bugün
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği41
- kürtler asimile edilmelidir10
- şemsiyeli olayının gerçek yüzünü açıklıyorum10
- sözlüktekiler kaç yaşında7
- et döner dürüm8
- gocu isimli erkeklerin ortak özellikleri5
- şemsiyeli benim10
- analize bak şimdi5
- şüphe4
- ekşi sözlük7
- ikizler burcu kadını olmak9
- true nickli yazar16
- ktç'nin şemsiyeli olması7
- allah15
- herkesi seven insan9
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor23
- çok hastayım sözlük7
- kadınlar arasında moda olan beyaz saç3
- ikizler burcu erkeği olmak3
- evliliği ayakta tutan güçler14
- allah'ın yasakladığı cinsel ilişkiler10
- sigara içmemenin çok sıkıcı olması3
- sarı poşet kudurtması15
- true'yi evlendiriyoruz4
- hard sevmeyen bir kızı harda nasıl ikna edersiniz7
- kadir inanır'ın kendi ailesine miras birakmaması5
- götünden tanırım seni8
- erkeklerin bir kızda aradığı kriterler9
- en sevdiği renk pembe olan erkek2
- manisada okul saldırısı17
- uludağ sözlüğün saçmalığı4
- suudi arabistan'a demokrasi gelmeli3
- sürekli birilerine cevap yetiştirmek10
- yağmur akşamları2
- sözlüğe renk katan yazarlar7
- çömez'in paylaştığı yarız'ın süper lüks yatı2
- sözlükte her gün bir yazarı şımartıyoruz25
- en çok ihanet eden burçlar7
- türkiye de muhalefet var mı10
- hepimiz şemsiyeyiz2
- tai lung12
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı17
- her konuda bilgisi olanı ukala diyerek hor görmek6
- celal şengör'ün burç yorumu6
- tas kafa traşlı hırt sorunu12
- true ile ramazan sohbetleri2
- pluviofil2
- iş hayatında takılan maskeler6
- trt 22
- siyaset üstü yazarlar9
Şiirin bir yanı bize yaşadığımız dünyayı olduğundan başka türlü göstermek, duyduklarımızın, işittiklerimizin arkasında daha gizemli bir gerçek aramaktır. Şiirin özellikle bu yanı üzerinde duran ozanlar arasında bizde ilkin necip fazıl Kısakürek, ahmet muhip Dranas, fazıl hüsnü Dağlarca ve celal Sılay akla geliyor. Bu şiir görüşü ozanı, dış gerçeği derinleştireyim derken, gerçek ötesine götürebilir. Nitekim, kimi ozanlar gerçek ötesine gitmiş, kimileri de daha yarı yoldadır.
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar