bugün
- sözlüğe renk katan yazarlar hangi rengi katıyor21
- sarı poşet kudurtması10
- siyaset üstü yazarlar9
- manisada okul saldırısı17
- türkiye de muhalefet var mı7
- true nickli yazar11
- pkk lılar ermeni dölüdür deyince hırttıran hırt9
- sözlükte herkesin kavga edecek bir şey bulması4
- mel mel abi dün neden bira içmeye gelmedin6
- husiler yüzünden gemilerin 15 gün gecikmesi8
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri9
- asansörde susma zorunluluğu2
- sözlüğümde siyaset istemiyorum kampanyası8
- ingilizce bilmeyen birine fuck'u demek4
- afrikalılar gariban avrupa emperyalist yalanı14
- hepinizi çok seviyorum lan gelin sarılıcam5
- kastamonu5
- türkiye bir kedi cumhuriyetine nasıl dönüştü8
- berbere gidince söylenenler4
- mel mel bakan gibson'ın tatlı dili7
- kendinden bile sakladığın şey2
- yapay zekaya entry yazdırmak7
- tas kafa traşlı hırt sorunu8
- iş çıkışı birası4
- erkeklerin artık kadınların peşinden koşmaması7
- dünyanın en ölümcül terör örgütü hristiyan lra8
- sürekli birilerine cevap yetiştirmek5
- sarı torbadan rahatsız olan kürt7
- 22 eylül 2026 mini kış provası2
- marion cotillard2
- türkçüler ve kürtçüleri barıştırmak2
- habire1223
- atlet giymeyen insan6
- türkiye medeni bi ülkeyse neden hristiyan yok29
- kira fiyatları2
- sözlükteki teroristler5
- z kuşağı7
- gocu bak bi7
- derin düşüncelere dalmış görünen insan2
- seri gizli artı oy veren melek4
- alkolün beyne verdiği zararlar2
- uzay masalı2
- her şeye neden diye sorma alışkanlığı4
- meloş samundari khazana curry yemeye gelmedin2
- çıplakken buzdolabının kapağını açmak4
- çok sıkıcısınız amk2
- hayatın güzel olması2
- evliliği ayakta tutan güçler6
- türkler ile moğollar kardeştir18
- hırttırmak2
Şiirin bir yanı bize yaşadığımız dünyayı olduğundan başka türlü göstermek, duyduklarımızın, işittiklerimizin arkasında daha gizemli bir gerçek aramaktır. Şiirin özellikle bu yanı üzerinde duran ozanlar arasında bizde ilkin necip fazıl Kısakürek, ahmet muhip Dranas, fazıl hüsnü Dağlarca ve celal Sılay akla geliyor. Bu şiir görüşü ozanı, dış gerçeği derinleştireyim derken, gerçek ötesine götürebilir. Nitekim, kimi ozanlar gerçek ötesine gitmiş, kimileri de daha yarı yoldadır.
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar