bugün
- kabak tatlısını sevenler15
- fingirdek sözlük erkeği5
- okan yalabık'ın son hali4
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali4
- taksim delisi cenk7
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- anın görüntüsü25
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- elmas bey birader'in online olmaması3
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- sözlük sevgilisi2
- pazar akşamları3
- sarı tekerin yazar olamaması2
- kasımda aşk başkadır6
- kaz fobisi2
- hambeles2
- göksel'in memeleri4
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- nat rothschild4
- kafanın çok büyük olması8
- gazze de evlenen çiftin düğün fotoğrafı3
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- ismet gurbuz 20244
- erecto kral reyiz3
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- 20043
- 1 doların 50 tl olması3
- nervio'nun gerçek yüzü4
- 8 kasım 2026 alanyaspor trabzonspor maçı3
- nervio34
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- fenerbahçe11
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- barış alper yılmaz4
- boyun ağrısı2
- oğuz tezmen2
- ismed ibni semiz cincihocaevi efendi2
- android için televizyon uygulaması yapılmalı2
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- yalnız çirkin asosyal erkek5
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı4
- kimse beslenmesine dikkat etmiyor2
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- duygu özaslan6
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- hoca4
çok subjektif bir entry olacak öncelikle bunun için özür dilerim.
normal bir ailenin çocuğuyum. bizimkiler namaz kılmaz, alkol arada alır ama oruç tutar, zekat verir, kurban keser vs vs.
ortalama Müslüman diyebiliriz sanırım. ama allah inancı vardır, bu şekilde yetiştirildim.
31 yaşındayım, hayatımın hiçbir dönemi düzenli olarak namaz kılmadım. bir dönem sevgilim bir deistti. onun gusül abdesti almaması, allah ve dinleri sorgulaması son derece garibime gitmişti. bir miktar düşünmüş, sonra da sanırım fikrimin değişmesinden korkarak ve biraz da tepkisel olarak daha bir dine sarılmıştım. ha sarılmıştım dediğim de yine normal şartlar altında yapılması gerekenlerin tamamı değil ama efendim dua etmek, oruç tutmak vs. aradan yıllar geçti, ayrıldık. benim hayatımda bir takım kötü şeyler olmaya başladı. o dönem inanmaktan çok, tevekkül etmekten çok sorguluyor, yargılıyor ve hatta isyan ediyordum. 'neden bunlar benim başıma geldi?', 'neden ben bunları yaşıyorum!' gibi. sonrasında hayatıma giren insansa tam tersine son derece inançlı bir insandı. 5 vakit namazını kılar, giyime son derece dikkat eder ve alkol almazdı. onun yanındayken de yine tepkisel olarak dinden bir miktar daha uzaklaştım, alkol alımını artırdım, dua etmeyi bıraktım. -gerzekçe bir şekilde yanımdakinin yaptığına ters bir tepki veriyorum. zorlama oluyorsa hele, daha da ters tepiyor-. o zaat-ı muhteremden de beklemediğim ve son derece travmatik bir şekilde ayrıldıktan sonra isyan kronik bir hal aldı.
sürekli isyan halindeydim. 'bu neden benim başıma geliyor? hep mi ben yaşayacağım bunları ya? bir yaratıcı kulları arasında bu kadar ayırım yapar mı? istemiyorum ya, istemiyorum. ne olacaksa buyursun gelsin olsun. ben zaten dibe vurdum. bu saatten sonra tın' bu ve benzer düşünceler içerisinde yaklaşık 3,5 - 4 yıl geçirdim. dua etmiyordum, içimden gelmiyordu. etsem de kabul olmayacağına son derece emindim. dua ettiğim nadir zamanlarda da dua ile başlayan sürecin sonu sitem ve isyan ile bitiyordu. arada sırada -mesela kandillerde, kadir gecesinde- kıldığım namazları da kılmamaya başlamıştım. Allah'ın beni artık sevmediğine inanmıştım. neden sevsindi ki? ben olsam ben de beni sevmezdim. *
çok pardon, entry o kadar subjektif gidiyor ki kendimi alamıyorum.
sonra ne oldu, sanırım son derece yoruldum. o arada bir de bipolar afektif bozukluk tanısı aldım. ilaç kullanmaya başladım. o kadar dibe vurmuştum ki, mani, depresyon, mani depresyon. artık hiçbir şeyin düzeleceğine inancım yoktu. ve bu kısır döngüden son derece yorulmuştum. bir gece elimde bir kutu antiepileptik, bir şişe de şarap kendimi bu işi bitirmeye hazır ve son derece yakınken buldum. ağlaya ağlaya son anda gecenin bir yarısı kendimi sokağa attım. biraz nefes aldım. ilaçları yakın bir tanıdığıma verdim. gün gün bana alacağım ilacı tek tek veriyordu.
o dönem sanırım, bir oturup tekrar düşündüm. lan ben ne yapıyordum? iyi bir işim vardı, iyi bir kazancım vardı, güzel bir evde oturuyor, güzel bir arabaya biniyordum. tip olarak ortalamanın üstünde olduğumu düşünüyordum, espriliydim, zekiydim. alçak gönüllüydüm *. bir de ciddi bir hastalığım yoktu. çok şükürdü. yahu hastanelerde bir dolu son dönem kanser hastası, felçli insan şifa beklerken benim artistliğim kimeydi? isyanım kimeydi? vay göttüm vay.
sonra yeniden bir şeyleri değiştirmem gerektiğini düşündüm. hayatıma yeni giren bir dostumun da baskısız yardımıyla bir miktar değiştim. bunda elbette şu sıralar okuduğum uğur koşar - allah de ötesini bırak 2kitabının da etkisi tartışılmaz. bu kitabın birincisinde de okuduğumda çok etkilenip ağladığım bir yer olmuştu. 'rabbin seni terk etmedi, seni sevmekten vazgeçmedi.' buna benzer bir şey. içerik böyle yani. evet dedim ya, demek ki beni terk etmemiş. inanç son derece sübjektif bir şey. ama inanmak, bir şeyleri, halledemediğin şeyleri bir üst noktaya bırakmak ve kendini akışa bırakmak iyi hissettiriyor sanırım.
normal bir ailenin çocuğuyum. bizimkiler namaz kılmaz, alkol arada alır ama oruç tutar, zekat verir, kurban keser vs vs.
ortalama Müslüman diyebiliriz sanırım. ama allah inancı vardır, bu şekilde yetiştirildim.
31 yaşındayım, hayatımın hiçbir dönemi düzenli olarak namaz kılmadım. bir dönem sevgilim bir deistti. onun gusül abdesti almaması, allah ve dinleri sorgulaması son derece garibime gitmişti. bir miktar düşünmüş, sonra da sanırım fikrimin değişmesinden korkarak ve biraz da tepkisel olarak daha bir dine sarılmıştım. ha sarılmıştım dediğim de yine normal şartlar altında yapılması gerekenlerin tamamı değil ama efendim dua etmek, oruç tutmak vs. aradan yıllar geçti, ayrıldık. benim hayatımda bir takım kötü şeyler olmaya başladı. o dönem inanmaktan çok, tevekkül etmekten çok sorguluyor, yargılıyor ve hatta isyan ediyordum. 'neden bunlar benim başıma geldi?', 'neden ben bunları yaşıyorum!' gibi. sonrasında hayatıma giren insansa tam tersine son derece inançlı bir insandı. 5 vakit namazını kılar, giyime son derece dikkat eder ve alkol almazdı. onun yanındayken de yine tepkisel olarak dinden bir miktar daha uzaklaştım, alkol alımını artırdım, dua etmeyi bıraktım. -gerzekçe bir şekilde yanımdakinin yaptığına ters bir tepki veriyorum. zorlama oluyorsa hele, daha da ters tepiyor-. o zaat-ı muhteremden de beklemediğim ve son derece travmatik bir şekilde ayrıldıktan sonra isyan kronik bir hal aldı.
sürekli isyan halindeydim. 'bu neden benim başıma geliyor? hep mi ben yaşayacağım bunları ya? bir yaratıcı kulları arasında bu kadar ayırım yapar mı? istemiyorum ya, istemiyorum. ne olacaksa buyursun gelsin olsun. ben zaten dibe vurdum. bu saatten sonra tın' bu ve benzer düşünceler içerisinde yaklaşık 3,5 - 4 yıl geçirdim. dua etmiyordum, içimden gelmiyordu. etsem de kabul olmayacağına son derece emindim. dua ettiğim nadir zamanlarda da dua ile başlayan sürecin sonu sitem ve isyan ile bitiyordu. arada sırada -mesela kandillerde, kadir gecesinde- kıldığım namazları da kılmamaya başlamıştım. Allah'ın beni artık sevmediğine inanmıştım. neden sevsindi ki? ben olsam ben de beni sevmezdim. *
çok pardon, entry o kadar subjektif gidiyor ki kendimi alamıyorum.
sonra ne oldu, sanırım son derece yoruldum. o arada bir de bipolar afektif bozukluk tanısı aldım. ilaç kullanmaya başladım. o kadar dibe vurmuştum ki, mani, depresyon, mani depresyon. artık hiçbir şeyin düzeleceğine inancım yoktu. ve bu kısır döngüden son derece yorulmuştum. bir gece elimde bir kutu antiepileptik, bir şişe de şarap kendimi bu işi bitirmeye hazır ve son derece yakınken buldum. ağlaya ağlaya son anda gecenin bir yarısı kendimi sokağa attım. biraz nefes aldım. ilaçları yakın bir tanıdığıma verdim. gün gün bana alacağım ilacı tek tek veriyordu.
o dönem sanırım, bir oturup tekrar düşündüm. lan ben ne yapıyordum? iyi bir işim vardı, iyi bir kazancım vardı, güzel bir evde oturuyor, güzel bir arabaya biniyordum. tip olarak ortalamanın üstünde olduğumu düşünüyordum, espriliydim, zekiydim. alçak gönüllüydüm *. bir de ciddi bir hastalığım yoktu. çok şükürdü. yahu hastanelerde bir dolu son dönem kanser hastası, felçli insan şifa beklerken benim artistliğim kimeydi? isyanım kimeydi? vay göttüm vay.
sonra yeniden bir şeyleri değiştirmem gerektiğini düşündüm. hayatıma yeni giren bir dostumun da baskısız yardımıyla bir miktar değiştim. bunda elbette şu sıralar okuduğum uğur koşar - allah de ötesini bırak 2kitabının da etkisi tartışılmaz. bu kitabın birincisinde de okuduğumda çok etkilenip ağladığım bir yer olmuştu. 'rabbin seni terk etmedi, seni sevmekten vazgeçmedi.' buna benzer bir şey. içerik böyle yani. evet dedim ya, demek ki beni terk etmemiş. inanç son derece sübjektif bir şey. ama inanmak, bir şeyleri, halledemediğin şeyleri bir üst noktaya bırakmak ve kendini akışa bırakmak iyi hissettiriyor sanırım.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com