bugün
- sözlük kızları dertleşiyor16
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor8
- game of thrones taki kerhaneci11
- almanya da sol partiyi destekleyen gurbetçi5
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu8
- sarı saç mavi göz5
- claudian clouds41
- bilgisayar alacaklara tavsiyeler5
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- edinburgh3
- ölümden korkuyor musunuz31
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri25
- mustafa kemal atatürk ün boyu8
- gurbetçilerin oy kullanma saçmalığı3
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- kimse seni sevmiyor4
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- londra2
- habire1220
- müslüman kardeşine dua etmek2
- afd2
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- bugün ne oldu8
- anın görüntüsü23
- öğrencinin kırtasiye masrafı 3 bin 335 lira2
- verginin ahlaki meşruiyeti3
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri51
- çağrı dayı2
- döner burger2
- kadın dövmek4
- atatürk diyor ki8
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- yazılımcıların flört edememesi3
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi11
- epoxis2
- tuba büyüküstün2
- hamburgerin içindeki domates4
- iltica16
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- 2026 2027 uefa avrupa ligi şampiyonu3
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- forex dolandırıcılığı soruşturmasında 191 gözaltı2
- her biji amed8
- vedat muriqi6
- 0 0 719
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- meriç keskin4
Thomas Hobbes ve John Locke gibi filozofların görüşlerine dayanan Sosyal Antlaşmacılık kuramındah hareketle devlet oluşumu ve varlık nedeni insanların karmaşa ve belirsizlikten korkmaları, insannoğlunun her zaman ortalamaya yani istikrara yatkınlığıdır. istikrarın teşkil edilip korunması düşüncesi insanoğlunu devlet kavramına taşımıştır. Yani devletin varoluş nedeni insanoğlunun karmaşadan, kaosdan korkusudur. insan bu korkuya dayandırdığı bir sosyal antlaşma ile daha güvenli bir yaşam için bazı hak ve özgürlüklerini bir üst otorite olan devlet kurumuna devretmiştir.
Bu durum modern devletin kuruluşu olarak görülebilir. Fakat geçen yüzyıllar hatta bin yıllar göstermiştir ki, sosyal antlaşmanın bazen pek de sosyal olmayan sonuçları olmaktadır. Devlet olabildiğince çoğunluğu temsil eder ve korur. Asla tüm toplumu değil. Siyaset bilimi geliştikçe ve devlet içinde ya da dışında kullanılan teknikler ve demokratik araçlar çoğaldıkça; çoğunluk kavramı da belirsiz olmaya başlamıştır. Daha açık bir söyleyişle devlet asli görevini ve hizmet ettiği kesimi daraltmasına rağmen çoğunluk gücüne kavuşabilmektedir. Bunun bir çok örneği mevcuttur.
"Sosyal antlaşma ile yaratılan devlet yeri geldiğinde, onun varoluş sebebine o kaosu da yaşatmakta ve güç kullanmaktadır".
Bu halkın ve devletin karşı, karşıya geldiği ve güç kullanımı yaşanan durumlarda budurum hemen anarşi olarak tanımlanır ya da özdeşleştirilir. Aslında bu tanımlama ne yazık ki çok yanlıştır zira anarşi tanımı uluslararası ilişkiler yönünden çok açıktır.
"Anarşi, uluslararası ilişkiler disiplinine göre, meşru olmayan her hangi bir otoritenin yönetimi eline geçirmesidir".
Bu tanım çok açıktır ve o nedenle anarşi çok basit bir durumdur. Yaşana kaotik ortamın anarşi ile ilgisi yoktur. Örneğin bir cuntanın ülkede düzeni silah zoruyla sağlaması, o yönetimi meşru kılmayacağı gibi anarşist bir yönetim olduğu gerçeğini değiştirmez. O halde ülkemizde de zaman, zaman gerçekleşen olaylar ve bu olaylar anarşi değildir, ya da kişiler anarşist değildir. Anlam ve kavram olarak sadece yönetimler anarşist olabilirler. Bu durumlar aslen hem halk ve devlet tarafından maksadı aşan bir güç kullanımı ya da yetki ve hakların içinde bulunulan durum nedeni ile yanlış kullanılmasıdır.
Bu durumda iki soru gündeme gelecektir. Bu denli büyük bir sosyal patlama ya da münferid görünen sürekli olaylar gerçekleşiyor ise, ya "devlet varoluş nedeninden uzaklaşmıştır ya da teorik olarak anarşiye doğru gitmektedir". Bu görüşler tamamen felsefik ve sosyal bilimler kaynaklı olduğundan konunun siyasal bilimler ya da hukuk açısından incelenmesi farklı olacaktır. Yine de her durumu yaratan bir tetikleyici oluğunu göz önüne alarak, işin aslına yapılacak bir inceleme ve kendini sorgulama faydalı olacaktır.
Bu durum modern devletin kuruluşu olarak görülebilir. Fakat geçen yüzyıllar hatta bin yıllar göstermiştir ki, sosyal antlaşmanın bazen pek de sosyal olmayan sonuçları olmaktadır. Devlet olabildiğince çoğunluğu temsil eder ve korur. Asla tüm toplumu değil. Siyaset bilimi geliştikçe ve devlet içinde ya da dışında kullanılan teknikler ve demokratik araçlar çoğaldıkça; çoğunluk kavramı da belirsiz olmaya başlamıştır. Daha açık bir söyleyişle devlet asli görevini ve hizmet ettiği kesimi daraltmasına rağmen çoğunluk gücüne kavuşabilmektedir. Bunun bir çok örneği mevcuttur.
"Sosyal antlaşma ile yaratılan devlet yeri geldiğinde, onun varoluş sebebine o kaosu da yaşatmakta ve güç kullanmaktadır".
Bu halkın ve devletin karşı, karşıya geldiği ve güç kullanımı yaşanan durumlarda budurum hemen anarşi olarak tanımlanır ya da özdeşleştirilir. Aslında bu tanımlama ne yazık ki çok yanlıştır zira anarşi tanımı uluslararası ilişkiler yönünden çok açıktır.
"Anarşi, uluslararası ilişkiler disiplinine göre, meşru olmayan her hangi bir otoritenin yönetimi eline geçirmesidir".
Bu tanım çok açıktır ve o nedenle anarşi çok basit bir durumdur. Yaşana kaotik ortamın anarşi ile ilgisi yoktur. Örneğin bir cuntanın ülkede düzeni silah zoruyla sağlaması, o yönetimi meşru kılmayacağı gibi anarşist bir yönetim olduğu gerçeğini değiştirmez. O halde ülkemizde de zaman, zaman gerçekleşen olaylar ve bu olaylar anarşi değildir, ya da kişiler anarşist değildir. Anlam ve kavram olarak sadece yönetimler anarşist olabilirler. Bu durumlar aslen hem halk ve devlet tarafından maksadı aşan bir güç kullanımı ya da yetki ve hakların içinde bulunulan durum nedeni ile yanlış kullanılmasıdır.
Bu durumda iki soru gündeme gelecektir. Bu denli büyük bir sosyal patlama ya da münferid görünen sürekli olaylar gerçekleşiyor ise, ya "devlet varoluş nedeninden uzaklaşmıştır ya da teorik olarak anarşiye doğru gitmektedir". Bu görüşler tamamen felsefik ve sosyal bilimler kaynaklı olduğundan konunun siyasal bilimler ya da hukuk açısından incelenmesi farklı olacaktır. Yine de her durumu yaratan bir tetikleyici oluğunu göz önüne alarak, işin aslına yapılacak bir inceleme ve kendini sorgulama faydalı olacaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar