bugün
- levent kırca11
- gilded lily7
- tesettüre girmezsen seninle evlenmem diyen erkek8
- hırt11
- muhafazakarlar7
- haftanın tekerlekleri3
- bebeğe dedesinin adını koymak5
- artık kürt sorunu yoktur14
- köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı5
- sözlükteki ilişki skandalı36
- bir kıza alınabilecek en iyi hediye9
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı39
- erkekler allah belanızı versin6
- kamyon kasasında almanya'ya kaçak gitmek4
- sözlükteki o'na vurma bana vur lobisi2
- diş temizletme2
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı8
- arkadaşlar kahve içer misiniz3
- sözlük yazarlarının kavgalık ayakkabıları9
- doktorluğu en zor tıbbi branş15
- usual bey yazar2
- türk hava yolları3
- allah muhammed mehdi olmam4
- hadi'li li'li li liliy yar haydi lily yar2
- kışlıkları çıkartmak6
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek17
- kürtlere hakları fazlasıyla teslim edilmiştir2
- a1014
- tavuk tantuni9
- çarpılmak mevzusu3
- yazarların kavga başlatmak için ilk sözleri7
- filistin57
- yarın nikahı basarım denilebilen kadın özellikleri7
- çok kötü ve kırgın hissettiğinizde ne yapıyorsunuz16
- tc kimlik numarası ile sigara almak12
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- beddua yedikçe azgınlaşan erkek2
- sarapci koalayi denize atmak9
- 2026 victoria s secret fashion show mankenleri8
- japonya2
- galatasaray sinirlendiğinde olabilecek şeyler2
- tanrısal inanç zorunluluğu3
- gammaz sözlük kızları4
- ekrem imamoğlu10
- hindistan2
- ateistleri sevmemek3
- claudian clouds3
- ak partili yahşihan belediyesine operasyon8
- istanbul raylı sistem ağı haritası2
- kahvaltıda çilek dolgulu donut yemek4
saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
* * *
böyle bir dostum var benim.
pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
buluştuk geçenlerde...
bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- n'apıyorsun" diye sordum.
"- seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
i̇yiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- i̇şte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
i̇şte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"bunu da aşacağız!
i̇mza: bir dost
bu kadar ayrıntılı ancak böyle anlatılır diye düşündüm can beyler yazmış.
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
* * *
böyle bir dostum var benim.
pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
buluştuk geçenlerde...
bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- n'apıyorsun" diye sordum.
"- seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
i̇yiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- i̇şte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
i̇şte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"bunu da aşacağız!
i̇mza: bir dost
bu kadar ayrıntılı ancak böyle anlatılır diye düşündüm can beyler yazmış.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar