bugün
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü11
- yalnızlık edebiyatı13
- gizli hesap6
- en sevmediğin insan tipleri7
- kin tutmayı beceremeyen insan9
- tai lung42
- mavi göz7
- gece vardiyası yazarlar4
- ciddi ciddi voleybol maçı izleyen insan olması9
- 6 eylül 2026 türkiye italya voleybol maçı18
- en sevdiğiniz sözlük yazarı9
- eva murati3
- sözlükte psikolojik delilerin olması10
- namazlarınızın yaradan için hiçbir kıymeti yok11
- ikinci defa askere gitmek5
- pazar gecesi3
- kahverengi gözlü olmak4
- askerliğin gençler için faydalı olması5
- herkesin tavsiye verdiği insan3
- claudian clouds22
- deneme entry si2
- bu koyden olsam ne olacak ve sarı şeker12
- gece geç saatte ışığı yanan evler4
- yalnız ölmek4
- anın görüntüsü25
- islam'ın hak dini olması6
- kitap kapakları3
- güzel ayak mevsiminin kapanmaya başlaması3
- sözlüğün en hamarat yazarı8
- kadını kurtarmak isterken bıçaklanan'u y4
- namazın amacı6
- uludağ sözlük benim için ancak mezarda biter5
- bir viski doldurup kızların final maçını izlemek12
- uludağ itiraf10
- beypazarı maden suyu2
- özbek kadınlar14
- friedrich hegel la bi cay icek12
- sözlük whatsapp grupları13
- iğrenme eşiği olmayan erkek9
- entrylerimin hala beğenilmesi3
- filenin sultanlarının avrupa şampiyonu olması6
- iyi geceler5
- melissa vargas7
- yardım istemeyene yardım etmek2
- karı gibi erkek2
- bir sonsuzluk ifadesi olarak antipanik depresyonu3
- demokrasinin meşruiyet sorunu5
- özbek pilavına kaşık saplamak7
- askerde ahmet kaya dinleyen tip3
- sarapci koala47
yiğitlerin kamçısıdır.
efendiler, ben vatansever ve milliyetçi bir insan olmakla beraber sosyalizme sempatiyle bakan, ama komünizmin ve hümanist fantezilerin bu dünya için fazlasıyla saf, salakça ve bazen haince olabileceğine inanan, üniveristede iki bölümde okuyan bir beşerim. vicdani ret'i, askerliğin herkese zorunlu olduğu bir ortamda vicdansızlık olarak görürüm. neyse efendiler, devam edeyim ben şeceremi saymaya...
babamın soyu danişmentli türkmenlerindendir. annemin soyu ilk olarak hacı yunus oymağı diye kayıtlara geçmiş, 16. yüzyılda göçebeliği bırakmış bir yörük/türkmen obasına/boyuna dayanmaktadır. gerek annem, gerek babam iç anadolu'nun boz topraklarında, kayseri vilayetinde dünyaya gelmişler. annemin dedesi ve onun akrabaları milli mücadele'ye katılmış, hatta bir hanemizden 7 oğlun 6'sının şehit olduğu acıklı hikayeler arda kalmıştır. annemin dedesi gururla anlatırmış, kendi deyimiyle şemşamer sırıklarıyla yunanı nasıl denize döktüklerini...
hey gidi, neyse efendiler annemin dedesine madalya vermemişler. içine çok battığından olsa gerek buna hep yakınırmış. sebebine gelince, devlet baba vatan borcu diyerek şemşamer sırığıyla yunan kovalattığı bu adamcağıza 'inne' vurunmaktan korktuğu ve kaçtığı için madalya vermemiş... doğru veya yanlış bilmem ama sebebi buymuş rahmetlinin dediğine göre...
dinle beni devlet baba, dedem 1936 doğumlu köyünde 'gaffarın memet', arkadaşları arasında 'kelek' diye bilinen, gençliğinde her haltı yemiş, 40'ından sonra imana gelip daha da sonra kendi deyimiyle hicaz'a gitmiş bir adam. evin en küçüğü ve tek erkek çocuğu. bu adam kıtlık görmüş devlet baba, gözünü açtığı köyünde karnı doymamış, sırtı palazlanmamış, ayağında çarıktan başkasını görmemiş... bak devlet baba, sen bu adamı doyuramamışsın... yetmemiş, zamanında siktir etmişsin yaban ellere... dedem avrupa'ya ilk giden gözü açıklardan. ama biliyor musun devlet baba, dedem 13 yaşında nişanlanmış, evlendiğinde daha ceviz oynamaktaymış... işte bu çocuk devlet baba, belkide hayatında köyünden gayrısını görmeden yaban ellere gitmiş... evet bilmiyorsun, biliyorum devlet baba, dedemin o toy zamanında yediği naneleri, köyünde geride bıraktığı aç karısını ve çocuklarını hiç arayıp sormamasını, başka eş bulup ondAN çocuk peydah etmesini en sonunda tekrar ailesine dönüp peydah ettiği çocuğu inkar etmesini... köyünde kurdun kuşun, ve açlığın ortasında, 5 çocukla ersizlik nedir bilir misin devlet baba?..
dedem, ailesini avrupa'ya getirmiş, sonra annem babamla evlenmiş ben doğmuşum 80'lerin sonuna doğru. ben seni tanımadım delvet baba. türkiye'ye her gelişimde selamlaştık o kadar. sen beni sadece askerlik için arayıp sordun. türk töresince daha haşır, neşir olmamız lazımdı ama anlıyorum, senin kucağında doğmadım, büyümedim... ayıplamıyorum seni... vatan borcu diyorsun bana... dedemi siktir etmişsin karnını doyuramadığın için, senin yüzünden ben yaban ellerde dünyaya gelmişim ve sen bana vatan borcu diyorsun...
de devlet baba, benim sana borcum olsun... hem öyle ya, biz ne bilek beyim, böyükler bilir... önemli değil yani,vallahi bak. ama içimi acıtan ne biliyor musun devlet baba? sormadın biliyorum ama anlatmak istiyorum bir kez dinle beni, ben yolunacak kaz mıyım devlet baba? beni şimdi askere de almıyorsun, 10 000 avro ver kurtul diyorsun... 10 000 avro ne demek haberin var mı? biliyorum, senin ve senin üzerinde nefes alan herkes için yoluncak kazlarız biz ama el insaf... alın terimizi olmayan borcumuza mı istiyorsun? ne sanıyorsun sen devlet baba? para mı basıyoruz?
bak bana devlet baba, türkiye cumhuriyeti pasaportum da var benim. çifte vatandaşım yani. ya beni adamlar gibi askere al, yada hiç alma. allahım şahit, beni herkesler gibi askere alırsan bırak yakınmayı, çok sevinirim. çocukken asker olmak isterdim hep. ama beni para kaynağı görmen içimi acıtıyor... göz göre göre keriz muamelesi görmem dokunuyor bana. hadi diyelim verdim avro'yu, peki sen bana ne veriyorsun? eyvallah, hadi öyle olsun, benim sana borcum olsun... ama devlet baba, ben senin babalığını hiç görmedim. ceddim de görmedi... kanımızda vatanseverlik, türklük olmasa sadece vatan borcu diyerek askerde bulamazsın ya, neyse devlet baba... sen sağ biz selamet... *
efendiler, ben vatansever ve milliyetçi bir insan olmakla beraber sosyalizme sempatiyle bakan, ama komünizmin ve hümanist fantezilerin bu dünya için fazlasıyla saf, salakça ve bazen haince olabileceğine inanan, üniveristede iki bölümde okuyan bir beşerim. vicdani ret'i, askerliğin herkese zorunlu olduğu bir ortamda vicdansızlık olarak görürüm. neyse efendiler, devam edeyim ben şeceremi saymaya...
babamın soyu danişmentli türkmenlerindendir. annemin soyu ilk olarak hacı yunus oymağı diye kayıtlara geçmiş, 16. yüzyılda göçebeliği bırakmış bir yörük/türkmen obasına/boyuna dayanmaktadır. gerek annem, gerek babam iç anadolu'nun boz topraklarında, kayseri vilayetinde dünyaya gelmişler. annemin dedesi ve onun akrabaları milli mücadele'ye katılmış, hatta bir hanemizden 7 oğlun 6'sının şehit olduğu acıklı hikayeler arda kalmıştır. annemin dedesi gururla anlatırmış, kendi deyimiyle şemşamer sırıklarıyla yunanı nasıl denize döktüklerini...
hey gidi, neyse efendiler annemin dedesine madalya vermemişler. içine çok battığından olsa gerek buna hep yakınırmış. sebebine gelince, devlet baba vatan borcu diyerek şemşamer sırığıyla yunan kovalattığı bu adamcağıza 'inne' vurunmaktan korktuğu ve kaçtığı için madalya vermemiş... doğru veya yanlış bilmem ama sebebi buymuş rahmetlinin dediğine göre...
dinle beni devlet baba, dedem 1936 doğumlu köyünde 'gaffarın memet', arkadaşları arasında 'kelek' diye bilinen, gençliğinde her haltı yemiş, 40'ından sonra imana gelip daha da sonra kendi deyimiyle hicaz'a gitmiş bir adam. evin en küçüğü ve tek erkek çocuğu. bu adam kıtlık görmüş devlet baba, gözünü açtığı köyünde karnı doymamış, sırtı palazlanmamış, ayağında çarıktan başkasını görmemiş... bak devlet baba, sen bu adamı doyuramamışsın... yetmemiş, zamanında siktir etmişsin yaban ellere... dedem avrupa'ya ilk giden gözü açıklardan. ama biliyor musun devlet baba, dedem 13 yaşında nişanlanmış, evlendiğinde daha ceviz oynamaktaymış... işte bu çocuk devlet baba, belkide hayatında köyünden gayrısını görmeden yaban ellere gitmiş... evet bilmiyorsun, biliyorum devlet baba, dedemin o toy zamanında yediği naneleri, köyünde geride bıraktığı aç karısını ve çocuklarını hiç arayıp sormamasını, başka eş bulup ondAN çocuk peydah etmesini en sonunda tekrar ailesine dönüp peydah ettiği çocuğu inkar etmesini... köyünde kurdun kuşun, ve açlığın ortasında, 5 çocukla ersizlik nedir bilir misin devlet baba?..
dedem, ailesini avrupa'ya getirmiş, sonra annem babamla evlenmiş ben doğmuşum 80'lerin sonuna doğru. ben seni tanımadım delvet baba. türkiye'ye her gelişimde selamlaştık o kadar. sen beni sadece askerlik için arayıp sordun. türk töresince daha haşır, neşir olmamız lazımdı ama anlıyorum, senin kucağında doğmadım, büyümedim... ayıplamıyorum seni... vatan borcu diyorsun bana... dedemi siktir etmişsin karnını doyuramadığın için, senin yüzünden ben yaban ellerde dünyaya gelmişim ve sen bana vatan borcu diyorsun...
de devlet baba, benim sana borcum olsun... hem öyle ya, biz ne bilek beyim, böyükler bilir... önemli değil yani,vallahi bak. ama içimi acıtan ne biliyor musun devlet baba? sormadın biliyorum ama anlatmak istiyorum bir kez dinle beni, ben yolunacak kaz mıyım devlet baba? beni şimdi askere de almıyorsun, 10 000 avro ver kurtul diyorsun... 10 000 avro ne demek haberin var mı? biliyorum, senin ve senin üzerinde nefes alan herkes için yoluncak kazlarız biz ama el insaf... alın terimizi olmayan borcumuza mı istiyorsun? ne sanıyorsun sen devlet baba? para mı basıyoruz?
bak bana devlet baba, türkiye cumhuriyeti pasaportum da var benim. çifte vatandaşım yani. ya beni adamlar gibi askere al, yada hiç alma. allahım şahit, beni herkesler gibi askere alırsan bırak yakınmayı, çok sevinirim. çocukken asker olmak isterdim hep. ama beni para kaynağı görmen içimi acıtıyor... göz göre göre keriz muamelesi görmem dokunuyor bana. hadi diyelim verdim avro'yu, peki sen bana ne veriyorsun? eyvallah, hadi öyle olsun, benim sana borcum olsun... ama devlet baba, ben senin babalığını hiç görmedim. ceddim de görmedi... kanımızda vatanseverlik, türklük olmasa sadece vatan borcu diyerek askerde bulamazsın ya, neyse devlet baba... sen sağ biz selamet... *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar