bugün
- sarımsak6
- pizza5
- pizza margarita4
- sözlükte tanıdığınız en iyi kişi11
- pazartesi sabahı erken kalkmak için bir neden2
- domates2
- cin musallat olan kişi nasıl anlaşılır2
- bir erkeğe yapılabilecek en iyi iltifat10
- dünyanın en yakışıklı erkekleri listesi8
- sabahları nefret edilen şeyler9
- kavun2
- kesme mantı2
- sözlük gıybeti12
- kendinizde değiştirmek istediğiniz şeyler7
- nasıl birisiniz8
- hangi tatlısınız10
- fatma betül sayan kaya44
- kapatıcı kullanılmayan gün12
- dokunulmasından hoşlanmadığınız yerleriniz7
- napıyorsunuz8
- hoşlanılan kızın naber lan ezik diye mesaj atması4
- hiç olmayacak bir insana aşık olmak4
- akp seçmeni16
- kız kardeşlerim6
- anın görüntüsü20
- gunluklerim aylik olmus11
- üniversiteye gitme nedeni5
- benim açık oylarım görünüyor mu3
- sarma10
- arkadaşlar naber ya8
- sözlük erkeklerinin kaslı ve damarlı kolları4
- bu saatte uyumayan yazarlar ne yapıyor3
- gece otobüsle yolculuk yapmak3
- ok mesajına cevap veren erkek6
- güney amerika3
- mesajlaşırken btw yazmak9
- sevdiğiniz kişinin sakızını çiğner misiniz5
- müzik2
- ismet birader2
- yaşlı ve bunak sözlük yazarları2
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak18
- tevratta anlatılan ensest ilişki13
- yazarların güncel flört listesi7
- dünya4
- uruguay2
- geceye bir tespit bırak5
- the merich7
- 195 cm geniş omuzlu hayvan gibi herif7
- 5 ekim 20264
- en toksik ilişkilerdeki seksin6
biricik arkadaşını kaybeden yazar.
hani herkesin gırgır şamata takıldığı, hislenip ağladığı, bağırıp çağırdığı kankası yani sevdiği bir dostu vardır ya; beraber içersiniz, beraber gezersiniz, beraber adam dövmeye gidip beraber dayak yersiniz, aynı yumurtanın sarısına beraber bandırır, aynı yatakta beraber yatarsınız ( tamam abarttım ) abarttım ama bu öyle bi dostluk değil işte. bu bambaşka bi dostluk. yalnızlığını alıp götüren, hüznünü keyfe dönüştüren mükemmel bir dostluk.
yalnızken tanıştım onunla, çok dertli bir günümde elimde birayla çayıra oturmuş, bulutlardan anlam çıkartmaya çalışıyordum, bir elimle otları yoluyor, bir elimle isyanıma içiyordum, o gün hayatı ve kendimi sorguluyordum...
yolduğum otlardan çıkan ses ne kadar sinirli olduğumun bir göstergesiydi. sitresimi alıyordu, gevşetiyordu beni. ama yeterli değildi tabi, tüm araziyi kabak gibi yapsam yinede kanayan yaram dinmezdi, öfkem büüyük, derdim yüceydi.
ta ki bir kuyruk görene kadar. ( küçük çalıların arasında, siyah sevimli bir kuyruk, bir sağa bir sola sallanan şirin bi kuyruk )
anlamsız bi şekilde tebessüm ettirdi bana. ' gel kuçu kuçu ' diye çağırdım birden.. tüm tatlılığıyla döndü ve kulaklarını kuyruğunu sallaya sallaya bana doğru koşmaya başladı. o ne şeker o ne tatlı bişeydi öyle. bana oyun yapıyordu. ön ayaklarının üzerine kafasını koyuyor sonra birden zıplayıp etrafında dönüyordu. çimenlerin yapamadığını allahın iti yapmıştı, temizledim elimdeki otları okşadım yavru köpeğin kafasını.
adın ne senin bakim dedim. 'sende mi terkedildin, sende mi yalnızsın. atıldın mı sokağa, kaldın mı tek başına, annen baban yok mu, kafanla okşayacağın kimin kimsen' bir sürü soru sordum ama hiç cevap vermedi, hep ben konuştum o dinledi. galiba o da benim gibi tek tabanca biriydi. kimsesizdi.
ama çok neşeliydi ya, hiçbir şeyde umrunda değildi, siklemiyordu hayatı. kuyruğunu ısırmaya çalışıyor, çılgınlar gibi eğleniyordu. 'işte benim parçam ' diyen apaçi gibi kalktım yerimden aldım bunu elime çevirdim havada. uzun zamandan sonra ilk kez dans ettim biriyle. elimin arasında siyah sevimli bir köpek, gökyüzünde kar gibi bulutlar.. dönüp duruyorduk. ne dert ne keder kalmıştı, içimi huzur kaplamıştı. hemen bir isim düşündüm. beni güldürdüğü için 'soytarı' olsun dedim. ama ı ıhh daha asil daha samimi olmalıydı ' arkadaş ' evet arkadaş geldi aklıma ve arkadaş koydum ismini.
alemci adamız biz öyle yerimizde durmayız ki, hemen akla geleni yaparız. birden arkadaşımı sıkıştırdım koltuğumun altına ve doğruca koştum kasap'a, 3 beş kemik aldıktan sonra döndük yine çayıra. aslında eve götürmek bir ömür boyu arkadaşımla beraber kalmak ondan hiç ayrılmamak istedim, istedim ama malum yalnız adamdım ben. işteyken kim bakardı buna. kim katlanırdı havlamasına.
geldik tekrar çayıra, hava kararana kadar takıldık arkadaşımla, güldük, eğlendik yedik içtik. sıçtık.. evet ' şimdi sıçtık ' . ayrılık vaktiydi çünkü.. becerememki ben ayrılmayı!!
diz çöktüm yolduğum çimenlere, okşadım arkadaşımın kafasını, yinede sallıyordu kuyruğunu, ayrılacağımızı anlamadı. çok tuhaf oldum.. ( la yoksa yanağımdaki ıslaklık gözyaşı mı? lan ben diz çökerek bir köpeğe ağlıyordum. kuyruğunu sallayan bir ite.. 3-5 saatlik bir birlikteliğe) ..
'elveda' dedim yutkunarak. döndüm arkamı, attım adımımı. geride bıraktım onu. kendi hayatıyla başbaşa.. bana yapılan piçliği bende ona yaptım. ama mecburdum, bakamazdım ki, ilgi gösteremezdim ki ona!
lan n'olur gelme peşimden, bırak yakamı, sallama kuyruğunu, siktir git işte it.
hızlandırdım adımlarımı, koşmaya başladım salakça. geriye bakmamak için savaştım kendimle. kıçının üzerine oturmuş, kafasınıda hafifçe sağa doğru çevirmiş öylece anlamsız bir şekilde bakmasına tahammül edemezdim. bu pozu kendime yediremezdim.
tüm gece arkadaşımı düşündüm, beni hayata bağlayan bu sevimli iti. acaba yarın orda olacak mıydı? acaba bana yine oyunlar yapacak mıydı? gülüp eğlenip beni kovalayacak mı?
tüm bu soruların cevabı malesef 'hayır'dı. arkadaşımı kaybettim. o küçük sevimli it artık yok.
derdim var ama o yok.
n'olur gel arkadaşım, bak ben hergün ordayım...
hani herkesin gırgır şamata takıldığı, hislenip ağladığı, bağırıp çağırdığı kankası yani sevdiği bir dostu vardır ya; beraber içersiniz, beraber gezersiniz, beraber adam dövmeye gidip beraber dayak yersiniz, aynı yumurtanın sarısına beraber bandırır, aynı yatakta beraber yatarsınız ( tamam abarttım ) abarttım ama bu öyle bi dostluk değil işte. bu bambaşka bi dostluk. yalnızlığını alıp götüren, hüznünü keyfe dönüştüren mükemmel bir dostluk.
yalnızken tanıştım onunla, çok dertli bir günümde elimde birayla çayıra oturmuş, bulutlardan anlam çıkartmaya çalışıyordum, bir elimle otları yoluyor, bir elimle isyanıma içiyordum, o gün hayatı ve kendimi sorguluyordum...
yolduğum otlardan çıkan ses ne kadar sinirli olduğumun bir göstergesiydi. sitresimi alıyordu, gevşetiyordu beni. ama yeterli değildi tabi, tüm araziyi kabak gibi yapsam yinede kanayan yaram dinmezdi, öfkem büüyük, derdim yüceydi.
ta ki bir kuyruk görene kadar. ( küçük çalıların arasında, siyah sevimli bir kuyruk, bir sağa bir sola sallanan şirin bi kuyruk )
anlamsız bi şekilde tebessüm ettirdi bana. ' gel kuçu kuçu ' diye çağırdım birden.. tüm tatlılığıyla döndü ve kulaklarını kuyruğunu sallaya sallaya bana doğru koşmaya başladı. o ne şeker o ne tatlı bişeydi öyle. bana oyun yapıyordu. ön ayaklarının üzerine kafasını koyuyor sonra birden zıplayıp etrafında dönüyordu. çimenlerin yapamadığını allahın iti yapmıştı, temizledim elimdeki otları okşadım yavru köpeğin kafasını.
adın ne senin bakim dedim. 'sende mi terkedildin, sende mi yalnızsın. atıldın mı sokağa, kaldın mı tek başına, annen baban yok mu, kafanla okşayacağın kimin kimsen' bir sürü soru sordum ama hiç cevap vermedi, hep ben konuştum o dinledi. galiba o da benim gibi tek tabanca biriydi. kimsesizdi.
ama çok neşeliydi ya, hiçbir şeyde umrunda değildi, siklemiyordu hayatı. kuyruğunu ısırmaya çalışıyor, çılgınlar gibi eğleniyordu. 'işte benim parçam ' diyen apaçi gibi kalktım yerimden aldım bunu elime çevirdim havada. uzun zamandan sonra ilk kez dans ettim biriyle. elimin arasında siyah sevimli bir köpek, gökyüzünde kar gibi bulutlar.. dönüp duruyorduk. ne dert ne keder kalmıştı, içimi huzur kaplamıştı. hemen bir isim düşündüm. beni güldürdüğü için 'soytarı' olsun dedim. ama ı ıhh daha asil daha samimi olmalıydı ' arkadaş ' evet arkadaş geldi aklıma ve arkadaş koydum ismini.
alemci adamız biz öyle yerimizde durmayız ki, hemen akla geleni yaparız. birden arkadaşımı sıkıştırdım koltuğumun altına ve doğruca koştum kasap'a, 3 beş kemik aldıktan sonra döndük yine çayıra. aslında eve götürmek bir ömür boyu arkadaşımla beraber kalmak ondan hiç ayrılmamak istedim, istedim ama malum yalnız adamdım ben. işteyken kim bakardı buna. kim katlanırdı havlamasına.
geldik tekrar çayıra, hava kararana kadar takıldık arkadaşımla, güldük, eğlendik yedik içtik. sıçtık.. evet ' şimdi sıçtık ' . ayrılık vaktiydi çünkü.. becerememki ben ayrılmayı!!
diz çöktüm yolduğum çimenlere, okşadım arkadaşımın kafasını, yinede sallıyordu kuyruğunu, ayrılacağımızı anlamadı. çok tuhaf oldum.. ( la yoksa yanağımdaki ıslaklık gözyaşı mı? lan ben diz çökerek bir köpeğe ağlıyordum. kuyruğunu sallayan bir ite.. 3-5 saatlik bir birlikteliğe) ..
'elveda' dedim yutkunarak. döndüm arkamı, attım adımımı. geride bıraktım onu. kendi hayatıyla başbaşa.. bana yapılan piçliği bende ona yaptım. ama mecburdum, bakamazdım ki, ilgi gösteremezdim ki ona!
lan n'olur gelme peşimden, bırak yakamı, sallama kuyruğunu, siktir git işte it.
hızlandırdım adımlarımı, koşmaya başladım salakça. geriye bakmamak için savaştım kendimle. kıçının üzerine oturmuş, kafasınıda hafifçe sağa doğru çevirmiş öylece anlamsız bir şekilde bakmasına tahammül edemezdim. bu pozu kendime yediremezdim.
tüm gece arkadaşımı düşündüm, beni hayata bağlayan bu sevimli iti. acaba yarın orda olacak mıydı? acaba bana yine oyunlar yapacak mıydı? gülüp eğlenip beni kovalayacak mı?
tüm bu soruların cevabı malesef 'hayır'dı. arkadaşımı kaybettim. o küçük sevimli it artık yok.
derdim var ama o yok.
n'olur gel arkadaşım, bak ben hergün ordayım...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar