bugün
- kiraz cicegi kolonyasi35
- kadın yazarların kavga etmesi10
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı7
- sözlük yazarlarının tatlıları14
- kavga eden iki kadına o an aşık olmak5
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler14
- abridgeeeee6
- tek şarkı ile müzik zevkini anlat9
- travesti siniri6
- sözlük kızlarıyla aşk yaşamak5
- bir sözlük kızının usulca odasına girmek4
- izlenilen ilk yabancı dizi3
- askerde günde iki kere duş alan erkek12
- arkadaşlar lütfen artık seviyeli olalım5
- her gün aynı yemeği bıkmadan yiyebilen insan9
- bir sözlük kızının tatlısını hunharca yemek4
- bir ayet reddedince dinden çıkmak18
- corona bira içen erkek6
- en son yapılan keyfi harcama4
- velvet37
- pahalılık nedeniyle artık yiyemediğimiz gıdalar2
- donald trump6
- kuran da namazın olmaması21
- arkadaşlar kavga etmeyin6
- arkadaşlar lütfen kavga etmeyin3
- entry silen ezik3
- koca istiyom gel beni al5
- gandalf yüzüğü neden frodoya emanet etti sorunsalı4
- bik bik'in mutfağına konuk olmak10
- ctrlx10
- bir binanın yirminci katı2
- iyi de neden bu öfke2
- domalan kız7
- karşı cinste çekici gelen şeyler4
- sözlüğün en popi erkeği5
- kavga eden iki yazarı özelden gazlamak2
- kavga eden yazarlara artı oy vermek2
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek12
- sözlük yazarlarını en etkileyen mesajlar6
- kendi kendini bıçaklayan adam7
- uzak dur benden sözlük4
- sözlük yazarları adam gibi durun3
- hoşlanılan kızın sizi ayaklarıyla tokatlaması7
- seni öldürmeyen şey seni güçlendirir8
- her şeye zam gelirken maaşın sabit kalması hissi4
- iş arkadaşlığı9
- 31 yaşında bakire olan kız9
- japon kızı3
- dişi yakarış2
- peter magyar3
Franz kafkanın yarım kalan romanlarından biri. Bir kadastrocunun uzaklarda yabancı bir köye atanması ile bu sefer insanlara yabancılaşmak için çok uğraşmadığı bir eser. Asıl anlatmak istediğine gelirsek orada bir sıkıntı var işte... En azından benim tamamen kafama yatan bir şey bulamadım *. Bürokrasi diyen var , ahlak diyen var , cennet diyen var... cennet değil bir kere. Ne alakası var!* Ulaşması imkansız gibi bikbikbik... ama diğer açıklamalar metaforlara uydurulabilir. Gerçekte ne demek istedi bilinmez tabi. Ama boşverin , kitabın insanda uyandırdığı *duygulara bakın.
idrak-i meali bu küçük akla gerekmez! Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez! *
Birkaç cümleyle üstünden geçersek;
Kafka'nın kitaplarında hep bir dibe batış var. ilk sayfalarda önem bile vermediği şeylere sona doğru bütün çabasıyla ulaşamıyor bile. Karakterler de hep yetkili görünüp aslında en ufak bir şeyi değiştirmekten aciz kişilerdir.
kadastrocu olarak işe alınmışsınız ama burada yapabileceğiniz en ufak bir iş bile yok ki... kendisine ihtiyaç duyulmayan bir yerde varolmaya çalışmak...kendini fazlalık hissetmek... Kafkadan beklendiği gibi diyelim.
O böyle oturduğu yerde uyur ; beyler çok uyur demesine bakılırsa baya bir memur imajı uyanıyor insanın kafasında.
klammın başka başka görünüşleri olması , gördüğü kişinin de o olduğundan emin olunamaması ve her yerde -gözle görülür bir fark olmamasına rağmen- farklı bir görünüşe sahip olması ; herkesin gözünden ve başka şartlarda farklı görünmesini anlatıyor.
Bunu aşabilseydik bizi yere göğe sığdıramayacaklardı ; ama kendimiz aşamadığımızdan onların bize karşı takındıkları geçici tavırları da kalıcı oldu. Barnabasların dışlanmaların (yabancılaştırılmalarının) asıl sebebi yine kendileri oluyor dedikleri gibi. Toplum da sadece kendini farklı olana(kalana) göre ayarlıyor.
bağışlanabilmeleri için önce suçun belirtilmesi gerekiyordu ama ortada bir suç yoktu... bu da hani o hep diyip durduğumuz toplumdaki kime göre , neye göreyi anlatıyor bence.
beyler hariç bir tek o çocukların annesinin(brunswick) zamanında şatoya gitmişliği olması ilginç. yani belli bir zaman önce bir anne şatoya ulaşmış. Kadının başka bir vasfı olmadığı için annelikle alakası olması lazım.
sonra pepinin , frieda'nın planını açıklaması bence çok iyiydi. neden inanmadı ki. inkar? ya da ockham ın usturası?
elinde olmaksızın gülümsedi. Koku öyle tatlı , öyle iç gıcıklayıcıydı ki , sanki bir insanın çok sevdiği , övdüğü ve nedenini tam bilmediği ve bilmek de istemediği ve sadece bunu söyleyenin o olduğunu bilmekle mutlu olması gibi bir bilinç haliydi bu. = işte kafka okuma nedeni! Çok acayip anlatmamış mı? *
Ama bu son , küçük , kaybolmaya yüz tutan , aslında hiç olmayan umut , sizin biricik umudunuz... = işe kafka okumama nedeni! insan bu kadar da karamsar olmamalı ama...
Allah için bitirmek hakkaten büyük sabır gerektiriyor. Genel olarak diyaloglar şöyle sinir bozucu:
-amire ulaşmak için tek şansın sekreterinin raporlarında olman. Raporlarda olman da senin için pek iyi olmaz. Yazmaması için yalvarsan iyi olur. Hem bu da anlamsız olur aslında çünkü ondan bir şey saklanamaz.
+peki bu tutanağı amir okuyacak mı?
-hayır. Neden okusun ki?..*
Yarım kalan bir roman olması da bende şöyle bir düşünce uyandırdı: bence kafka bunu yazmış , tam olmadı bu ; toparlayıp daha güzelini yapayım demiş ve josef ki odasında iki memur beklerken uyandırmış. Gerisi de max brodun bok yemesi biliyoruz. Yersen*
(bkz: Can sıkıntısı üzerine)*
Şimdi gelelim filme. Michael haneke , kitaptan uyarlama bir filmi en güzel şekilde çekmiş. Kitaba en yakın şekilde çekmeye çalışmak ne zamandan beri kötü bir şey oldu arkadaş! Daha iyi bir senarist varsa sallayın kafkayı filan onu çeksinler. *
birkaç da sahne:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
--spoiler--
Yersiz saygı , saygı duyulanın değerini düşürür.
--spoiler--
idrak-i meali bu küçük akla gerekmez! Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez! *
Birkaç cümleyle üstünden geçersek;
Kafka'nın kitaplarında hep bir dibe batış var. ilk sayfalarda önem bile vermediği şeylere sona doğru bütün çabasıyla ulaşamıyor bile. Karakterler de hep yetkili görünüp aslında en ufak bir şeyi değiştirmekten aciz kişilerdir.
kadastrocu olarak işe alınmışsınız ama burada yapabileceğiniz en ufak bir iş bile yok ki... kendisine ihtiyaç duyulmayan bir yerde varolmaya çalışmak...kendini fazlalık hissetmek... Kafkadan beklendiği gibi diyelim.
O böyle oturduğu yerde uyur ; beyler çok uyur demesine bakılırsa baya bir memur imajı uyanıyor insanın kafasında.
klammın başka başka görünüşleri olması , gördüğü kişinin de o olduğundan emin olunamaması ve her yerde -gözle görülür bir fark olmamasına rağmen- farklı bir görünüşe sahip olması ; herkesin gözünden ve başka şartlarda farklı görünmesini anlatıyor.
Bunu aşabilseydik bizi yere göğe sığdıramayacaklardı ; ama kendimiz aşamadığımızdan onların bize karşı takındıkları geçici tavırları da kalıcı oldu. Barnabasların dışlanmaların (yabancılaştırılmalarının) asıl sebebi yine kendileri oluyor dedikleri gibi. Toplum da sadece kendini farklı olana(kalana) göre ayarlıyor.
bağışlanabilmeleri için önce suçun belirtilmesi gerekiyordu ama ortada bir suç yoktu... bu da hani o hep diyip durduğumuz toplumdaki kime göre , neye göreyi anlatıyor bence.
beyler hariç bir tek o çocukların annesinin(brunswick) zamanında şatoya gitmişliği olması ilginç. yani belli bir zaman önce bir anne şatoya ulaşmış. Kadının başka bir vasfı olmadığı için annelikle alakası olması lazım.
sonra pepinin , frieda'nın planını açıklaması bence çok iyiydi. neden inanmadı ki. inkar? ya da ockham ın usturası?
elinde olmaksızın gülümsedi. Koku öyle tatlı , öyle iç gıcıklayıcıydı ki , sanki bir insanın çok sevdiği , övdüğü ve nedenini tam bilmediği ve bilmek de istemediği ve sadece bunu söyleyenin o olduğunu bilmekle mutlu olması gibi bir bilinç haliydi bu. = işte kafka okuma nedeni! Çok acayip anlatmamış mı? *
Ama bu son , küçük , kaybolmaya yüz tutan , aslında hiç olmayan umut , sizin biricik umudunuz... = işe kafka okumama nedeni! insan bu kadar da karamsar olmamalı ama...
Allah için bitirmek hakkaten büyük sabır gerektiriyor. Genel olarak diyaloglar şöyle sinir bozucu:
-amire ulaşmak için tek şansın sekreterinin raporlarında olman. Raporlarda olman da senin için pek iyi olmaz. Yazmaması için yalvarsan iyi olur. Hem bu da anlamsız olur aslında çünkü ondan bir şey saklanamaz.
+peki bu tutanağı amir okuyacak mı?
-hayır. Neden okusun ki?..*
Yarım kalan bir roman olması da bende şöyle bir düşünce uyandırdı: bence kafka bunu yazmış , tam olmadı bu ; toparlayıp daha güzelini yapayım demiş ve josef ki odasında iki memur beklerken uyandırmış. Gerisi de max brodun bok yemesi biliyoruz. Yersen*
(bkz: Can sıkıntısı üzerine)*
Şimdi gelelim filme. Michael haneke , kitaptan uyarlama bir filmi en güzel şekilde çekmiş. Kitaba en yakın şekilde çekmeye çalışmak ne zamandan beri kötü bir şey oldu arkadaş! Daha iyi bir senarist varsa sallayın kafkayı filan onu çeksinler. *
birkaç da sahne:
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
görsel
--spoiler--
Yersiz saygı , saygı duyulanın değerini düşürür.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar