bugün
- game of thrones taki kerhaneci6
- eyeliner çekme yöntemleri6
- kömbe5
- inci sözlük8
- makyajın ciltte pütür durması4
- kahverengi göz kalemi4
- fatma betül sayan kaya64
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- ciğer vs kokoreç8
- youtube4
- ciğer yiyen midesizler10
- uludağ sözlüğü gizli belge kasası olarak kullanmak2
- sol frame akmıyor3
- araçta donanımın önemi2
- sözlük yazarlarının ruh hali14
- bordo tırnak ojesi ve ombre saç2
- yer fıstığı2
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- sözlüğün iyice kızlarsoruyor com'a dönüşmesi2
- nervioya açılamayan utangaç gammaz3
- yunan adalarına gitmek20
- dinci ahlaksızlığı19
- yarın yataktan kalkamayacak yazar6
- ciğer yemediği için evde kalan kız5
- tıkalı burnu nar ekşisinin anında açması2
- tek adamın hiçbir şeyden haberi olmaması6
- yunan aşığı tip15
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı15
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- beyazlar içinde görmek istediğiniz yazar3
- gönlü götü geniş sözlük yazarı8
- rüyada nervio yu görmek9
- yulaf yiyen insan5
- rutkay aziz2
- linç yiyeceğin bir şey söyle7
- nervio için ciğer yemekten vazgeçmek5
- boşanmaların artma sebebi4
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi24
- yüz görünümlüğü5
- filistin6
- hiram abas2
- nervio benimle evlenir misin5
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması13
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanmaması3
- truesuz sözlük11
- aşerei mubeşşere2
- sözlük gammazları2
- rujlu erkekle öpüşmek14
refik halit karay - efendiler nereye
ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli, canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar... galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında, gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar... galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır. kilerlere girerler, dolaplara dalarlar, şunu bunu kemirip sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir patırtı olunca deliklere girerler. galiba koku aldınız. kedi geziyor: koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır? sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... galiba foyanız meydana çıktı. yakanız ele geçecek: ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar. eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur, yak deyince alev alev meşaleler tutuşur, bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü. elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız. ali&'ye çattınız, veli'yi bastınız, ahmed'i kazıdınız, mehmed'i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı. muharrir mi? vur başına... türk mü? sür ölüme... rum mu? iste parasını... ermeni mi? kes kafasını... arap mı? çek ipe... kadın mı? gönder eve... haydut mu? buyurun köşeye... külhanbeyi mi? gelsin yanıma... yahudi mi? sor fikrini... kalan kimseye at sopayı... paraları koy cebine... işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. ne oluyordunuz? bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? ne kazanacaktık? dünyayı mı alacaktık, mısır'a sultan mı olacak, hind'e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... şam'da, halep'te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. yenilik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi. şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar? mahalle kahvesinden bir adımda sadarete, meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler: nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular. kasalarına altın doldurdular, bizim ceplerimize kağıt tıktılar. halk sersefil cami avlularında yatarken çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar. açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak haspalara ziyafet çektiler. susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken, onlar konaklarda ebabil beyni yediler, kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler. işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar. zira damarlarımızda bir damla kan, kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık. halbuki kollarını sallaya sallaya yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!.. bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz. eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz. biz size "kırk katır mı, kırk satır mı" diye sormadık. yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen demek artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar! topumuzun kellesini kesmeden nereye?
ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir acı kahvemizi içmeden; efendiler nereye?
yaz başlarında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız bir takım tahtakurular çıkar, iğne gibi vücudumuza batar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli, canlı, iri yarı, şuraya buraya kaçarlar... galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahta kuruları nereye?
ücra dağ başlarında, gözleri ateşli, dişleri keskin, tüyleri dimdik aç kurtlar vardır. köpeksiz sürülere dalarlar, etrafa kan kemik saçıp, mideleri dolu inlerine koşarlar... galiba çoban göründü, köpekler havlıyor: tok kurtlar nereye?
kedisiz evlerde fareler vardır. kilerlere girerler, dolaplara dalarlar, şunu bunu kemirip sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir patırtı olunca deliklere girerler. galiba koku aldınız. kedi geziyor: koca fareler nereye?
dul annelerin haylaz çocukları vardır? sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp tefeciye satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... galiba foyanız meydana çıktı. yakanız ele geçecek: ziyankâr evlatlar nereye?
vurdular, kırdılar, yaktılar, yıktılar, astılar, kestiler, kızdılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar. memlekete düşmanları sokarak üstümüzden aştılar. eli sopalı, beli palalı, gözü kapalı paşalar damdan dama nereye?
o zamanlar kalemler kırık, gözler yumuk, boyunlar eğri, ağızlar kilitliydi. gel diyordunuz, halk karnını yerde sürüye sürüye ezile büzüle koşuyor, ayaklarınızın altına sokulup tir tir titriyordu. git diyordunuz kapıya kendini dar atıyor, merdivenleri dörder dörder atlayarak canını güç kurtarıyordu.
siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...
as deyince sıra sıra dar ağaçları kurulur, yak deyince alev alev meşaleler tutuşur, bas deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü. elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda dar ağaçları vilayet vilayet dolaştınız. ali&'ye çattınız, veli'yi bastınız, ahmed'i kazıdınız, mehmed'i kavurdunuz, beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden ziyafet çektiniz.
muhalif mi? al aşağı. muharrir mi? vur başına... türk mü? sür ölüme... rum mu? iste parasını... ermeni mi? kes kafasını... arap mı? çek ipe... kadın mı? gönder eve... haydut mu? buyurun köşeye... külhanbeyi mi? gelsin yanıma... yahudi mi? sor fikrini... kalan kimseye at sopayı... paraları koy cebine... işte sizin programınız bu!
palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. ne oluyordunuz? bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? ne kazanacaktık? dünyayı mı alacaktık, mısır'a sultan mı olacak, hind'e şah mı gidecektik?
sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... şam'da, halep'te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. yenilik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır hepsi sizdeydi. şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?
evet, nereye gidiyorlar? mahalle kahvesinden bir adımda sadarete, meyhaneye iskemlesinden bir basışta nezarete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede valiliğe eren bu türediler: nereye gidiyorlar?
kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular. kasalarına altın doldurdular, bizim ceplerimize kağıt tıktılar. halk sersefil cami avlularında yatarken çiftlikler aldılar, kâşâneler yaptılar. açlıktan ölenlerin lokmasını ağzından çalarak haspalara ziyafet çektiler. susuzluktan kavrulanların testisini aşırıp havuzlarını doldurdular...
halk sokaklarda pösteki kemirirken, onlar konaklarda ebabil beyni yediler, kuş sütü içtiler. anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, tırnaklarımızı söktüler. işte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar. zira damarlarımızda bir damla kan, kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı yakalarına yapışır, öcümüzü alırdık. halbuki kollarını sallaya sallaya yüzümüze tüküre tüküre gittiler!..
aşk olsun, at da size yaraşır, meydan da!.. bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz. eteklerinizi öptürüp ciğerlerimizi söndürürsünüz. biz size "kırk katır mı, kırk satır mı" diye sormadık. yarın sizin bize: ölümlerden ölüm beğen demek artık hakkınızdır.
lâyığımız olan paşalar! topumuzun kellesini kesmeden nereye?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar