bugün
- sözlükte flört etmemek9
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin32
- en iyi pizza içeriği10
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- kale3112'deki kale hangi kale4
- ders çalışırken sigara içmek2
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- sigarayı bırakınca ağzımın tadı geldi2
- ezoterizm4
- buz gibi bira2
- 24 eylül 2026 hollanda almanya maçı2
- asaf savaş akat2
- otel odası yalnızlığı2
- acı gerçekler14
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- pizza abartılmış balon bir yiyecektir3
- karşı cinsteki en itici özellik16
- türk reklam sektörü2
- en lezzetli balık24
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı4
- euro milliyetçisi2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- trabzon pidesi3
- anın görüntüsü23
- gammazlar göreve8
- ağlamak7
- ev sahibi egosu2
- sözlükte aile kurmak8
- meteoroloji'nin yeni yağışlı sistem uyarısı5
- ayakları çirkin bir kadınla aynı yatağa girmek3
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- bol mini etek5
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- uludağ sözlük evreni10
- şahane pazar3
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- netanyahu2
- herkesin aynı olmaması3
- erdoğan'ın new york ta iş adamlarıyla buluşması5
- motorla kaza yapan kadın7
- müzik dinleyen 45 yaş üstü dallama5
- osmanlı döneminde sözlük olsaydı4
- birikim yapmak7
- hünkar beğendi vs alinazik9
- demet evgar6
- kova burcu erkeği akrep kadını6
- atatürk diyor ki12
- ilk buluşmaya 46 adet deveyle gelen kız7
- spk soruşturmasında 387 milyon lira dondurulması6
- seda bakan'ın parmak arası çizmeleri3
Acının KanatLarı
Dostoyevski'nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?
Kendi idam sahnesi...
Çar'ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu. Yakalandı. 28 yaşında idam isteğiyle yargılandı.
Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi.
"Ateş" emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine...
Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı.
Böylece "ölüm"le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, "yaşam"dı.
Stefan Zweig'a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:
Yaşama sevinci...
Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:
"Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar".
* * *
Evet, gemimiz su alıyor!
Daha iki ay evvel, mutluluk diyarına doğru pupa yelken yol aldığını düşündüğümüz o emektar vapurun gürültüyle batmakta olduğuna inanıyoruz şimdi...
Halbuki iki ay evvelki sevinç dalgası kadar bugünkü kasvet tufanı da aldatıcı...
Yegane gerçek şu:
Bu gemi su alıyor.
Batmamak için de yenilenmek durumunda...
Bu gerçeği görebilmek, maziyle yüzleşebilmek, sahip olduklarımızın kıymetini anlayabilmek için bugünkü acıları çekmemiz gerekiyordu.
Zamanla o sancılar olgunlaştıracak bizi... acının bilgeliği, gözümüzdeki mili çekip alacak.
Göreceğiz ki çare, kafileler halinde suya atlamak değil, gemiyi baştan aşağı yenilemektir.
Umutsuzluk her yanı kuşattığında, umudun vakti gelmiş demektir.
* * *
Sözü yeniden Nitzsche'ye bırakalım:
"Bilginin her türü ıstıraptan gelir. Sefahat, duraklamak ve geriye bakmamak eğilimindedir, oysa acı hep nedenleri sorar. insan ağrılarda incelir. Sürekli kurcalayan, törpüleyen acı, ruhun toprağını altüst eder. Yeni düşünce meyveleri için gerekli havalandırmayı sağlayan da bu altüst oluştur".
* * *
Keşke kalemim yaralarınıza ümidin merhemini sürebilecek kadar güçlü olsa...
Keşke şu 20 - 30 satır, dağıtabilse bezginliğinizi; sözcüklerim dertlerinizden azat edebilse sizi...
Bu yazı, bunları yapamasa da şunu söyleyebilir:
Artık finali gördük; infaz mangasının önünden döndük.
Şimdi hayatı daha iyi tanıyoruz. Ona, yeni doğmuş bir bebeğin memeye sarıldığı andaki kadar tutkuyla sarılabiliriz yeniden...
2011 yılı geldiğinde geriye dönüp şöyle diyeceğiz:
"Yıl 2001'di, hiç unutmam; acılarımız o yıl başlamıştı. Her şeyin bittiğini sanıyorduk. Meğer kurtuluşun başladığı tarihmiş.
Acılarımızdan feyz alarak, onlarla kanatlanarak silkindik suskunluğumuzdan... Ayakta durmaya mecali kalmamış köhne bir sistemi değiştirmeye o yıl başladık. Yaralı parmaklarımızdan zincirleri çıkardıklarında yaşama sevincimizi hala kaybetmemiştik.
O sayede kederimizin üstesinden geldik. Ve kaderimizi yendik".
can dündar
Dostoyevski'nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?
Kendi idam sahnesi...
Çar'ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu. Yakalandı. 28 yaşında idam isteğiyle yargılandı.
Mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. Papaz günah çıkarttırdı. Gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi.
"Ateş" emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine...
Aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı.
Böylece "ölüm"le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, "yaşam"dı.
Stefan Zweig'a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:
Yaşama sevinci...
Durumu en iyi anlatan cümle Nietzsche'nindir:
"Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar".
* * *
Evet, gemimiz su alıyor!
Daha iki ay evvel, mutluluk diyarına doğru pupa yelken yol aldığını düşündüğümüz o emektar vapurun gürültüyle batmakta olduğuna inanıyoruz şimdi...
Halbuki iki ay evvelki sevinç dalgası kadar bugünkü kasvet tufanı da aldatıcı...
Yegane gerçek şu:
Bu gemi su alıyor.
Batmamak için de yenilenmek durumunda...
Bu gerçeği görebilmek, maziyle yüzleşebilmek, sahip olduklarımızın kıymetini anlayabilmek için bugünkü acıları çekmemiz gerekiyordu.
Zamanla o sancılar olgunlaştıracak bizi... acının bilgeliği, gözümüzdeki mili çekip alacak.
Göreceğiz ki çare, kafileler halinde suya atlamak değil, gemiyi baştan aşağı yenilemektir.
Umutsuzluk her yanı kuşattığında, umudun vakti gelmiş demektir.
* * *
Sözü yeniden Nitzsche'ye bırakalım:
"Bilginin her türü ıstıraptan gelir. Sefahat, duraklamak ve geriye bakmamak eğilimindedir, oysa acı hep nedenleri sorar. insan ağrılarda incelir. Sürekli kurcalayan, törpüleyen acı, ruhun toprağını altüst eder. Yeni düşünce meyveleri için gerekli havalandırmayı sağlayan da bu altüst oluştur".
* * *
Keşke kalemim yaralarınıza ümidin merhemini sürebilecek kadar güçlü olsa...
Keşke şu 20 - 30 satır, dağıtabilse bezginliğinizi; sözcüklerim dertlerinizden azat edebilse sizi...
Bu yazı, bunları yapamasa da şunu söyleyebilir:
Artık finali gördük; infaz mangasının önünden döndük.
Şimdi hayatı daha iyi tanıyoruz. Ona, yeni doğmuş bir bebeğin memeye sarıldığı andaki kadar tutkuyla sarılabiliriz yeniden...
2011 yılı geldiğinde geriye dönüp şöyle diyeceğiz:
"Yıl 2001'di, hiç unutmam; acılarımız o yıl başlamıştı. Her şeyin bittiğini sanıyorduk. Meğer kurtuluşun başladığı tarihmiş.
Acılarımızdan feyz alarak, onlarla kanatlanarak silkindik suskunluğumuzdan... Ayakta durmaya mecali kalmamış köhne bir sistemi değiştirmeye o yıl başladık. Yaralı parmaklarımızdan zincirleri çıkardıklarında yaşama sevincimizi hala kaybetmemiştik.
O sayede kederimizin üstesinden geldik. Ve kaderimizi yendik".
can dündar
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar