarlar7
- arkadaşlar bakar mısınız11
- bir gün öleceğini unutmak10
- seninle şurada olabilirdik5
- uysaljakoben gocu'nun fake hesabı mı5
- bir insanın daraldığında sığınabileceği yerler5
- evdeki alkolün bittiği anda yapılacaklar5
- yaz günü çay içme saçmalığı11
- pandela6
- deri ceketli serseri4
- kuran da neden namaz yok8
- kültürün bireyi boğması4
- gocu pandela barışı4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları30
- gocu31
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak7
- sözlüğün kalitesindeki artış4
- ioçke'nin elleri4
- geceye bir şarkı bırak23
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak3
d.t.'yi benim gibi the gallery'den önce the mind's i ile tanıyanlar için sanırım daha da özel bir albüm olması kaçınılmaz oluyormuş. tdk boş kasede çekip, walkman'e tutkalla yapıştırdığım günleri anımsadığımda aklımda kalan tek şey ''heyydon heydonn hedon'' diye sol kulaktan, sağa geçen bir kaç fısıltı ve o güne dek dinlememiş olduğum bir müziğin ve melodinin fazla karizmatik ve öğretici yanıydı. kendi adıma söyleyebilirim ki, felsefe denen şeyi platon, nietsche yada sartre'den değil de niklas sundin ve mikael stanne'dan tecrübe etmek çok daha keyifliydi. fonda ilk kez duyulan bi* garip melodilerin eşliğinde sunulan bir dersti bu. 46 dakikalık süresi boyunca daha önce de yürüdüğünüz bir yere doğru yürüyerek dinleyin; oraya vardığınızda aslında daha önce aynı yerde hiç olmadığınızı haykırma gibi bir yan etkisi olduğu görülmüştür.
şimdi kalkıp bu albümü mevcut d.t. başyapıtları içinde bir yere sokmaya çalışırken niteleyeceğim, projector ve the gallery için sarfettiğim mantığa uygun gelen ''eşsizlik'' sıfatını, ilk gözağrısı olmanın verdiği bağlılıkla amacının dışında, tanımlamak için değil de duygusallıkla karıştırabilirim mi?'' diye endişe ediyorum. bu yüzden de the gallery ile projector arasında tam ortaya koyuyorum; sağa sola kaydırıyorum. lakin, önlerine de geçiremiyorum. iki nokta arasında gezinen bir bilye olarak kalması, kronik açıdan da duygusal açıdan da doğru olacak sanırım.
the gallery'de ve the mind's i'da döktüren vokalistimiz sara svensson ve gitarist Fredrik Johansson'u bu albümden sonra dinleyebilme fırsatımız olmadı. Johansson, gitarı Martin Henriksson'a bırakmıştı. the gallery'den projector'e gelene dek grup zaten gitar tonlarını yavaş yavaş ağırlaştırmıştı bu yüzden gitar saundu olarak bi* değişiklik olduğunu söylemek zor olur. ama o bildik d.t. saundunun the gallery'den farklı olarak oturduğu albüm de the mind's i'dır.
ayrıca parçaları konusunda d.t'nin kendine has bir özelliği vardır benim için . bir punsih my heaven, the emptiness from which i fed yada lethe diyince ben the gallery ile farklı bir d.t. algılarım. auctioned, day to end yada there in ise mevzu(ki derindir harbiden mevzu) başka bir albümünün bana çağrıştırmadığı bir d.t. söz konusudur. bu benim için bu albümde de geçerli damage done'da da. lakin, diğerleri için kimse kusura bakmasın böyle bir ayrım yapamıyorum.
müzikal değişikliklerin kritiğini yapmayı, albümü bi yere koymayı felan bi* yere bırakırsak; yeni dönemde gelen character ve fiction albümlerinin manyağı olan arkadaşların the mind's i gibi gerçekten dopdolu (ki bana göre felsefi yönden the gallery ve projector'den daha karmaşıktır) bir albümü dinlerken karşılaşacakları stanne vokallerini ve nispeten kirli saundunu yadırgamalarını normal karşılayabilirim. sonuçta ben ve benim gibiler d.t. yi sert melonkolikliğinin yanında bambaşka bir şey ile seviyoruz. bilmiyorum bi* şey vardı fazladan ruha değen. belki de bizim gibi dinazorların müzikten inanılmaz zevk aldığı bir dönemde sunulmasından dolayı ve kendi adıma artık o hazzı alamamamın verdiği eksiklik yüzünden bu haldeyim de bu grubu ne yapsa eskiler kadar mükemmel bulamıyorum; bilemedim. zaten aldım yürüdüm infected mushroom fanı oldum çıktım da. ama ne zaman hedon, tidal tantrum, zodijackyl light, the mind's eye, insanity's crescendo yada constant dinlese şu kulaklar dikilir, astrale bağlanan beden metafiziğin ve günlük dünyanın arasında bi* yerden gelen melodilere bağlanır. ortamda hedon çalarken kafa kıyak ağlayarak kafa salladığım caravan yıllarından geriye bi* şey kalmadı. ben daha bi* hedonist daha bi* nihilist oldum; bu adamlar daha bir ünlü daha bir mükemmel çalmaya başladılar; dünya değişti be diil mi?
son olarak şunu söylemeliyim ki bu grubun bütün görüntülerini silin atın kafanızdan ve hedon klibini açın bakın bakalım yeryüzünde hangi filozof ve rockstar bu denli karizma olabilmeyi becermiş? sanki başka bir tanrının başka bir oyununda olduğumuzu söyleyen ulakları gibi diiller mi? *
şimdi kalkıp bu albümü mevcut d.t. başyapıtları içinde bir yere sokmaya çalışırken niteleyeceğim, projector ve the gallery için sarfettiğim mantığa uygun gelen ''eşsizlik'' sıfatını, ilk gözağrısı olmanın verdiği bağlılıkla amacının dışında, tanımlamak için değil de duygusallıkla karıştırabilirim mi?'' diye endişe ediyorum. bu yüzden de the gallery ile projector arasında tam ortaya koyuyorum; sağa sola kaydırıyorum. lakin, önlerine de geçiremiyorum. iki nokta arasında gezinen bir bilye olarak kalması, kronik açıdan da duygusal açıdan da doğru olacak sanırım.
the gallery'de ve the mind's i'da döktüren vokalistimiz sara svensson ve gitarist Fredrik Johansson'u bu albümden sonra dinleyebilme fırsatımız olmadı. Johansson, gitarı Martin Henriksson'a bırakmıştı. the gallery'den projector'e gelene dek grup zaten gitar tonlarını yavaş yavaş ağırlaştırmıştı bu yüzden gitar saundu olarak bi* değişiklik olduğunu söylemek zor olur. ama o bildik d.t. saundunun the gallery'den farklı olarak oturduğu albüm de the mind's i'dır.
ayrıca parçaları konusunda d.t'nin kendine has bir özelliği vardır benim için . bir punsih my heaven, the emptiness from which i fed yada lethe diyince ben the gallery ile farklı bir d.t. algılarım. auctioned, day to end yada there in ise mevzu(ki derindir harbiden mevzu) başka bir albümünün bana çağrıştırmadığı bir d.t. söz konusudur. bu benim için bu albümde de geçerli damage done'da da. lakin, diğerleri için kimse kusura bakmasın böyle bir ayrım yapamıyorum.
müzikal değişikliklerin kritiğini yapmayı, albümü bi yere koymayı felan bi* yere bırakırsak; yeni dönemde gelen character ve fiction albümlerinin manyağı olan arkadaşların the mind's i gibi gerçekten dopdolu (ki bana göre felsefi yönden the gallery ve projector'den daha karmaşıktır) bir albümü dinlerken karşılaşacakları stanne vokallerini ve nispeten kirli saundunu yadırgamalarını normal karşılayabilirim. sonuçta ben ve benim gibiler d.t. yi sert melonkolikliğinin yanında bambaşka bir şey ile seviyoruz. bilmiyorum bi* şey vardı fazladan ruha değen. belki de bizim gibi dinazorların müzikten inanılmaz zevk aldığı bir dönemde sunulmasından dolayı ve kendi adıma artık o hazzı alamamamın verdiği eksiklik yüzünden bu haldeyim de bu grubu ne yapsa eskiler kadar mükemmel bulamıyorum; bilemedim. zaten aldım yürüdüm infected mushroom fanı oldum çıktım da. ama ne zaman hedon, tidal tantrum, zodijackyl light, the mind's eye, insanity's crescendo yada constant dinlese şu kulaklar dikilir, astrale bağlanan beden metafiziğin ve günlük dünyanın arasında bi* yerden gelen melodilere bağlanır. ortamda hedon çalarken kafa kıyak ağlayarak kafa salladığım caravan yıllarından geriye bi* şey kalmadı. ben daha bi* hedonist daha bi* nihilist oldum; bu adamlar daha bir ünlü daha bir mükemmel çalmaya başladılar; dünya değişti be diil mi?
son olarak şunu söylemeliyim ki bu grubun bütün görüntülerini silin atın kafanızdan ve hedon klibini açın bakın bakalım yeryüzünde hangi filozof ve rockstar bu denli karizma olabilmeyi becermiş? sanki başka bir tanrının başka bir oyununda olduğumuzu söyleyen ulakları gibi diiller mi? *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar