bugün
- uludağ sözlük ten faşizm'i söküp atacağız14
- gökçek ailesinin almanya daki milyonluk serveti10
- çaresizliği iliklere kadar hissetmek3
- bir bankta oturup banka oturanlara hikaye anlatmak6
- gocu birader başka bir biraderdir3
- aktroller5
- antipanik9
- akp seçimi kazanınca kalp krizi geçirecek yazarlar4
- 14 temmuz 1789 aksaray2
- mutlu bey bay birader3
- zamanda yolculuk için gerekli evraklar2
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları6
- kara çarşaf giymek isteyen türkiyeye5
- türkiye20
- 1 saat içinde nihayet yedinci entryi girmek3
- sosyalist reisçi4
- stella artois4
- bana bir latte lütfen diyen erkek4
- akp5
- sözlük yazarlarının saatleri7
- günün sözü22
- ateistlerin yaşama amacı28
- sabahları nefret edilen şeyler17
- göztepe2
- yaşam enerjisi veren şeyler5
- nicole doshi2
- bir kıza sarılıp saçlarını koklamak3
- sarapci koala69
- zorunlu eğitim18
- sovyetler birliği2
- rafael leao24
- karı kıza para yedirir misiniz8
- tulumba tatlısı6
- sözlüğün en sevilen yazarı38
- vapurla iskele arasına düşmek2
- simitlere marti atmak2
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi23
- japonca2
- 29 ağustos 2026 galatasaray göztepe maçı4
- birader başlığına kızan yazarlar2
- lokum gibi3
- erkeklerin istediği tek şey17
- iletişim başkanlığı'nın türk dizileri toplantısı2
- game of thrones taki kel komplocu dayı2
- kendisine şiir yazılan kadın olmak ister miydiniz9
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı50
- sarapci diye nick alan akpli17
- biraderlerin vurduyor olması12
- iş yerinde sözlükte takılmak15
- en son ne zaman namaz kıldın13
Franz kafkanın yarım kalan romanlarından biri. Bir kadastrocunun uzaklarda yabancı bir köye atanması ile bu sefer insanlara yabancılaşmak için çok uğraşmadığı bir eser. Asıl anlatmak istediğine gelirsek orada bir sıkıntı var işte... En azından benim tamamen kafama yatan bir şey bulamadım *. Bürokrasi diyen var , ahlak diyen var , cennet diyen var... cennet değil bir kere. Ne alakası var!* Ulaşması imkansız gibi bikbikbik... ama diğer açıklamalar metaforlara uydurulabilir. Gerçekte ne demek istedi bilinmez tabi. Ama boşverin , kitabın insanda uyandırdığı *duygulara bakın.
idrak-i meali bu küçük akla gerekmez! Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez! *
Birkaç cümleyle üstünden geçersek;
Kafka'nın kitaplarında hep bir dibe batış var. ilk sayfalarda önem bile vermediği şeylere sona doğru bütün çabasıyla ulaşamıyor bile. Karakterler de hep yetkili görünüp aslında en ufak bir şeyi değiştirmekten aciz kişilerdir.
kadastrocu olarak işe alınmışsınız ama burada yapabileceğiniz en ufak bir iş bile yok ki... kendisine ihtiyaç duyulmayan bir yerde varolmaya çalışmak...kendini fazlalık hissetmek... Kafkadan beklendiği gibi diyelim.
O böyle oturduğu yerde uyur ; beyler çok uyur demesine bakılırsa baya bir memur imajı uyanıyor insanın kafasında.
klammın başka başka görünüşleri olması , gördüğü kişinin de o olduğundan emin olunamaması ve her yerde -gözle görülür bir fark olmamasına rağmen- farklı bir görünüşe sahip olması ; herkesin gözünden ve başka şartlarda farklı görünmesini anlatıyor.
Bunu aşabilseydik bizi yere göğe sığdıramayacaklardı ; ama kendimiz aşamadığımızdan onların bize karşı takındıkları geçici tavırları da kalıcı oldu. Barnabasların dışlanmaların (yabancılaştırılmalarının) asıl sebebi yine kendileri oluyor dedikleri gibi. Toplum da sadece kendini farklı olana(kalana) göre ayarlıyor.
bağışlanabilmeleri için önce suçun belirtilmesi gerekiyordu ama ortada bir suç yoktu... bu da hani o hep diyip durduğumuz toplumdaki kime göre , neye göreyi anlatıyor bence.
beyler hariç bir tek o çocukların annesinin(brunswick) zamanında şatoya gitmişliği olması ilginç. yani belli bir zaman önce bir anne şatoya ulaşmış. Kadının başka bir vasfı olmadığı için annelikle alakası olması lazım.
sonra pepinin , frieda'nın planını açıklaması bence çok iyiydi. neden inanmadı ki. inkar? ya da ockham ın usturası?
elinde olmaksızın gülümsedi. Koku öyle tatlı , öyle iç gıcıklayıcıydı ki , sanki bir insanın çok sevdiği , övdüğü ve nedenini tam bilmediği ve bilmek de istemediği ve sadece bunu söyleyenin o olduğunu bilmekle mutlu olması gibi bir bilinç haliydi bu. = işte kafka okuma nedeni! Çok acayip anlatmamış mı? *
Ama bu son , küçük , kaybolmaya yüz tutan , aslında hiç olmayan umut , sizin biricik umudunuz... = işe kafka okumama nedeni! insan bu kadar da karamsar olmamalı ama...
Allah için bitirmek hakkaten büyük sabır gerektiriyor. Genel olarak diyaloglar şöyle sinir bozucu:
-amire ulaşmak için tek şansın sekreterinin raporlarında olman. Raporlarda olman da senin için pek iyi olmaz. Yazmaması için yalvarsan iyi olur. Hem bu da anlamsız olur aslında çünkü ondan bir şey saklanamaz.
+peki bu tutanağı amir okuyacak mı?
-hayır. Neden okusun ki?..*
Yarım kalan bir roman olması da bende şöyle bir düşünce uyandırdı: bence kafka bunu yazmış , tam olmadı bu ; toparlayıp daha güzelini yapayım demiş ve josef ki odasında iki memur beklerken uyandırmış. Gerisi de max brodun bok yemesi biliyoruz. Yersen*
(bkz: Can sıkıntısı üzerine)*
Şimdi gelelim filme. Michael haneke , kitaptan uyarlama bir filmi en güzel şekilde çekmiş. Kitaba en yakın şekilde çekmeye çalışmak ne zamandan beri kötü bir şey oldu arkadaş! Daha iyi bir senarist varsa sallayın kafkayı filan onu çeksinler. *
birkaç da sahne:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
--spoiler--
Yersiz saygı , saygı duyulanın değerini düşürür.
--spoiler--
idrak-i meali bu küçük akla gerekmez! Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez! *
Birkaç cümleyle üstünden geçersek;
Kafka'nın kitaplarında hep bir dibe batış var. ilk sayfalarda önem bile vermediği şeylere sona doğru bütün çabasıyla ulaşamıyor bile. Karakterler de hep yetkili görünüp aslında en ufak bir şeyi değiştirmekten aciz kişilerdir.
kadastrocu olarak işe alınmışsınız ama burada yapabileceğiniz en ufak bir iş bile yok ki... kendisine ihtiyaç duyulmayan bir yerde varolmaya çalışmak...kendini fazlalık hissetmek... Kafkadan beklendiği gibi diyelim.
O böyle oturduğu yerde uyur ; beyler çok uyur demesine bakılırsa baya bir memur imajı uyanıyor insanın kafasında.
klammın başka başka görünüşleri olması , gördüğü kişinin de o olduğundan emin olunamaması ve her yerde -gözle görülür bir fark olmamasına rağmen- farklı bir görünüşe sahip olması ; herkesin gözünden ve başka şartlarda farklı görünmesini anlatıyor.
Bunu aşabilseydik bizi yere göğe sığdıramayacaklardı ; ama kendimiz aşamadığımızdan onların bize karşı takındıkları geçici tavırları da kalıcı oldu. Barnabasların dışlanmaların (yabancılaştırılmalarının) asıl sebebi yine kendileri oluyor dedikleri gibi. Toplum da sadece kendini farklı olana(kalana) göre ayarlıyor.
bağışlanabilmeleri için önce suçun belirtilmesi gerekiyordu ama ortada bir suç yoktu... bu da hani o hep diyip durduğumuz toplumdaki kime göre , neye göreyi anlatıyor bence.
beyler hariç bir tek o çocukların annesinin(brunswick) zamanında şatoya gitmişliği olması ilginç. yani belli bir zaman önce bir anne şatoya ulaşmış. Kadının başka bir vasfı olmadığı için annelikle alakası olması lazım.
sonra pepinin , frieda'nın planını açıklaması bence çok iyiydi. neden inanmadı ki. inkar? ya da ockham ın usturası?
elinde olmaksızın gülümsedi. Koku öyle tatlı , öyle iç gıcıklayıcıydı ki , sanki bir insanın çok sevdiği , övdüğü ve nedenini tam bilmediği ve bilmek de istemediği ve sadece bunu söyleyenin o olduğunu bilmekle mutlu olması gibi bir bilinç haliydi bu. = işte kafka okuma nedeni! Çok acayip anlatmamış mı? *
Ama bu son , küçük , kaybolmaya yüz tutan , aslında hiç olmayan umut , sizin biricik umudunuz... = işe kafka okumama nedeni! insan bu kadar da karamsar olmamalı ama...
Allah için bitirmek hakkaten büyük sabır gerektiriyor. Genel olarak diyaloglar şöyle sinir bozucu:
-amire ulaşmak için tek şansın sekreterinin raporlarında olman. Raporlarda olman da senin için pek iyi olmaz. Yazmaması için yalvarsan iyi olur. Hem bu da anlamsız olur aslında çünkü ondan bir şey saklanamaz.
+peki bu tutanağı amir okuyacak mı?
-hayır. Neden okusun ki?..*
Yarım kalan bir roman olması da bende şöyle bir düşünce uyandırdı: bence kafka bunu yazmış , tam olmadı bu ; toparlayıp daha güzelini yapayım demiş ve josef ki odasında iki memur beklerken uyandırmış. Gerisi de max brodun bok yemesi biliyoruz. Yersen*
(bkz: Can sıkıntısı üzerine)*
Şimdi gelelim filme. Michael haneke , kitaptan uyarlama bir filmi en güzel şekilde çekmiş. Kitaba en yakın şekilde çekmeye çalışmak ne zamandan beri kötü bir şey oldu arkadaş! Daha iyi bir senarist varsa sallayın kafkayı filan onu çeksinler. *
birkaç da sahne:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
--spoiler--
Yersiz saygı , saygı duyulanın değerini düşürür.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar