bugün
- sözlükte tek kalsanız yazmaya devam eder misiniz8
- üniversite okumanın gereksiz olması6
- yapay zekanın ortadan kaldıramayacağı 10 meslek3
- sözlük kızlarının babaları3
- imralı basılsın apo piçi asılsın4
- sözlük yazarlarının favori dizisi6
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- yazarların favori oyun karakteri5
- 1948 arap israil savaşı9
- tuvaletin tıkanması2
- x files dizisindeki elinden sigara düşmeyen adam4
- allah4
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı10
- ebrar sitesi2
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- boş cd'nin üstüne boş cd diye yazmak4
- oswald cupplepot3
- tai lung26
- acı acı osurmak5
- i m horny diyen kız3
- bira6
- sözlükteki cin moderatörler2
- stack overflow kopyala yapistir2
- osuruktan şiirler89
- türkiye de emeklilik4
- youtube3
- su bardağı ile çay içmek7
- kedi3
- en sevdiği film pulp fiction olan erkek3
- şafak sezer'in son hali2
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- dolar isterse 100 olsun41
- fenerbahçe19
- arap ismail3
- 2026 ekonomik krizi20
- nervio varıdı nerede o8
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- sophie dee'nin memeleri4
- ismet gurbuz 202411
- yazarların favori giyim markası15
- ebru şallı2
- berber fiyatlarındaki fahiş artış3
- sözlük erkeklerinin yaptığı yemekler3
- cinlerden yardım alan platformlar3
- anderson talisca6
- andrea bocelli 30 the celebration2
- kainatın insanların keşfi için yaratılması4
- sözlük dayısı dövmek6
- 22 ağustos 2026 dortmund bayern münih finali2
- askerden sonra dikkat çekmek4
her zaman farklı bir durumun varlığı söz konusudur.
aga ne kadar durum varmış gelin görün ki, bu başlığı ben doldurucam. bütün içimin sıkıntısını bu başlığa yazıcam. kısaca bu başlık benim arkadaşlar.
babalar litvanya'ya yılbaşı sonrası ziyarete gittim.(bu arada ilk hikayenin başrolü silindi gitti hayatımdan tamamen, ama anı olsun diye burada kalabilir mahsuru yok.)
ayrıca kız Türkçe bilmediği için gayet rahat adıyla da yazabilirim, hem türkçe öğrenecek de, koskoca internette uludağ sözlükten haberi olucak da, hadi onu geçtim elli tane monika var. silksen bulamaz.
galiba aşık oldum...
neyse girelim.
Ben bir mekânı arıyordum
Yolda Monika’ya rastladım, sordum. Rastgele biriydi.
Önce söyledi sonra “Yalnız mısın?” dedi. “Evet.” dedim. “Sana katılabilir miyim?” dedi.
“Evet, tabii, neden olmasın?” dedim. Yanıma geldi. Söylenmeye başladı: “Bu binayı şu yüzyılda inşa ettiler, şu şu kral zamanında…” falan. “Lan” dedim “aha, aynı ben”
Sonra başka yerleri gösterdi. Bir tane kule var “Oraya baktı ve doğru, oraya çıkamayız.” dedi.
“O zaman tamam, gel hadi kahve içelim bebeğim.” dedim “Aldım kollarımın arasına.”
Kahveciye gittik, “Sizin burada Starbucks yok.” dedim. “Biz kendi Starbucks’ımıza sahibiz.” dedi. Oturduk bir saat muhabbet ettik falan, hatta kalkmıyorduk, sonra kahvecideki kız geldi.
“Kapatıyoruz.” dedi.
“iyi.” dedim montu falan giydik
Sonra, “Gel hadi sana bir yer göstermek istiyorum.” dedi. “Tamam” dedim, kestirmeden şehrin kalesine çıktık. Bu arada, önemsemediğim ama sevmediğim bir özelliği vardı: Eliyle sarıp sigara içiyordu. “Yani, sana yakıştıramadım.” dedim. “Ben bundan keyif alıyorum, ¬bu daha hoş geliyor ve daha az zararlı.” dedi. Bir şey diyemedim. “Sen hiç içtin mi?” dedi. O meşhur süt parası hikayesini anlattım. Gözleri doldu. Sonra kaleye çıktık. Ama o müthiş şehir manzarasına karşı oturamadık. Zira bank tamamen doluydu. Karşıda oraya çıkamayız dediği kuleyi gösterdi, "Oranın bulunduğu tepe çöktü." dedi. "Koskoca şehrin simgesi çökünce şehir çökmüş gibi oldu." dedi ve kahkaha attı.
Ondan sonra yolun diğer tarafındaki merdivenlerden aşağıya, nehrin oraya indik. “Ben bu nehri çok seviyorum Aziz Patrick gününde yemyeşil giyiniyorum.” falan dedi. Meğer gelenekleriymiş. Sonra Užupis diye sanatçıların falan olduğu bir yer var. Oraya geçtik. Bana deniz kızı heykelini gösterdi. Gittik dolaştık falan. Geri dönerken Vilnele'nin kıyısında bir yere gittik. Bir bank vardı, ıslaktı ama sildim. Montla oturdum. “Gel yanıma otur.” dedim “Hayır.” dedi. Ceketi çıkardım serdim ama oturmadı.
Diyalog şöyle:
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
-ben çok inatçıyımdır, haha(i am very stubborn, haha)
Dedim; “Ben de!”
“Şimdi inada bindirip çıkardın giymiyosun ama hastalancan giy.” Dedi. “Hayır.” dedim. Sonra kalkarken giydim işte. Giderken nehrin kenarında çeyrek kuyruklu bi piyano gördüm. “Ahaaaa, bir deneyem.”
Suya indim ve bir baktım ki tuşlarını sökmüşler. Bu pasif sanat ya böyle sanat olmaz.” dedim. Kahkaha attı, bir de güzel gülüyor, maşallah.
Ağzına girecektim öpmek için ama hala suyun dibindeydim ve onun boyu benden uzundu. Sonra işte bana bir kilise gösterdi ve “Burayı Napolyon çok sevmiş, eline alıp götürebilse Paris’e götürmeyi istemiş.” “Vay be.” dedim. Ben de hemen atalarımla övündüm;
“Napolyon’u mağlup edebilen komutanların en ünlüsü Cezzar Ahmet Paşa’dır.” falan diye. O da bu sefer altta kalır mı; “Rusya'dan dönerken epey yağma hırsızlık tecavüz yapmışlar Vilnius’ta, Vilniuslular hepsini def etmeyi başarmış.” dedi. “Vay be!” falan dedim yine.
Cumhurbaşkanlığı sarayına gittik, arka bahçeden girdik seyrediyoruz. Ben “Hangi bölümde okuyosun bu arada?” dedim
“Creative Communication.” dedi
Sonra ben “Common communication mı?” dedim. “O ne?” dedi, ben Halkla ilişkileri kastetmiştim. “Öyle bir şey var dimi?” dedim. “Hayır.” dedi ve “Bak bilmediğin bir şey çıktı, yaşasın.” dedi. bir kiliseye gittik. “inanıyor musun?” dedim “hayır.” dedi. “Sen inanıyor musun?” dedi. “evet” dedim. “sorun olabilir” dedi. “olmaz” dedim.
Sonra başka bir kilisenin önünde sarıldık, öpüştük yanaktan. O gitti. Ve beni, o lanet yalnızlığıma terk etti.
aga ne kadar durum varmış gelin görün ki, bu başlığı ben doldurucam. bütün içimin sıkıntısını bu başlığa yazıcam. kısaca bu başlık benim arkadaşlar.
babalar litvanya'ya yılbaşı sonrası ziyarete gittim.(bu arada ilk hikayenin başrolü silindi gitti hayatımdan tamamen, ama anı olsun diye burada kalabilir mahsuru yok.)
ayrıca kız Türkçe bilmediği için gayet rahat adıyla da yazabilirim, hem türkçe öğrenecek de, koskoca internette uludağ sözlükten haberi olucak da, hadi onu geçtim elli tane monika var. silksen bulamaz.
galiba aşık oldum...
neyse girelim.
Ben bir mekânı arıyordum
Yolda Monika’ya rastladım, sordum. Rastgele biriydi.
Önce söyledi sonra “Yalnız mısın?” dedi. “Evet.” dedim. “Sana katılabilir miyim?” dedi.
“Evet, tabii, neden olmasın?” dedim. Yanıma geldi. Söylenmeye başladı: “Bu binayı şu yüzyılda inşa ettiler, şu şu kral zamanında…” falan. “Lan” dedim “aha, aynı ben”
Sonra başka yerleri gösterdi. Bir tane kule var “Oraya baktı ve doğru, oraya çıkamayız.” dedi.
“O zaman tamam, gel hadi kahve içelim bebeğim.” dedim “Aldım kollarımın arasına.”
Kahveciye gittik, “Sizin burada Starbucks yok.” dedim. “Biz kendi Starbucks’ımıza sahibiz.” dedi. Oturduk bir saat muhabbet ettik falan, hatta kalkmıyorduk, sonra kahvecideki kız geldi.
“Kapatıyoruz.” dedi.
“iyi.” dedim montu falan giydik
Sonra, “Gel hadi sana bir yer göstermek istiyorum.” dedi. “Tamam” dedim, kestirmeden şehrin kalesine çıktık. Bu arada, önemsemediğim ama sevmediğim bir özelliği vardı: Eliyle sarıp sigara içiyordu. “Yani, sana yakıştıramadım.” dedim. “Ben bundan keyif alıyorum, ¬bu daha hoş geliyor ve daha az zararlı.” dedi. Bir şey diyemedim. “Sen hiç içtin mi?” dedi. O meşhur süt parası hikayesini anlattım. Gözleri doldu. Sonra kaleye çıktık. Ama o müthiş şehir manzarasına karşı oturamadık. Zira bank tamamen doluydu. Karşıda oraya çıkamayız dediği kuleyi gösterdi, "Oranın bulunduğu tepe çöktü." dedi. "Koskoca şehrin simgesi çökünce şehir çökmüş gibi oldu." dedi ve kahkaha attı.
Ondan sonra yolun diğer tarafındaki merdivenlerden aşağıya, nehrin oraya indik. “Ben bu nehri çok seviyorum Aziz Patrick gününde yemyeşil giyiniyorum.” falan dedi. Meğer gelenekleriymiş. Sonra Užupis diye sanatçıların falan olduğu bir yer var. Oraya geçtik. Bana deniz kızı heykelini gösterdi. Gittik dolaştık falan. Geri dönerken Vilnele'nin kıyısında bir yere gittik. Bir bank vardı, ıslaktı ama sildim. Montla oturdum. “Gel yanıma otur.” dedim “Hayır.” dedi. Ceketi çıkardım serdim ama oturmadı.
Diyalog şöyle:
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
+otur(sit)
-hayır(no)
-ben çok inatçıyımdır, haha(i am very stubborn, haha)
Dedim; “Ben de!”
“Şimdi inada bindirip çıkardın giymiyosun ama hastalancan giy.” Dedi. “Hayır.” dedim. Sonra kalkarken giydim işte. Giderken nehrin kenarında çeyrek kuyruklu bi piyano gördüm. “Ahaaaa, bir deneyem.”
Suya indim ve bir baktım ki tuşlarını sökmüşler. Bu pasif sanat ya böyle sanat olmaz.” dedim. Kahkaha attı, bir de güzel gülüyor, maşallah.
Ağzına girecektim öpmek için ama hala suyun dibindeydim ve onun boyu benden uzundu. Sonra işte bana bir kilise gösterdi ve “Burayı Napolyon çok sevmiş, eline alıp götürebilse Paris’e götürmeyi istemiş.” “Vay be.” dedim. Ben de hemen atalarımla övündüm;
“Napolyon’u mağlup edebilen komutanların en ünlüsü Cezzar Ahmet Paşa’dır.” falan diye. O da bu sefer altta kalır mı; “Rusya'dan dönerken epey yağma hırsızlık tecavüz yapmışlar Vilnius’ta, Vilniuslular hepsini def etmeyi başarmış.” dedi. “Vay be!” falan dedim yine.
Cumhurbaşkanlığı sarayına gittik, arka bahçeden girdik seyrediyoruz. Ben “Hangi bölümde okuyosun bu arada?” dedim
“Creative Communication.” dedi
Sonra ben “Common communication mı?” dedim. “O ne?” dedi, ben Halkla ilişkileri kastetmiştim. “Öyle bir şey var dimi?” dedim. “Hayır.” dedi ve “Bak bilmediğin bir şey çıktı, yaşasın.” dedi. bir kiliseye gittik. “inanıyor musun?” dedim “hayır.” dedi. “Sen inanıyor musun?” dedi. “evet” dedim. “sorun olabilir” dedi. “olmaz” dedim.
Sonra başka bir kilisenin önünde sarıldık, öpüştük yanaktan. O gitti. Ve beni, o lanet yalnızlığıma terk etti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar