bugün
- nickten isim tahmini yapmak68
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler10
- hikayeyi devam ettir29
- yeşilçam filmi izlemek5
- gocunun nerede olması6
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar4
- pizzada ince hamur tercih eden erkek11
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- aylık 498 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- takip edilesi instagram sayfaları2
- kobra dürüm2
- önüne gelene ayar verebileceğini zanneden insan2
- uysaljakoben16
- sözlüğün kızlık zarı ile imtihanı4
- hayattan zevk alamamak10
- 11 kişilik kılıçdaroğlu destek yürüyüşü4
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey11
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken6
- cem küçük5
- nick vermeden bir yazara seslen16
- sözlüğün hayvandan geçilmemesi2
- yılmaz özdil5
- sözlükçülerin zeka seviyeleri4
- yeni parti50
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi5
- sünnet olmak3
- arkadaşım uysaljakobeni kürsüye davet ediyorum3
- türkiyedeki bölümlerin açıldığı ilk üniversiteler4
- karga vs papağan3
- 27 temmuz 2026 galatasaray venezia maçı2
- bal porsuğu2
- deli hikmetin canana olan borcu2
- yarrağı boka bulayıp kızartmak5
- erector eski nesil hesapları nereden buluyor6
- mala vurarak çoluğunu çocuğunu geçindiren baba5
- size yapılmayan iyiliğin başkasına yapılması3
- feyza2
- melih gökçek3
- gün boyu sözlükte birbirini yalayan tipler7
- yazarların zeka seviyeleri7
- sözlük profiline fotoğraf koyan yazarın asıl amacı7
- mutlak but3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası21
- kurbağa öpüp prens beklemek9
- dizel araç devrinin bitmesi2
- sadece içmeye gidelim diye arayan arkadaş6
- sözlüğün amına kim koydu4
- eski bakan dayımın iktidarda oluşu ve solcu olmam2
- kapalı maraş6
(bkz: egedoruk) işte bu'dur.
saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
* * *
böyle bir dostum var benim.
pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
buluştuk geçenlerde...
bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- n'apıyorsun" diye sordum.
"- seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
i̇yiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- i̇şte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
i̇şte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"bunu da aşacağız!
i̇mza: bir dost
bu kadar ayrıntılı ancak böyle anlatılır diye düşündüm can beyler yazmış.
"nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
kucaklamalı seni güvenli kolları,
dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
en mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...
* * *
böyle bir dostum var benim.
pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
buluştuk geçenlerde...
bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- n'apıyorsun" diye sordum.
"- seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
i̇yiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- i̇şte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."
* * *
i̇şte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"bunu da aşacağız!
i̇mza: bir dost
bu kadar ayrıntılı ancak böyle anlatılır diye düşündüm can beyler yazmış.
bim'de satılan bir süt markasıdır.
üzüldüğünde üzülen sevinçli olduğunda senin adına gerçekten sevineninin zor bulunduğu gerçeğidir.
(bkz: bla bla bla)
the lotus eaterdır.
nedir ki gülüm..
ben senin için yapayalnız kalmayı göze almışım.
falan falan işte.
dost dediğin, adam olacak adam. amına korum olm.
ben senin için yapayalnız kalmayı göze almışım.
falan falan işte.
dost dediğin, adam olacak adam. amına korum olm.
sırtından vurmasın yeter.
cümleyi tamamlamadan anlatmak-anlaşılmaktır.
ne bok yersen ye seni yalnız bırakmayandır.
ne bok yersen ye seni yalnız bırakmayandır.
pc oynarken pas vermiyosun diye küfür etmeyecek.
dost dediğin, gaz çıkarttığın zaman, hiçbir şey yokmuş gibi davranandır.
saf sevgilim dereleri geçtin
susuz mu döndün
dost dediğin arkandan vurdu
kalbura döndün
(bkz: rober hatemo)
susuz mu döndün
dost dediğin arkandan vurdu
kalbura döndün
(bkz: rober hatemo)
ne yapmış olursan ol. seni anlıyorsa en azından anlamaya calışıyorsa iyidir. dost bildiklerimiz simdi nerede ? hepsi yalan oldu , yinede umudumuz var. dostluk ölene kadar sürecek bir olgu. bulmak için beklemeye deger..
(bkz: kubuduk)
(bkz: karr)
dost dilden anlar
gül aşka gelir,
dil dediğim gönüldür
dost dile gelir.
gül aşka gelir,
dil dediğim gönüldür
dost dile gelir.
telefonu açıp çok kötüyüm dediğinde 'ne oldu?' diyen değil , 'nerdesin?' diyendir.
dost dediğin olmayandır..
15 yıl sonra kazık atan şerefsizin tekidir.
güvendir.
kalbini soymuş..
dost, kızamadığındır arkadaş. kızıyorsan, dostun değildir, valla bak.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar