bugün
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- lahmacunu elle yiyen kız8
- yazarların en sevdiği meyve7
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın9
- soğuk duş almak5
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- yaşlılığınız için insan biriktirin4
- fakirlik belirten hareketler3
- mercedes 3022
- giorgio armani rouge d armani sheer ruj2
- kas krampı4
- seni hayata bağlayan şey11
- insanlara güvenin azalması4
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde3
- türk kızlarına yürüyen turistin dayak yemesi7
- elektriklerin kesilmesi2
- dünyada neler olabilir2
- saygı duyulan kadınlar2
- başına belayı satın almak3
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı52
- baba denince akla gelenler4
- hawking'in uzaylılarla konuşmayın uyarısı3
- içilen en lezzetli çorba2
- kimseyle tanışamamak8
- zincir marketlere kısıtlama çağrısı4
- çipli kimlik kartları2
- nolcak bu ulkenin hali3
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi3
- almanya3
- peki yazan kıza espri yapmaya devam etmek3
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci5
- asosyal olmanın sebepleri3
- milli takımın gruptan 3 çıkması senaryosu4
- türkiye'deki yakışıklı erkek kıtlığı16
- 20 haziran 2026 hollanda isveç maçı5
- yüzde 80 kakao içeren bitter çikolata2
- okulda felsefe dersinin kaldırılması7
- ankara sokaklarında yürümek2
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda3
- nasılsınız3
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey3
- fazla açıklama yapan insan2
- yuzırların süper güçleri11
- arda güler egosu7
- başkan2
- kanyon starbucks2
- bizim çocuklar'a alternatif slogan önerileri3
- enteresan beddualar9
- vincenzo montella'nın halen istifa etmemiş olması10
- hiç götü öpülmemiş kız siniri2
Şiirin bir yanı bize yaşadığımız dünyayı olduğundan başka türlü göstermek, duyduklarımızın, işittiklerimizin arkasında daha gizemli bir gerçek aramaktır. Şiirin özellikle bu yanı üzerinde duran ozanlar arasında bizde ilkin necip fazıl Kısakürek, ahmet muhip Dranas, fazıl hüsnü Dağlarca ve celal Sılay akla geliyor. Bu şiir görüşü ozanı, dış gerçeği derinleştireyim derken, gerçek ötesine götürebilir. Nitekim, kimi ozanlar gerçek ötesine gitmiş, kimileri de daha yarı yoldadır.
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar