bugün
- herkes yatmış görünüyor3
- manifest dinleyen erkek11
- eğitimde sınav sistemi2
- aşk acısı çekiyorum sözlük21
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor3
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması10
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi7
- sudekiray'ın 18000 entry kutlaması4
- sudekiray3
- komik olmayan komedyen2
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- kız arkadaşın 4 gündür mesaj atmaması4
- berrak tüzünataç3
- evlenilmeyecek 4 erkek11
- sözlük yazarlarının kıro olmaları7
- fahriye evcen3
- ilk buluşmada öpmeye çalışan kız3
- mesele ne senin benden ayrılman3
- mohamed salah ghaly13
- türkiye7
- aykolik'in iyi bir yazar olması5
- lahmacun yiyen insan kırodur4
- taşak sütyeni2
- yaz yemekleri5
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- scooter'a 6 kişi binmek5
- taksici muhabbeti5
- gulmekicinyaratilmis11
- tofaş2
- insan zamandan ibarettir3
- spiderman mi döver batman mi5
- trabzonspor7
- mauro icardi3
- gocu4
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- adını yoldaki taşlara yazdım4
- stres yönetimi6
- birleşik krallık3
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- doğuda yaşayan yazarlar5
- almanya5
- elalem ne der4
- ispanya7
- dost2
- mekana müşteri çekecek kadar güzel olmak4
- gocu bay bey birader3
- petrol4
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi15
Şiirin bir yanı bize yaşadığımız dünyayı olduğundan başka türlü göstermek, duyduklarımızın, işittiklerimizin arkasında daha gizemli bir gerçek aramaktır. Şiirin özellikle bu yanı üzerinde duran ozanlar arasında bizde ilkin necip fazıl Kısakürek, ahmet muhip Dranas, fazıl hüsnü Dağlarca ve celal Sılay akla geliyor. Bu şiir görüşü ozanı, dış gerçeği derinleştireyim derken, gerçek ötesine götürebilir. Nitekim, kimi ozanlar gerçek ötesine gitmiş, kimileri de daha yarı yoldadır.
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Celal Sılay gerçek ötesine gitmeden, gerçeğin içinde bir başka gerçek arayan, her gün göre göre görmez olduğumuz, alışa alışa bilincimizden öte kalan nesneleri, yeniden ve ilk görenin hayretiyle göstermek isteyen bir ozan.
Daha Hayret Şiirleri'nden (1943-1945) başlayan bu yönü, bu kez ozanı son yapıtı olan Adamca'da ulaşılması güç bir dil arılığı, ısıtılmışlığı ile gerçek içinde başka gerçekler aramaya götürmekte. Örneğin, Adam nedir elleri, Adam nedir dilleri, Adam nedir gözleri ile başlayan şiirlerde, eli dili, gözü adamdan ayırıp dokunma duyusunu, sesi, rengi alışılmadık bir deyim, alışılmadık bir biçimde değerlendiriyor.
Bu şiir görüşü, dilde, örneğin f.h. Dağlarca'da olduğu gibi, sözcükleri alışıldıkları yerden ayırıp (gözü, dili adamdan ayırmak gibi) beklenmedik bir yerde kullanmasına yaramış Celâl Sılay'ın. Bu da, sözcüklere yeni çağrışımlar, yeni anlamlar, hele yeni tatlar kazandırmış:
Sözcüklerin yerleri değiştirilince, dilde ister istemez bir alacakaranlık, bir yarı anlaşırlık ortaya çıkıyor. Bu alacakaranlıkta şiir, aceminin elinde, bir sözcük oyununa dökülebilir, kolayca bir sözcük cambazlığına düşebilir. Ama Celal Sılay bu oyuna düşmüyor, daha doğrusu bu oyunu tadında bırakmasını biliyor. işte örneği:
Us bir çizgi üstünde
ha aştı ha aşacak
Göz bir sinir ucunda
ha koptu ha kopacak
Can bir camlık içinde
Kırıldı kırılacak
Zaman zaman, azla çok şey söylemek de Celal Sılay'ın mutlu özellikleri arasına giriyor:
Elmanın yüzü güneşten
Adamın yüzü adamdan
Ağustosun sesi böcekte
Mayısın rengi menekşede
Karga özgür
ötünce
Kanarya tutsak... gibi.
Ne var ki, Celal Sılay, azla çok söyleme yoluna gittikten sonra, mutlu "variation"lara geçmekten de yılmamış. Adam nedir elleri ile başlayan şiirinin ardından Adam nedir elleri, Adam nedir gözleri variation'lardan kendini alamamış. Kendini alamadığı da belki iyi olmuş, çünkü, bu tekrarlarda örneğin: Us - ele gelince, us - dile değince, göz - usa girince; Adam dediğin - gündüz adam - ve gece, Adam dediğin - sokakta adam- ve evde gibi halk türkülerinin, tekerlemelerin tadını buluyoruz şiirlerinde.
Zaten, aslını ararsanız, Celal Sılay'ın Adamca'sı, bütün öbür şiirlerini uzaklarda, gerilerde bırakan katıksız bir şiir tadı getiriyor bize. öyle bir tat ki, bize şiirin anlamını unutturabiliyor pekala. Bu tat da, şiirlerinin aydınlığında olduğu kadar, hatta belki daha çok karanlığında. Bu karanlık, çok yerde "güzel sözün doğru sözü aşan gücü" nden geliyor Celâl Sılay'da. Onun için, Adamca'da, Celal Sılay ne demek istemiş, ozanın dünya görüşü nedir diye aramak bizi, şiirin tadını çıkarmaktan alıkoyabilir. Biz, Adamca'da, olsa olsa, ozanın şiir görüşünü bulabiliriz. Bu görüşe göre, şiirle şiirden başka bir şey söylenemez. Adamca'nın söylemek istediği, şiirin kendisi, özüdür.
Celal Sılay'ın Adamca'da dili kullanmada gerçek ustalığa vardığı da su götürmez. Kullandığı sözcükler, konuşma dilinde anlamı olan yerlerini, bu şiirlerde sese, ozanın deyimiyle "insanca bir sese" bırakmışlar. Adamca'nın asıl anlamını da bu insanca seste aramak gerek bence.
(bkz: Vedat GÜNYOL) *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar