adnan menderes

"Bugünkü gibi yaygın ve güçlü özel teşebbüs olmadığı için gazetelerin ana geliri, devletin resmi ilanları ve ticari kurumlarının (Ziraat Bankası gibi) reklamlarıydı. Menderes emir verdi mi, resmi ilanlar kesilirdi. Bizimki kesildi. Gazetelerin yaygın haber alma teşkilatları yoktu. Küçük gazetelerin tek kaynağı Anadolu Ajansı'ydı. Menderes emir verdi mi, Ajans o gazeteye bülten vermeyi keserdi. Bizimki kesildi. Gazetelerin tek iletişim aracı telefondu. Menderes emir verdi mi, telefonlar da kesilirdi. Bizimki kesildi.
Her şeye karşın elde edilen haberler de sıkıyönetim komutanlarının "yayın yasağı" kararlarıyla engelleniyordu.

Adnan Menderes bir de Meclis'te "Tahkikat Komisyonu" kurmuştu. Canının istediği gazeteyi ve matbaayı kapatıyordu. Gazetecileri sorgusuz sualsiz tutukluyordu. Öyle ki "27 Mayıs sabahı, yatağı ve suyu olmadığı için Ankara Hilton denilen hapishaneden yığınla gazeteci çıkmıştı." (Hıncal Uluç)

Yığınla gazeteci de bazı karakolların nezaketlerinde bulunmuştu.

Ama, işte o dönemde, gazete patronları "tek bir fire" bile vermemiş, hiç bir gazeteciyi işinden atmamıştı.

Bugün birilerinin demokrasi kahramanı ilan ettiği Adnan Menderes, iktidarının son döneminde bir de sıkıyönetim ilan etmiş ve tam anlamıyla bir dikta rejimi kurmuştu. Zaten iktidar olur olmaz çok sınırlı olan hak ve özgürlükleri askıya almıştı.

Not: Asılmasına asla iyi oldu demiyorum, ölüm cezasının karşısındayım. Ama bugün bu işten anlayan kime sorarsanız sorun Türkiye'de yürürlüğe girmiş en özgürlükçü anayasanın 27 Mayıs Anayasası olduğunu söyleyecektir. Öyle iki kıçı kırık asker yapmadı yani...
© copyright 2005 - 2026