bugün
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması11
- devletin bekası7
- kafayı bir yere çarpıp sonra gülmek3
- sözlükte ki türk düşmanları2
- ecevit denince akla gelen şeyler4
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı8
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- 0 0 716
- zorunlu nöbetin felsefi temelsizliği3
- nabersiniz geçler2
- yaşamak üzerine2
- acı gerçekler16
- demagoji yaparak üste çıktığını sanan mallar2
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- güne başlarken3
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi5
- kale3112'deki kale hangi kale10
- 24 eylül 2026 norveç danimarka maçı2
- arda güler7
- buz gibi bira8
- rte denince akla gelen seyler3
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- demir çelik5
- en lezzetli balık24
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- sabah alarm çaldığı anda hissedilenler2
- en iyi pizza içeriği10
- sözlükte flört etmemek9
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- bursa6
- karşı cinsteki en itici özellik16
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- sıcak şarap4
- sabahları nefret edilen şeyler6
- köy9
- cedidacer3
- anın görüntüsü22
- arkadaşlar lütfen4
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- gece vardiyası3
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- gammazlar göreve8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği37
- sözlükte aile kurmak8
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- hünkar beğendi vs alinazik9
cizre hükümdarlarından mir abdullah'ın oğlu mir zeynuddin zamanında (854 hicri, 1451/1451 miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
kürt şairi, bilgini olan ehmedê xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. buna rağmen xanî'nin (1651/52) yılında hakkârî bölgesinde bulunan xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. ehmedê xanî, kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. ve kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. bu eserlenden biri (şaheseri) olan mem û zîn'dir.
ahmedê xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, ehmedê xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. onun için ben de xanî'nin 'mem û zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
daha doğru olur.) çalışacağım.
cizre beyi, mir zeynuddin'in zîn ve sitî adlarında iki tane bacısı vardı.
zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. bey onu çok severdi. sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. tacdin, beyin divan vezirinin oğluydu. hikâyenin ana
kahramanı mem ise tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. botan bölgesinde baharın müjdecisi olan mart ayında (21 mart newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.
işte böyle bir günde mem ile tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. şenlik alanına vardıklarında
erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar sitî ile zîn'di) onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. sitî ile zîn bayan kıyafetli iki
erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. mem ile tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
ve sersem onlduklarını görürler. bu esnada tacdin mem'in parmağında, üzerinde zîn yazılı mücevheri fark eder, tacdin mem'ın parmağına doğru elini
uzatınca mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde sitî yazılmış olan yüzüğü görür. ikiside sîti ve zîn'in ne yapmış olduklarını
anlarlar. sitî ile zîn dadıları olan heyzebun'a anlatırlar. dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan mem ve tacdin'in yanına varıp, sitî
ve zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. tacdin yüzüğü geri verir. fakat mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
mem ile tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. bunun üzerine tacdin için cizre'nin önde gelenleri cizre bey'inden sitî'yi tacdine isterlerler.
bey, tacdin'e sitî'yi verir. böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. aslen botanlı olmayıp iran'ın bir köyünden (merguverli) olan beko, bey'in kapıcısıdır.
tacdin beko'yu hiç sevmez. bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. köpekler de
kapıcıdırlar' der. beko, bey'in zîn'i mem'e vermemesi için 'efendim, tacdin kendi tarafından zîn'i mem'e vermiş.' bunun üzerine kızan bey,
'and içerim ki; zîn'i eş olarak mem'e vermeyeceğim' der. bey'in ava çıktığı bir günde mem zîn'i görmek için bahçeye girer. mem'i gören zîn birden yıkılıverir
yere. bu sırada mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der]
'ey gul! eger tu nazenînî, / 'ey gül! gerçi sen de nazeninsin,
kengê tu ji rengê ruyê zîn'î / sen nerde, zin'in yüzünün rengi nerde?
ey sınbıl! eger heyî tu xweş bû, / ey sünbül! gerçi senin güzel kokan var,
reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
hun ne ji mîsalê zilfe yarin / fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
hun her du fızûl û he zekarın / ikiniz de arsız ve herzecisiniz.
ey bılbıl! eger tu ehlê halî / ey bülbül! gerçi sen de aşk adamısın,
perwanyê şem'ê werdê alî, / kırmızı gül mumunun pervanesisin.
zîn'a me ji sorgula te geştir / benim zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
bext'ê me ji talıê te reştir' / benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'
mem bunu söyledikten sonra zîn'i görür ve oda orada bayılır. ava giden bey, avdan dönünce mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. mem
'beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. bey'in yanında bulunan tacdin abanın altında
zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan tacdin bey'i ikna ederek divana doğru götürür. daha sonra eve gidip sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
evi ateşe verir. böylece mem ile zîn'in kurtuluşu için tacdin evini feda eder. emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. beko'nun oyunlarıyla
beyle satranç oynamaya ikna edilen mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. beko mem'in iyi oynadığını görünce mem'in yönünü zîn'e doğru çevirir. zîn'i görüp
hayallere dalan mem, bey'e yenilir. sevgilisinin zîn olduğunu öğrenen bey mem'in zindana atar. bir seneye yakın zindanda kalan mem, zîn'in hasretine dayanamayıp
ölür. mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada tacdin beko'yu görüp öldürür.
beko'nun öldüğünü gören zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:
'ey şah û wezirê izz-û temkin! / 'ey izz ve temkinli şah ve vezir!
ez hêvî dikim ne kin înadê / rica ediyorum inatetmeyiniz,
der heqqê vi menbeê fesadê / bu fesat kaynağı hakkında.
lewra ku xwedanê ins û canan / çünkü insanlar ve cinlerin allahın,
wi xaliqe erd û asimanan, / yer ve göklerin yaratıcısı,
roja ewî hubbe da hebîban / sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
hıngê ewî buxzê da raqiban / o zaman buğzu da rakiblere verdi.
/ ...
em sorgulin, ew jibo me xare / biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
em gencîn û ew jibo me mare / biz hazineyiz o bizim için yılandır.
gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / güller dikenlerin gagasıyla korunur,
gencîne xwedan di bin bi maran / hazinelerde yılanlarla beslenir.
...
ger ew ne bûya di nêv me hail / eğer o olmasaydı aramızda engel,
işqa me di bû betal û zail' / aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'
nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) beko olacaktır. diyen zîn, mem'in mezarının
başında devamlı ağlayarak şöyle der:
'ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
ben bahçeyim, sen de bahçıvan
senin bahçen sahipsizdir
sen olamazsan onlar neye yarar
kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
zülfümü tel tel çekeyim
sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
en iyi hepsi yerinde kalsın
hakk'a emanetim teslim ediyim.'
diyerek yapıştığı mem'in mezar taşında canını verir. bey, zîn'i gömmek için mem'in mezarını açtırarak zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir]
'memo! al sana yar! der.
xanî, bu aşk hikâyesini, kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'memê alan destanı''ından esinlenerek yazmıştır. mitolojik bir nitelik kazanan
bu destan m.ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
nlatırdı. uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. xanî, 'mem û zîn' ' i xvii. yüzyılın
sonlarında yazmıştır. o dönemde yazılmış olan bütün eserlerde arapça ve farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (bu divan edebiyatı'nın
da bir özelliğidi.) bunda dolayıdır ki bu mem û zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. buna rağmen bu eser, kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. xanî'nin, 'kurmancım, kûh-î kenarî ' (kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. bu eser, ilk olarak ahmed faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında azeri türkçesine çevrilmiştir.
sırrı dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. faîk,
ehmedê xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. iki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
ikinci olarak abdulaziz halis çıkıntaş 1906 yılında türkçeye çevirmiştir. fakat kitap bir türlü basılamaz. arapça, fransızca, almanca, rusça başta olmak üzere birçok
dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında m.emin bozarslan tarafından türkçeye çevirilmiştir. leyla ile mecnun, romeo ve juliyet gibi mem û zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. ve yine bu eserlerdeki gibi
mem û zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. bu aşk etrafında xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
etmiş, bölge (botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (burada newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. aşk unsurunun yanında, dağlardan (cudi, tura 'tur dağı'), sulardan
(özellikle dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (bülbülün önemi büyük), bitkilerden (bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir.
kürt şairi, bilgini olan ehmedê xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. buna rağmen xanî'nin (1651/52) yılında hakkârî bölgesinde bulunan xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. ehmedê xanî, kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. ve kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. bu eserlenden biri (şaheseri) olan mem û zîn'dir.
ahmedê xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, ehmedê xanî'yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. onun için ben de xanî'nin 'mem û zîn' adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
daha doğru olur.) çalışacağım.
cizre beyi, mir zeynuddin'in zîn ve sitî adlarında iki tane bacısı vardı.
zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. bey onu çok severdi. sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. tacdin, beyin divan vezirinin oğluydu. hikâyenin ana
kahramanı mem ise tacdin'in manevi kardeşi ve dostuydu. botan bölgesinde baharın müjdecisi olan mart ayında (21 mart newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk - çocuk bütün cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.
işte böyle bir günde mem ile tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. şenlik alanına vardıklarında
erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar sitî ile zîn'di) onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. sitî ile zîn bayan kıyafetli iki
erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. mem ile tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
ve sersem onlduklarını görürler. bu esnada tacdin mem'in parmağında, üzerinde zîn yazılı mücevheri fark eder, tacdin mem'ın parmağına doğru elini
uzatınca mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde sitî yazılmış olan yüzüğü görür. ikiside sîti ve zîn'in ne yapmış olduklarını
anlarlar. sitî ile zîn dadıları olan heyzebun'a anlatırlar. dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan mem ve tacdin'in yanına varıp, sitî
ve zîn'inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. tacdin yüzüğü geri verir. fakat mem 'bununla yaşıyorum' diyerek yüzüğü vermez.
mem ile tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. bunun üzerine tacdin için cizre'nin önde gelenleri cizre bey'inden sitî'yi tacdine isterlerler.
bey, tacdin'e sitî'yi verir. böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. aslen botanlı olmayıp iran'ın bir köyünden (merguverli) olan beko, bey'in kapıcısıdır.
tacdin beko'yu hiç sevmez. bey'e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: 'değirmenimiz onunla dönüyor. köpekler de
kapıcıdırlar' der. beko, bey'in zîn'i mem'e vermemesi için 'efendim, tacdin kendi tarafından zîn'i mem'e vermiş.' bunun üzerine kızan bey,
'and içerim ki; zîn'i eş olarak mem'e vermeyeceğim' der. bey'in ava çıktığı bir günde mem zîn'i görmek için bahçeye girer. mem'i gören zîn birden yıkılıverir
yere. bu sırada mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der]
'ey gul! eger tu nazenînî, / 'ey gül! gerçi sen de nazeninsin,
kengê tu ji rengê ruyê zîn'î / sen nerde, zin'in yüzünün rengi nerde?
ey sınbıl! eger heyî tu xweş bû, / ey sünbül! gerçi senin güzel kokan var,
reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
hun ne ji mîsalê zilfe yarin / fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
hun her du fızûl û he zekarın / ikiniz de arsız ve herzecisiniz.
ey bılbıl! eger tu ehlê halî / ey bülbül! gerçi sen de aşk adamısın,
perwanyê şem'ê werdê alî, / kırmızı gül mumunun pervanesisin.
zîn'a me ji sorgula te geştir / benim zîn'im senin kırımızı gülünden daha şendir.
bext'ê me ji talıê te reştir' / benim bahtım da senin talihinden daha karadır.'
mem bunu söyledikten sonra zîn'i görür ve oda orada bayılır. ava giden bey, avdan dönünce mem'i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. mem
'beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum'der. bey'in yanında bulunan tacdin abanın altında
zîn'in saçlarını görür, durumu anlayan tacdin bey'i ikna ederek divana doğru götürür. daha sonra eve gidip sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
evi ateşe verir. böylece mem ile zîn'in kurtuluşu için tacdin evini feda eder. emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. beko'nun oyunlarıyla
beyle satranç oynamaya ikna edilen mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. beko mem'in iyi oynadığını görünce mem'in yönünü zîn'e doğru çevirir. zîn'i görüp
hayallere dalan mem, bey'e yenilir. sevgilisinin zîn olduğunu öğrenen bey mem'in zindana atar. bir seneye yakın zindanda kalan mem, zîn'in hasretine dayanamayıp
ölür. mem'in cenazesinin kaldırıldığı esnada tacdin beko'yu görüp öldürür.
beko'nun öldüğünü gören zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:
'ey şah û wezirê izz-û temkin! / 'ey izz ve temkinli şah ve vezir!
ez hêvî dikim ne kin înadê / rica ediyorum inatetmeyiniz,
der heqqê vi menbeê fesadê / bu fesat kaynağı hakkında.
lewra ku xwedanê ins û canan / çünkü insanlar ve cinlerin allahın,
wi xaliqe erd û asimanan, / yer ve göklerin yaratıcısı,
roja ewî hubbe da hebîban / sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
hıngê ewî buxzê da raqiban / o zaman buğzu da rakiblere verdi.
/ ...
em sorgulin, ew jibo me xare / biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
em gencîn û ew jibo me mare / biz hazineyiz o bizim için yılandır.
gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / güller dikenlerin gagasıyla korunur,
gencîne xwedan di bin bi maran / hazinelerde yılanlarla beslenir.
...
ger ew ne bûya di nêv me hail / eğer o olmasaydı aramızda engel,
işqa me di bû betal û zail' / aşkımız da buzulur ve zail olurdu.'
nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) beko olacaktır. diyen zîn, mem'in mezarının
başında devamlı ağlayarak şöyle der:
'ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
ben bahçeyim, sen de bahçıvan
senin bahçen sahipsizdir
sen olamazsan onlar neye yarar
kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
zülfümü tel tel çekeyim
sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
en iyi hepsi yerinde kalsın
hakk'a emanetim teslim ediyim.'
diyerek yapıştığı mem'in mezar taşında canını verir. bey, zîn'i gömmek için mem'in mezarını açtırarak zîn'i sarktığı esnada şöyle seslenir]
'memo! al sana yar! der.
xanî, bu aşk hikâyesini, kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan 'memê alan destanı''ından esinlenerek yazmıştır. mitolojik bir nitelik kazanan
bu destan m.ö.'den bu yana halk arasında, daha çok 'dengbêj' 'ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
nlatırdı. uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. xanî, 'mem û zîn' ' i xvii. yüzyılın
sonlarında yazmıştır. o dönemde yazılmış olan bütün eserlerde arapça ve farsça'nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (bu divan edebiyatı'nın
da bir özelliğidi.) bunda dolayıdır ki bu mem û zîn'de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. buna rağmen bu eser, kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. xanî'nin, 'kurmancım, kûh-î kenarî ' (kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. bu eser, ilk olarak ahmed faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında azeri türkçesine çevrilmiştir.
sırrı dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. faîk,
ehmedê xanî'den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. iki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
ikinci olarak abdulaziz halis çıkıntaş 1906 yılında türkçeye çevirmiştir. fakat kitap bir türlü basılamaz. arapça, fransızca, almanca, rusça başta olmak üzere birçok
dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında m.emin bozarslan tarafından türkçeye çevirilmiştir. leyla ile mecnun, romeo ve juliyet gibi mem û zîn'de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. ve yine bu eserlerdeki gibi
mem û zîn'de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. bu aşk etrafında xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
etmiş, bölge (botan bölgesi)'nın törelerini, bayramlarını (burada newroz bayra**nın yeri oldukça önemli...), bayramlarla birlikte av partilerini,
kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. aşk unsurunun yanında, dağlardan (cudi, tura 'tur dağı'), sulardan
(özellikle dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (bülbülün önemi büyük), bitkilerden (bülbülle bağlantılı olarak gül'den ), renklerden,
kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar