bugün
- sözlük kürdü32
- etnik köken20
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler15
- evde kalmış 30 yaşında kız18
- hangi yazara aşıksınız9
- kemeraltı alageyik sokağı3
- kadın sürücüye evine git yemek yap diyen sürücü6
- hangi ülke de doğmak isterdin15
- arap gel oğlum kuçu kuçu4
- karıya gitmek4
- evde yalnız yaşamanın verdiği inanılmaz keyif10
- sımsıkı sarılmak istenilen yazarlar7
- en iyi çizgi filmler9
- en yakın erkek kankaya sakso çekmek6
- künefe2
- dünyadaki en kolay meslek7
- sözlükteki zengin yazarlar9
- her sözlük aşkı nefretle başlar9
- sigara3
- karton toplayan çocuk5
- 1 kasım 2026 kasımpaşa beşiktaş maçı8
- tavuk döner 1 lira yanında ayran bedava4
- engeli kaldırsın diye 60 bin lira yollayan adam3
- kürt böreğiyle gelen aydınlanma2
- zengin olmak3
- çocuğunun ismini johnny koyan ebeveyn5
- omnitrixe sahip olmak3
- amedspor22
- 9mm'nin deviremeyeceği adam yoktur4
- sokakta sürü halinde gezen erkekler5
- müzik haram mıdır7
- sözlükte kim kime yürüyor5
- bik bik'in mutfağına konuk olmak8
- bir bela geliyor6
- moralinizi bozmak istemem ama yarın pazartesi2
- ben çocuğuma bir hot wheels alamayacak mıyım4
- anın görüntüsü26
- flörtte algoritma ve cesaret katsayısı2
- fenerbahçe16
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta8
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- kasımpaşa 2 beşiktaş 24
- soğuklardan ötürü dudakların çatlaması5
- from gold from dust9
- arkadaşa acil 10 bin lira ateşlemek6
- ermenisiz kafkasya4
- robert greene2
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- evrimsel psikolojinin aşk açıklamaları3
mel gibson'un abartılarla süslü aşırı yapmacık filmi.
--spoiler--
- okinawa savaşı, abd'nin en ağır kayıplar verdiği savaşlardan birisidir. çünkü okinawa japonlar için anavatanda yer aldığından kutsaldır. bundan dolayı japonlar adayı ölümüne savunmuşlardır. maalesef okinawa savaşının sonucu, abd ye atom bombası kararını aldırmıştır. bu tarihi faktörden dolayı savaş sahnelerindeki aşırılıklar belki kabul edilebilir nitelikte. ancak öyle sahneler var ve o kadar çoklar ki; mel gibson'un ebesine sövmemek el değil. o el bombasını tokatlamak nedir? ince bir açıdan surata bir saniyede peş peşe mermi gelmeler nedir? madem japonlar bu kadar iyi nişancıydı da savaşı nasıl bu kadar ağır kayıplarla verdiler? insanı irite eden o kadar çok şiddet sahnesi var ki; kısa bir süre içinde beklediğiniz o samimiyeti alamıyorsunuz filmden. şiddet sahneleriyle seyirciyi hipnoz etmeye çalışıyor. aynı numarayı gerçekçilik adı altında spielberg de çekmişti. belki savaş filmi olduğundan, görmezden gelmek doğru olabilir, ancak tarihi biyografi odaklı çekilen bir filmde insan çok hassas beklentilere girebiliyor. belki amerikan sinemasının en büyük eksikliği budur. realitizmden çok seyirci yağlama kültürleri ön planda.
- doss'un bir çok tehdit ve eziyete ramen silah almayı kabul etmemesi, inancı sebebiyle savaş karşıtı olması ve savaş yanlısı bir ülkenin ordusuna sıhhıyeci olarak hizmet etme arzusu kendi içinde bir çelişkide olsa, mümkün olmadığına bir argüman değil, gayet kabul edilebilir bir durumdur. gibson böyle bir adamın hikayesini filme alması da bu filmi çekmeyi yeterli kılıyor.
- beni en çok rahatsız eden durum; doss'un aşk hayatına haddinden fazla, cebren ve hile ile girmesi... amerikan sinemasında bu çok sık karşılaştığımız bir durum. benim bildiğim 20. yüzyılın ilk jenerasyonları, kendi hikayelerini anlatırken, "karımla şöyle seviştim, şurda öpüştüm" gibi detayları ayrıntılarıyla vermezler. o dönemin insanları daha muhafazakardırlar. zaten bu filmde doss karakterinin dindarlığı ele alınıyor. bıktırıcı bir unsurdu o sahneler.
- yer yer vietnam ve körfez savaşı filmi izliyor hissine kapılmadım değil. askerler kendi aralarında günümüzün hippileri gibi fazla ukala.
- cephe sahnelerindeki dekor kusursuz. bundan dolayı savaş sekansları başarılı.
- andrew garfield, doss karakteri için mükemmel bir seçim.
- oyunculuklar son derece üst düzey...
- ilk taarruz önce, askerlerde bir endişe ve hafiften dehşete düşmüşlük hakimden, 2. taarruzda; doss'un önderliğinde ölüme meydan okuyan, kahraman korkusuz abd askeri imajı vardı. yine bir abartı ve klişe fırtınasının ortasına kaldım resmen. mel'in ruhunu hollywood prensiplerine sattığını açıkça gösteyor.
--spoiler--
anladım ki, mel gibson iyi bir yönetmen değil. braveheart sadece bir istisnaymış. önceki apocalypto filmiyle tarihi saptırıp, taraflı bir şekilde ele almasından sonra, belki bir dahaki sefere düzeltir dedim ama olmadı.
--spoiler--
- okinawa savaşı, abd'nin en ağır kayıplar verdiği savaşlardan birisidir. çünkü okinawa japonlar için anavatanda yer aldığından kutsaldır. bundan dolayı japonlar adayı ölümüne savunmuşlardır. maalesef okinawa savaşının sonucu, abd ye atom bombası kararını aldırmıştır. bu tarihi faktörden dolayı savaş sahnelerindeki aşırılıklar belki kabul edilebilir nitelikte. ancak öyle sahneler var ve o kadar çoklar ki; mel gibson'un ebesine sövmemek el değil. o el bombasını tokatlamak nedir? ince bir açıdan surata bir saniyede peş peşe mermi gelmeler nedir? madem japonlar bu kadar iyi nişancıydı da savaşı nasıl bu kadar ağır kayıplarla verdiler? insanı irite eden o kadar çok şiddet sahnesi var ki; kısa bir süre içinde beklediğiniz o samimiyeti alamıyorsunuz filmden. şiddet sahneleriyle seyirciyi hipnoz etmeye çalışıyor. aynı numarayı gerçekçilik adı altında spielberg de çekmişti. belki savaş filmi olduğundan, görmezden gelmek doğru olabilir, ancak tarihi biyografi odaklı çekilen bir filmde insan çok hassas beklentilere girebiliyor. belki amerikan sinemasının en büyük eksikliği budur. realitizmden çok seyirci yağlama kültürleri ön planda.
- doss'un bir çok tehdit ve eziyete ramen silah almayı kabul etmemesi, inancı sebebiyle savaş karşıtı olması ve savaş yanlısı bir ülkenin ordusuna sıhhıyeci olarak hizmet etme arzusu kendi içinde bir çelişkide olsa, mümkün olmadığına bir argüman değil, gayet kabul edilebilir bir durumdur. gibson böyle bir adamın hikayesini filme alması da bu filmi çekmeyi yeterli kılıyor.
- beni en çok rahatsız eden durum; doss'un aşk hayatına haddinden fazla, cebren ve hile ile girmesi... amerikan sinemasında bu çok sık karşılaştığımız bir durum. benim bildiğim 20. yüzyılın ilk jenerasyonları, kendi hikayelerini anlatırken, "karımla şöyle seviştim, şurda öpüştüm" gibi detayları ayrıntılarıyla vermezler. o dönemin insanları daha muhafazakardırlar. zaten bu filmde doss karakterinin dindarlığı ele alınıyor. bıktırıcı bir unsurdu o sahneler.
- yer yer vietnam ve körfez savaşı filmi izliyor hissine kapılmadım değil. askerler kendi aralarında günümüzün hippileri gibi fazla ukala.
- cephe sahnelerindeki dekor kusursuz. bundan dolayı savaş sekansları başarılı.
- andrew garfield, doss karakteri için mükemmel bir seçim.
- oyunculuklar son derece üst düzey...
- ilk taarruz önce, askerlerde bir endişe ve hafiften dehşete düşmüşlük hakimden, 2. taarruzda; doss'un önderliğinde ölüme meydan okuyan, kahraman korkusuz abd askeri imajı vardı. yine bir abartı ve klişe fırtınasının ortasına kaldım resmen. mel'in ruhunu hollywood prensiplerine sattığını açıkça gösteyor.
--spoiler--
anladım ki, mel gibson iyi bir yönetmen değil. braveheart sadece bir istisnaymış. önceki apocalypto filmiyle tarihi saptırıp, taraflı bir şekilde ele almasından sonra, belki bir dahaki sefere düzeltir dedim ama olmadı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar